The Mentalist — 7. Sezon Bölüm 7
Kelimeler ve anlamları
520 kelime
Seviye
hata
Sahnedebir sorun veya yanlışlık için sorumluluk durumu
It was my fault that we were late
Geç kalmamız benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur
bir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
kusur bulmak
birinin bir şeyi yanlış yaptığını söylemek
It is hard to fault his work
Onun işinde kusur bulmak zor
sıkıcı
Sahnedeilgi çekici veya heyecan verici olmayan
This movie is boring
Bu film sıkıcı
sınır
Sahnedeizin verilen en yüksek miktar veya en uzak nokta
There is a speed limit here
Burada bir hız sınırı var
sınırlamak
bir şeyi belirli bir miktarın altında tutmak
You should limit your sugar intake
Şeker tüketiminizi sınırlamalısınız
sınır
izin verilen en yüksek miktar veya seviye
There is a limit to how many people can enter
İçeri girebilecek insan sayısının bir sınırı var
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
ilginç
Sahnedemerak uyandıran
The book is very interesting
Kitap çok ilginç
ilgi çekici
bir şeyi merak etme veya öğrenme isteği uyandıran
This book is very interesting
Bu kitap çok ilgi çekici
ilgi çekici
merak veya dikkat uyandıran
This is an interesting story
Bu ilgi çekici bir hikaye
bir inç uzunluğunda
Sahnedeyaklaşık iki buçuk santimetre uzunluğunda olan
The insect is inch-long
Böcek bir inç uzunluğunda
ciddi
Sahnededikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ciddi
Sahnedeşaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ciddi
zarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
ciddi
miktarı veya derecesi yüksek olan
It is a serious problem
Bu ciddi bir problem
motivasyon
Sahnedebir şeyi yapmak için duyulan istek veya sebep
She has a lot of motivation
Onun çok motivasyonu var
avukat
Sahnedehukuksal konularda müvekkillerini temsil eden kişi
He is a successful attorney
O başarılı bir avukat
hırpalanmış
Sahnedesürekli ve sert darbeler sonucu zarar görmüş
She repaired the battered suitcase
Hırpalanmış bavulu tamir etti
yanlış
Sahnedeahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yetkili
Sahnedekontrolü elinde bulunduran kişi
Who is in charge here
Burada yetkili kim
sorumlu
Sahnedebir işin denetimini veya yönetimini elinde bulunduran kişi
She is in charge of the department
Departmandan o sorumlu
futbol
Sahnedeiki takım arasında topla oynanan oyun
I like playing football
Futbol oynamayı severim
futbol topu
futbol sporunda kullanılan top
He kicked the football
Futbol topuna vurdu
nükleer çanta
nükleer fırlatma kodlarını içeren taşınabilir çanta
The president carries the nuclear football
Başkan nükleer çantayı taşıyor
üniversite
Sahnedeliseden sonra öğrencilerin eğitim gördüğü yer
She is studying at college
O üniversitede okuyor
konuşkan
Sahnedeçok konuşmayı seven
My sister is very chatty
Kız kardeşim çok konuşkandır
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
kazanmak
Sahnedebir yarışmada veya müsabakada birinci olmak
She wants to win the race
O yarışı kazanmak istiyor
yakışmak
birinin üzerinde iyi durmak
That jacket wins on you
O ceket sana çok yakışıyor
elde etmek
çaba göstererek bir şeyi hak etmek
She worked hard to win his respect
Saygısını elde etmek için çok çalıştı
Kafkas
SahnedeAvrupa kökenli kişi
He is Caucasian
O, Kafkas kökenlidir
beyaz tenli
açık ten rengine sahip kişi
She is a Caucasian woman
O, beyaz tenli bir kadındır
beyaz ırktan
Avrupa kökenli olan kimse
He has Caucasian features
Onun beyaz ırka özgü yüz hatları var
içecek
Sahnedeiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
Sahnedesıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
devam etmek
bir şeyi yapmayı sürdürmek
Please go on with your work
Lütfen işine devam et
olup bitmek
bir durumda meydana gelen olaylar
I do not know what is going on with this project
Bu projeyle ilgili neler olup bittiğini bilmiyorum
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
büyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
vaftiz töreni
Sahnedebebeğe isim verildiği dini tören
They are planning a big party for the baby's christening
Bebeğin vaftiz töreni için büyük bir parti planlıyorlar
vaftiz töreni
bir bebeğe isim verilen dini tören
The baby wore a white dress for her christening
Bebek vaftiz töreni için beyaz bir elbise giydi
soruşturma
Sahnedegerçekleri veya bilgileri ortaya çıkarmak için yapılan dikkatli çalışma
The police started an investigation
Polis bir soruşturma başlattı
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret etmek
birinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
kapmak
Sahnedehızlı bir hareketle bir şeyi almak
She grabbed her keys and left
Anahtarlarını kaptı ve gitti
kapmak
bir şeyi elinle hızla almak
She reached out to grab the bag
Çantayı kapmak için uzandı
çevrelemek
bir şeyi her taraftan sarmak
The walls grab the garden
Duvarlar bahçeyi çevreliyor
intikam
Sahnedeyapılan bir kötülüğe karşılık olarak zarar vermek
He took revenge on his enemy
Düşmanından intikam aldı
intikam
size zarar veren birine karşılık verme eylemi
He wanted revenge for the joke
Şaka için intikam almak istedi
öç
yapılan bir haksızlık için birini cezalandırma eylemi
She sought vengeance for her friend
Arkadaşı için öç almak istedi
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
çizik
Sahnedeyüzeyde oluşan küçük iz veya yarık
There is a scratch on my car
Arabamda bir çizik var
para
nakit para
He needs some scratch to buy a new car
Yeni bir araba almak için biraz paraya ihtiyacı var
çok yetenekli
bir spor dalında çok yüksek beceri seviyesine sahip
He is a scratch golfer
O çok yetenekli bir golfçü
başlangıç
bir işin veya olayın başladığı ilk nokta
We started the project from scratch
Projeye sıfırdan başladık
varlık
Sahnedebir yerde bulunma durumu
I felt his presence in the room
Odanın içinde onun varlığını hissettim
varlık
birinin veya bir şeyin yakınında olma durumu
His presence calmed me down
Onun varlığı beni sakinleştirdi
varlık
internet ortamında görünür olma durumu
She has a strong online presence
Onun güçlü bir çevrimiçi varlığı var
dakika
Sahnedealtmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
kumar
Sahnedepara kazanmak için şans oyunları oynamak
Gambling can be very addictive
Kumar çok bağımlılık yapıcı olabilir
kumar
Sahnedepara kazanmak için şans oyunları oynamak
Gambling is risky
Kumar oynamak risklidir
üretici
Sahnedeürünleri fabrikada üreten şirket
The manufacturer recalled the defective cars
Üretici kusurlu arabaları geri çağırdı
imalatçı
mal üreten kişi veya firma
He is a manufacturer of leather shoes
O deri ayakkabı imalatçısıdır
beklemek
Sahnedekısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
Sahnedebir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
hile yapmak
Sahnedeavantaj sağlamak amacıyla dürüst olmayan bir şekilde davranmak
Do not cheat on the exam
Sınavda hile yapma
kurtulmak
Sahnedekötü bir durumdan kaçınmak
He managed to cheat death
Ölümden kurtulmayı başardı
hileci
avantaj elde etmek için dürüst olmayan davranışlarda bulunan kimse
He is a known cheat
O bilinen bir hilecidir
aldatmak
ilişki içindeyken başkasıyla gizli romantik veya cinsel ilişki kurmak
He cheated on his wife
O karısını aldattı
hile yapmak
bir konuda dürüst olmayan davranmak
Do not cheat on the exam
Sınavda hile yapma
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
Sahnedeşimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
iyi
Sahnedenazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
örümcek
Sahnedeağ ören sekiz bacaklı küçük canlı
The spider made a web
Örümcek bir ağ ördü
örümcek
sekiz bacaklı ve ağ ören küçük bir hayvan
There is a spider in the corner
Köşede bir örümcek var
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
tuvalet
Sahnedetuvalet ve lavabosu olan oda
Where is the bathroom?
Tuvalet nerede?
banyo
tuvalet ve lavabosu olan oda
The bathroom is upstairs
Banyo üst katta
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan
I will definitely come
Kesinlikle geleceğim
boğmak
Sahnedebirinin boynunu nefes alamayacak şekilde sıkmak
The attacker tried to strangle him
Saldırgan onu boğmaya çalıştı
boğmak
birinin boğazını sıkarak öldürmek
The attacker tried to strangle him
Saldırgan onu boğmaya çalıştı
kısıtlamak
bir şeyin büyümesini veya gelişmesini engellemek
High taxes strangle economic growth
Yüksek vergiler ekonomik büyümeyi kısıtlar
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
hafta
yedi günlük zaman dilimi
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
yüklenici
Sahnedebir işi yapmak için tutulan kişi
The contractor will finish the work
Yüklenici işi bitirecek
müteahhit
Sahnedeinşaat işlerini yapmak için tutulan kişi
The contractor is building our new house
Müteahhit yeni evimizi inşa ediyor
yürümek
Sahnedebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
adım adım anlatmak
bir süreci aşama aşama tarif etmek
Let me walk you through the process
Süreci sana adım adım anlatayım
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
atmak
Sahnedebir şeyi elinle havaya fırlatmak
Please throw the ball to me
Lütfen topu bana at
tavsiye
Sahnedene yapılması gerektiği hakkında verilen fikir veya öneri
I need some advice
Biraz tavsiyeye ihtiyacım var
tavsiye
birinin ne yapması gerektiği hakkındaki fikir
I need your advice
Senin tavsiyene ihtiyacım var
girmek
Sahnedebir yere girmek
Please go in
Lütfen içeri gir
bulutlanmak
güneşin bulutların arkasına gizlenmesi
The sun went in behind the clouds
Güneş bulutların arkasında bulutlandı
saldırmak
birini eleştirmeye veya ona karşı çıkmaya başlamak
The media will go in on the politician
Medya siyasetçiye saldırmaya başlayacak
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
aptal
Sahnedezeki olmayan veya iyi düşünemeyen
That was a dumb question
O aptalca bir soruydu
basitleştirmek
bir şeyi anlaşılması daha kolay hale getirmek
They had to dumb down the manual
Kılavuzu basitleştirmek zorunda kaldılar
dilsiz
konuşma yetisi olmayan
The man was born dumb
Adam dilsiz doğmuştu
etkilemek
Sahnedebirinin hayranlığını veya saygısını kazanmak
He tried to impress his boss
Patronunu etkilemeye çalıştı
etkilemek
birinde hayranlık veya saygı uyandırmak
He wanted to impress his boss
Patronunu etkilemek istedi
iz bırakmak
birinin duygu veya düşünceleri üzerinde güçlü bir etki yaratmak
Her kindness impressed me
Kibarlığı bende iz bıraktı
etki etmek
güçlü bir his uyandırmak
The music impressed the crowd
Müzik kalabalığı etkiledi
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
sahne
Sahnedebir oyun, film veya hikayenin bir bölümü
The first scene of the movie was sad
Filmin ilk sahnesi üzücüydü
olay yeri
bir olayın gerçekleştiği yer
Police arrived at the scene
Polis olay yerine ulaştı
rezalet
toplum içinde gösterilen öfkeli davranış
Please do not make a scene
Lütfen rezalet çıkarma
çevre
kişinin ilgi duyduğu sosyal ortam veya grup
She is part of the local art scene
O yerel sanat çevresinin bir parçası
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
sarhoş
Sahnedeçok fazla alkol aldığı için kendinde olmayan
He is too drunk to drive
Araba sürmek için çok sarhoş
ayyaş
çok fazla alkol tüketen kişi
He is a drunk
O bir ayyaş
içilmiş
içilerek tüketilmiş
I have drunk all the water
Tüm suyu içtim
sarhoş
birine karşı çok güçlü bir çekim hissetmek
She was drunk with love
Aşkla sarhoş olmuştu
duygulandırmak
Sahnedebirinin güçlü duygular hissetmesine neden olmak
The story moved me to tears
Hikaye beni gözyaşlarına boğdu
duygulanmak
birinde güçlü duygular uyandırmak
The story moved me
Hikaye beni duygulandırdı
taşındı
bir yerden başka bir yere yerleşmek
They moved to a new city
Yeni bir şehre taşındılar
taşınmak
bulunulan yeri veya konumu değiştirmek
We moved to a new city
Yeni bir şehre taşındık
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
çok
büyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
kaza
Sahnedebeklenmedik ve zararlı olay
It was a car accident
Bu bir araba kazasıydı
kaza
hasar veya yaralanmaya yol açan beklenmedik olay
There was a car accident yesterday
Dün bir araba kazası oldu
kaza
planlanmadan meydana gelen olay
It was just an accident
Bu sadece bir kazaydı
yenilmek
Sahnedebir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
Sahnedebir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
kaybetmek
artık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
yalamak
Sahnededilini bir şeyin üzerinde gezdirmek
The dog licked my hand
Köpek elimi yaladı
darbe
sert bir vuruş veya cezalandırma
He took a hard lick during the match
Maç sırasında sert bir darbe aldı
üstesinden gelmek
zor bir problemi çözmeyi başarmak
He finally licked the problem
Sonunda problemin üstesinden geldi
müzikal motif
kısa ve basit bir müzik dizisi
The guitarist played a cool lick
Gitarist havalı bir müzikal motif çaldı
tuhaf
Sahnedealışılmadık veya garip
This is a weird smell
Bu tuhaf bir koku
garip
Sahnedenormal veya alışılmış olmayan
He had a weird dream last night
Dün gece garip bir rüya gördü
garip hissettirmek
birine kendini garip veya rahatsız hissettirmek
He weirded me out
Beni garip hissettirdi
garip hissettirmek
birini tuhaf veya tedirgin hissettirmek
His comment really weirded me out
Yorumu beni gerçekten garip hissettirdi
ihtiyaç duymak
Sahnedebir şeyin gerekli olması sebebiyle ona gereksinim duymak
He needs more time
Onun daha fazla zamana ihtiyacı var
ihtiyaçlar
gerekli olan şeyler
Basic human needs include food and water
Temel insan ihtiyaçları arasında yiyecek ve su yer alır
ihtiyaçlar
gerekli olan şeyler
We must meet our basic needs
Temel ihtiyaçlarımızı karşılamalıyız
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
olmak
Sahnedegerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
aday
Sahnedebir iş veya amaç için gerekli niteliklere sahip olma
He is not material for this job
O bu iş için uygun bir aday değil
materyal
bir performans veya etkinlikte kullanılan içerik
The teacher has new material for the lesson
Öğretmenin ders için yeni materyalleri var
maddi
ruhsal olmayan fiziksel dünyayla ilgili
He prefers material things to spiritual growth
O maddi şeyleri ruhsal gelişime tercih eder
pay
Sahnedebir işteki ortaklık veya hisse durumu
He has an interest in the company
Şirkette bir payı var
ilgilendirmek
Sahnedebirinin bir şeye merak duymasını veya dikkat etmesini sağlamak
This book interests me
Bu kitap ilgimi çekiyor
faiz
ödünç alınan para için ödenen ek ücret
The bank charges a high interest rate
Banka yüksek bir faiz oranı uyguluyor
hobi
boş zamanlarda yapmaktan hoşlanılan etkinlik
Reading is one of my interests
Okumak hobilerimden biridir
kardeş
Sahnedebirinin erkek veya kız kardeşi
I have only one sibling
Sadece bir kardeşim var
kardeş
bir kişinin erkek veya kız kardeşi
Do you have any siblings?
Hiç kardeşin var mı?
telefon
Sahnedearama yapmak için kullanılan aygıt
The phone is on the table
Telefon masanın üzerinde
telefon etmek
telefonla aramak
I will phone you tomorrow
Seni yarın arayacağım
telefon
arama yapmak ve internete girmek için kullanılan cihaz
My phone is charging
Telefonum şarj oluyor
telefon
arama yapmak ve mesaj göndermek için kullanılan cihaz
I use my phone every day
Telefonumu her gün kullanırım
itimat etmek
Sahnedebirine güven duymak
You can trust his advice
Onun tavsiyesine itimat edebilirsin
güven
birinin dürüstlüğüne veya güvenilirliğine duyulan inanç
I have trust in you
Sana güvenim var
güvenmek
birinin dürüst veya güvenilir olduğuna inanmak
I trust my friend
Arkadaşıma güvenirim
güven
anlam taşıyan tek bir dil birimi
Trust is a word
Güven bir kelimedir
evet
Sahnedeevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tamam
bir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
kesinlikle
Sahnedeşüphe olmadan veya kesin olarak
I will certainly help you
Sana kesinlikle yardım edeceğim
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
Sahnedebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
tanıklık etmek
Sahnedegördükleri veya bildikleri hakkında resmi beyanda bulunmak
He had to testify in court
Mahkemede tanıklık etmek zorunda kaldı
dönem
Sahnedebelirli bir çağ veya zaman dilimi
Those were the glory days
Onlar görkemli dönemlerdi
program
televizyon yayını
I watched Days yesterday
Dün Days programını izledim
kalan gün
tamamlanması gereken süre
There are five days left
Beş gün kaldı
gün
24 saatlik zaman dilimi
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
konuşabilmek
bir dilde iletişim kurma becerisi
Do you speak Spanish
İspanyolca konuşabilir misin
konuşmak
tam şu anda bir şeyler ifade etmek
I am speaking right now
Şu anda konuşuyorum
konuşmak
birine sözcükler söylemek
Please speak slowly
Lütfen yavaş konuşun
hitap etmek
birine sözcükler söylemek
He speaks to the crowd
Kalabalığa hitap ediyor
şaşırmak
Sahnedebeklenmedik bir durum karşısında hayrete düşmek
I am surprised by the gift
Hediyeye şaşırdım
sürpriz
beklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on