The Mentalist — 6. Sezon Bölüm 22
Kelimeler ve anlamları
503 kelime
Seviye
gizlice takip etmek
Sahnedebirini gizlice veya takıntılı bir şekilde takip etmek
He began to stalk her
Onu gizlice takip etmeye başladı
takip etmek
Sahnedebirini gizlice izlemek
He stalked his target through the park
Hedefini park boyunca gizlice takip etti
sap
bir bitkinin ana gövdesi
The celery stalk is green
Kereviz sapı yeşildir
dolaştırmak
Sahnedebir şeyi karmaşık ve düzensiz bir hale getirmek
The cat twisted up the yarn
Kedi yumağı dolaştırdı
çocuk
Sahnedeküçük yaşta olan kimse
Look at those happy kiddies
Şu mutlu çocuklara bak
çocuklar için
çocuklar için yapılmış veya uygun olan
They have a kiddie pool in the garden
Bahçede çocuklar için bir havuz var
şüphelenmek
Sahnedebirinin suçlu olduğunu veya bir şeyin yanlış olduğunu düşünmek
The police suspect him of the crime
Polis ondan şüpheleniyor
şüpheli
Sahnedesuç işlediğinden şüphelenilen kimse
The police caught the suspect
Polis şüpheliyi yakaladı
şüpheli
kötü veya dürüst olmadığı düşünülen
That behavior looks very suspect
Bu davranış çok şüpheli görünüyor
şüpheli
bir suça karıştığı düşünülen kimse
The police questioned the suspect
Polis şüpheliyi sorguladı
her kim
Sahnedekim olursa olsun o kişi
Whoever knows the answer should raise their hand
Cevabı bilen her kimse elini kaldırmalı
her kim
kim olduğu fark etmeksizin herhangi bir kişi
Whoever arrives first wins
İlk gelen her kimse kazanır
suç atmak
Sahnedebirine suç veya sorumluluk yüklemek
They tried to pin the theft on him
Hırsızlığı onun üzerine atmaya çalıştılar
şifre
bir şeye erişmek için kullanılan gizli numara
Enter your pin
Şifrenizi girin
iğne
sivri uçlu kısa ve ince metal parça
She dropped a pin on the floor
Yere bir iğne düşürdü
iğnelemek
bir şeyi iğne kullanarak bir yüzeye sabitlemek
Please pin this paper to the wall
Lütfen bu kağıdı duvara iğneleyin
zor
Sahnedekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sıkı
çok çaba veya enerji ile
He works hard every day
O her gün sıkı çalışıyor
genellikle
Sahnedeçoğu durumda
I usually wake up at 7 am
Genellikle sabah 7'de uyanırım
inç
Sahnede2.54 santimetreye eşit uzunluk birimi
That screen is ten inches wide
O ekran on inç genişliğinde
yavaşça ilerlemek
çok yavaş ve kademeli olarak hareket etmek
The car began to inch forward
Araba yavaşça ilerlemeye başladı
inç
bir fitin on ikide birine eşit olan uzunluk birimi
The screen is ten inches wide
Ekran on inç genişliğinde
avukat
Sahnedehukuki konularda müvekkillerini temsil eden kişi
He is a good lawyer
O iyi bir avukattır
avukatlık yapmak
biri için avukat olarak hareket etmek
He will lawyer the case
Davaya avukatlık yapacak
avukat
insanlara hukuki tavsiye veren ve onları mahkemede temsil eden kişi
The lawyer defended his client in court
Avukat müvekkilini mahkemede savundu
sandık
Sahnedeeşyaları saklamak için kullanılan kapaklı büyük ve sağlam kutu
She kept her old clothes in the trunk
Eski kıyafetlerini sandıkta sakladı
deniz şortu
yüzmek için giyilen şort
He is wearing blue trunks
O mavi deniz şortu giyiyor
ağaç gövdesi
bir ağacın kalın ana gövdesi
The tree has a thick trunk
Ağacın kalın bir gövdesi var
hortum
filin uzun ve esnek burnu
The elephant drinks with its trunk
Fil hortumuyla su içer
ağ
Sahnedeörümceğin ipliklerinden yaptığı ince bir yapı
The spider caught a fly in its web
Örümcek ağında bir sinek yakaladı
internet
tarayıcılar aracılığıyla erişilebilen küresel bilgisayar ağı
I found the information on the web
Bilgiyi internette buldum
örümcek ağı
örümceklerin böcekleri yakalamak için yaptığı yapışkan ağ
The spider is spinning a web
Örümcek ağ örüyor
uçak
Sahnedekanatları olan uçan bir taşıt
The airplane is big
Uçak büyük
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
Sahnedebir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
süit
Sahnedebir otelde birbirine bağlı oda takımı
We stayed in a luxury suite
Lüks bir süitte kaldık
süit
birbiriyle bağlantılı odalar grubu
We booked a honeymoon suite at the hotel
Otelde bir balayı süiti tuttuk
takım
birbiriyle ilişkili ve bir arada bulunan şeyler grubu
They installed a new software suite
Yeni yazılım takımını yüklediler
süit
birbirine bağlı odalar grubu
They booked a luxury suite at the hotel
Otelde lüks bir süit tuttular
viski
Sahnedetahıldan yapılan sert bir alkollü içki
He drinks whiskey
O viski içer
viski
Sahnedetahıldan yapılan sert bir alkollü içecek
He ordered a glass of whiskey
Bir bardak viski sipariş etti
ünlü müzik kulübü
Los Angeles'ta bulunan popüler bir canlı müzik mekanı
Many famous bands played at the Whiskey
Birçok ünlü grup Whiskey'de çaldı
kolay
Sahnedeyapılması veya anlaşılması zor olmayan
This math test was easy
Bu matematik sınavı kolaydı
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
rahat
endişeli olmayan ve sakin
She has an easy personality
O rahat bir kişiliğe sahip
kolay
yapılması zor olmayan
This math problem is easy
Bu matematik problemi kolay
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
bir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
tuhaf
Sahnedealışılmadık veya garip
This is a weird smell
Bu tuhaf bir koku
garip
Sahnedenormal veya alışılmış olmayan
He had a weird dream last night
Dün gece garip bir rüya gördü
garip hissettirmek
birine kendini garip veya rahatsız hissettirmek
He weirded me out
Beni garip hissettirdi
garip hissettirmek
birini tuhaf veya tedirgin hissettirmek
His comment really weirded me out
Yorumu beni gerçekten garip hissettirdi
rehberlik
Sahnedebirine verilen yardım veya yönlendirme
I need some guidance on this project
Bu proje hakkında biraz rehberliğe ihtiyacım var
yönlendirme
hareket eden bir nesnenin yönünü kontrol etme süreci
The rocket uses a guidance system
Roket bir yönlendirme sistemi kullanıyor
randevu
Sahnedeönceden kararlaştırılmış görüşme veya buluşma
I have an appointment with the doctor
Doktorla bir randevum var
randevu
önceden belirlenmiş bir buluşma veya ziyaret
I have a doctor's appointment
Doktor randevum var
randevu
belirli bir zamanda birisiyle buluşma planı
I have a doctor's appointment tomorrow
Yarın doktor randevum var
posta
Sahnedegönderilen veya alınan mektup ve paketler
I received a lot of mail today
Bugün çok posta aldım
gazete
güncel haberlerin yer aldığı süreli yayın
I read the mail every morning
Her sabah gazeteyi okurum
posta
sistem aracılığıyla gönderilen mektup veya paketler
Did you check the mail today
Bugün postaya baktın mı
zekasıyla alt etmek
Sahnededaha zeki davranarak birini yenmek
She managed to outwit her opponent in the chess game
Satranç oyununda rakibini zekasıyla alt etmeyi başardı
akşam yemeği
Sahnedegünün ana öğünü, genellikle akşam yenir
What's for dinner?
Akşam yemeğinde ne var?
akşam yemeği
Sahnedegünün genellikle akşam saatlerinde yenen ana öğünü
We are having chicken for dinner
Akşam yemeğinde tavuk yiyoruz
akşam yemeği
günün genellikle akşam yenen ana öğünü
We are having dinner at seven
Akşam yemeğini saat yedide yiyoruz
boğulmak
Sahnedesu altında nefes alamadığı için ölmek
The sailor drowned in the ocean
Denizci okyanusta boğuldu
boğulmuş
suyun akciğerlere dolmasıyla ölmüş olan
The drowned body was found in the lake
Boğulmuş ceset gölde bulundu
boğuldu
suyun içinde nefes alamayarak hayatını kaybetmek
The man drowned in the river
Adam nehirde boğuldu
meslektaş
Sahnedebirlikte çalışılan kişi
He is my colleague
O benim meslektaşım
varsaymak
Sahnedekanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I assume you are tired
Yorgun olduğunu varsayıyorum
üstlenmek
bir görev veya sorumluluğu üzerine almak
He assumed the role of manager
Yönetici rolünü üstlendi
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
vinyasa
Sahnedeakıcı bir şekilde yapılan yoga hareketleri dizisi
I practiced vinyasa this morning
Bu sabah vinyasa yaptım
rapor istemek
Sahnedebir olay hakkında detaylı bilgi talep etmek
They need to debrief the staff about the incident
Personelden olay hakkında detaylı rapor istemeleri gerekiyor
bilgi almak
görev sonrasında birinden bilgi istemek
The captain will debrief the team after the flight
Kaptan uçuştan sonra ekipten bilgi alacak
değerlendirme toplantısı
tamamlanmış bir iş sonrası yapılan görüşme
We had a short debrief after the meeting
Toplantıdan sonra kısa bir değerlendirme toplantısı yaptık
özetle
Sahnedebir şeyin temel anlamı veya ulaşılmak istenen sonuç
The in effect meaning of his speech was a warning
Konuşmasının özeti bir uyarı niteliğindeydi
aslında
gerçekte veya uygulamada
In effect they have already won the game
Aslında oyunu zaten kazandılar
çağrı işareti
Sahnedetelsiz kullanıcısını tanımlamak için kullanılan özel isim
What is your call sign
Senin çağrı işaretin nedir
uğraşmak
Sahnedebir görevi yaparken meşgul olmak
I am working on my homework
Ödevimle uğraşıyorum
etkilemek
birinin üzerinde etkili olmak
The medicine is starting to work on him
İlaç onun üzerinde etkisini göstermeye başladı
bir görevde bulunmak
bir işte çalışmak
She works on the council
O konseyde çalışıyor
üzerinde durmak
bir sorunu çözmeye veya halletmeye çalışmak
I need to work on this problem
Bu problem üzerinde durmam gerekiyor
uğraşmak
bir şey için zaman ve çaba harcamak
She is working on her painting
O resim üzerinde uğraşıyor
çalışmak
bir işi ücret karşılığı veya görev olarak yapmak
I work on a big project
Büyük bir projede çalışıyorum
emek vermek
bir işi yapmak için zaman ve çaba harcamak
She works on her painting daily
O her gün resmine emek veriyor
çözmeye çalışmak
bir problem üzerine düşünmeye başlamak
We are working on the problem
Problem üzerinde çalışıyoruz
geliştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmeye çalışmak
He works on his English skills
İngilizce becerilerini geliştiriyor
uğraş göstermek
bir şeyi yapmaya veya çözmeye çabalamak
They work on a new strategy
Yeni bir strateji üzerinde uğraş gösteriyorlar
meşgul olmak
bir görev veya faaliyetle vakit geçirmek
She is working on her report
Raporuyla meşgul oluyor
dahil olmak
bir faaliyetle ilgilenmek
He works on a charity project
Bir yardım projesine dahil oluyor
tamir etmek
bir şeyi onarmaya veya iyileştirmeye çalışmak
They work on the broken car
Bozulan arabayı tamir etmeye çalışıyorlar
odaklanmak
bir işe zaman ve çaba ayırmak
I work on my writing tasks
Yazma görevlerime odaklanıyorum
ele almak
bir şeyi yapmaya veya halletmeye çalışmak
We work on the difficult issue
Zor konuyu ele alıyoruz
iyileştirmek
bir şeyi daha iyi bir duruma getirmek
He works on his performance
Performansını iyileştirmeye çalışıyor
onarmak
bir şeyi düzeltmek veya geliştirmek için çabalamak
I work on the leaky pipe
Sızdıran boruyu onarmaya çalışıyorum
çabalamak
bir şeyi yapmak veya geliştirmek için gayret etmek
She works on her fitness
Formunu korumaya çabalıyor
güzelleştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmek için uğraşmak
They work on their garden
Bahçelerini güzelleştirmek için uğraşıyorlar
çözüm aramak
bir soruna yanıt bulmaya çalışmak
We work on the puzzle
Yapboza çözüm arıyoruz
uğraşmak
bir şeyi geliştirmek için çaba harcayarak vakit geçirmek
I am working on my English skills
İngilizce becerilerim üzerinde uğraşıyorum
yemin etmek
Sahnedeciddi bir söz vermek veya beyanda bulunmak
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
yemin etmek
çok ciddi bir şekilde söz vermek
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
söz vermek
bir şeyi yapacağına dair ciddi şekilde söz vermek
I swear to finish this work on time
Bu işi zamanında bitireceğime söz veriyorum
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
hiç
geçmişte bir noktadan bugüne kadar olan zaman
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
birisi
Sahnedebilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
biri
bilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
mesaj
Sahnedebirine gönderilen bilgi veya ileti
I sent you a message
Sana bir mesaj gönderdim
mesaj atmak
birine bilgi iletmek
I will message him later
Ona daha sonra mesaj atacağım
mesaj
birine iletilen haber veya bilgi
She left a message for you
Sana bir mesaj bıraktı
kısa mesaj
telefona yazılı olarak gönderilen metin
He sent a message by phone
Telefondan bir mesaj gönderdi
mesaj
birine iletilen yazılı içerik
I received a short message
Kısa bir mesaj aldım
not
birine gönderilen yazılı bilgilendirme
Please leave a message
Lütfen bir not bırakın
bakmak
Sahnedebirinin veya bir şeyin iyi olduğundan emin olmak
I check on my plants every day
Her gün bitkilerime bakarım
kontrol etmek
birinin veya bir şeyin iyi olup olmadığını görmek için bakmak
I will check on the baby
Bebeği kontrol edeceğim
kontrol etmek
birinin iyi olup olmadığını anlamak için ziyaret etmek
I will check on the baby
Bebeği kontrol edeceğim
kontrol etmek
birinin iyi olup olmadığını anlamak için ona bakmak
I will check on the baby
Bebeği kontrol edeceğim
gözlemek
bir şeyin durumunu anlamak için onu incelemek
I check on the progress of the project
Projenin ilerleyişini gözlüyorum
almak
Sahnedebir şeyi teslim almak veya kabul etmek
I received a letter
Bir mektup aldım
daha mutlu
Sahnededaha fazla mutluluk hisseden veya bunu gösteren
I am happier now
Şimdi daha mutluyum
adres
Sahnedebirinin yaşadığı veya çalıştığı yer
What is your home address
Ev adresin nedir
ele almak
bir sorunu veya soruyu düşünmek ve çözmeye başlamak
We need to address the issue
Bu sorunu ele almamız gerekiyor
hitap etmek
birine konuşmak veya bir şeyi birine göndermek
He addressed the crowd
Kalabalığa hitap etti
konuşma
bir dinleyici kitlesine yapılan resmi konuşma
The president gave an address
Başkan bir konuşma yaptı
en sevilen
Sahnedediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favorite color
Mavi benim en sevdiğim renktir
favori
en çok tercih edilen
This is my favorite song
Bu benim favori şarkım
taciz
Sahnedebirini rahatsız eden veya üzen davranış
The company prohibits harassment
Şirket tacizi yasaklıyor
taciz
genellikle cinsel veya rahatsız edici nitelikte saldırgan baskı veya sindirme
She reported the harassment to her boss
Tacizi patronuna bildirdi
kaba
Sahnedenazik olmayan
He was very rude to the waiter
Garsona karşı çok kabaydı
anlamına gelmek
Sahnedebir şeyi temsil etmek veya ifade etmek
What does this symbol stand for
Bu sembol ne anlama geliyor
tahammül etmek
bir şeye katlanmak veya izin vermek
I will not stand for this behavior
Bu davranışa tahammül etmeyeceğim
aday olmak
bir seçimde adaylığını koymak
She will stand for mayor
Belediye başkanlığına aday olacak
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
başlamak
bir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
fırsat bulmak
bir şey yapma şansı yakalamak
I get to travel for work
İş için seyahat etme fırsatı buluyorum
şans elde etmek
bir şey yapmak için imkanın olması
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma şansı elde ediyorsun
izinli olmak
bir şeyi yapma yetkisine sahip olmak
I get to leave early today
Bugün erken çıkma iznim var
başarmak
bir şeyi yapma imkanı bulmak
We finally get to see the show
Sonunda gösteriyi izlemeyi başardık
zorunda olmak
bir şeyi yapmak durumunda kalmak
I have to get to the airport
Havaalanına gitmek zorundayım
ulaşmak
bir şeyle bağlantı kurabilmek
You can get to the main road from here
Buradan ana yola ulaşabilirsin
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
zorunda olmak
bir şeyi yapmaya mecbur kalmak
I get to clean my room today
Bugün odamı temizlemek zorundayım
fırsat bulmak
bir şeyi yapmaya izinli olmak
You get to stay up late tonight
Bu gece geç saate kadar ayakta kalmaya iznin var
fırsat yakalamak
bir şeyi yapma şansına sahip olmak
I get to meet the director tomorrow
Yarın yönetmenle tanışma fırsatım olacak
ilişkili olmak
bir şeyle bağlantı kurmak
Does this rule get to our project
Bu kural projemizle ilişkili mi
beş yıllık
beş yıl süren
It is a five year plan
Bu beş yıllık bir plan
beş yıllık
beş yıl süren
This is a five-year project
Bu beş yıllık bir proje
zor durum
Sahnedezor veya karışık bir durum
I am in a pickle
Zor bir durumdayım
turşu
Sahnedesirkeli veya tuzlu suda bekletilerek hazırlanan yiyecek
I ate a pickle with my lunch
Öğle yemeğimde turşu yedim
turşu kurmak
yiyeceği sirke veya tuzlu suda saklamak
I like to pickle vegetables
Sebzelerin turşusunu kurmayı severim
su kenarı
Sahnedenehir göl veya deniz kıyısındaki toprak parçası
We had a picnic by the waterside
Su kenarında piknik yaptık
gitmek
Sahnedebir yerden ayrılmak
You should go away now
Şimdi gitmelisin
yok olmak
mevcut olmamak veya ortadan kalkmak
The pain will go away soon
Ağrı yakında geçecek
tatile gitmek
kısa bir tatil için başka bir yere seyahat etmek
We will go away for the weekend
Hafta sonu için tatile gideceğiz
gitmek
bir yerden başka bir yere ayrılmak
Please go away now
Lütfen şimdi git
olay
Sahnedeönemli veya ilgi çekici bir olay veya durum
The whole affair was a disaster
Tüm bu olay bir felaketti
gizli ilişki
Sahnedeiki kişi arasındaki gizli romantik ilişki
They had an affair
Onların gizli bir ilişkisi vardı
mesele
kişisel veya özel bir konu
This is a private affair
Bu özel bir mesele
açık
Sahnedegörülmesi veya anlaşılması kolay
The answer is obvious
Cevap açık
kaygan
Sahnedeçok pürüzsüz ve parlak olan yüzey
The road was slick after the rain
Yağmurdan sonra yol kaygandı
kurnaz
hileli bir şekilde zeki
He is a slick salesman
O kurnaz bir satıcı
kaygan
pürüzsüz ve tutması zor
The road is slick with rain
Yol yağmur nedeniyle kaygan
tutmak
Sahnedeelinde veya kollarında bir şeyi bulundurmak
She held the baby in her arms
Bebeği kollarında tuttu
düzenlemek
bir etkinlik organize etmek
They held a meeting last week
Geçen hafta bir toplantı düzenlediler
alıkonulmak
polis veya yetkililer tarafından bir yerde tutulmak
The suspect was held by police
Şüpheli polis tarafından alıkonuldu
kin beslemek
birine karşı geçmişte yapılan bir şeyden dolayı kötü duygular hissetmek
He held a grudge against his boss
Patronuna karşı kin besledi
alıkoymak
birini bir yerde tutarak gitmesini engellemek
The police held the suspect for questioning
Polis şüpheliyi sorgulamak için alıkoydu
aramak
Sahnedetelefonla iletişime geçmek
Please call me tomorrow
Lütfen beni yarın ara
karar
bir konuda karar verme sorumluluğu
It was a tough call
Zor bir karardı
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They call him the boss
Ona patron diyorlar
çağırmak
bir şeyi istemek veya davet etmek
I will call a taxi
Bir taksi çağıracağım
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
yaşasın
Sahnedesevinçten bağırma
Hurrah! We won the game
Yaşasın! Maçı kazandık
boşa harcamak
Sahnedebir şeyi faydasız veya gereksiz yere kullanmak
Stop wasting your time
Zamanını boşa harcamayı bırak
kaçmak
Sahnedebir yerden kaçmak veya ayrılmak
The thief managed to get away
Hırsız kaçmayı başardı
uzaklaşmak
bir yerden veya kişiden ayrılmak
I need to get away from the noise
Gürültüden uzaklaşmam gerekiyor
uzaklaşmak
tatil veya ortam değişikliği için başka bir yere gitmek
I need to get away for a few days
Birkaç günlüğüne uzaklaşmaya ihtiyacım var
kaçmak
bir yerden veya durumdan kurtulup uzaklaşmak
The thief managed to get away
Hırsız kaçmayı başardı
kopya
Sahnedebaşka bir şeyin aynısı olarak yapılan şey
I made a copy of the document
Belgenin bir kopyasını çıkardım
anlaşıldı
bir radyo mesajını almak ve anlamak
Copy that, loud and clear
Anlaşıldı, yüksek ve net
taklit etmek
bir başkasının yaptığı bir şeyi aynı şekilde yapmak
She tries to copy her sister
Kız kardeşini taklit etmeye çalışıyor
metin
basılacak veya yayınlanacak yazılı içerik
Please proofread the advertising copy
Lütfen reklam metnini düzeltin
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
Sahnedegerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
çalışmak
Sahnedebir konu hakkında bilgi edinmek için zaman harcamak
I study English every day
Her gün İngilizce çalışırım
çalışma odası
okuma yazma veya çalışma için kullanılan oda
He is in his study
O çalışma odasında
hızlı öğrenen
bir şeyi çabuk kavrayan kimse
She is a fast study
O hızlı öğrenen biridir
araştırma
bir konunun detaylı incelenmesi
They conducted a study on the new medicine
Yeni ilaç üzerine bir araştırma yaptılar
bir şekilde
Sahnedenasıl olduğu bilinmeyen bir şekilde
I will finish it somehow
Onu bir şekilde bitireceğim
yine de
Sahnedebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
yine de
bir cümlede karşıt bir fikir belirtmek için kullanılır
It is a bit expensive though
Yine de biraz pahalı
birazdan
Sahnedekısa bir süre içinde
The meeting will begin momentarily
Toplantı birazdan başlayacak
kısa bir süreliğine
çok kısa bir süre için
He paused momentarily
Kısa bir süreliğine durakladı
hızlıca
Sahnedehızlı bir şekilde veya gecikmeden
He ran quickly to the bus
Otobüse hızlıca koştu
yaptı
Sahnedebir şeye sebep olmak
He made me laugh
Beni güldürdü
kurtarmış
çok iyi veya rahat bir durumda olmak
You have got it made with this job
Bu işle hayatını kurtardın
zorlamak
birini bir şey yapmaya mecbur bırakmak
He made me wait outside
Beni dışarıda beklemeye zorladı
kazanmak
çalışarak para elde etmek
He made a lot of money last year
O geçen yıl çok para kazandı
yapılmış
bir şeyi oluşturmak veya meydana getirmek
She made a cake for the party
O parti için bir kek yaptı
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
söylenti
Sahnededoğru olmayabilecek bir hikaye
I heard a rumor about him
Onun hakkında bir söylenti duydum
söylenti
doğruluğu kanıtlanmamış yayılan bilgi
I heard a rumor about the new project
Yeni proje hakkında bir söylenti duydum
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
He is seeking a new job
Yeni bir iş arıyor
aramak
bir şeyi bulmak için çaba sarf etmek
They seek a solution
Bir çözüm arıyorlar
aramak
birini veya bir şeyi bulmaya çalışmak
He is seeking his lost cat
Kaybolan kedisini arıyor
elde etmeye çalışmak
bir şeyi başarmak için çabalamak
She seeks a better future
Daha iyi bir gelecek elde etmeye çalışıyor
pislik
Sahnedesevmediğin bir kişi için kullanılan kaba veya kırıcı bir ifade
He acted like a complete bastard
Tam bir pislik gibi davrandı
insafsız
çok kaba veya nazik olmayan bir kişi
Stop being such a bastard
Bu kadar insafsız olmayı bırak
çalışkan kişi
çok sıkı ve yorulmadan çalışan kimse
He is a hard working bastard
O çok çalışkan biridir
evlilik dışı çocuk
evli olmayan ebeveynlerden dünyaya gelen çocuk
The child was born a bastard
Çocuk evlilik dışı doğmuştu
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan
I will definitely come
Kesinlikle geleceğim
gelişme
Sahnedeyeni ve ilginç bir olay
There is a new development in the case
Davada yeni bir gelişme oldu
gelişim
büyüme veya iyileşme süreci
The city has seen rapid development
Şehir hızlı bir gelişim gösterdi
inşaat projesi
bir arazi üzerine yeni binalar veya dükkanlar inşa etme süreci
They are building a new housing development
Yeni bir konut projesi inşa ediyorlar
gelişme
büyüme veya iyileşme süreci
The country is showing economic development
Ülke ekonomik gelişme gösteriyor
korkular
Sahnedekorku duyguları
She overcame her fears
Korkularını yendi
korkular
bir şeyden korkma duygusu
She spoke about her biggest fears
En büyük korkularından bahsetti
kıskanmak
Sahnedebirinin sahip olduğu bir şeyi istediği için mutsuz hissetmek
I am green with envy at his luck
Onun şansını kıskanıyorum
hasetinden çatlamak
birinin sahip olduğu bir şeyi istediği için aşırı mutsuz hissetmek
She turned green with envy at his success
Başarısını gördüğünde hasetinden çatladı
ev arkadaşı
Sahnedeaynı evi paylaştığınız kişi
My housemate cooks dinner every night
Ev arkadaşım her akşam yemek pişirir
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
suçlu
Sahnedebir hata veya suç işlemekten sorumlu olan
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için kendini suçlu hissetti
suçlu
bir suç işlemiş olan veya kendini suçlu hisseden
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için kendini suçlu hissetti
suçluluk duyan
bir şeyi yanlış yaptığı için kötü hissetme
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için suçluluk duydu
suçlu
yasalara veya ahlaki kurallara aykırı bir şey yapmış olma
The jury found him guilty
Jüri onu suçlu buldu
akla gelen başa gelir
Sahnedebahsi geçen kişinin tam o anda ortaya çıkması
Speak of the devil here comes John
Akla gelen başa gelir işte John geliyor
bahsetmek
Sahnedebir şeyden kısaca söz etmek
He didn't mention the price
Fiyattan bahsetmedi
değinmek
bir konuya kısaca değinmek
Please mention your experience in the letter
Lütfen mektupta deneyiminizden değinin
bahsetmek
birinden veya bir şeyden söz etmek
He mentioned the book to me
Kitaptan bana bahsetti