The Office — 4. Sezon Bölüm 2
Kelimeler ve anlamları
701 kelime
Seviye
sunum
Sahnedebir kitleye yapılan konuşma veya gösteri
I have a presentation tomorrow
Yarın bir sunumum var
takdim
birine hediye verme eylemi
The presentation of the gift was touching
Hediyenin takdimi çok duygusaldı
uygun
Sahnedebir durum için doğru veya yerinde olan
This dress is appropriate for the party
Bu elbise parti için uygun
el koymak
bir şeyi izinsiz olarak almak
He appropriated the company funds for personal use
Şirket fonlarına kişisel kullanım için el koydu
el koymak
bir şeyi kendi kullanımı için izinsiz almak
He appropriated the money
Paraya el koydu
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
hissetmek
bir duygu veya durumu deneyimlemek
I feel happy today
Bugün mutlu hissediyorum
açıkçası
Sahnededürüst ve doğrudan bir şekilde
Frankly, I do not like this
Açıkçası bunu sevmedim
fark etmek
Sahnedebir şeyi fark etmek veya anlamak
She picked up on his nervousness
Onun gerginliğini fark etti
dış kaynak kullanmak
Sahnedebir işi şirket dışındaki birine veya kuruma yaptırmak
The company will outsource its IT support
Şirket BT desteğini dış kaynak kullanarak yaptıracak
dış kaynak kullanmak
bir işi yaptırmak için başka bir firmayla anlaşmak
The company decided to outsource IT services
Şirket bilişim hizmetlerini dış kaynak kullanarak yaptırmaya karar verdi
tuz
Sahnedeyemeklere tat vermek için kullanılan yaygın bir mineral
Pass me the salt, please
Lütfen tuzu uzat
tuzlamak
yiyeceğin üzerine tuz eklemek
You should salt the meat before cooking it
Eti pişirmeden önce tuzlamalısın
tavsiye
Sahnedekısa bir tavsiye veya bilgi
Let me give you a word of advice
Sana bir tavsiye vereyim
kelime
anlamı olan tek bir dil birimi
I don't know this word
Bu kelimeyi bilmiyorum
transkript
Sahnedesözlü ifadelerin yazıya dökülmüş hali
I read the transcript of the interview
Mülakatın transkriptini okudum
oyun
Sahnedebir oyun veya spor türü
I love this game
Bu oyunu seviyorum
yetenek
bir konuda doğal beceri
Her game is improving
Yeteneği gelişiyor
strateji
uzun vadeli hedeflere ulaşmak için planlanan hareketler bütünü
He plays a long game to win the election
Seçimi kazanmak için uzun vadeli bir strateji izliyor
istekli
bir şeyi denemeye veya yapmaya hazır olma
Are you game for a long hike
Uzun bir doğa yürüyüşüne var mısın
ince
Sahnedebelirgin olmayan veya fark edilmesi zor olan
There is a subtle difference between the two
İkisi arasında ince bir fark var
yatak
Sahnedeuyumak için kullanılan büyük ve yumuşak minder
I bought a new mattress
Yeni bir yatak aldım
başarılar
Sahnedebirine başarı veya mutluluk dileme
I wish you good luck with your exam
Sınavında sana başarılar dilerim
bol şans
birine başarı veya şans dilemek için kullanılır
Good luck on your exam
Sınavında bol şans
şans
başarı veya olumlu sonuç
Winning that game required some good luck
O oyunu kazanmak biraz şans gerektirdi
yeni konuya geçmek
Sahnedebaşka bir konuya geçmek
Let's move on to the next topic
Hadi bir sonraki konuya geçelim
atlatmak
geçmişteki kötü bir olayın etkisinden kurtulup hayatına devam etmek
She is ready to move on after the breakup
Ayrılıktan sonra hayatına devam etmeye hazır
ilerlemek
bir sonraki aşamaya geçmek
We should move on to the next topic
Bir sonraki konuya ilerlemeliyiz
yeni bir başlangıç yapmak
önceki bir işi bitirdikten sonra farklı bir şeye başlamak
It is time to move on with your life
Hayatına yeni bir başlangıç yapma zamanı geldi
atamak
Sahnedebirine bir görev veya rol vermek
The boss assigned a task to him
Patron ona bir görev atadı
yasaklamak
Sahnedebir şeye izin vermemek
The law prohibits smoking
Yasa sigara içmeyi yasaklar
plan
Sahnedebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
plan
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
pasta süsü
Sahnedetatlıların üzerine dökülen küçük şeker parçaları
I put sprinkles on my ice cream
Dondurmamın üzerine pasta süsü koydum
pasta süsü
tatlıları süslemek için kullanılan küçük renkli şeker parçaları
I put sprinkles on my ice cream
Dondurmamın üzerine pasta süsü koydum
bel
Sahnedekaburgalar ile kalçalar arasındaki vücut bölümü
She wore a belt around her waist
Belinde bir kemer takıyordu
yüzle ilgili
Sahnedeyüze ait veya yüzle bağlantılı olan
He has facial expressions
Yüz ifadeleri var
cilt bakımı
yüz için yapılan güzellik bakımı
She got a facial yesterday
Dün cilt bakımı yaptırdı
çözüm
Sahnedebir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
bir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici olan
It was a wonderful day
Harika bir gündü
sıra dışı
Sahnedealışılmadık cinsel tercihlere sahip olan
They have kinky preferences
Sıra dışı tercihleri var
tuhaf
cinsel açıdan garip veya alışılmadık
This is a kinky joke
Bu tuhaf bir şaka
fantezi
alışılmadık cinsel uygulamalar içeren
He likes kinky games
O fantezi oyunlarına düşkündür
rızaya dayalı
Sahnedetüm tarafların isteyerek kabul ettiği
The agreement was consensual
Anlaşma rızaya dayalıydı
hatırlatmak
Sahnedebirine bir şeyi hatırlamasını sağlamak
Please remind me to call him
Lütfen ona telefon etmemi hatırlat
sıfat
Sahnedebirinin sahip olduğu rol veya işlev
He is acting in the capacity of a manager
O yönetici sıfatıyla hareket ediyor
kapasite
bir şeyin alabileceği veya yapabileceği maksimum miktar
The stadium has a capacity of 50,000 people
Stadyumun 50.000 kişilik kapasitesi var
kapasite
bir şeyin alabileceği maksimum miktar veya sayı
The stadium has a large capacity
Stadyumun büyük bir kapasitesi var
eski tüfek
Sahnedebelirli bir alanda çok deneyime sahip yaşlı kişi
He is an old timer at this company
O bu şirkette eski bir tüfektir
ihtiyar
ileri yaşta olan kimse
My grandfather is a real old timer
Dedem tam bir ihtiyardır
kıdemli
bir alanda çok tecrübesi olan kişi
The old timer knew the business well
Kıdemli kişi işi iyi biliyordu
kültür
Sahnedebir grubun paylaştığı gelenekler ve inanışlar
Every country has its own culture
Her ülkenin kendi kültürü vardır
kültür
araştırma için büyütülen bakteri grubu
The doctor ordered a bacterial culture test
Doktor bakteri kültürü testi istedi
kültür
araştırma için büyütülen hücre veya organizma grubu
They grew a new cell culture in the lab
Laboratuvarda yeni bir hücre kültürü yetiştirdiler
kültür
bir grubun paylaştığı inançlar ve yaşam biçimi
Turkey has a rich culture
Türkiye zengin bir kültüre sahiptir
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
Sahnededaha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
Sahnedebir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
tavır almak
Sahnedeaçıkça bir fikir veya duruş belirtmek
It is time to take a stand against injustice
Adaletsizliğe karşı tavır almanın zamanı geldi
tavır almak
bir konu hakkında kamuya açık ve kararlı bir fikir belirtmek
You need to take a stand on this issue
Bu konuda bir tavır almalısın
tavır almak
düşünce veya görüşünü kararlı bir şekilde ifade etmek
We must take a stand against injustice
Haksızlığa karşı tavır almalıyız
bilet
Sahnedebir yere girmek veya seyahat etmek için kullanılan belge
I bought a movie ticket
Bir sinema bileti aldım
trafik cezası
trafik kurallarını ihlal ettiğiniz için verilen ceza makbuzu
He got a parking ticket
Park cezası yedi
giriş bileti
bir yere girmeye izin veren belge
I bought a ticket for the concert
Konser için bilet aldım
seyahat bileti
ulaşım aracına binmeyi sağlayan belge
I need to buy my train ticket
Tren biletimi almam gerekiyor
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşmak
bir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor
çöküntü
Sahnedebasınç veya darbe sonucu oluşan küçük boşluk
There is a dent in the car
Arabada bir çöküntü var
göçertmek
sert bir yüzeye vurarak çukur oluşturmak
He dented the car door with a hammer
Arabanın kapısını çekiçle göçertti
uygulamak
Sahnedebir planı veya sistemi hayata geçirmek
The company will implement a new policy
Şirket yeni bir politika uygulayacak
alet
iş yapmak için kullanılan nesne
He used a useful implement
İşe yarar bir alet kullandı
değiştirmek
Sahnedebir şeyin yerine başka bir şeyi koymak
I need to replace the batteries
Pilleri değiştirmem gerekiyor
lezzetli yiyecekler
Sahnedeözellikle yiyecek olan hoş şeyler
The kids love all the goodies in the bag
Çocuklar çantadaki tüm lezzetli yiyeceklere bayılıyor
ikramlar
küçük hediyeler veya tatlı yiyecekler
There are many goodies in the bag
Çantada birçok ikram var
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
giysi
vücudu örtmek için kullanılan eşyalar
This shop sells sports wear
Bu mağaza spor giysileri satıyor
giymek
üzerinde kıyafet bulunması
I wear a coat in winter
Kışın palto giyerim
giymek
vücudun kıyafetle kaplı olması
She wears a beautiful dress
O güzel bir elbise giyiyor
giymek
üzerinde bir giysi bulundurmak
He wears a blue shirt
O mavi bir gömlek giyiyor
takmak
vücudunda aksesuar veya benzeri bir şey taşımak
You should wear a mask
Bir maske takmalısın
giymek
bir kıyafeti üzerine geçirmek
Wear your jacket before leaving
Çıkmadan önce ceketini giy
giymek
vücuduna kıyafet geçirmek
She wears her new shoes
O yeni ayakkabılarını giyiyor
gerçekten
Sahnedeçok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
ciddi
Sahnededikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ciddi
şaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ciddi
zarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
ciddi
miktarı veya derecesi yüksek olan
It is a serious problem
Bu ciddi bir problem
kurmak
Sahnedebir şeyi kullanıma hazır hale getirmek
I will set up the computer
Bilgisayarı kuracağım
tuzak kurmak
birini suçlu göstermek için plan yapmak
They set him up
Ona tuzak kurdular
ayarlamak
bir durumun meydana gelmesini sağlamak
He set up a meeting for tomorrow
Yarın için bir toplantı ayarladı
ayarlamak
birine bir şey sağlamak veya birini biriyle tanıştırmak
We set up a meeting for them
Onlar için bir toplantı ayarladık
kurulum
bir sistemin veya ekipmanın düzenlenme biçimi
The computer set-up is very simple
Bilgisayar kurulumu çok basit
kumpas
birini suçlu göstermek için tasarlanan hileli plan
He realized that the arrest was a set-up
Tutuklanmanın bir kumpas olduğunu anladı
düzenlemek
bir şeyi belirli bir sıraya veya konuma koymak
Please set up the chairs for the meeting
Lütfen toplantı için sandalyeleri düzenleyin
kurmak
bir şeyi yerine yerleştirip kullanıma hazır hale getirmek
They set up the new computer system
Yeni bilgisayar sistemini kurdular
hazırlamak
bir şeyi başlaması için uygun duruma getirmek
We need to set up the agenda for today
Bugünün gündemini hazırlamamız gerekiyor
hazırlamak
bir şeyi kullanıma hazır hale getirmek
I set up the new computer
Yeni bilgisayarı hazırladım
kez
Sahnedebir olayın gerçekleşme sayısı
I read this book three times
Bu kitabı üç kez okudum
dönem
belirli bir tarihsel dönem
We live in difficult times
Zor dönemlerde yaşıyoruz
zaman
bir olayın sürdüğü dönem
It takes time to finish the work
İşi bitirmek zaman alıyor
çarpı
matematikte çarpma işlemi
Five times five is twenty five
Beş çarpı beş yirmi beş eder
gazete
haberleri yayınlayan bir kuruluş
This newspaper is called the Times
Bu gazetenin adı Times
kez
bir olayın gerçekleşme sayısı
I read this book three times
Bu kitabı üç kez okudum
zaman
bir olayın meydana geldiği an veya dönem
We had good times together
Birlikte güzel zamanlar geçirdik
çarpı
çarpma işlemini belirtmek için kullanılan terim
Five times five is twenty five
Beş çarpı beş yirmi beş eder
durum
bir olayın yaşandığı özel anlar
I visit them at difficult times
Onları zor durumlarda ziyaret ederim
dedi
Sahnedesözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
söyledi
bir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
bahsi geçen
daha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
söyledi
bir düşünceyi sözlü olarak ifade etmek
She said she was tired
Yorgun olduğunu söyledi
görmezden gelinen sorun
Sahnedeherkesin farkında olduğu ama kimsenin bahsetmek istemediği açık problem
We need to talk about the elephant in the room
Herkesin bildiği ama konuşmaktan kaçındığı sorunu ele almalıyız
kullanmak
Sahnedebir şeyi faydalanmak amacıyla kullanmak
I am using a computer
Bir bilgisayar kullanıyorum
kanıtlamak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu göstermek
I can prove it
Bunu kanıtlayabilirim
ispatlamak
bir iddianın gerçekliğini ortaya koymak
He proved his theory
Teorisini ispatladı
doğruluğunu göstermek
bir şeyin gerçek olduğunu kanıtlamak
They proved the truth
Gerçeği kanıtladılar
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
o zamanlar
Sahnedegeçmişteki bir zaman
Life was different back then
Hayat o zamanlar farklıydı
o zamanlar
geçmişte kalan bir zaman dilimi
Back then we had no cell phones
O zamanlar cep telefonlarımız yoktu
o zamanlar
geçmişte kalan bir zaman dilimi
Life was simpler back then
Hayat o zamanlar daha basitti
kurul
Sahnedebir kuruluşu yöneten kişiler grubu
The board met yesterday
Kurul dün toplandı
tahta
belirli bir amaç için kullanılan düz tahta veya malzeme parçası
He used a wooden board
O, ahşap bir tahta kullandı
binmek
uçak gibi bir araca girmek
It is time to board the plane
Uçağa binme vakti geldi
yemek
bir yerde konakladığınızda sağlanan yemek
The price includes room and board
Fiyata konaklama ve yemek dahildir
çok
Sahnedebüyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
büyümek
Sahnedeyaşça büyümek
Children grow up quickly
Çocuklar çabuk büyür
yetişkin olmak
Sahnedeyetişkin bir birey haline gelmek
I want to be a doctor when I grow up
Büyüdüğümde doktor olmak istiyorum
kadar
bir sınıra veya miktara kadar
The price can grow up to fifty dollars
Fiyat elli dolara kadar çıkabilir
büyümek
çocukluktan yetişkinliğe geçmek
I want to be a pilot when I grow up
Büyüdüğümde pilot olmak istiyorum
felaket
Sahnedebüyük zarara veya sıkıntıya yol açan ani olay
The earthquake was a disaster
Deprem bir felaketti
felaket
çok kötü veya başarısız olan durum
The event was a total disaster
Etkinlik tam bir felaketti
sakal
Sahnedeerkeklerin çenesinde ve yanaklarında çıkan kıllar
He has a long beard
Onun uzun bir sakalı var
paravan
birinin gerçek kimliğini veya ilişkisini gizleyen kişi
He used his friend as a beard to hide his true relationship
Gerçek ilişkisini gizlemek için arkadaşını paravan olarak kullandı
parıldamak
Sahnedeküçük ışık parıltıları yaymak
The stars twinkle in the sky
Yıldızlar gökyüzünde parıldıyor
baş belası
Sahnedeçok can sıkıcı veya zor olan durum
This project is a pain in the ass
Bu proje tam bir baş belası
baş belası
çok can sıkıcı veya zor olan kişi
He is a total pain in the ass
O tam bir baş belası
baş belası
can sıkıcı kişi veya durum
Filling out these forms is a pain in the ass
Bu formları doldurmak tam bir baş belası
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
bahsetmek
bir konu hakkında bir şeyler söylemek
They talked about the project
Projeden bahsettiler
orijinal
Sahnedebir şeyin ilk veya başlangıç hali
This is the original version
Bu orijinal versiyon
özgün
yeni ve yaratıcı bir şekilde farklı
His ideas are very original
Fikirleri çok özgün
toplantı
Sahnedeplanlı bir grup toplanması
I have a meeting at ten
Saat onda bir toplantım var
toplantı
insanların bir araya geldiği olay
I have a meeting tomorrow
Yarın bir toplantım var
buluşma
bir kimseyle veya bir şeyle bir araya gelmek
I had a meeting with my friend
Arkadaşımla bir buluşmam vardı
randevu
biriyle önceden planlanmış buluşma
I have a meeting with my doctor
Doktorumla bir randevum var
toplantı
insanların konuşmak için bir araya geldiği etkinlik
We have a meeting at ten o clock
Saat onda bir toplantımız var
yaş ayrımcılığı
Sahnedeinsanlara yaşlarından dolayı haksız muamele yapılması
He experienced ageism at his job interview
İş görüşmesinde yaş ayrımcılığına maruz kaldı
Azrail
Sahnedeölümü temsil eden tırpanlı ve pelerinli iskelet figürü
The grim reaper is often depicted as a skeleton with a scythe
Azrail genellikle tırpanlı bir iskelet olarak betimlenir
devasa
Sahnedeboyut veya miktar olarak çok büyük
The building is massive
Bina devasa
başlangıç
Sahnedebir şeyin ilk kısmı
This is the starting line
Bu başlangıç çizgisi
başlamak
bir şeye başlamak
He is starting a new job
Yeni bir işe başlıyor
başlangıç
bir etkinliğe ilk başlayan
We are in the starting group
Biz başlangıç grubundayız
dışarı
Sahnedebir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
nedeniyle
bir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
dışında tutmak
birini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
beraber
Sahnedeaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
dondurma
Sahnedesütten yapılan tatlı ve donmuş bir gıda
I love chocolate ice cream
Çikolatalı dondurmayı severim
dondurma
süt veya krema, şeker ve aromalarla yapılan tatlı ve soğuk yiyecek
I love to eat strawberry ice cream
Çilekli dondurma yemeyi seviyorum
biliyor musun
Sahnedeşaşırtıcı bir haberi duyurmak için kullanılan ifade
Guess what I got a job
Biliyor musun bir iş buldum
yeniden çalışmak
Sahnedebir beceriyi geliştirmek için tekrar pratik yapmak
He needs to retrain his muscles
Kaslarını yeniden çalıştırması gerekiyor
yeniden eğitmek
Sahnedebirine yeni becerileri tekrar öğretmek
They will retrain the staff
Personeli yeniden eğitecekler
yedek
Sahnedebir şeyin yerine geçen başka bir şey
I need a replacement for the broken part
Kırık parça için bir yedeğe ihtiyacım var
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
Birisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
müsabaka
sporcuların yarıştığı organizasyon
The swim meet is tomorrow
Yüzme müsabakası yarın
toplantı
insanların bir araya gelmek için planladığı görüşme
We have a meet at noon
Öğlen bir toplantımız var
metal
Sahnededemir veya altın gibi sert ve parlak bir madde
This spoon is made of metal
Bu kaşık metalden yapılmıştır
metal
yüksek sesli ve sert bir rock müzik türü
She loves listening to metal
O metal dinlemeyi seviyor
metal
demir veya altın gibi sert ve parlak madde
Gold is a valuable metal
Altın değerli bir metaldir
muhasebe
Sahnedepara işlemlerinin tutulduğu yazılı veya dijital kayıtlar
This company has a good accounting system
Bu şirketin iyi bir muhasebe sistemi var
muhasebe
Sahnedefinansal kayıtların tutulduğu departman
He works in the accounting department
O muhasebe departmanında çalışıyor
hesap dökümü
para giriş çıkışlarının detaylı raporu
The manager asked for an accounting of the sales
Müdür satışların hesap dökümünü istedi
yaşlılık
Sahnedebir kişinin yaşamının son dönemi
He enjoyed his old age in the countryside
Yaşlılığının tadını kırsalda çıkardı
yaşlılık
insanın yaşlı olduğu hayat evresi
He enjoys reading in his old age
O yaşlılığında okumaktan keyif alıyor
sihirli güç
Sahnedeimkansız şeyleri yapabilme gücü
The ring has magic
Yüzüğün sihirli gücü var
sihirbazlık
illüzyon yapma sanatı
He knows some magic
O biraz sihirbazlık biliyor
büyülü
sihirle ilgili veya sihirli güçleri olan
It was a magic moment
Büyülü bir andı
büyü
gizemli güçlerle olayları kontrol etme yeteneği
Magic is not real
Büyü gerçek değildir
yolun açık olsun
Sahnedebirine başarı veya güvenli bir yolculuk dilemek için kullanılan bir ifade
I wish you godspeed on your journey
Yolculuğunda yolun açık olsun
başına gelmek
Sahnedebirinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
tesadüfen yapmak
Sahnedeplan yapmadan bir eylem gerçekleştirmek
I happened to meet him at the park
Onunla parkta tesadüfen karşılaştım
tesadüfen yapmak
planlamadan bir şey yapmak
I happened to meet him
Onunla tesadüfen karşılaştım
denk gelmek
bir şeyin rastlantı sonucu olması
I happened to be there
Tesadüfen orada bulundum
rast gelmek
beklenmedik bir şekilde meydana gelmek
Such things happen to everyone
Böyle şeyler herkesin başına gelir
istemeden yapmak
planlamadan bir şeyle sonuçlanmak
I happened to break the glass
Kadehi yanlışlıkla kırdım
başına gelmek
birinin veya bir şeyin başına bir durumun gelmesi
What happened to your car
Arabana ne oldu
tesadüfen yapmak
bir şeyi şans eseri gerçekleştirmek
I happened to see him at the store
Onu mağazada tesadüfen gördüm
almak
Sahnedebir şeyi teslim almak veya kabul etmek
I received a letter
Bir mektup aldım
yazıya dökmek
Sahnedekonuşulanları metin haline getirmek
The secretary will transcribe the recording
Sekreter kaydı yazıya dökecek
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
bulmak
Sahnedebiri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
bulmak
bir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
Soru sormak
Sahnedebirinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur