The Office — 1. Sezon Bölüm 6
Kelimeler ve anlamları
411 kelime
Seviye
dağınık
Sahnedetemiz veya düzenli olmayan
His room is very messy
Odası çok dağınık
sıcak
Sahnedeyüksek sıcaklıkta olan
The coffee is hot
Kahve sıcak
popüler
Sahnedeşu an çok ilgi gören
This game is hot
Bu oyun çok popüler
hevesli
bir şeyi yapmaya çok istekli olan
He is hot to start his new job
Yeni işine başlamak için çok hevesli
popüler
çok beğenilen veya talep gören
That game is very hot right now
O oyun şu an çok popüler
sıcak
yüksek ısıya sahip olan
The coffee is very hot
Kahve çok sıcak
evinde gibi
Sahnedebir yerde mutlu ve rahat hissetmek
I feel at home here
Burada kendimi evimde gibi hissediyorum
evde
yaşadığı yerde olmak
He is at home
O evde
geri dönüşüm
Sahnedekullanılmış maddelerin yeniden işlenerek yeni ürünlere dönüştürülmesi
Recycling helps protect the environment
Geri dönüşüm çevreyi korumaya yardımcı olur
tanımak
Sahnedebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
ödül
Sahnedekazanıldığında alınan şey
He won a prize
Bir ödül kazandı
değer vermek
bir şeyi çok önemli bulmak
I prize our friendship
Arkadaşlığımıza değer veriyorum
kıymetli şey
çok değerli veya iyi olan kişi ya da nesne
That vintage car is a real prize
O antika araba çok kıymetli bir parça
satış
Sahnedemalların para karşılığında verilmesi eylemi
The store made a big sale
Mağaza büyük bir satış yaptı
indirim
ürünlerin indirimli fiyatlarla satıldığı etkinlik
The store is having a big sale
Mağazada büyük bir indirim var
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
sızmak
Sahnedegizlice bir yere veya gruba girmek
Spies infiltrated the organization
Casuslar örgüte sızdı
sır
Sahnedebaşkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
gizli
başkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
geliştirmek
Sahnedebir şeyi daha iyi hale getirmek
I want to improve my skills
Becerilerimi geliştirmek istiyorum
gelişmek
daha iyi hale gelmek
His English is improving
İngilizcesi gelişiyor
potansiyel
Sahnedebir şeyin gerçekleşme veya gelişme olasılığı
This student has a lot of potential
Bu öğrencinin büyük bir potansiyeli var
potansiyel
bir şeyin daha iyi hale gelme veya bir şeyi başarma olasılığı
He has great potential as a leader
Lider olarak büyük bir potansiyeli var
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
kremsi
Sahnedekrema gibi yoğun ve pürüzsüz kıvamlı
This soup is very creamy
Bu çorba çok kremsi
kremamsı
krema gibi yumuşak ve pürüzsüz
The lotion feels creamy
Losyon kremamsı hissettiriyor
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
kullanmak
bir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
gerekçe göstermek
bir durum için geçerli bir sebep sunmak
She used the rain as a reason for being late
Yağmuru geç kalmak için gerekçe gösterdi
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He misused his power
Yetkisini kötüye kullandı
sık sık
bir şeyin çok kez yapılması veya gerçekleşmesi
I use my computer often
Bilgisayarımı sık sık kullanırım
alışkın olmak
bir şeye deneyim yoluyla aşina olmak
I am used to waking up early
Erken kalkmaya alışkınım
dışarı
Sahnedebir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
nedeniyle
bir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
dışında tutmak
birini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
serbest
Sahnedebir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
karşılamak
varan birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
çapkın
Sahnedekadınlarla vakit geçirmeyi seven erkek
He thinks he is a real ladies man
Gerçek bir çapkın olduğunu düşünüyor
en iyi arkadaş
Sahnedeen çok sevilen ve güvenilen kişi
She is my best friend
O benim en iyi arkadaşım
en iyi arkadaş
en yakın arkadaş
She is my best friend
O benim en iyi arkadaşım
en iyi arkadaş
çok yakın bir dost
She is my best friend
O benim en iyi arkadaşım
en yakın arkadaş
diğer herkesten daha çok sevdiğiniz kişi
She is my best friend
O benim en yakın arkadaşım
yarı yolda bırakmak
Sahnedebirini zor bir durumda tek başına bırakmak
He bailed on me at the last minute
Beni son dakikada yarı yolda bıraktı
ekmek
planlanan bir buluşmayı iptal etmek
I had to bail on our dinner plans
Akşam yemeği planımızı ekmek zorunda kaldım
yarı yolda bırakmak
birini veya bir durumu aniden terk edip gitmek
He decided to bail on the project
Projeyi yarı yolda bırakmaya karar verdi
ekmek
planlanan bir etkinliğe gitmemek
He bailed on the party
Partiyi ekti
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
bir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
sadece
daha fazlası olmayan
I have only two dollars
Sadece iki dolarım var
kız kardeşlik grubu
Sahnedeortak bir bağı veya amacı paylaşan kadın grubu
The ya ya sisterhood supports each other
Kız kardeşlik grubu birbirini destekler
şiddet
Sahnedebirine zarar vermek için fiziksel güç kullanma
Violence is never the answer
Şiddet asla çözüm değildir
çöp kutusu
Sahnedeeşyaları saklamak için kullanılan büyük kutu veya kap
Put the trash in the bin
Çöpleri çöp kutusuna at
milyoner
Sahnedebir milyon dolar veya daha fazla servete sahip olan kişi
He is a millionaire
O bir milyoner
milyoner
bir milyon doları veya sterlini olan kişi
She became a millionaire
Milyoner oldu
her seferinde
Sahnedebir şey her gerçekleştiğinde
Every time I see him I smile
Onu her gördüğümde gülümsüyorum
iş adamı
Sahnedeticari işlerle uğraşan erkek
He is a successful businessman
O başarılı bir iş adamı
iş adamı
bir işletmeyi yöneten kişi
He is a successful businessman
O başarılı bir iş adamıdır
iş adamı
iş dünyasında üst düzey pozisyonda çalışan erkek
The businessman leads his company
İş adamı şirketini yönetiyor
iş adamı
ticaretle uğraşan kişi
He is a successful businessman
O başarılı bir iş adamı
aptal
Sahnedemantıklı veya zeki olmayan
That was a stupid mistake
Bu aptalca bir hataydı
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
bir
Sahnede1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
bölüm
bir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
geri dönmek
Sahnedebir yere veya bir işe geri gitmek
I will get back to work soon
Yakında işe geri döneceğim
geri dönmek
birine daha sonra ulaşarak bilgi vermek
I will get back to you soon
Size yakında geri döneceğim
tekrar başlamak
bir aradan sonra bir şeye yeniden dönmek
Let us get back to work
Haydi işimize geri dönelim
geri dönmek
biriyle daha sonra tekrar iletişim kurmak
I will get back to you later
Sana daha sonra geri döneceğim
haber vermek
bir gecikmeden sonra biriyle iletişime geçmek
I will get back to you with the answer
Cevabı sana daha sonra bildireceğim
cevap vermek
birine yanıt göndermek
She needs to get back to him today
Bugün ona cevap vermesi gerekiyor
vaat edilen yer
Sahnedeher şeyin mükemmel ve mutlu olduğu bir yer
Many people search for a promised land
Birçok insan vaat edilen bir yer arıyor
vaat edilmiş topraklar
refah ve mutluluğun beklendiği yer
They searched for the promised land
Vaat edilmiş toprakları aradılar
vaat edilmiş topraklar
insanların ulaşmayı umduğu veya hedef olarak belirlediği yer
They hope to find their promised land
Vaat edilmiş topraklarını bulmayı umuyorlar
kanepe
Sahnedeiki veya daha fazla kişinin oturabileceği uzun yumuşak koltuk
I sat on the couch
Kanepeye oturdum
ifade etmek
bir düşünceyi belirli bir biçimde dile getirmek
The request was couched in polite terms
İstek nazik bir dille ifade edilmişti
pipet
Sahnedeiçecekleri içmek için kullanılan ince boru
Can I have a straw please
Lütfen bir pipet alabilir miyim
saman
tahıl bitkilerinin kurutulmuş sapları
The horse ate the straw
At saman yedi
koridor
Sahnedebir binada odalara açılan uzun geçit
The bedroom is at the end of the hallway
Yatak odası koridorun sonunda
koridor
bir binanın içinde kapıların yanlarda olduğu uzun ve dar alan
I walked down the hallway
Koridorda yürüdüm
yapamamak
Sahnedebir şeyi yapmaya gücü yetmemek
I cannot swim
Yüzemem
fark etmek
Sahnedebir şeyi görmek veya dikkat etmek
I noticed a new sign
Yeni bir tabela fark ettim
duyuru
bilgi veya uyarı veren yazılı beyan
There is a notice on the wall
Duvarda bir duyuru var
dikkat
bir şeye dikkatini verme durumu
His new car caught my notice
Yeni arabası dikkatimi çekti
hemen hemen
Sahnedeneredeyse veya esasen
I am pretty much finished
Hemen hemen bitirdim
neredeyse
neredeyse tamamen
I have pretty much finished the work
İşi neredeyse bitirdim
buyurun
Sahnedebir şeyi verirken veya bir işi tamamlarken kullanılır
Here is your coffee. There you go.
İşte kahveniz. Buyurun.
tamamdır
bir işin bittiğini veya tamamlandığını ifade etmek için kullanılır
There you go the job is finished
Tamamdır iş bitti
koku benzeri
Sahnedebaşka bir şeye çok benzeyen koku
This perfume is a smell-alike
Bu parfüm bir koku benzeridir
tekrar kontrol etmek
Sahnedebir şeyi doğrulamak için yeniden kontrol etmek
Please double check the date
Lütfen tarihi tekrar kontrol et
tekrar kontrol etmek
doğru olduğundan emin olmak için bir şeyi ikinci kez incelemek
Please double-check your answers before submitting
Lütfen göndermeden önce cevaplarınızı tekrar kontrol edin
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
esas olarak
Sahnedebüyük oranda veya temel olarak
The book is primarily for children
Kitap esas olarak çocuklar içindir
proje
Sahnedebelirli bir hedefi olan planlı çalışma
I have a school project
Bir okul projem var
yansıtmak
bir görüntüyü bir yüzeye aktarmak
He projected the image on the wall
Görüntüyü duvara yansıttı
yansıtmak
kendi duygularını başkalarında varmış gibi düşünmek
He tends to project his anger onto others
O öfkesini başkalarına yansıtma eğilimindedir
öngörmek
gelecekte ne olacağını tahmin etmek
They project a rise in sales next year
Gelecek yıl satışlarda artış öngörüyorlar
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
harika
Sahnedeçok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
harika
hayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
bakmak
Sahnedebirine veya bir şeye bakmak veya ilgilenmek
I look after my little brother
Küçük kardeşime bakarım
ilgilenmek
birinin veya bir şeyin bakımını üstlenip iyi durumda olmasını sağlamak
You must look after your dog
Köpeğinle ilgilenmelisin
seçim
Sahnedebir şeyi seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçkin
çok iyi kalitede olan
We were served choice wine
Bize seçkin bir şarap ikram edildi
seçim
birinin en çok tercih ettiği şey
This blue dress is my choice
Bu mavi elbise benim seçimim
kanırtmak
Sahnedebir şeyi bir araç yardımıyla zorlayarak açmak
He pried the lid off the jar
Kavanozun kapağını kanırtarak açtı
burnunu sokmak
başkasının özel işlerini merak edip sormak
I don't mean to pry
Burnumu sokmak istemedim
açılmamış
Sahnedehenüz açılmamış veya kullanılmamış
The letter is unopened
Mektup açılmamış
içermek
Sahnedebir grubun veya setin parçası olarak bulundurmak
The price includes breakfast
Fiyata kahvaltı dahildir
içermek
bir grubun veya bütünün parçası olarak bulundurmak
The book includes many pictures
Kitap birçok resim içerir
devam et
Sahnedebir şeye başlamak veya devam etmek
Please go ahead
Lütfen devam et
onay
bir işe başlamak için verilen resmi izin
We got the go ahead to start
Başlamak için onay aldık
daha erken
Sahnedebeklenenden önce gerçekleşen veya gelen
The plane arrived earlier than expected
Uçak beklenenden daha erken vardı
daha önce
Sahnedeşimdiden daha önceki bir zamanda
I finished the work earlier today
İşi bugün daha önce bitirdim
daha önce
belirli bir zamandan önce gerçekleşen
We arrived earlier than our friends
Arkadaşlarımızdan daha önce geldik
kız
Sahnedegenç kadın veya kız çocuk
She is a young lass
O genç bir kız
korkunç
Sahnedeçok kötü veya nahoş
The weather is horrible
Hava korkunç
aşırı
çok büyük bir derecede
There was a horrible amount of work
Dehşet verici miktarda iş vardı
berbat
çok kötü veya rahatsız edici
This is a horrible smell
Bu berbat bir koku
korkunç
çok kötü veya nahoş olan
The food was horrible
Yemek korkunçtu
düz
Sahnedeeğrisi veya bükümü olmayan
Draw a straight line
Düz bir çizgi çiz
dürüst
doğrudan ve doğru sözlü
Give me a straight answer
Bana dürüst bir cevap ver
heteroseksüel
karşı cinse cinsel ilgi duyan
He is straight
O heteroseksüel
dümdüz
yön değiştirmeden veya durmadan ilerleyen
Go straight to your home
Evine dümdüz git
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
rahatsızlık
Sahnedezorluk çıkaran durum
Sorry for the inconvenience
Verdiğimiz rahatsızlık için özür dileriz
rahatsız etmek
Sahnedebirine zorluk veya sıkıntı vermek
I hope this does not inconvenience you
Umarım bu sizi rahatsız etmez
zahmet vermek
birine sorun veya zorluk çıkarmak
I hope I did not inconvenience you
Umarım size zahmet vermedim
modellemek
Sahnedebir şeyin versiyonunu veya tanımını oluşturmak
They model the data in the system
Verileri sistemde modelliyorlar
örnek
taklit edilmesi gereken iyi bir kişi veya şey
She is a good model for students
O öğrenciler için iyi bir örnek
manken
fotoğraf çekimleri veya defileler için kıyafetleri sergileyen kişi
She is a famous fashion model
O ünlü bir moda mankeni
model
bir ürünün belirli bir tasarımı veya versiyonu
This is the latest model of the car
Bu arabanın en son modeli
eş
Sahnedebirbiriyle aynı olan
I found two matching socks
İki tane eş çorap buldum
uyumlu
aynı görünüme veya stile sahip olan
She wore a matching hat and scarf
Birbiriyle uyumlu bir şapka ve atkı taktı
eşleştirme
benzerlikleri bulmak için karşılaştırma yapma
We are matching the items
Eşyaları eşleştiriyoruz
eşleştirmek
birbirine benzeyen şeyleri bir araya getirmek
They are matching their socks
Çoraplarını eşleştiriyorlar
uyumlu
tarz olarak aynı veya benzer olan
They are wearing matching shirts
Onlar uyumlu gömlekler giyiyorlar
imkansız
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını belirtmek için kullanılır
No way he can win
Onun kazanması imkansız
hadi canım
şaşkınlık ifade etmek veya bir şeye inanmakta güçlük çekmek
No way you won the lottery
Hadi canım piyangoyu kazandığına inanamıyorum
asla
kesin bir dille reddetmek veya bir şeyi kabul etmemek
No way am I doing that
Asla bunu yapmayacağım
asla
bir şeyi yapmayı reddetmek için kullanılan ifade
No way I am doing that
Bunu asla yapmam
öğle yemeği
Sahnedegün ortasında yenilen yemek
I have lunch at noon
Öğle yemeğini öğlen yerim
öğle yemeği
günün ortasında yenen yemek
I had a salad for lunch
Öğle yemeğinde salata yedim
uzak durmak
Sahnedebir şeyden kaçınmak veya yaklaşmamak
Stay away from the fire
Ateşten uzak dur
uzakta
birinden veya bir şeyden mesafeli olmak
He lives away from the city
Şehirden uzakta yaşıyor
az kalmış
belirli bir duruma ulaşmaya çok yakın
It is weeks away from being ready
Hazır olmasına haftalar kaldı
uzakta
bir yerden belli bir mesafede olma durumu
He is away from home
O evden uzakta
kapmak
Sahnedebir şeyi elinle hızla almak
She reached out to grab the bag
Çantayı kapmak için uzandı
çevrelemek
bir şeyi her taraftan sarmak
The walls grab the garden
Duvarlar bahçeyi çevreliyor
kapmak
hızlı bir hareketle bir şeyi almak
She grabbed her keys and left
Anahtarlarını kaptı ve gitti
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
susamış
Sahnedesu içme ihtiyacı duymak
I am very thirsty
Çok susadım
susamış
bir şeye karşı büyük bir arzu duyan
He is thirsty for knowledge
O bilgiye susamış
avukat
Sahnedehukuki danışmanlık veren ve mahkemede müvekkillerini temsil eden kişi
I consulted my solicitor about the contract
Sözleşme hakkında avukatımla görüştüm
iyilik
Sahnedeyardımsever veya nazik bir davranış
Can you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
desteklemek
bir şeyi onaylamak veya ona razı olmak
Most people favor the new law
Çoğu insan yeni yasayı destekliyor
kayırmak
birine avantaj sağlamak veya ona daha nazik davranmak
The teacher favors some students
Öğretmen bazı öğrencileri kayırıyor
iyilik
birinden rica edilen yardım
Could you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
film
Sahnedesinemada veya televizyonda gösterilen hikaye
I love watching movies
Film izlemeyi severim
minnettar olmak
Sahnedebir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
rahatsız olmak
bir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
takdir etmek
bir şeyin önemini veya değerini anlamak
I appreciate the effort you put into this
Bunun için harcadığın çabayı takdir ediyorum
takdir etmek
bir şeyin değerini anlamak
I appreciate your help
Yardımını takdir ediyorum
küçük
Sahnedeboyutu büyük olmayan
This is a small cat
Bu küçük bir kedi
hızla içmek
Sahnedebir şeyi çok hızlı bir şekilde içmek veya yemek
He guzzled the water after the race
Yarıştan sonra suyu hızla içti
nişanlı
Sahnedeevlenmek üzere sözleşmiş olan
They are engaged
Onlar nişanlı
nişanlı
biriyle evlenmek için anlaşmış olan
She is engaged to Mark
O, Mark ile nişanlı
savaşa girmek
bir çatışmada veya savaşta yer almak
The soldiers engaged the enemy
Askerler düşmanla savaşa girdi
nişanlı
evlenmek için söz vermiş olan
They are engaged
Onlar nişanlı
geçici çalışan
Sahnedekısa süreliğine çalışan kişi
The company hired a temp
Şirket geçici bir çalışan tuttu
geçici
sadece kısa bir süre için devam eden
It is a temp fix
Bu geçici bir çözüm
sıcaklık
bir şeyin ne kadar sıcak veya soğuk olduğu
Check the temp outside
Dışarıdaki sıcaklığı kontrol et
geçici çalışmak
genellikle bir ofiste kısa süreliğine iş yapmak
She will temp at the bank
Bankada geçici olarak çalışacak
kavga
Sahnedeiki kişi arasındaki fiziksel veya sözlü çatışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
mücadele etmek
bir şeyi durdurmak veya engellemek için çok çabalamak
We must fight the disease
Hastalıkla mücadele etmeliyiz
savaşmak
bir kavgada veya savaşta yer almak
Soldiers fight to protect their country
Askerler ülkelerini korumak için savaşırlar
uçuş içi
Sahnedeuçuş sırasında sağlanan veya gerçekleşen
The airline offers in flight entertainment
Havayolu uçuş içi eğlence sunuyor
şeyler
Sahnedegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
tıkıştırmak
bir şeyi bir kaba veya boşluğa sıkıca yerleştirmek
I stuffed my clothes into the suitcase
Kıyafetlerimi bavula tıkıştırdım