The Office — 5. Sezon Bölüm 2
Kelimeler ve anlamları
464 kelime
Seviye
tahammül etmek
Sahnedehoş olmayan bir duruma şikayet etmeden katlanmak
I cannot tolerate this noise
Bu gürültüye tahammül edemem
katlanmak
hoş olmayan bir durumu veya kişiyi kabul etmek
I cannot tolerate this noise
Bu gürültüye katlanamıyorum
yakınlaşmak
Sahnedebiriyle cinsel veya romantik bir etkileşimde bulunmak
They hooked up at the party last night
Dün gece partide yakınlaştılar
ayarlamak
birisi için görüşme veya bağlantı ayarlamak
I can hook you up with a job
Sana bir iş ayarlayabilirim
takılmak
gündelik romantik veya cinsel amaçla buluşmak
They hooked up a few times
Birkaç kez takıldılar
bağlamak
cihazları veya makineleri birlikte çalışacak şekilde birbirine eklemek
Please hook up the printer to the computer
Lütfen yazıcıyı bilgisayara bağla
buluşmak
bir proje üzerinde çalışmak için biriyle bir araya gelmek
Let us hook up tomorrow to finish the report
Raporu bitirmek için yarın buluşalım
tek gecelik ilişki yaşamak
biriyle geçici cinsel birliktelik yaşamak
They decided to hook up at the party
Partide tek gecelik ilişki yaşamaya karar verdiler
flört etmek
biriyle romantik veya cinsel ilişki kurmak
He started to hook up with his coworker
İş arkadaşıyla flört etmeye başladı
cinsel yakınlık kurmak
biriyle gündelik cinsel bir etkileşime girmek
They hooked up after the concert
Konserden sonra cinsel yakınlık kurdular
birlikte olmak
biriyle rastgele bir cinsel ilişki yaşamak
She hooked up with him last night
Dün gece onunla birlikte oldu
cinsel ilişkiye girmek
biriyle gündelik bir cinsel birleşme yaşamak
They hooked up in the bedroom
Yatak odasında cinsel ilişkiye girdiler
buluşmak
romantik veya cinsel amaçla bir araya gelmek
Let us hook up later tonight
Bu gece ilerleyen saatlerde buluşalım
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
hiç
geçmişte bir noktadan bugüne kadar olan zaman
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
ekmek
Sahnedeun ve suyun karıştırılıp fırında pişirilmesiyle yapılan yiyecek
I bought a fresh loaf of bread
Taze bir ekmek aldım
panelemek
yemekleri pişirmeden önce galeta unuyla kaplamak
Bread the fish
Balığı paneleyin
ekmek
un ve sudan yapılan gıda
I buy fresh bread
Taze ekmek alırım
para
eşya satın almak için kullanılan nakit veya para
I need to earn some bread to pay my bills
Faturalarımı ödemek için biraz para kazanmam gerekiyor
felsefe
Sahnedebilgi gerçeklik ve varoluş üzerine yapılan çalışma
She decided to study philosophy at university
Üniversitede felsefe okumaya karar verdi
felsefe
hayat veya dünya hakkındaki düşünceler bütünü
He has a simple philosophy of life
Onun basit bir yaşam felsefesi var
açık
Sahnedekapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açmak
Sahnedekapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
açık fikirli
yeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
çok
Sahnedebüyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
bir sürü
bir şeyin büyük miktarı veya sayısı
I have a lot of books
Bir sürü kitabım var
çok
bir şeyden büyük miktarda olması
I have a lot of books
Çok kitabım var
bırak
Sahnedetutmayı bırakmak
Just let it go
Sadece bırak gitsin
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
They had to let him go
Onu işten çıkarmak zorunda kaldılar
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya konuşmayı bırakmak
Just let it go and relax
Sadece boşver ve rahatla
ikilem
Sahnedeiki zor seçenek arasında kalma durumu
I am in a dilemma
Bir ikilem içindeyim
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
işe alınmış
Sahnedebir işe yerleştirilmiş olan kişi
The hired workers started today
İşe alınan çalışanlar bugün başladı
işe almak
birine iş vermek
They hired a new assistant yesterday
Dün yeni bir asistan işe aldılar
sezon
Sahnedebir televizyon veya radyo dizisinin bölümleri
I am watching the second season
İkinci sezonu izliyorum
dönem
Sahnedeyılın dört zaman diliminden biri
Each season lasts three months
Her mevsim üç ay sürer
tatlandırmak
yemeğe tuz veya baharat eklemek
Season the chicken with some salt
Tavuğu biraz tuzla tatlandır
mevsim
bir yılın belirli bir aktivite için ayrılmış dönemi
Summer is my favorite season
Yaz benim en sevdiğim mevsim
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
romantik
Sahnedesevgi gösteren veya ifade eden
He is a romantic man
O romantik bir adamdır
romantik
sevgi veya güçlü duygusal bağlılık ile ilgili
They had a romantic dinner
Onlar romantik bir akşam yemeği yediler
beceri
Sahnedepratik bilgi veya yetenek
He has the know-how to fix the car
Arabayı tamir edecek becerisi var
yatay
Sahnedeyere paralel olan
Draw a horizontal line
Yatay bir çizgi çiz
haklı çıkarmak
Sahnedebir şeyi haklı veya makul göstermek
The situation does not warrant such a reaction
Durum böyle bir tepkiyi gerektirmiyor
arama emri
izin veren resmi belge
The police had a warrant to search the house
Polisin evi aramak için bir emri vardı
yetki belgesi
bir işlem için yasal izin veren resmi belge
The police officer showed his warrant
Polis memuru yetki belgesini gösterdi
arama emri
yasal bir işlem yapılmasına izin veren mahkeme kararı
The judge signed the arrest warrant
Hakim tutuklama emrini imzaladı
şişe
Sahnedesıvılar için kullanılan cam veya plastik kap
The water is in the bottle
Su şişenin içinde
şişelemek
bir şeyi şişenin içine koymak
They bottle the wine
Şarabı şişeliyorlar
evet
Sahnedeevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tamam
bir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
nazikçe
Sahnedeyumuşak veya dikkatli bir şekilde
She touched the baby gently
Bebeğe nazikçe dokundu
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
bahsetmek
bir konu hakkında bir şeyler söylemek
They talked about the project
Projeden bahsettiler
keşfetmek
Sahnedebir şeyi ilk kez bulmak
They discovered a new planet
Yeni bir gezegen keşfettiler
keşfetmek
bilinmeyen bir şeyi ortaya çıkarmak
Scientists discovered a new planet
Bilim insanları yeni bir gezegen keşfetti
başa çıkmak
Sahnedebir durumla veya sorunla ilgilenmek
I can handle this problem
Bu sorunla başa çıkabilirim
takma ad
kimlik belirlemek için kullanılan isim veya lakap
What is your Twitter handle
Twitter kullanıcı adın nedir
uzatmak
bir şeyi elden ele teslim etmek
Handle the book to your friend
Kitabı arkadaşına uzat
kulp
bir nesneyi tutmaya veya taşımaya yarayan kısım
Please hold the handle of the door
Lütfen kapının kulpunu tut
protokol
Sahnederesmi kurallar veya izlenmesi gereken adımlar dizisi
We must follow the safety protocol
Güvenlik protokolüne uymalıyız
protokol
resmi durumlar için geçerli olan kurallar bütünü
The diplomat followed the protocol
Diplomat protokole uydu
kilidini açmak
Sahnedekilitli bir kapıyı veya kabı açmak
I unlock the door
Kapının kilidini açıyorum
kilidini açmak
bir şeyi kullanılabilir veya ulaşılabilir hale getirmek
You can unlock new features in the game
Oyunda yeni özelliklerin kilidini açabilirsin
kenarda
Sahnedebaşkasının yolunu kesmeyen bir yerde
Please put your bag out of the way
Lütfen çantanı kenara koy
sapa
çok kişinin yaşadığı yerlerden uzakta olan
They live in an out of the way village
Onlar sapa bir köyde yaşıyorlar
aradan çıkarmak
bir işi bitirip halletmek
I want to get this task out of the way
Bu işi aradan çıkarmak istiyorum
akıllı
Sahnedeöğrenme ve anlama kapasitesi yüksek olan
Dogs are intelligent animals
Köpekler akıllı hayvanlardır
zeki
hızlı kavrama ve anlama yeteneğine sahip olan
He is very intelligent
O çok zeki
oturup dinlenmek
Sahnedevücudunu alt kısmı üzerine dayayıp dinlenmek
You can sit down here
Buraya oturup dinlenebilirsin
masada yenen yemek
insanların masaya oturarak yediği yemek
We had a sit-down meal
Masada yenen bir yemek yedik
oturma eylemi
bir şeyi protesto etmek için topluca oturarak yapılan eylem
The workers held a sit-down in the factory
İşçiler fabrikada bir oturma eylemi yaptılar
oturup konuşmak
biriyle resmi veya planlı bir görüşme yapmak
We should sit down to discuss the contract
Sözleşmeyi görüşmek için oturup konuşmalıyız
oturmak
vücudunu bir yere veya zemine doğru alçaltmak
Please sit down here
Lütfen buraya otur
oturmak
sandalyeye veya yere yerleşmek
You can sit down on the floor
Yere oturabilirsin
derinden
Sahnedeçok yoğun veya büyük ölçüde
I am deeply sorry for what happened
Olanlar için derinden üzgünüm
derinden
bir şeyi çok yoğun şekilde hissetmek
I deeply regret my mistake
Hatamdan dolayı çok derinden pişmanlık duyuyorum
kural
Sahnedebir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
yönetmek
bir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
yönetmek
bir ülke veya bölge üzerinde resmi yetkiye sahip olmak
The king used to rule the country
Kral eskiden ülkeyi yönetirdi
kural
ne yapmanız veya yapmamanız gerektiğini söyleyen ifade
You must follow the school rules
Okul kurallarına uymalısın
adet
olayların olağan veya normal durumu
Working late is the rule here
Burada geç çalışmak bir adettir
ilke
bir şeyin nasıl yapıldığını anlatan genel ifade
It is a fundamental rule of science
Bu bilimin temel bir ilkesidir
düzenleme
ne yapabileceğiniz hakkında resmi talimat
New safety rules were introduced
Yeni güvenlik düzenlemeleri getirildi
kural
bir yargıç veya yetkili tarafından alınan resmi karar
The judge made a strict rule
Yargıç katı bir kural koydu
saniyeler
Sahnededakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for ten seconds
On saniye bekle
saniyeler
çok kısa bir süre
I will be there in seconds
Saniyeler içinde orada olacağım
ikinci porsiyon
bir öğünde yenen ek tabak
He asked for seconds of dessert
Tatlıdan ikinci porsiyon istedi
saniye
zamanın kısa bir ölçü birimi
Wait for a few seconds
Birkaç saniye bekle
yormak
Sahnedebirini çok yormak
Working all day exhausts me
Tüm gün çalışmak beni yoruyor
egzoz
motorlu taşıtların dışarı attığı atık gaz
The exhaust from the car is black
Arabadan çıkan egzoz siyahtır
tüketmek
bir şeyi hiç kalmayana kadar kullanmak
They exhausted their savings
Birikimlerini tükettiler
başarmak
Sahnedezor bir şeyi yapmayı becermek
I managed to fix the car
Arabayı tamir etmeyi başardım
yönetmek
bir şeyin sorumluluğunu üstlenmek veya kontrol etmek
He manages a large team
Büyük bir ekibi yönetiyor
başarmak
bir şeyi yapmayı becermek
I can manage to finish the report
Raporu bitirmeyi başarabilirim
başarmak
bir işi veya sorunu üstesinden gelerek halletmek
I can manage this task by myself
Bu görevi kendi başıma başarabilirim
yönetmek
bir kurumun veya kişilerin işleyişini idare etmek
She manages a large company
O büyük bir şirketi yönetiyor
harika
Sahnedeçok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
harika
hayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
gibi gelmek
Sahnedebir şey hakkında izlenim oluşturmak
The plan sounded like a good idea
Plan kulağa iyi bir fikir gibi geldi
kulağa geldi
duyulan bir şeyin belli bir izlenim bırakması
It sounded interesting
Kulağa ilginç geldi
ses çıkardı
bir gürültü veya ses üretmek
The siren sounded suddenly
Siren aniden ses çıkardı
ay
Sahnedeotuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
yılın on iki bölümünden her biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
uçmak
Sahnedehavada hareket etmek
Birds fly in the sky
Kuşlar gökyüzünde uçar
fermuar
pantolonların önündeki kapama kısmı
His fly is open
Fermuarı açık
sinek
iki kanatlı küçük uçan böcek
A fly is in the room
Odada bir sinek var
tutmak
kabul görmek veya başarılı olmak
That idea will not fly
Bu fikir tutmayacak
izlemek
Sahnedebirinin faaliyetlerini dikkatle gözlemlemek
Follow the latest news
En son haberleri izle
peşinden gitmek
birinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
uymak
birinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
ardından gelmek
bir şeyden sonra meydana gelmek
Night follows day
Günden sonra gece gelir
anlamak
birinin ne dediğini veya ne yaptığını kavramak
Do you follow my instructions
Talimatlarımı anlıyor musun
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What sort of food is this
Bu ne tür bir yemek
sıralamak
nesneleri gruplara ayırmak veya düzenlemek
Please sort these books
Lütfen bu kitapları sırala
halletmek
bir sorunu veya durumu başarıyla çözmek
I will sort this problem out soon
Bu sorunu yakında halledeceğim
gergin
Sahnedegergin ve huzursuz hissetmek
She felt tense before the interview
Mülakattan önce gergin hissetti
zaman
eylemin ne zaman yapıldığını belirten fiil biçimi
The verb is in the past tense
Fiil geçmiş zamandadır
kasmak
vücudun bir bölümünü veya bir kası sertleştirmek
He tensed his muscles before the lift
Kaldırmadan önce kaslarını kastı
kasmak
kasları veya vücut kısımlarını sert ve gergin hale getirmek
Do not tense your shoulders while working
Çalışırken omuzlarını kasma
rekabet etmek
Sahnedebaşkalarını yenmeye çalışmak
They compete for the gold medal
Altın madalya için yarışıyorlar
yarışmak
bir yarışmada veya etkinlikte yer almak
She will compete in the marathon
Maratona katılacak
yarışmak
bir yarışmaya veya müsabakaya katılmak
They will compete in the tournament
Turnuvada yarışacaklar
rekabet etmek
bir yarışta diğerlerinden daha iyi olmaya çalışmak
Companies compete for customers
Şirketler müşteriler için rekabet ediyor
sigara içen
Sahnedetütün kullanan kişi
He is a smoker
O bir sigara içicisidir
tütsüleme makinesi
dumanla yavaşça yemek pişiren cihaz
I cooked ribs in the smoker
Kaburgaları tütsüleme makinesinde pişirdim
anket
Sahnedebilgi toplamak için kullanılan yazılı sorular dizisi
Please fill out this questionnaire
Lütfen bu anketi doldurun
katı
Sahnedekurallara kesin olarak uyulmasını isteyen
My teacher is very strict
Öğretmenim çok katıdır
derin düşünceli
Sahnedederin bir şekilde düşünmeye dalmış olan
He has a contemplative mood
Derin düşünceli bir ruh hali var
çalışan
Sahnedebir işveren için çalışan kişi
He is a new employee
O, yeni bir çalışan
ciddi
Sahnededikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ciddi
Sahnedeşaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ciddi
zarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
ciddi
miktarı veya derecesi yüksek olan
It is a serious problem
Bu ciddi bir problem
daha kötü
Sahnededaha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
daha kötü
daha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
esnemek
Sahnedeyorgun olduğunda ağzını genişçe açmak
He couldn't stop yawning
Esnemeyi durduramadı
sıkıcı şey
ilgi çekici olmayan şey
The movie was a total yawn
Film tamamen sıkıcıydı
çok
Sahnedebüyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
çok
büyük bir miktar veya sayı
There are a lot of people here
Burada çok insan var
irtibat
Sahnedekişiler veya gruplar arasındaki bağ veya ilişki
He serves as a liaison between the two companies
İki şirket arasında irtibat görevlisi olarak çalışıyor
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılmak veya görünür olmak
The sun came out
Güneş çıktı
dökülmek
yerinden ayrılmak veya düşmek
His tooth came out
Dişi düştü
sonuçlanmak
belli bir şekilde sonuçlanmak
The photo came out well
Fotoğraf güzel çıktı
ortaya çıkmak
bir şeyin hemen veya gecikmeden görünür hale gelmesi
The truth will come out immediately
Gerçekler hemen ortaya çıkacak
açıkça söylemek
bir şeyi dürüstçe ve doğrudan ifade etmek
He finally came out about the truth
Sonunda gerçekler hakkında açıkça konuştu
yayımlanmak
bir eserin halka sunulması veya duyurulması
The new book will come out soon
Yeni kitap yakında yayımlanacak
beş günlük
Sahnedebeş gün süren
I have a five day holiday
Beş günlük bir tatilim var
mış gibi yapmak
Sahnedebir şey gerçek değilken gerçekmiş gibi davranmak
He pretended to be asleep
Uyuyormuş gibi yaptı
mış gibi yapmak
bir şey gerçekmiş gibi davranmak
The kids pretend to be superheroes
Çocuklar süper kahramanmış gibi yapıyor
rol yapmak
gerçek olmayan bir durumu doğruymuş gibi davranmak
The children like to pretend they are pirates
Çocuklar korsanmış gibi davranmayı severler
taklit etmek
bir şeyin gerçek olmadığını bilerek öyleymiş gibi yapmak
The child likes to pretend he is a superhero
Çocuk kahramanmış gibi yapmayı sever
sonbahar
Sahnedeyaprakların döküldüğü mevsim
I love autumn
Sonbaharı severim
çok
Sahnedebüyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
konuşma
Sahnedebir topluluğa yapılan resmi hitap
He gave a great speech
Harika bir konuşma yaptı
konuşma
konuşma eylemi
Speech is a basic human ability
Konuşma temel bir insan yeteneğidir
konuşma
bir topluluğa hitaben yapılan resmi konuşma
The politician gave a short speech
Politikacı kısa bir konuşma yaptı
özel
Sahnedebelirli bir kişiye ait olan
This is a personal matter
Bu özel bir mesele
şahsi
Sahnedebelirli bir kişiyle ilgili olan
I have a personal opinion
Şahsi bir fikrim var
kişisel
birinin karakterine yönelik ve kırıcı olan
His comments were too personal
Yorumları çok kişiseldi
bölmek
Sahnedeparçalara ayırmak
We split the apple
Elmayı böldük
şpagat
bacakların zıt yönlere açıldığı jimnastik hareketi
She can do the splits
Şpagat yapabiliyor
ayrılmak
bir yerden hızla uzaklaşmak
We need to split now
Hemen gitmemiz gerekiyor
muzlu split
dondurma ve soslarla servis edilen tatlı
I ate a banana split for dessert
Tatlı olarak muzlu split yedim
memnun
Sahnedememnuniyet veya mutluluk duyan
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnun oldum
memnun
mutlu ve hoşnut
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnunum
son zamanlarda
Sahnedekısa bir süre önce
I recently moved here
Buraya yakın zamanda taşındım
yakın zamanda
kısa bir süre önce
I recently started a new job
Yakın zamanda yeni bir işe başladım
birisi
Sahnedebilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
biri
bilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
kabul etmek
Sahnedebir şeye onay vermek
She accepted the invitation
Daveti kabul etti
kabul etmek
bir şeyi doğru veya geçerli olarak tanımak
I accept the truth
Gerçeği kabul ediyorum
kabul etmek
sunulan bir şeyi almak
He accepted the award
Ödülü kabul etti
kabul etmek
bir şeyi almaya veya onaylamaya razı olmak
I accept your offer
Teklifi kabul ediyorum
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
kullanmak
bir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
gerekçe göstermek
bir durum için geçerli bir sebep sunmak
She used the rain as a reason for being late
Yağmuru geç kalmak için gerekçe gösterdi
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He misused his power
Yetkisini kötüye kullandı
sık sık
bir şeyin çok kez yapılması veya gerçekleşmesi
I use my computer often
Bilgisayarımı sık sık kullanırım
alışkın olmak
bir şeye deneyim yoluyla aşina olmak
I am used to waking up early
Erken kalkmaya alışkınım
alışveriş yapmak
Sahnedemağazalara gidip eşyalar almak
I like to shop for clothes
Kıyafet alışverişi yapmayı severim
dükkan
bir şeyler satın alınan yer
This is a small shop
Bu küçük bir dükkan
yumurta salatası
Sahnedehaşlanmış yumurta ile yapılan bir salata
I like egg salad
Yumurta salatasını severim
satın almak
Sahnedepara ödeyerek bir şeye sahip olmak
I want to buy a car
Bir araba satın almak istiyorum
inanmak
bir şeyin doğru olduğunu kabul etmek
I don't buy his story
Onun hikayesine inanmıyorum
satın alınan şey
satın alınan ürün veya eşya
This dress was a great buy
Bu elbise harika bir alışverişti
sebep olmak
bir durumun veya sorunun meydana gelmesine yol açmak
His arrogance bought him a lot of trouble
Kibri başına çok dert açtı
ödül
Sahnedehaz veren şey
This chocolate is a special treat
Bu çikolata özel bir ödül
davranmak
birine karşı belirli bir şekilde hareket etmek
She treats everyone with kindness
Herkese nezaketle davranır
ısmarlamak
birinin yiyecek veya içecek masrafını karşılamak
I will treat you to lunch today
Bugün öğle yemeğini ben ısmarlayacağım
tedavi etmek
bir hastaya tıbbi bakım uygulamak
The doctor will treat the patient
Doktor hastayı tedavi edecek
evli
Sahnedebir eşi olan
Are you married?
Evli misiniz?
bağlı
bir şeye veya fikre güçlü bir şekilde bağlı olma
He is married to his work
İşine çok bağlı
evli
bir eşi olan
They are a married couple
Onlar evli bir çift
evli
bir eşi olan
They have been married for ten years
Onlar on yıldır evliler
etik
Sahnededoğru ve yanlış hakkında bir kural
He has a strong sense of personal ethic
Güçlü bir kişisel etik anlayışına sahip
etik
bir kişinin davranışlarını yönlendiren ahlaki kurallar
He has a strong code of ethics
O güçlü bir etik anlayışına sahip
işemek
Sahnedevücuttaki sıvı atıkları dışarı atmak
I need to pee
İşemem gerekiyor
çiş
vücudun ürettiği sıvı atık
I need to pee right now
Şu an çişim var
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
gözetmek
bir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
bir
Sahnede1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
bölüm
bir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
her zaman
Sahnedesürekli veya çok sık
He talks all the time
O her zaman konuşur
söz
Sahnedebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
gelecek vaadi
gelecekte başarılı olacağını gösteren nitelik
The young student shows great promise
Genç öğrenci büyük gelecek vaat ediyor
söz vermek
birine bir şeyin gerçekleşeceğini söylemek
I promise to call you later
Seni daha sonra arayacağıma söz veriyorum
ideal olarak
Sahnedeolması gereken en iyi şekilde
Ideally we should finish this today
İdeal olarak bunu bugün bitirmeliyiz
et restoranı
Sahnedebiftek ve diğer ızgara etlerin servis edildiği yer
We went to a steakhouse for dinner
Akşam yemeği için bir et restoranına gittik
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
şu an
içinde bulunulan tam bu an
I am busy right now
Şu an meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
şu anda
tam olarak bu zamanda
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
hali hazırda
içinde bulunduğumuz an itibarıyla
He is working right now
O şu anda çalışıyor
hemen şimdi
tam bu anda
Please come here right now
Lütfen hemen şimdi buraya gel
orijinal
Sahnedebir şeyin ilk veya başlangıç hali
This is the original version
Bu orijinal versiyon
özgün
yeni ve yaratıcı bir şekilde farklı
His ideas are very original
Fikirleri çok özgün