The Office — 4. Sezon Bölüm 1
Kelimeler ve anlamları
704 kelime
Seviye
nazik
Sahnedekaba olmayan ve sakin
He is a gentle person
O nazik bir insan
nazik
kibar veya iyi kalpli kişi
He is a gentle man
O nazik bir adamdır
yumuşak
sakin ve sert olmayan
He has a gentle voice
Onun yumuşak bir sesi var
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
şans
Sahnedebaşarı veya olumlu sonuç
Winning that game required some good luck
O oyunu kazanmak biraz şans gerektirdi
bol şans
birine başarı veya şans dilemek için kullanılır
Good luck on your exam
Sınavında bol şans
başarılar
birine başarı veya mutluluk dileme
I wish you good luck with your exam
Sınavında sana başarılar dilerim
takipçi
Sahnedebirini veya bir şeyi izleyen kimse
She has many followers on social media
Sosyal medyada çok sayıda takipçisi var
girmek
Sahnedebir yerin içine girmek
Please go in the house
Lütfen eve gir
acı çekmek
Sahnedebüyük bir acı veya sefalet yaşamak
He will burn in hell
Cehennemde yanacak
en sevilen
Sahnedediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favorite color
Mavi benim en sevdiğim renktir
favori
en çok tercih edilen
This is my favorite song
Bu benim favori şarkım
berbat
Sahnedeçok kötü veya hoş olmayan
The movie was awful
Film berbattı
çok
çok fazla veya aşırı derecede
He has an awful lot of money
Çok fazla parası var
aşırı
son derece
It was an awful long time
Aşırı uzun bir zamandı
kötü
çok fena veya nahoş olan
The weather was awful yesterday
Hava dün çok kötüydü
popüler
Sahnedebirçok kişi tarafından sevilen
This song is very popular
Bu şarkı çok popüler
popüler
çok sayıda insan tarafından beğenilen
This song is very popular
Bu şarkı çok popüler
popüler
birçok insan tarafından beğenilen
That singer is very popular
O şarkıcı çok popüler
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
yakında
kısa bir süre içinde
I will see you soon
Seni yakında göreceğim
üniversite
Sahnedeliseden sonra öğrencilerin eğitim gördüğü yer
She is studying at college
O üniversitede okuyor
antihistaminik
Sahnedealerjileri tedavi eden ilaç
I take an antihistamine for my allergies
Alerjilerim için antihistaminik alıyorum
gördü
Sahnedegözlerle algılamak
I saw a bird
Bir kuş gördüm
testereyle kesmek
dişli bir alet kullanarak kesmek
He sawed the wood
Odunu testereyle kesti
bahsi karşılamak
bir oyunda rakibin bahsine eşlik etmek
He saw the bet
Bahsi karşıladı
testere
kesmek için kullanılan dişli bıçaklı alet
Use the saw
Testereyi kullan
biliyor musun
Sahnededinleyicinin dikkatini çekmek veya düşünürken vakit kazanmak için kullanılan ifade
Know what I have a better idea
Biliyor musun daha iyi bir fikrim var
malum şeyler
konuşmacının adını açıkça söylemek istemediği bir şeye atıfta bulunan ifade
They are doing know-what
Malum şeyleri yapıyorlar
şey
adı belirtilmeyen şey
I need to buy the know what for the car
Araba için gereken şeyi almam gerekiyor
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
hafta
yedi günlük zaman dilimi
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
belâ
Sahnedesıkıntı veya zarar veren şey
This addiction is a curse
Bu bağımlılık bir beladır
lanetlemek
Sahnedesihir kullanarak zarar vermek
He cursed his enemy
Düşmanını lanetledi
lanet
Sahnedekötü şans getiren sihirli büyü
The curse lasted for years
Lanet yıllarca sürdü
küfretmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Stop cursing now
Şimdi küfretmeyi bırak
maymun
Sahnedeağaçlarda yaşayan uzun kuyruklu küçük bir hayvan
The monkey is eating a banana
Maymun muz yiyor
maymun
kuyruğu olan küçük veya orta büyüklükte bir primat
Some monkeys live in groups
Bazı maymunlar gruplar halinde yaşar
takılmak
birisiyle şakacı veya sinir bozucu bir şekilde uğraşmak
Stop monkeying him while he studies
Ders çalışırken onunla uğraşmayı bırak
görev
Sahnedeyapılması gereken bir iş parçası
Your job is to clean the room
Senin görevin odayı temizlemek
iş
para kazanmak için yapılan çalışma
I have a new job
Yeni bir işim var
operasyon
vücudu değiştirmek için yapılan tıbbi müdahale
She had a nose job
Burun ameliyatı oldu
anıt
Sahnedeölen birini onurlandırmak için yapılan yapı veya nesne
This is a war memorial
Bu bir savaş anıtıdır
duyuru
Sahnedebir topluluğa yapılan resmi açıklama
The school made an important announcement
Okul önemli bir duyuru yaptı
duyuru
halka veya bir gruba yapılan resmi bildirim
The school made an announcement
Okul bir duyuru yaptı
tasarımsal
Sahnedemodaya uygun veya sanatsal bir görünüme sahip
This lamp has a very designy look
Bu lambanın çok tasarımsal bir görünümü var
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
hemfikir
Sahnedebir fikri veya kararı desteklemek
I am on board with your suggestion
Önerinle hemfikirim
araçta
bir taşıtın içinde veya üzerinde
All passengers are on board
Tüm yolcular araçta
dahili
bir cihazın içine yerleştirilmiş veya ona entegre edilmiş
The computer has on-board memory
Bilgisayarın dahili belleği var
grup üyesi
bir topluluğun parçası olarak dahil edilmiş
Everyone on board must work together
Gruptaki herkes birlikte çalışmalı
gemide
bir gemi uçak veya araç içinde bulunan
All passengers are on board
Tüm yolcular gemide
dahil
bir işe katılmayı veya yardım etmeyi kabul etmek
We are glad to have you on board
Aramıza katıldığın için mutluyuz
duyarlı
Sahnedeküçük değişikliklere hızlı tepki veren
The sensor is very sensitive
Sensör çok duyarlıdır
hassas
Sahnedefiziksel olarak kolayca incinebilen
My teeth are sensitive to cold
Dişlerim soğuğa karşı hassastır
hassas
olaylardan kolayca etkilenen veya üzülen
He is very sensitive
O çok hassastır
hassas
gizli tutulması gereken ve açıklanırsa sorun yaratabilecek
This is a sensitive topic
Bu hassas bir konu
Alıngan
kolayca üzülen veya kırılan
She is very sensitive about her hair
Saçları konusunda çok alıngan
Hassas
fiziksel olarak kolayca acıyan veya etkilenen
I have sensitive skin
Hassas bir cildim var
Duyarlı
başkalarını incitmemeye çalışan
You should be sensitive to his feelings
Onun duygularına karşı duyarlı olmalısın
depresyona sokmak
Sahnedebirini çok üzgün veya umutsuz hissettirmek
This news depresses me
Bu haber beni depresyona sokuyor
üzmek
birini çok üzgün veya umutsuz hissettirmek
The news depressed him
Haber onu üzdü
bastırmak
bir şeyi aşağı doğru itmek
Depress the button to start the machine
Makineyi başlatmak için düğmeye basın
otopark
Sahnedearaçların geçici olarak bırakıldığı yer
Is there a parking nearby
Yakınlarda bir otopark var mı
park etmek
bir taşıtı belirli bir yere bırakmak
I am parking the car
Arabayı park ediyorum
otopark
araçların bırakıldığı yer
This parking is full
Bu otopark dolu
park etme
bir aracı belirli bir yere bırakma
Parking is forbidden here
Burada park etmek yasaktır
bakmak
Sahnedebirini veya bir şeyi görmek için gözlerini ona çevirmek
Look at that bird
Şu kuşa bak
incelemek
bir şeyi dikkatlice araştırmak veya düşünmek
I need to look at the documents
Belgeleri incelemem gerekiyor
sol
Sahnedesağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
kalmak
Sahnedediğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
bırakmak
Sahnedebir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
ayrılmak
bir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
heyecanlandırmak
Sahnedebirini güçlü duygular hissetmeye itmek
The speaker worked up the audience
Konuşmacı seyircileri heyecanlandırdı
tıbbi tetkik
kişinin sağlığını kontrol etmek amacıyla yapılan kapsamlı tıbbi testler
The doctor ordered a full work-up for the patient
Doktor hasta için tam bir tıbbi tetkik istedi
heyecanlanmak
çok üzgün veya heyecanlı bir duruma gelmek
She worked herself up over the news
Haberler yüzünden çok heyecanlandı
geliştirmek
bir şeyi daha iyi veya eksiksiz hale getirmek
I need to work up this draft
Bu taslağı geliştirmem gerekiyor
heyecanlandırmak
birini çok üzgün veya coşkulu hissettirmek
Do not work up the students before the exam
Sınavdan önce öğrencileri heyecanlandırma
kahvaltı
Sahnedegünün ilk öğünü
I eat breakfast at 8 AM
Saat 8'de kahvaltı yaparım
kahvaltı
günün ilk öğünü
I like to eat eggs for breakfast
Kahvaltıda yumurta yemeyi severim
teşekkür
Sahnedeminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
gülmek
Sahnedebir şeyin komik olduğunu belirtmek için ses çıkarmak
He laughs at the joke
Şakaya gülüyor
gülüş
mutlu veya eğlenmişken çıkarılan ses
I heard her laugh
Onun gülüşünü duydum
kahkaha
insanları gülümseten veya eğlendiren şey
That joke was a good laugh
O şaka çok iyi bir kahkahaydı
daha kötü
Sahnededaha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
daha kötü
daha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
beklemek
Sahnedebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
beklenmek
bir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
hayal etmek
Sahnedezihinde canlandırmak
I can't picture it
Bunu hayal edemiyorum
resim
görsel bir temsil
I drew a picture
Bir resim çizdim
genel durum
bir durumun tamamı veya ana fikri
You need to understand the whole picture
Genel durumu anlaman gerekiyor
film
sinemada gösterilen hareketli görüntü
We saw a funny picture at the cinema
Sinemada komik bir film izledik
uydurmak
Sahnedebir şeyi hayal ederek oluşturmak
He made up a story
Bir hikaye uydurdu
makyaj
yüzü renklendirmek için kullanılan ürünler
She puts on her make up
Makyajını yapıyor
barışmak
tartışmadan sonra tekrar arkadaş olmak
They finally made up
Sonunda barıştılar
karar vermek
bir konuda kesin bir karara varmak
He made up his mind
O kararını verdi
oluşum
bir şeyin parçalarının bir araya gelme şekli
The chemical make-up of the water is simple
Suyun kimyasal oluşumu basittir
sevişmek
insanlar arasında cinsel yakınlık
They were making up on the sofa
Kanepede sevişiyorlardı
görünüş
bir kişinin veya şeyin nasıl göründüğü
The make-up of the room is simple
Odanın görünüşü sade
uydurmak
bir hikaye veya bahane yaratmak
He had to make up an excuse
Bir bahane uydurmak zorundaydı
sportif
Sahnedespor konusunda yetenekli veya fiziksel olarak güçlü
He is very athletic
O çok sportiftir
atletik
fiziksel olarak güçlü ve sporda yetenekli
He is a very athletic person
O çok atletik bir insan
katkıda bulunmak
Sahnedebir amaca veya duruma yardımcı olmak için bir şey vermek
Everyone should contribute to the project
Herkes projeye katkıda bulunmalı
katkıda bulunmak
bir gruba veya etkinliğe yardımcı olmak için bir şeyler vermek
I want to contribute to the project
Projeye katkıda bulunmak istiyorum
eğitmek
Sahnedebirine bir şeyler öğretmek
Schools educate children
Okullar çocukları eğitir
vantilatör
Sahnedehavayı hareket ettiren kanatlı makine
Turn on the fan
Vantilatörü aç
yellemek
hava akımı oluşturmak için sallamak
She fanned herself with a book
Kitapla kendini yelledi
hayran
birini veya bir şeyi çok seven kişi
He is a big fan of jazz
O, cazın büyük bir hayranıdır
hoşlanmayan kişi
birinden veya bir şeyden hoşlanmayan kimse
He is a fan of no one here
Buradaki kimseden hoşlanmıyor
düşünmek
Sahnedebir konu hakkında görüş sahibi olmak veya bir eylemi değerlendirmek
What do you think of this movie
Bu film hakkında ne düşünüyorsun
aklına gelmek
bir fikir üretmek ya da bir şeyi hatırlamak
I can think of a better name
Daha iyi bir isim aklıma geliyor
akla getirmek
bir konudan bahsetmeye başlamak
Can you think of any good movies
Aklına iyi bir film geliyor mu
düşünmek
birini veya bir şeyi zihninde tutmak
I am thinking of my friends
Arkadaşlarımı düşünüyorum
düşünmek
bir konu hakkında fikir veya görüş sahibi olmak
What do you think of this book
Bu kitap hakkında ne düşünüyorsun
bilişim cihazı
Sahnedeprogramları çalıştıran veri işleme makinesi
This computer runs many programs
Bu bilişim cihazı birçok programı çalıştırıyor
bilgisayar
veri işlemek için kullanılan elektronik cihaz
I use a computer for work
İş için bilgisayar kullanıyorum
bilgisayar
veri işleyen elektronik makine
I use my computer every day
Bilgisayarımı her gün kullanıyorum
çöp poşeti
Sahnedeatıkları atmak için kullanılan plastik torba
I need a garbage bag
Bir çöp poşetine ihtiyacım var
uykuya dalmak
Sahnedeuyumaya başlamak
I often fall asleep while reading
Okurken sık sık uykuya dalarım
uykuya dalmak
uykuya geçmek
He fell asleep on the sofa
Kanepede uyuyakaldı
uykuda
uyku halindeyken
The baby appears to fall asleep
Bebek uykuda görünüyor
uykuya dalmak
uyumaya başlamak
I always fall asleep while reading
Okurken her zaman uykuya dalarım
mülakat
Sahnedesoru sormak için yapılan resmi görüşme
I have a job interview tomorrow
Yarın bir iş mülakatım var
mülakat yapmak
resmi bir görüşmede birine sorular sormak
They will interview the candidates today
Adaylarla bugün mülakat yapacaklar
mülakat
birine soru sormak için yapılan toplantı
I have a job interview tomorrow
Yarın iş mülakatım var
oldukça
Sahnedebir dereceye kadar; aşırı olmayan
The exam was fairly easy
Sınav oldukça kolaydı
adilce
herkes için doğru ve eşit bir şekilde
The judge treated everyone fairly
Hakim herkese adilce davrandı
orta derecede
orta düzeyde
It is a fairly long walk
Bu orta derecede uzun bir yürüyüş
gölge düşürmek
Sahnedebir şeyin değerini veya önemini azaltmak
The bad weather detracted from our holiday
Kötü hava tatilimize gölge düşürdü
harika çocuk
Sahnedegenç yaşta olağanüstü yetenek gösteren kişi
The young chess player is a wunderkind
Genç satranç oyuncusu bir harika çocuk
yenileme
Sahnedebir şeyi eski iyi durumuna getirme
They are restoring the old house
Eski evi yeniliyorlar
planlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı niyet etmek
I plan on going to the party
Partiye gitmeyi planlıyorum
niyetlenmek
bir şey yapmayı tasarlamak veya bir şeyin olmasını beklemek
I plan on studying tonight
Bu gece ders çalışmaya niyetleniyorum
bel bağlamak
birinin bir şey yapacağına güvenmek
I plan on my friend to be there
Arkadaşımın orada olacağına bel bağlıyorum
girmek
Sahnedebir yerin içine girmek veya ulaşmak
I cannot get into the locked room
Kilitli odaya giremiyorum
kabul edilmek
bir okula veya gruba kabul edilmek
She got into a great college
Harika bir koleje kabul edildi
etkilemek
birinin davranışını veya ruh halini değiştirmek
What has gotten into him today
Bugün ona ne oldu böyle
başını belaya sokmak
birini zor veya sorunlu bir duruma düşürmek
His bad choices got him into trouble
Kötü seçimleri başını belaya soktu
sarmak
bir şeye karşı aşırı ilgi duymaya başlamak
I really got into jazz music
Caz müziği beni gerçekten sardı
dahil olmak
bir duruma girmeye başlamak
I want to get into politics
Siyasete dahil olmak istiyorum
girmek
bir şeyin içine girmek
I will get into the car
Arabaya gireceğim
etkilemek
birinin davranışını veya ruh halini değiştirmek
The bad mood got into him
Kötü ruh hali onu etkiledi
ilgi duymak
bir şeye karşı merak veya ilgi beslemeye başlamak
I started to get into jazz music
Caz müziğine ilgi duymaya başladım
girmek
bir durumun veya ortamın içinde yer almaya başlamak
She got into a difficult situation
Zor bir duruma girdi
balon
Sahnedehava veya gazla doldurulmuş esnek torba
She blew up a balloon
Bir balon şişirdi
şişmek
hacmi artmak veya genişlemek
The costs began to balloon
Maliyetler hızla artmaya başladı
balon
hava veya gazla doldurulmuş lastik torba
The balloon floated away into the sky
Balon gökyüzüne doğru uçup gitti
istekli olmak
Sahnedebir şeyi yapmaya hevesli olmak
Are you up for a walk
Yürüyüşe çıkmaya var mısın
aday gösterilmek
bir şeye aday olmak veya seçilmek için değerlendirilmek
He is up for a promotion
O terfi için aday gösterildi
istekli olmak
bir şeyi yapmaya hevesli olmak
Are you up for a movie tonight
Bu gece bir film izlemeye istekli misin
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
bir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
kodein
Sahnedeağrıyı azaltmak için kullanılan güçlü bir ilaç
The doctor prescribed codeine for the pain
Doktor ağrı için kodein reçete etti
başlamak
Sahnedebir durumun başlayıp yerleşmesi
Winter has set in
Kış başladı
yerleşmek
değişmesi zor bir hale gelmek
Cold weather has set in
Soğuk hava bastırdı
yerleşmek
bir şeyin içine sıkıca yerleştirilmiş olmak
The gemstone is set in gold
Değerli taş altına yerleştirilmiş
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
baharatlı
Sahnedekeskin ve acı bir tada sahip olan
This soup is too spicy
Bu çorba çok baharatlı
sos
Sahnedeyemekle birlikte servis edilen koyu kıvamlı sıvı
I like tomato sauce
Domates sosunu severim
içki
alkol için kullanılan argo bir terim
He hits the sauce every night
Her gece içkiye vuruyor
sos
yemeklere lezzet katmak için eklenen yoğun sıvı
Add some sauce to the meat
Ete biraz sos ekle
yemek sosu
tabağın üzerine dökülen yoğun kıvamlı sıvı
Pour the sauce over the salad
Sosu salatanın üzerine dök
mükemmel
Sahnedeçok iyi
This cake is excellent
Bu kek mükemmel
çene kilitlenmesi
Sahnedeçene kaslarının kasılarak ağzın açılmasını engellediği tıbbi durum
He developed lockjaw after the injury
Yaralanmadan sonra çene kilitlenmesi gelişti
bağırsak
Sahnedeyiyeceklerin sindirildiği vücut bölümü
The gut is important
Bağırsak önemlidir
yıkmak
birini duygusal olarak çok üzmek veya sarsmak
The news of his departure really gutted her
Gidiş haberi onu gerçekten yıktı
iyi
yüksek kaliteli veya çok hoş
That is a gut idea
Bu iyi bir fikir
benzemek
Sahnededış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
Sahnedebir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
benzemek
bir şeye benzer bir dış görünüşe sahip olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
benzemek
dış görünüşü birine veya bir şeye benzemek
You look like your brother
Erkek kardeşine benziyorsun
hayal etmek
Sahnedebir şeyi zihinde canlandırmak
I am picturing my dream house
Hayalimdeki evi hayal ediyorum
kariyer
Sahnedezaman içinde sürdürülen iş veya meslek
She wants a career in medicine
Tıp alanında bir kariyer istiyor
kariyer
kişinin uzun süre boyunca yaptığı iş veya meslek
She has a successful career in medicine
Tıpta başarılı bir kariyeri var
çalışma dönemi
bir kişinin belirli bir alanda geçirdiği zaman
The athlete ended her career after ten years
Sporcu çalışma dönemini on yılın sonunda bitirdi
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
tüyo
Sahnedegizli olan bir bilgiyi başkasına söylemek
He gave me a useful tip about the exam
Sınav hakkında bana faydalı bir tüyo verdi
uç
bir şeyin sivri uç kısmı
The tip of the pencil is broken
Kalemin ucu kırık
bahşiş
hizmet karşılığında verilen ekstra para
He left a big tip
Büyük bir bahşiş bıraktı
çöp yığını
atıkların veya toprağın oluşturduğu büyük yığın
The truck took the waste to the tip
Kamyon atıkları çöp yığınına götürdü
kişi
Sahnedeinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
Sahnedetek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
affetmek
Sahnedebirinin hatası nedeniyle ona kızmayı bırakmak
Please forgive me
Lütfen beni affet
affetmek
birinin yaptığı bir şey için ona kızmayı bırakmak
You should forgive him for his mistake
Onun hatası için onu affetmelisin
yorgan
Sahnededikilmiş kumaş katmanlarından oluşan sıcak bir yatak örtüsü
She slept under a heavy quilt
Ağır bir yorganın altında uyudu
yer
Sahnedebelirli bir alan veya konum
This is a beautiful place
Burası güzel bir yer
gerçekleşmek
meydana gelmek veya vuku bulmak
The meeting will take place tomorrow
Toplantı yarın gerçekleşecek
yerleştirmek
bir şeyi belirli bir konuma koymak
Please place the book on the table
Lütfen kitabı masanın üzerine koyun
tanımak
birini nereden tanıdığını hatırlamak
I know his face but I can't place him
Yüzünü hatırlıyorum ama onu çıkaramıyorum
gerçekten
Sahnedegerçek ve doğru olan
Are you for real?
Gerçekten mi?
gerçekten
doğru veya samimi bir şekilde
Are you for real going to quit your job
İşinden gerçekten ayrılacak mısın
gerçek
bir olgu olarak var olan
Is this for real
Bu gerçekten mi
boynuz
Sahnedegeyiklerin başındaki sert dallı çıkıntı
The deer has large antlers
Geyiğin büyük boynuzları var
gömlek
Sahnedevücudun üst kısmına giyilen giysi
He is wearing a white shirt
O beyaz bir gömlek giyiyor
gömlek
vücudun üst kısmına giyilen bir giysi
He is wearing a blue shirt
O mavi bir gömlek giyiyor
bozulmuş
Sahnedeartık geçerli olmayan
The promise was broken
Söz bozuldu
kırık
hasarlı veya bozuk olan
The screen is broken
Ekran kırık
bozuk
artık düzgün çalışmayan
The coffee machine is broken
Kahve makinesi bozuk
eğitilmiş
eğitim verilerek söz dinler hale getirilmiş
The horse is fully broken
At tamamen eğitilmiş
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yetişmek
bir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yapmak
bir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
fettuccini alfredo
Sahnedekrema tereyağı ve peynirli makarna yemeği
I ordered fettuccini alfredo
Fettuccini alfredo sipariş ettim
müthiş
Sahnedeçok iyi veya etkileyici argo
That car is sick
Bu araba müthiş
hasta
Sahnedekendini iyi hissetmeyen
I feel sick today
Bugün hasta hissediyorum
iğrenç
tiksinme duygusu uyandıran
This is a sick joke
Bu iğrenç bir şaka
bıkkın
bir şeyden uzun süre maruz kaldığı için sıkılmış olma durumu
I am sick of this noise
Bu gürültüden bıktım
vakit geçirmek
Sahnedebir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
Sahnedebir şey için para vermek
I spend money on food
Yiyeceğe para harcıyorum
harcamak
bir amaç için para zaman veya emek kullanmak
I spent all my money
Tüm paramı harcadım
harcamak
bir şey karşılığında para vermek
I spend money on food
Yemek için para harcıyorum
geçirmek
bir şeyi yaparak zaman kullanmak
We spend time together
Birlikte zaman geçiriyoruz