The Office — 3. Sezon Bölüm 21
Kelimeler ve anlamları
429 kelime
Seviye
berbat
Sahnedeçok kötü
The weather was terrible
Hava berbattı
kötü
çok nahoş olan
The weather is terrible today
Bugün hava çok kötü
berbat
aşırı derecede hoş olmayan veya düşük nitelikli
The weather is terrible today
Bugün hava berbat
çıkmak
Sahnedebir yerden veya binadan ayrılmak
You should get out of the house
Evden çıkmalısın
çıkarmak
bir şeyi üretmek veya yayınlamak
They get out a new magazine
Yeni bir dergi çıkarıyorlar
çıkarmak
bir şeyi bir yerin içinden almak
Get the key out of the lock
Anahtarı kilitten çıkar
duyulmak
birçok kişi tarafından öğrenilir hale gelmek
The news will get out eventually
Haber sonunda duyulacak
dışa vurmak
bir duygu veya hissi açığa çıkarmak
You should get out your anger
Öfkeni dışa vurmalısın
çıkmak
bir yerden ayrılmak
Please get out of the room
Lütfen odadan çık
gitmek
bir yerden uzaklaşmak
It is time for us to get out
Bizim gitme vaktimiz geldi
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
doldurmak
Sahnedebir belgeye bilgi yazmak
Please fill out this form
Lütfen bu formu doldurun
dolgunlaşmak
bir şeyin daha dolgun veya biçimli hale gelmesi
He is starting to fill out as he gets older
Yaşlandıkça vücudu dolgunlaşmaya başlıyor
gerçekleştirmek
Sahnedebir görevi veya işi yerine getirmek
They performed the experiment in the lab
Deneyi laboratuvarda gerçekleştirdiler
sergilemek
bir durumda belirli bir başarı veya davranış göstermek
The car performs well on the road
Araba yolda iyi performans sergiliyor
sahne almak
bir seyirci topluluğu önünde oynamak veya şarkı söylemek
The dancers perform every Friday
Dansçılar her cuma sahne alıyor
randevu
Sahnedeönceden kararlaştırılmış görüşme veya buluşma
I have an appointment with the doctor
Doktorla bir randevum var
randevu
Sahnedebelirli bir zamanda birisiyle buluşma planı
I have a doctor's appointment tomorrow
Yarın doktor randevum var
randevu
önceden belirlenmiş bir buluşma veya ziyaret
I have a doctor's appointment
Doktor randevum var
bant
Sahnedeyapıştırmak için kullanılan yapışkan şerit
Use tape to fix the paper
Kağıdı düzeltmek için bant kullan
bantlamak
bir şeyi yapışkan bantla tutturmak
Tape the poster to the wall
Posteri duvara bantla
kaydetmek
ses veya görüntüyü kaydetmek
I will tape the game tonight
Bu akşamki maçı kaydedeceğim
kaset
ses veya görüntü kaydetmek için kullanılan manyetik şerit
He played the old tape
Eski kaseti oynattı
özür dileyen
Sahnedeyaptığı bir hatadan dolayı üzgün olduğunu gösteren
He was very apologetic for being late
Geç kaldığı için çok özür dileyen bir tavrı vardı
zor
Sahnedekolay olmayan; çaba gerektiren
This exam is very difficult
Bu sınav çok zor
hoşça kal
Sahnedeayrılırken kullanılan bir kelime
Bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
bay bay
veda etmenin kısa ve gayriresmi yolu
Bye, mom
Bay bay anne
falanca
Sahnedeismi unutulan kişi
Tell whatshername to call me
Falancaya beni aramasını söyle
adı aklıma gelmeyen kadın
ismi hatırlanmayan kadın
I saw whatshername at the store
Mağazada adı aklıma gelmeyen o kadını gördüm
Tourette sendromu
Sahnedeinsanların istemsiz hareketler veya sesler çıkarmasına neden olan tıbbi bir durum
Tourettes is a neurological disorder
Tourette sendromu nörolojik bir bozukluktur
dayanmak
Sahnedezor bir şeye dayanabilecek güçte olmak
The building can withstand an earthquake
Bina bir depreme dayanabilir
dayanmak
bir şeye karşı güçlü olmak
The house can withstand strong winds
Ev güçlü rüzgarlara dayanabilir
bir
Sahnede1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
bölüm
bir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
taklit
Sahnedebaşka bir şeye benzeyecek şekilde yapılmış şey
This is an imitation leather bag
Bu taklit deri bir çanta
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
insani olarak
Sahnedeinsanlara özgü şekilde
It is humanly impossible
Bu insani olarak imkansız
daire
Sahnededaha büyük bir binanın parçası olan konut
I live in a small apartment
Küçük bir dairede yaşıyorum
daire
yaşamak için ayrılmış odalar bütünü
Your apartment is very beautiful
Daireniz çok güzel
daire
daha büyük bir binanın parçası olan yaşam alanı
She lives in a small apartment
O küçük bir dairede yaşıyor
birisi
Sahnedebilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
biri
bilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
özür dilemek
Sahnedebir hata için pişmanlık belirtmek
I apologize for being late
Geç kaldığım için özür dilerim
özür dilemek
Sahnedebir hata yaptığında üzgün olduğunu söylemek
I apologize for being late
Geç kaldığım için özür dilerim
özür dilemek
bir hata yaptığını kabul etme eylemi
You should apologize for being late
Geç kaldığın için özür dilemelisin
özür dilemek
yanlış bir şey yaptığını kabul edip üzgün olduğunu belirtmek
I apologize for being late
Geç kaldığım için özür dilerim
batırmak
Sahnedebir işi berbat etmek veya büyük bir hata yapmak
He really screwed the pooch on that task
O görevi gerçekten batırdı
çuvallamak
çok kötü bir şekilde başarısız olmak
He screwed the pooch on the final presentation
O final sunumunda fena çuvalladı
eline yüzüne bulaştırmak
yanlış bir şey yaparak büyük bir soruna yol açmak
I think I screwed the pooch by deleting those files
Sanırım dosyaları silerek işi eline yüzüne bulaştırdım
posta kutusu
Sahnedemektup veya paketlerin alınması veya gönderilmesi için kullanılan kutu
The mail is in the mailbox
Posta, posta kutusunda
cinsel ilişki
Sahnedeinsanlar arasındaki cinsel birleşme eylemi
Sexual intercourse is a private matter
Cinsel ilişki özel bir konudur
değer vermek
Sahnedebir şeyi önemli bulmak
I value your friendship
Arkadaşlığına değer veriyorum
değer
bir şeyin ne kadar yararlı veya önemli olduğu
This ring has great value
Bu yüzüğün büyük bir değeri var
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
milyonlarca
Sahnedebir milyon sayısının çokluğu
Millions of people live in this city
Bu şehirde milyonlarca insan yaşıyor
milyonlar
çok büyük sayıda insan veya şey
Millions watched the game
Milyonlar maçı izledi
maymun
Sahnedegoril veya şempanze gibi kuyruksuz, büyük bir primat türü
The gorilla is a large ape
Goril büyük bir maymundur
taklit etmek
birinin davranışlarını aptalca veya özgün olmayan bir şekilde kopyalamak
He likes to ape his teacher
Öğretmenini taklit etmeyi seviyor
taklit etmek
başkasının davranışlarını veya hareketlerini kopyalamak
He loves to ape his older brother
Abisini taklit etmeyi seviyor
neden olmak
Sahnedebir olayın gerçekleşmesine yol açmak
The rain caused the flood
Yağmur sele neden oldu
dava
insanların desteklediği bir amaç veya hareket
She works for a good cause
İyi bir dava için çalışıyor
sağlamak
birinin bir işi yapmasına yol açmak
That caused him to change his mind
Bu onun fikrini değiştirmesini sağladı
çünkü
bir durumun nedenini belirtmek için kullanılır
I am staying here 'cause I am tired
Burada kalıyorum çünkü yorgunum
sebep
bir şeyin olmasına yol açan etken
What was the cause of the fire
Yangının sebebi neydi
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
şu an
içinde bulunulan tam bu an
I am busy right now
Şu an meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
şu anda
tam olarak bu zamanda
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
hali hazırda
içinde bulunduğumuz an itibarıyla
He is working right now
O şu anda çalışıyor
hemen şimdi
tam bu anda
Please come here right now
Lütfen hemen şimdi buraya gel
müdür
Sahnedebir işletmeyi veya ekibi yöneten kişi
He is a great manager
O harika bir müdür
yönetici
bir ekibin veya işin sorumlusu olan kişi
The manager is in a meeting
Yönetici bir toplantıda
menajer
sanatçı veya sporcuların işlerini yürüten kişi
The singer has a good manager
Şarkıcının iyi bir menajeri var
karakter
Sahnedehikaye, film veya oyundaki kişi
He is my favorite character
O benim en sevdiğim karakter
karakter
Sahnedebir insanı tanımlayan özellikler bütünü
He has a strong character
Güçlü bir karakteri var
karakter
yazı sisteminde kullanılan harf veya simge
This password requires eight characters
Bu şifre sekiz karakter gerektiriyor
karakter
özellikle sıra dışı veya dikkat çekici olan belirli bir kişi
That old man is a real character
O yaşlı adam gerçekten sıra dışı biri
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
insanı kaygılandıran düşünceler veya durumlar
I have many worries about my future
Geleceğim hakkında birçok endişem var
-e rağmen
Sahnedesöylenen bir şeye rağmen şaşırtıcı bir durumu belirtmek için kullanılır
Even though it was raining, we went for a walk
Yağmur yağmasına rağmen yürüyüşe çıktık
olmasına rağmen
bir durumun olmasına karşın
I went out even though it was raining
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktım
her ne kadar
bir durumun olmasına karşın
Even though he was tired he worked
Her ne kadar yorgun olsa da çalıştı
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I always forget his name
Onun adını her zaman unutuyorum
evsiz
Sahnedeyaşayacak bir yeri olmayan
He is homeless
O evsiz
imza atmak
Sahnedekabul ettiğini göstermek için bir belgeye ismini yazmak
Please sign the contract here
Lütfen sözleşmeyi buraya imzalayın
işaret
bir anlamı olan vücut hareketi
He made a sign to be quiet
Sessiz olması için bir işaret yaptı
işaret
özel bir anlamı olan sembol
It is a sign of respect
Bu bir saygı işaretidir
beyin sarsıntısı
Sahnedekafaya alınan darbe sonucu oluşan geçici beyin hasarı
He has a concussion
Beyin sarsıntısı var
mezuniyet balosu
Sahnedelise öğrencileri için düzenlenen resmi dans partisi
Are you going to the prom
Mezuniyet balosuna gidiyor musun
geçerli
Sahnedegerçeklere veya mantığa dayanan
You have a valid point
Haklı bir noktan var
geçerli
resmi olarak onaylanmış veya kabul edilebilir
Your passport is still valid
Pasaportunuz hala geçerli
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
öğrenci
Sahnedebir okulda eğitim gören kişi
I am a student
Ben bir öğrenciyim
kaçık
Sahnedeaklı başında olmayan veya saçma
He is acting a bit banana
Biraz kaçık davranıyor
muz
uzun ve sarı bir meyve
I like to eat bananas
Muz yemeyi severim
muz
uzun sarı bir meyve
I eat a banana every day
Her gün bir muz yerim
affedersiniz
Sahnedeözür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
pardon
duyulmayan veya anlaşılmayan bir şeyi tekrar ettirmek için kullanılan ifade
Excuse me could you say that again
Pardon bunu tekrar söyleyebilir misiniz
affedersiniz
birinin dikkatini çekmek veya özür dilemek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me can you help me
Affedersiniz bana yardım edebilir misiniz
pardon
birinin dikkatini çekmek veya özür dilemek için söylenen söz
Excuse me I did not see you
Pardon sizi görmedim
dolar
Sahnededolar için kullanılan gayriresmi kelime
It only costs five bucks
Sadece beş dolar tutuyor
erkek geyik
yetişkin erkek geyik
The buck has large antlers
Erkek geyiğin büyük boynuzları var
sorumluluk
bir kararı verme veya görüş bildirme yetkisi
He tried to pass the buck to his colleague
Sorumluluğu meslektaşına atmaya çalıştı
çabalamak
bir şeyi elde etmek için çok uğraşmak
He is bucking for a promotion this year
Bu yıl terfi almak için çabalıyor
özel ders öğretmeni
Sahnedebir öğrenciye veya küçük bir gruba ders veren kişi
I have a math tutor
Bir matematik özel ders öğretmenim var
özel ders vermek
bir öğrenciye veya küçük bir gruba özel eğitim vermek
He will tutor me in math
O bana matematikte özel ders verecek
filigran
Sahnedekâğıt üzerinde ışığa tutulduğunda görülebilen soluk tasarım
The banknote has a watermark for security
Banknotun güvenlik için bir filigranı var
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
yüksek tempo
Sahnedeçok hızlı bir hız veya oran
They completed the task at double time
Görevi yüksek tempoda tamamladılar
acele etmek
çok hızlı hareket etmek veya davranmak
We need to move in double time
Hızlıca hareket etmemiz gerekiyor
çifte ücret
normalin iki katı olan ödeme miktarı
He earns double time on Sundays
Pazar günleri çifte ücret kazanıyor
acele etmek
normalden daha hızlı çalışmak veya yürümek
We must double time to finish the job
İşi bitirmek için acele etmeliyiz
muhasebeci
Sahnedefinansal kayıtları tutan ve kontrol eden kişi
The accountant checked the company books
Muhasebeci şirket defterlerini kontrol etti
muhasebeci
finansal kayıtları tutan kişi
She works as an accountant
Muhasebeci olarak çalışıyor
trajik
Sahnedebüyük üzüntüye yol açan
It was a tragic accident
Trajik bir kazaydı
trajik
çok üzücü ve genellikle ölüm veya acı içeren
The accident was a tragic event
Kaza trajik bir olaydı
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya gerçek dışı
This statement is false
Bu ifade yanlıştır
sahte
gerçek olmayan
She used a false passport
Sahte bir pasaport kullandı
sızlanmak
Sahnedememnuniyetsizliğini veya rahatsızlığını dile getirmek
Stop bitching about the weather
Hava hakkında sızlanmayı bırak
sürtük
bir kadın veya kişi için kullanılan kaba bir kelime
He called her a bitch
Ona sürtük dedi
dişi köpek
dişi köpek
The bitch is guarding her puppies
Dişi köpek yavrularını koruyor
zorlu iş
zor ve can sıkıcı durum veya görev
Solving this problem is a real bitch
Bu problemi çözmek çok zorlu bir iş
ton balığı
Sahnedegıda olarak kullanılan büyük bir balık türü
I like tuna sandwiches
Ton balıklı sandviçleri severim
hata
Sahnededoğru olmayan şey
I made an error
Bir hata yaptım
yol kenarı
Sahnedeyolun yanındaki alan
He parked his car by the roadside
Arabasını yol kenarına park etti
minnettarlık
Sahnedeteşekkür etme duygusu
I want to express my gratitude
Minnettarlığımı ifade etmek istiyorum
tutmak
Sahnedebelirli bir miktar para gerektirmek
It costs ten dollars
On dolar tutuyor
mal olmak
bir şeye mal olmak
This mistake cost him his job
Bu hata ona işine mal oldu
mal olmak
bir şey için ödenmesi gereken para miktarı
This jacket costs fifty dollars
Bu ceket elli dolara mal oluyor
içecek
Sahnedesu veya meyve suyu gibi içilen sıvı
What beverage would you like?
Hangi içeceği istersiniz?
yatışmak
Sahnedebir sorunun veya gerginliğin zamanla etkisini kaybedip sona ermesi
The scandal will soon blow over
Bu skandal yakında yatışacak
yatışmak
bir sorunun veya zor durumun etkisini yitirip sona ermesi
The argument will soon blow over
Tartışma yakında yatışacaktır
yatışmak
bir sorunun veya durumun etkisini yitirip sona ermesi
The argument will soon blow over
Tartışma yakında yatışacaktır
iğrenç
Sahnedegüçlü bir tiksinti uyandıran
This food is disgusting
Bu yemek iğrenç
tiksindirici
Sahnedegüçlü bir hoşnutsuzluk veya iğrenme duygusu yaratan
Such behavior is disgusting
Böyle bir davranış tiksindirici
iğrenç
güçlü bir tiksinti uyandıran
The garbage smells disgusting
Çöp iğrenç kokuyor
tiksindirici
çok nahoş veya rahatsız edici
His behavior was disgusting
Onun davranışı tiksindiriciydi
grip
Sahnedeateş ve öksürükle seyreden yaygın bir hastalık
I have the flu
Grip oldum
komik
Sahnedegüldüren veya eğlenceli
He is a funny man
O komik bir adam
tuhaf
garip veya alışılmadık
That is a funny smell
Bu tuhaf bir koku
saç
Sahnedeinsanın başında büyüyen ince teller
She has long brown hair
Onun uzun kahverengi saçları var
saç
kafa derisinde yetişen teller
I cut my hair
Saçımı kestirdim
kıl payı
çok küçük bir miktar veya mesafe
He won by a hair
Kıl payı kazandı
kıl
insan vücudunda yetişen ince teller
He has hair on his arms
Kollarında kıl var
en azından
Sahnedebir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en az
belirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
en azından
hiç değilse biraz olsun
It is at least warm here
Burası en azından sıcak
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
anlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
Kapüşonlu sweatshirt
Sahnedekapüşonu olan bir üst giysi
I wear a hoodie when it is cold
Hava soğukken kapüşonlu sweatshirt giyerim
kapüşonlu
kapüşonu olan rahat, uzun kollu üst
I love wearing my blue hoodie
Mavi kapüşonlumu giymeyi seviyorum
top
Sahnede500 yapraklık kağıt paketi
I bought a ream of paper
Bir top kağıt satın aldım
ağır şekilde azarlamak
birini çok sert bir şekilde eleştirmek veya azarlamak
The boss reamed him out for the mistake
Patron, hata yaptığı için onu çok ağır azarladı
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
hafta
yedi günlük zaman dilimi
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
içeri girmek
Sahnedebir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
mevcut olmak
belirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
dahil olmak
bir durumda rol veya görev üstlenmek
Where does the expert come in
Uzman nerede devreye giriyor
gelmek
bir yere ulaşmak veya bir sırada yer almak
She came in first in the race
Yarışta birinci geldi
işe yaramak
bir durumda kullanışlı hale gelmek
This tool will come in handy later
Bu alet sonra işe yarayacak
dahil olmak
bir duruma katılmak veya rol almak
They asked me to come in on the project
Benden projeye dahil olmamı istediler
sorumlu
Sahnedekontrolü veya yetkisi olan
Who is in charge here?
Burada kim sorumlu?
sorumlu
bir şey üzerinde kontrol veya yetkiye sahip olma
She is in charge of the project
Projeden o sorumlu
sorumlu
kontrol veya sorumluluğa sahip olma durumu
She is in charge of the project
O projeden sorumlu
yetkili
kontrolü elinde bulunduran kişi
Who is in charge here
Burada yetkili kim
sorumlu
bir işin denetimini veya yönetimini elinde bulunduran kişi
She is in charge of the department
Departmandan o sorumlu
ilişki
Sahnedeiki şey arasındaki bağ
There is a close relation between diet and health
Beslenme ve sağlık arasında yakın bir ilişki vardır
akraba
ailenizden olan kimse
She is a close relation of mine
O benim yakın bir akrabam
biliyor musun
Sahnedeşaşırtıcı bir haberi duyurmak için kullanılan ifade
Guess what I got a job
Biliyor musun bir iş buldum
normalde
Sahnedeolağan şekilde
I normally wake up at 7 AM
Normalde sabah 7'de uyanırım
normal şekilde
alışılmış bir biçimde
She is behaving normally today
Bugün normal şekilde davranıyor
genellikle
çoğu durumda
I normally go to work by bus
Genellikle işe otobüsle giderim
normalde
alışılmış olan şekilde
I normally go to work by bus
Normalde işe otobüsle giderim
çıkarmak
Sahnedebir şeyi bulunduğu yerden dışarı çıkarmak
Take out the trash
Çöpleri dışarı çıkar
paket servis
restorandan alınıp başka yerde yenmek üzere hazırlanan yemekler
Let's get take out tonight
Bu akşam paket servis söyleyelim
etkisiz hale getirmek
bir düşmanı öldürmek veya bir hedefi devre dışı bırakmak
The army plans to take out the target
Ordu hedefi etkisiz hale getirmeyi planlıyor
randevuya çıkarmak
romantik bir buluşma için dışarı götürmek
He took her out for a drink
Onu bir şeyler içmeye randevuya çıkardı
paket yemek
restorandan alınıp başka bir yerde yenen yemek
We ordered some take-out last night
Dün gece paket yemek sipariş ettik
öldürtmek
birinin öldürülmesi için ayarlama yapmak
The gang decided to take out their rival
Çete rakibini öldürtmeye karar verdi
yıkmak
bir yapıyı veya binayı tamamen yok etmek
The army took out the bridge
Ordu köprüyü yıktı
almak
bir şeyi elde etmek veya edinmek
I need to take out a loan for my house
Evim için kredi almam gerekiyor
çıkarmak
bir şeyi bulunduğu yerden dışarı almak
Please take out the trash
Lütfen çöpü dışarı çıkar
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
hayran
Sahnedebirini veya bir şeyi çok seven kişi
He is a big fan of jazz
O, cazın büyük bir hayranıdır
vantilatör
havayı hareket ettiren kanatlı makine
Turn on the fan
Vantilatörü aç
yellemek
hava akımı oluşturmak için sallamak
She fanned herself with a book
Kitapla kendini yelledi
hoşlanmayan kişi
birinden veya bir şeyden hoşlanmayan kimse
He is a fan of no one here
Buradaki kimseden hoşlanmıyor
sıkıcı kişi
Sahnedeilginç veya heyecan verici olmayan insan
He is such a bore
O çok sıkıcı biridir
meydana getirmek
bir şey üretmek veya ortaya koymak
The tree bore delicious fruit
Ağaç lezzetli meyve verdi
delik
katı bir şeyin içindeki boşluk
The pipe has a wide bore
Borunun geniş bir deliği var
doğurmak
bir bebek dünyaya getirmek
She bore a baby boy
Bir erkek bebek doğurdu
sıkıcı
ilgi çekici veya heyecan verici olmayan
This movie is a bore
Bu film çok sıkıcı
kabul etmek
Sahnedebir şeyi doğru veya geçerli olarak tanımak
I accept the truth
Gerçeği kabul ediyorum
kabul etmek
bir şeye onay vermek
She accepted the invitation
Daveti kabul etti
kabul etmek
sunulan bir şeyi almak
He accepted the award
Ödülü kabul etti
kabul etmek
bir şeyi almaya veya onaylamaya razı olmak
I accept your offer
Teklifi kabul ediyorum
yetenek
Sahnedebir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
göz
görmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi