The Office — 2. Sezon Bölüm 12
Kelimeler ve anlamları
384 kelime
Seviye
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
garip
Sahnedealışılmışın dışında veya şaşırtıcı
That is a strange sound
Bu garip bir ses
tuhaf
alışılmadık veya sıra dışı
It was a strange dream
Tuhaf bir rüyaydı
garip
normal veya beklenenden farklı olan
It is strange to see snow here
Burada kar görmek garip
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
şu an
içinde bulunulan tam bu an
I am busy right now
Şu an meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
şu anda
tam olarak bu zamanda
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
hali hazırda
içinde bulunduğumuz an itibarıyla
He is working right now
O şu anda çalışıyor
hemen şimdi
tam bu anda
Please come here right now
Lütfen hemen şimdi buraya gel
ızgara yapmak
Sahnedeyiyecekleri doğrudan ateş üzerindeki metal bir çerçevede pişirmek
We grill chicken in the summer
Yazın tavuk ızgara yaparız
ızgara
Sahnedeyiyecekleri doğrudan ateş üzerinde pişirmek için kullanılan metal çerçeve
Put the meat on the grill
Eti ızgaraya koy
sorguya çekmek
birine çok sayıda zor soru sormak
The police grilled the suspect for hours
Polis şüpheliyi saatlerce sorguya çekti
ızgara yapmak
ateş veya ısı üzerinde yiyecek pişirmek
We will grill some chicken tonight
Bu akşam biraz tavuk ızgara yapacağız
ızgara
yiyecekleri doğrudan ateş üzerinde pişirmeye yarayan alet
He cooks burgers on the grill
Burgerleri ızgarada pişiriyor
özel alan
bir kişinin özel alanı veya işi
Stop getting all up in my grill
Özel alanıma girmeyi bırak
ızgara restoranı
ızgara yemekler servis eden bir yer
We ate dinner at the local grill
Akşam yemeğini yerel ızgara restoranında yedik
kötü bir şekilde
Sahnedeyetersiz veya hatalı bir biçimde
He played the game badly
Oyunu kötü oynadı
çok
çok fazla bir şekilde
I badly need some help
Çok yardıma ihtiyacım var
fıkra
Sahnedesonu komik biten kısa hikaye
He told a funny joke
Komik bir fıkra anlattı
şaka
ciddiye alınmaması gereken şey
His excuse was a joke
Bahanesi bir şakaydı
şaka
insanları güldürmek için yapılan komik veya zekice davranış
He played a joke on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
şaka yapmak
gülmek için bir şeyler söylemek veya ciddi olmadığını belirtmek
I was only joking
Sadece şaka yapıyordum
şaka
insanların gülmesini sağlayan veya ciddiye alınmaması gereken söz veya davranış
I told a joke to my friend
Arkadaşıma bir şaka yaptım
fırçalamak
Sahnedebir şeyi fırça kullanarak temizlemek
I brush my teeth every morning
Her sabah dişlerimi fırçalarım
fırça
temizlik veya boyama için kullanılan kıllı araç
I need a paint brush
Bir boya fırçasına ihtiyacım var
hafifçe değmek
bir şeyi başka bir şeye hafifçe sürterek hareket ettirmek
His arm brushed against mine
Kolu benimkine hafifçe değdi
çalı
yabani ortamda yetişen sık ağaç veya bitki örtüsü
We walked through the thick brush
Sık çalıların arasından yürüdük
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
ergen
Sahnede13 ile 19 yaş arasındaki kimse
She is a typical teenager
O tipik bir ergen
ergen
13 ile 19 yaş arasındaki kişi
She is a teenager
O bir ergendir
devre dışı bırakmak
Sahnedebir şeyin çalışmasını durdurmak
You can disable the alarm
Alarmı devre dışı bırakabilirsiniz
sakat bırakmak
birinin aktivitelerini kısıtlayan fiziksel veya zihinsel bir duruma sahip olmasına neden olmak
The accident disabled him
Kaza onu sakat bıraktı
devre dışı bırakmak
bir şeyin çalışmasını durdurmak
You can disable the alarm in the settings
Alarmı ayarlardan devre dışı bırakabilirsiniz
yakmak
Sahnedesızlama şeklinde acı vermek
This soap burns my eyes
Bu sabun gözlerimi yakıyor
öfkelendirmek
birini çok öfkelendirmek
His comment burned him
Yorumu onu öfkelendirdi
yanmak
ateş almak veya tutuşturmak
The wood burns quickly
Odun hızlıca yanar
çarçur etmek
parayı çok hızlı ve gereksiz yere harcamak
He burned all his cash in one week
Tüm parasını bir haftada çarçur etti
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
beklemek
Sahnedekısa bir süre beklemek veya durmak
Please hold on a moment
Lütfen bir an bekleyin
sıkıca tutmak
bir şeyi sıkıca kavramak
Hold on to the rail
Korkuluğa sıkıca tutun
hakimiyet
birisi üzerindeki güç veya etki
He has a firm hold on the team
Takım üzerinde sıkı bir hakimiyeti var
tutmak
bir şeyi bulunduğu konumda bırakmamak
Hold on to your ticket
Biletinizi elinizde tutun
tutunmak
bir şeye sıkıca sarılmak
Please hold on to the railing
Lütfen tırabzana tutunun
normalde
Sahnedeolağan şekilde
I normally wake up at 7 AM
Normalde sabah 7'de uyanırım
normal şekilde
alışılmış bir biçimde
She is behaving normally today
Bugün normal şekilde davranıyor
genellikle
çoğu durumda
I normally go to work by bus
Genellikle işe otobüsle giderim
normalde
alışılmış olan şekilde
I normally go to work by bus
Normalde işe otobüsle giderim
düşmek
Sahnedehızla yere doğru hareket etmek
Be careful not to fall
Düşmemeye dikkat et
sonbahar
yaz ile kış arasındaki mevsim
The leaves change color in the fall
Sonbaharda yapraklar renk değiştirir
haline gelmek
yeni bir duruma girmek
The room fell silent
Oda sessizliğe büründü
başarısız olmak
bir şeyi yapmayı başaramamak
The mission did not fall
Görev başarısız olmadı
web sitesi
Sahnedeinternette belirli bir konu veya kişi hakkında bilgi içeren sayfalar bütünü
I visited the company website
Şirketin web sitesini ziyaret ettim
web sitesi
internette bilgi içeren sayfa veya sayfalar topluluğu
Visit our website for more information
Daha fazla bilgi için web sitemizi ziyaret edin
web sitesi
internette bilgi veya hizmet sunan yer
I found this information on a website
Bu bilgiyi bir web sitesinde buldum
sonunda
Sahnedeuzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
sonunda
uzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
herkes
Sahnedebütün insanlar
Everyone is here
Herkes burada
herkes
her bir kişi
Everyone likes music
Herkes müziği sever
herkes
tüm kişiler
Everyone is happy
Herkes mutlu
bir gecede
Sahnedeçok kısa sürede aniden
He became famous overnight
Bir gecede ünlü oldu
gece boyunca
gece süresince
I stayed overnight at a hotel
Bir otelde gece boyunca kaldım
ertesi güne göndermek
bir şeyi ertesi gün ulaşacak şekilde göndermek
I will overnight the documents
Belgeleri ertesi güne göndereceğim
bir gecede
kısa süre içinde aniden
He became famous overnight
Bir gecede ünlü oldu
işkence
Sahnedenesneleri birbirine sıkıca tutturmak için kullanılan araç
He used a clamp to hold the wood
Tahtayı tutmak için bir işkence kullandı
sıkıştırmak
Sahnedebir şeyi sıkıca tutmak veya sabitlemek
He will clamp the wood to the table
Tahtayı masaya sıkıştıracak
biraz
Sahnedeaz miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
Sahnedebenzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
tür
belirli bir çeşit veya tip
This is a new kind of fruit
Bu yeni bir tür meyve
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
ancak
Sahnedebir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
sadece
daha fazlası olmayan
I have only two dollars
Sadece iki dolarım var
iyileşmek
Sahnedetekrar sağlıklı hale gelmek
The wound will heal soon
Yara yakında iyileşecek
iyileştirmek
Sahnedebirini veya bir şeyi tekrar sağlıklı hale getirmek
The doctor helped to heal his wound
Doktor yarasının iyileşmesine yardım etti
damlamak
Sahnedebir yere rahat veya kendinden emin bir şekilde gelmek
He rolled in late to the party
Partiye geç damladı
para içinde yüzmek
çok fazla paraya sahip olmak
They are rolling in money
Para içinde yüzüyorlar
bulanmak
bir şeyin içinde yuvarlanarak o şeyle kaplanmak
The dog rolled in the mud
Köpek çamura bulandı
bilgisayarlı tomografi
Sahnedevücudun içini görüntülemek için X ışınları kullanan tıbbi test
The doctor ordered a cat scan to check for injuries
Doktor yaralanmaları kontrol etmek için bilgisayarlı tomografi istedi
bilgisayarlı tomografi
tıbbi bir durumu kontrol etmek için yapılan görüntüleme işlemi
The doctor ordered a cat scan
Doktor bilgisayarlı tomografi istedi
paylamak
Sahnedebirine kızgın bir şekilde bağırmak veya onu sertçe eleştirmek
The boss really gave it to him for being late
Patron, geç kaldığı için onu gerçekten payladı
cezalandırmak
birine ağır bir ceza uygulamak
They gave it to the cheaters
Hile yapanları ağır cezalandırdılar
vermek
bir şeyi birine uzatmak
Please give it to him
Lütfen onu ona ver
vermek
bir şeyi birine ulaştırmak
Please give it to her
Lütfen onu ona ver
teslim etmek
bir şeyi birinin eline geçirmek
Give it to the teacher
Onu öğretmene teslim et
azarlamak
yanlış bir şey yaptığı için birine kızmak
My boss will give it to me
Patronum beni azarlayacak
söylemek
birine bir şeyi doğrudan ifade etmek
Just give it to me straight
Sadece bana doğrudan söyle
müdür
Sahnedebir işletmeyi veya ekibi yöneten kişi
He is a great manager
O harika bir müdür
yönetici
bir ekibin veya işin sorumlusu olan kişi
The manager is in a meeting
Yönetici bir toplantıda
menajer
sanatçı veya sporcuların işlerini yürüten kişi
The singer has a good manager
Şarkıcının iyi bir menajeri var
mısır ekmeği
Sahnedemısır unundan yapılan bir tür ekmek
I ate hot cornbread for breakfast
Kahvaltıda sıcak mısır ekmeği yedim
yok edilemez
Sahnedeyok edilmesi imkansız olan
This material is indestructible
Bu malzeme yok edilemez
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
kesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
teşekkür ederim
Sahnedeminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlığı göstermenin nazik bir yolu
A simple thank you goes a long way
Basit bir teşekkür çok şey ifade eder
teşekkürler
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Please say thank you for the gift
Lütfen hediye için teşekkürler de
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
kural
Sahnedebir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
yönetmek
bir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
yönetmek
bir ülke veya bölge üzerinde resmi yetkiye sahip olmak
The king used to rule the country
Kral eskiden ülkeyi yönetirdi
kural
ne yapmanız veya yapmamanız gerektiğini söyleyen ifade
You must follow the school rules
Okul kurallarına uymalısın
adet
olayların olağan veya normal durumu
Working late is the rule here
Burada geç çalışmak bir adettir
ilke
bir şeyin nasıl yapıldığını anlatan genel ifade
It is a fundamental rule of science
Bu bilimin temel bir ilkesidir
düzenleme
ne yapabileceğiniz hakkında resmi talimat
New safety rules were introduced
Yeni güvenlik düzenlemeleri getirildi
kural
bir yargıç veya yetkili tarafından alınan resmi karar
The judge made a strict rule
Yargıç katı bir kural koydu
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı belirten bir ifade
Damn it, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
lanet olsun
hayal kırıklığı veya öfke belirtmek için kullanılan bir ünlem
Damn it I missed the bus
Lanet olsun otobüsü kaçırdım
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
daha önce
Sahnedeşimdiden daha önceki bir zamanda
I finished the work earlier today
İşi bugün daha önce bitirdim
daha erken
beklenenden önce gerçekleşen veya gelen
The plane arrived earlier than expected
Uçak beklenenden daha erken vardı
daha önce
belirli bir zamandan önce gerçekleşen
We arrived earlier than our friends
Arkadaşlarımızdan daha önce geldik
yok saymak
Sahnedebirini veya bir şeyi fark etmemezlikten gelmek
He ignored me at the party
Partide beni yok saydı
görmezden gelmek
bir şeye dikkat etmemek
Ignore the warning signs
Uyarı işaretlerini görmezden gel
dikkate almamak
bir şeye bakmamak veya dinlememek
Just ignore the noise
Sadece gürültüyü dikkate alma
görmezden gelmek
birine veya bir şeye bilerek dikkat etmemek
He ignored my question
Sorumu görmezden geldi
mevsim
Sahnedeyılın bölündüğü parçalardan biri
Summer is my favorite season
Yaz benim en sevdiğim mevsimdir
not etmek
Sahnedebir şeyi yazıya dökmek
Please write down my phone number
Lütfen telefon numaramı not et
değer düşürme
bir varlığın kayıtlı değerinin azaltılması
The company had to write down the value of its inventory
Şirket envanterinin değerini düşürmek zorunda kaldı
not etmek
bilgiyi kağıda veya dijital ortama kaydetmek
Please write down his phone number
Lütfen onun telefon numarasını not edin
telefon
Sahnedearama yapmak için kullanılan aygıt
The phone is on the table
Telefon masanın üzerinde
telefon etmek
telefonla aramak
I will phone you tomorrow
Seni yarın arayacağım
telefon
arama yapmak ve internete girmek için kullanılan cihaz
My phone is charging
Telefonum şarj oluyor
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
incinmiş
Sahnedefiziksel veya duygusal acı hissetmek
He felt deeply hurt
Derinden incinmiş hissetti
acıtmak
Sahnedebirine fiziksel acı vermek
Don't hurt your knee
Dizini acıtma
incitmek
birine veya bir şeye fiziksel ya da duygusal zarar vermek
Don't hurt your brother
Kardeşini incitme
kırgın
üzgün veya alınmış hissetmek
She felt hurt by his words
Onun sözleri yüzünden kırgın hissetti
uyanık
Sahnedeuykuda olmayan
She is awake
O uyanık
uyanmak
uykudan uyanma eylemi
I awake early every day
Her gün erken uyanırım
uyanmak
uyumayı bırakıp çevrenin farkına varmak
He will awake at sunrise
O gün doğumunda uyanacak
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
demek istemek
konuşurken bir şeyi açıklamak için kullanılan ifade
I mean to say that we are late
Geç kaldığımızı demek istiyorum
müthiş
çok iyi veya yetenekli
She plays a mean tennis match
O müthiş bir tenis maçı çıkarıyor
yani
konuşurken duraksamak veya açıklık getirmek için kullanılan söz
I mean it is not raining today
Yani bugün yağmur yağmıyor
anlamına gelmek
bir şeyin ne olduğunu belirtmek
A red light means stop
Kırmızı ışık dur anlamına gelir
yöntem
bir işi yapmanın yolu
They used a simple mean to fix it
Bunu düzeltmek için basit bir yöntem kullandılar
temsil etmek
bir fikri ifade etmek veya göstermek
The flag means our country
Bayrak ülkemizi temsil eder
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
makine
Sahnedebelirli bir işi yapmak için kullanılan düzenek
The machine is working
Makine çalışıyor
teşkilat
siyasi faaliyetleri kontrol eden güçlü grup
The local political machine holds great power
Yerel siyasi teşkilat büyük güce sahip
görevler
Sahnedeyapılması gereken şeyler
I have many duties at work
İşte birçok görevim var
izlenimine kapılmak
Sahnedebir durum veya kişi hakkında edinilen düşünce
I was under the impression that today was a holiday
Bugün tatil olduğu izlenimine kapılmıştım
izlenimine kapılmak
bir kişi veya bir şey hakkında sahip olunan fikir veya his
I was under the impression that the shop was open
Dükkanın açık olduğu izlenimine kapılmıştım
elektronik
Sahnedebilgisayar teknolojisi kullanan sistemler
This shop sells consumer electronics
Bu dükkan tüketici elektroniği satıyor
elektronik cihaz
elektrikle çalışan makine
I bought some new electronics
Bazı yeni elektronik cihazlar satın aldım
bıkmış
Sahnedebir şeyden sıkılmış veya bıkmış olmak
I am sick of waiting
Beklemekten bıktım
bıkmış
bir şeye uzun süre maruz kaldığın için ondan sıkılmış olmak
I am sick of this cold weather
Bu soğuk havadan bıktım
hayal etmek
Sahnedezihinde bir resim veya görüntü oluşturmak
Imagine a beautiful beach
Güzel bir plaj hayal et
hayal etmek
zihninde bir görüntü oluşturmak
Just imagine a world without war
Sadece savaşsız bir dünya hayal et
hayal etmek
zihninde bir görüntü oluşturmak
Imagine you are on a beach
Sahilde olduğunu hayal et
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
sorun
Sahnedebaşa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
problem
zorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
yük
Sahnedetren gemi veya kamyon ile taşınan ticari mallar
The ship carries heavy freight across the ocean
Gemi okyanus boyunca ağır yük taşıyor
zemin
Sahnedebir odada üzerinde yürüdüğünüz yüzey
Please clean the floor
Lütfen zemini temizleyin
kat
bir binanın katı veya seviyesi
I live on the third floor
Üçüncü katta yaşıyorum
şoke etmek
birini çok şaşırtmak
The news floored him
Haber onu şoke etti
söz hakkı
bir toplantıda veya oturumda konuşma izni
The chairperson gave her the floor
Başkan ona söz hakkı verdi
gazlamak
bir aracın pedalına sonuna kadar basmak
He decided to floor it on the highway
Otoyolda gaza sonuna kadar basmaya karar verdi
yani
Sahnedesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
iyi haber
Sahnedesevindirici bir bilgi
I have some good news for you
Senin için iyi bir haberim var
ilaç
Sahnedehastalıkları iyileştirmek için kullanılan madde
Take your medicine every day
İlacını her gün al
tıp
hastalıkların ve yaralanmaların tedavisiyle ilgilenen bilim
He studies medicine at university
Üniversitede tıp okuyor
ilaç
hastalığı tedavi etmek için kullanılan madde
I take medicine for my headache
Baş ağrım için ilaç alıyorum
ilaç
hastalıkları tedavi etmek için kullanılan madde
Take your medicine to feel better
Daha iyi hissetmek için ilacını al
manzara
Sahnedegörülen şey veya görünüm
The waterfall is a wonderful sight
Şelale harika bir manzara
görme yetisi
görme yeteneği
Her sight is getting worse
Görme yetisi kötüleşiyor
fark etmek
birini veya bir şeyi aniden görmek
They sighted a ship in the distance
Uzakta bir gemi fark ettiler
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
yayına çıkmak
bir televizyon veya radyo programında yer almak
The actor will go on the show tonight
Oyuncu bu gece programa çıkacak
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
devam etmek
sürmek veya ilerlemek
We must go on with our work
İşimizi yapmaya devam etmeliyiz
başlamak
bir faaliyete girişmek
I will go on a diet tomorrow
Yarın diyete başlayacağım
uzun uzun konuşmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
He went on about his old job
Eski işi hakkında uzun uzun konuştu
girmek
bir web sitesini veya hizmeti kullanmak
I go on the internet every day
Her gün internete girerim
sevimli
Sahnedeçok etkileyici, tatlı ve şirin
The puppy is adorable
Köpek yavrusu çok sevimli
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
çok
büyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
açıkça
Sahnedenet bir şekilde
It is clearly visible
Bu açıkça görünüyor
açıkça
kolayca görülebilen duyulabilen veya anlaşılabilen bir biçimde
She spoke clearly during the meeting
Toplantı sırasında açıkça konuştu
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
ayağı kaymak
Sahnededengeni kaybedip yere düşmek
He slipped on the ice
Buzda ayağı kaydı
sokuşturmak
bir şeyi gizlice veya hızlıca yerleştirmek
He slipped a note into his pocket
Notu gizlice cebine sokuşturdu
kağıt parçası
küçük boyutlu kağıt
Write it on a slip of paper
Onu küçük bir kağıda yaz
gizlice vermek
bir şeyi fark ettirmeden birine iletmek
He slipped her a note
Ona gizlice bir not verdi
mucizevi
Sahnedeçok şaşırtıcı veya harika olan
It was a miraculous recovery
Bu mucizevi bir iyileşmeydi
travma
Sahnedeciddi bir fiziksel yaralanma veya hasar
The doctor treated the chest trauma
Doktor göğüs travmasını tedavi etti
travma
Sahnedederin bir zihinsel veya duygusal sarsıntı
He is still dealing with his childhood trauma
Çocukluk travmasıyla hâlâ uğraşıyor
kutu
Sahnededüz kenarları olan bir kap
Put the books in the box
Kitapları kutuya koy
sınıflandırmak
birini belirli bir kategoriye koymak
They try to box people into categories
İnsanları kategorilere ayırmaya çalışıyorlar
boks yapmak
yumruklarla dövüşmek
They like to box on weekends
Hafta sonları boks yapmayı severler
paketlemek
bir şeyi kutunun içine koymak
Please box the items carefully
Lütfen eşyaları dikkatlice paketleyin
yavaşça
Sahnededüşük bir hızda; hızlı değil
Please speak slowly
Lütfen yavaş konuşun
yavaşça
düşük bir hızla
He speaks slowly
O yavaşça konuşuyor
yavaş
hızlı olmayacak şekilde
The car moved slowly
Araba yavaş hareket etti
engelli
Sahnedefiziksel veya zihinsel yetersizliği olan
The parking space is for handicapped people
Park yeri engelli insanlar içindir
engelli
fiziksel veya zihinsel yetersizliği olan kişi
They provide special facilities for the handicapped
Engelliler için özel imkanlar sağlıyorlar
içinde
Sahnedebir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeride
bir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
iç
bir yerin iç kısmı veya oraya girme imkanı
The key lets you inside the room
Anahtar odaya girmenizi sağlar
paniklemek
Sahnedeaniden yoğun korku veya endişe hissetmek
I freaked out when I saw the spider
Örümceği görünce panikledim
panikleme
ani ve şiddetli bir duygu patlaması
She had a major freak out in front of everyone
Herkesin önünde büyük bir panikleme yaşadı
panik krizi
aniden yaşanan yoğun korku veya panik hali
She had a major freak-out
Büyük bir panik krizi yaşadı
paniklemek
aşırı derecede üzülmek veya korkmak
Do not freak out about the exam
Sınav hakkında panikleme
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
We will arrive at the station soon
İstasyona yakında varacağız
gecikmek
planlanan zamandan sonra varmak
The train will arrive late
Tren geç varacak
varmak
bir yere ulaşmak
We arrive at the station at noon
Öğlen istasyona varıyoruz
ulaşmak
bir yere gitmek
They arrive in London tomorrow
Yarın Londra'ya ulaşıyorlar
tampon
Sahnedearabanın ön veya arka kısmındaki koruma barı
The car bumper is broken
Araba tamponu kırık
bol
normalden daha fazla veya büyük
We had a bumper crop this year
Bu yıl bol bir hasat aldık
burada
Sahnedebulunduğumuz bu yer
Come down here and see this
Buraya gel ve şuna bak
şişe
Sahnedesıvılar için kullanılan cam veya plastik kap
The water is in the bottle
Su şişenin içinde
şişelemek
bir şeyi şişenin içine koymak
They bottle the wine
Şarabı şişeliyorlar
kokusunu almak
Sahnedebir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
koku
Sahnedeburunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
kokmak
bir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
geri dönmek
eski bir konuma veya popülariteye yeniden kavuşmak
The trend began to smell again
Moda tekrar geri dönmeye başladı