The Office — 5. Sezon Bölüm 9
Kelimeler ve anlamları
379 kelime
Seviye
şube
Sahnedebüyük bir kuruluşun parçası olan bölüm
Our bank has a branch in the city center
Bankamızın şehir merkezinde bir şubesi var
dal
ağacın gövdesinden çıkan kol
The bird sat on a branch
Kuş bir dala kondu
şube
büyük bir şirket veya kurumun yerel ofisi
The bank has a new branch in the city center
Bankanın şehir merkezinde yeni bir şubesi var
çömelmek
Sahnedevücudunu yere yakınlaştırmak
He had to squat to see the cat
Kediyi görmek için çömelmesi gerekti
hiçbir şey
hiçbir şey veya hiçbir değer
I don't know squat about cars
Arabalar hakkında hiçbir şey bilmiyorum
izinsiz yerleşmek
bir binaya veya araziye yasal hak olmadan girmek
Some people squat in the empty house
Bazı insanlar boş eve izinsiz yerleşiyor
çömelmek
dizleri bükerek yere yakın pozisyonda durmak
You should squat to lift the heavy box
Ağır kutuyu kaldırmak için çömelmelisin
saman
Sahnedehayvanlar için yiyecek olarak kullanılan kurutulmuş ot
The cows eat hay
İnekler saman yer
kuru ot
hayvanların beslenmesi için kurutulmuş çimen
He stored the hay in the barn
Samanı ahıra koydu
kontrol etmek
SahnedeDoğru veya kabul edilebilir olup olmadığını görmek için bakmak
Please check out the report
Lütfen raporu kontrol et
süzmek
Birine romantik veya hayranlık dolu bir ilgiyle bakmak
He was checking her out
Onu süzüyordu
ödünç almak
bir kütüphaneden belirli bir süreliğine bir şey almak
I need to check out this book from the library
Bu kitabı kütüphaneden ödünç almam gerekiyor
çıkış yapmak
otelden ayrılma veya mağazada ödeme yapma işlemi
We need to check out by noon
Öğlene kadar çıkış yapmamız gerekiyor
çıkış
bir otelden ayrılma veya kasada ödeme yapma işlemi
Please complete your hotel check-out before noon
Lütfen otelden çıkış işlemlerinizi öğleden önce tamamlayın
kontrol etmek
bir şeyin doğru olup olmadığını incelemek
I will check out the facts
Gerçekleri kontrol edeceğim
kağıt
Sahnedeyazı yazmak veya baskı yapmak için kullanılan ince tabaka
I need a piece of paper
Bir parça kağıda ihtiyacım var
kağıtla kaplamak
bir yüzeyi duvar kağıdı gibi bir maddeyle örtmek
They decided to paper the bedroom
Yatak odasını kağıtla kaplamaya karar verdiler
makale
okul veya yayın için hazırlanan yazılı çalışma
She wrote a paper about history
Tarih hakkında bir makale yazdı
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
mevcut olmak
Sahnedebelirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
içeri girmek
bir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
dahil olmak
bir durumda rol veya görev üstlenmek
Where does the expert come in
Uzman nerede devreye giriyor
gelmek
bir yere ulaşmak veya bir sırada yer almak
She came in first in the race
Yarışta birinci geldi
işe yaramak
bir durumda kullanışlı hale gelmek
This tool will come in handy later
Bu alet sonra işe yarayacak
dahil olmak
bir duruma katılmak veya rol almak
They asked me to come in on the project
Benden projeye dahil olmamı istediler
mantık
Sahnedeaçık veya makul olma özelliği
What you said makes sense
Söylediklerin mantıklı geliyor
anlam
belirli bir mana veya yorum
This word has another sense
Bu kelimenin başka bir anlamı var
hissetmek
bir şeyin farkına varmak
I sense that something is wrong
Bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyorum
his
bir duygu veya farkındalık
I have a sense of relief
Bir rahatlama hissi içindeyim
tahammül etmek
Sahnedehoş olmayan bir durumu kabul edebilmek
I can stand the noise
Gürültüye tahammül edebiliyorum
destek
Sahnedebir şeyi tutmak için kullanılan yapı
The camera is on a stand
Kamera bir desteğin üzerinde
durumda olmak
belirli bir konumda veya durumda bulunmak
How do things stand now
Şu an durumlar nasıl
dik durmak
vücudun dik olacak şekilde ayaklarının üzerinde bulunmak
She stood straight to show respect
Saygı göstermek için dik durdu
seçmek
Sahnedebir şeyi seçmek veya karar vermek
I will go with the red car
Kırmızı arabayı seçeceğim
eşlik etmek
biriyle birlikte bir yere gitmek
I will go with you to the store
Mağazaya seninle geleceğim
yakışmak
birlikte iyi görünmek veya uygun olmak
This tie goes with your suit
Bu kravat takım elbisene yakışıyor
ilişki kurmak
biriyle veya bir şeyle yakın bağ kurmak veya dahil olmak
I want to go with someone who is kind
Kibar biriyle ilişki kurmak istiyorum
net
Sahnedeanlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
aklamak
birinin bir suçtan suçsuz olduğuna karar vermek
The evidence helped to clear him of the crime
Kanıtlar onu suçtan aklamaya yardımcı oldu
şeffaf
ışığın geçmesine izin vererek arkasındakilerin görünmesini sağlayan
The water in the lake is clear
Göldeki su çok şeffaf
açık
önünde engel veya sorun bulunmayan
The road ahead is clear
İlerideki yol açık
anladım
Sahnedebir şeyi anlamak
I got it
Anladım
atmak
Sahnedebir şeyi kurtulmak için çöpe atmak
Throw out the old shoes
Eski ayakkabıları at
kovmak
birini bir yerden zorla çıkarmak
They threw him out of the room
Onu odadan kovdular
dışarı atmak
birini bir yerden gitmeye zorlamak
The barman threw him out
Barmen onu dışarı attı
kovmak
birinin bir yeri terk etmesini zorunlu tutmak
They will throw out the noisy guest
Gürültülü misafiri kovacaklar
tatmak
Sahnedekalitesini anlamak için az miktarda denemek
Please taste the soup
Lütfen çorbayı tat
tat
bir şeyi yerken veya içerken hissedilen duygu
This cake has a sweet taste
Bu kekin tatlı bir tadı var
zevk
bir şeye karşı kişisel beğeni
We have the same taste in music
Müzik konusunda aynı zevke sahibiz
tat
bir şeyin kısa süreliğine yaşanması
She wanted a taste of success
Başarının tadına bakmak istedi
çalışmak
Sahnedebir iş veya aktivite yapmak
I am working now
Şu an çalışıyorum
uygulanabilir
gerçek durumlarda etkili bir şekilde kullanılabilen
We need a working solution
Uygulanabilir bir çözüme ihtiyacımız var
çalışmak
bir makinenin veya sistemin görevini yapması
The system is working well
Sistem iyi çalışıyor
çalışma
bir işi veya görevi yapma eylemi
Working hard is important
Çok çalışmak önemlidir
çalışmak
bir işi veya görevi yerine getirmek
I am working on a new project
Yeni bir proje üzerinde çalışıyorum
işlemek
bir işi veya görevi yürütmek
The system is working correctly
Sistem doğru bir şekilde işliyor
fotokopi makinesi
Sahnedebelgeleri kopyalayan makine
The copier is broken
Fotokopi makinesi bozuk
olmadan
Sahnedebir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
olmadan
bir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
prim
Sahnedeödül olarak verilen ekstra para
He received a year-end bonus
Yıl sonu primi aldı
bonus
Sahnedeek bir avantaj veya ödül
We received a bonus at work
İş yerinde bir bonus aldık
akılda tutmak
Sahnedebir şeyi zihinde tutmak
Please bear in mind that the meeting is at five
Lütfen toplantının saat beşte olduğunu aklında tut
açmak
Sahnedekapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
açık
kapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık fikirli
yeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
Bayan
Sahnedeevli kadınlar için isimden önce kullanılan unvan
Mrs. Smith is my teacher
Bayan Smith benim öğretmenim
rağmen
Sahnedezıt bir durumu belirtmek için kullanılır
Although it was raining, we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
boğulmak
Sahnedeboğazına bir şey kaçmasıyla nefes alamamak
He choked on a piece of apple
Bir elma parçasıyla boğuldu
boğulmak
nefes alamamak
He began to choke
Boğulmaya başladı
tıkamak
bir şeyin akışını durdurmak veya yavaşlatmak
The leaves choke the drain
Yapraklar gideri tıkıyor
boğulmak
nefes alamayacak duruma gelmek
He choked on his food
Yemeği boğazına kaçtı
asbest
Sahnedeeskiden binalarda kullanılan zararlı bir madde
Asbestos is dangerous to breathe
Asbest solumak tehlikelidir
tereyağı
Sahnedesütten veya kremadan yapılan yumuşak sarı yiyecek
I spread butter on bread
Ekmeğe tereyağı sürdüm
ezme
süt ürünü olmayan meyve veya kuruyemişten yapılan sürülebilir gıda
I spread almond butter on my bread
Ekmeğime badem ezmesi sürdüm
yağ çekmek
birinden bir şey elde etmek için onu övmek
She is buttering him up
Ona yağ çekiyor
restoran
yemek ve içecek servisi yapılan yer
We had dinner at a local restaurant
Yerel bir restoranda akşam yemeği yedik
derlemek
Sahnedebilgileri toplamak ve düzenlemek
I need to collate the data for the report
Rapor için verileri derlemem gerekiyor
ilkeli
Sahnededoğru ve yanlış konusundaki güçlü inançlara dayanan
She is a very principled person
O çok ilkeli bir insandır
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
bir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
kesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
evlilik töreni
Sahnedeiki kişinin evlendiği merasim
The wedding ceremony starts at noon
Evlilik töreni öğlen başlıyor
gelin
evlenen kadın
The bride arrived at the wedding early
Gelin düğüne erken geldi
düğün
evlilik töreni
We are going to a wedding this Saturday
Bu cumartesi bir düğüne gidiyoruz
düğün
evlilik töreni
They are planning their wedding
Onlar düğünlerini planlıyorlar
düğün
iki kişinin evlendiği tören
They are planning a beautiful wedding
Güzel bir düğün planlıyorlar
nikah
evlilik bağıyla birleşme töreni
They had a small nikah ceremony
Küçük bir nikah töreni yaptılar
telefon
Sahnedearama yapmak için kullanılan aygıt
The phone is on the table
Telefon masanın üzerinde
telefon etmek
telefonla aramak
I will phone you tomorrow
Seni yarın arayacağım
telefon
arama yapmak ve internete girmek için kullanılan cihaz
My phone is charging
Telefonum şarj oluyor
görev
Sahnedeyapılması gereken bir iş parçası
Your job is to clean the room
Senin görevin odayı temizlemek
iş
para kazanmak için yapılan çalışma
I have a new job
Yeni bir işim var
operasyon
vücudu değiştirmek için yapılan tıbbi müdahale
She had a nose job
Burun ameliyatı oldu
parmak
Sahnedeelin beş uzun kısmından her biri
I have a ring on my finger
Parmağımda bir yüzük var
suçlamak
birini bir suçtan sorumlu tutmak
She fingered him as the thief
Onu hırsız olarak o suçladı
sevgili
Sahnedesevilen veya değer verilen
My dear friend is coming
Sevgili arkadaşım geliyor
eyvah
şaşkınlık veya üzüntü belirten ifade
Oh dear, I forgot my keys
Eyvah, anahtarlarımı unuttum
sayın
mektup veya e-posta başlangıcında kullanılan nezaket sözü
Dear Mr. Smith
Sayın Bay Smith
hayal kırıklığına uğratmak
Sahnedebirinin umduğunu yapmayarak onu üzmek
I do not want to disappoint you
Seni hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
ayağa kalkmak
Sahnedeoturur veya yatar durumdayken ayaklanmak
I need to get up to reach the book
Kitaba ulaşmak için ayağa kalkmam gerekiyor
kılık
giyilen bir kıyafet takımı
She wore a funny get-up to the party
Partiye komik bir kılıkla geldi
bir şeyle meşgul olmak
bir faaliyetin veya durumun içinde yer almak
What are you getting up to today?
Bugün nelerle meşgulsün?
yukarı çıkmak
daha yüksek bir konuma ulaşmak
You need to get up to the second floor
İkinci kata çıkman gerekiyor
uyandırmak
birini uykudan kaldırmak
Please get the children up early
Lütfen çocukları erkenden uyandır
kalkıp gitmek
bir yerden uzaklaşmak
I have to get up and leave now
Şimdi kalkıp gitmem gerekiyor
ayağa kalkmak
oturur veya yatar pozisyondan dik duruma geçmek
I get up early every morning
Her sabah erken ayağa kalkarım
artırmak
bir duygu veya umudu daha güçlü hale getirmek
You should get up your courage
Cesaretini artırmalısın
malum şeyler
Sahnedekonuşmacının adını açıkça söylemek istemediği bir şeye atıfta bulunan ifade
They are doing know-what
Malum şeyleri yapıyorlar
biliyor musun
Sahnededinleyicinin dikkatini çekmek veya düşünürken vakit kazanmak için kullanılan ifade
Know what I have a better idea
Biliyor musun daha iyi bir fikrim var
şey
adı belirtilmeyen şey
I need to buy the know what for the car
Araba için gereken şeyi almam gerekiyor
şövalyelik
Sahnedekadınlara karşı nazik ve kibar davranma
He showed chivalry by opening the door
Kapıyı açarak şövalyelik gösterdi
tercih etmek
Sahnedebir şeyi diğerinden daha çok istemek veya seçmek
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
tercih etmek
bir şeyi diğerine tercih etmek için kullanılır
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
oldukça
orta derecede
It is rather cold today
Bugün hava oldukça soğuk
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
işe almak
Sahnedebirine iş vermek
They want to hire a new manager
Yeni bir yönetici işe almak istiyorlar
kiralamak
bir şeyi belirli bir süre kullanmak için para ödemek
We decided to hire a car for our holiday
Tatilimiz için bir araba kiralamaya karar verdik
işe alınan kişi
şirketin işe aldığı kimse
They welcomed the new hire
Yeni işe alınan kişiyi karşıladılar
işe almak
birine ücretli bir iş vermek
We need to hire more staff
Daha fazla personel işe almamız gerekiyor
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
tamam
kabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
karşı durmak
Sahnedebirine cesaretle karşı koymak veya direnmek
You must stand up to the bully
Zorbaya karşı durmalısın
karşı gelmek
haksızlık yapan veya güçlü birine boyun eğmemek
You must stand up to bullies
Zorbalara karşı gelmelisin
karşı durmak
kötü muameleye direnip kabul etmeyi reddetmek
You should stand up to bullies
Zorbalara karşı durmalısın
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
dalga geçmek
Sahnedebirininle kaba bir şekilde gülmek
Stop making fun of me
Benimle dalga geçmeyi bırak
alay etmek
birini küçük düşürmek için gülmek
They make fun of his accent
Onun aksanıyla alay ediyorlar
alay edilen
kaba bir şekilde gülünmüş olan
She was made fun of
Onunla alay edildi
dalga geçmek
birisiyle kötü niyetle alay etmek
Do not make fun of your classmates
Sınıf arkadaşlarınla dalga geçme
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
tek
eşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
sadece
daha fazlası olmayan
I have only two dollars
Sadece iki dolarım var
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
almak
bir şeyi elde etmek veya satın almak
I need to get it from the store
Onu mağazadan almam gerekiyor
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
havalı
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
That car is so cool
O araba çok havalı
sakin
heyecanlı veya kızgın olmayan
Keep cool during the test
Sınav sırasında sakin kal
serin
sıcak veya ılık olmayan
The weather is cool today
Bugün hava serin
kavşak
Sahnedeiki veya daha fazla yolun kesiştiği yer
They met at the crossroads
Kavşakta buluştular
yol ayrımı
bir karar vermek zorunda olduğunuz kritik nokta
I am at a crossroads in my career
Kariyerimde bir yol ayrımındayım
arka tarafta
Sahnedeevin veya binanın arkasındaki alan
He is waiting out back
O, arka tarafta bekliyor
binanın arkasında
bir evin veya yapının gerisindeki alan
He left his bike out back
Bisikletini binanın arkasında bıraktı
arka bahçe
evin arkasında kalan alan
The kids are playing out back
Çocuklar arka bahçede oynuyor
arka taraf
bir binanın gerisinde kalan bölüm
There is a parking lot out back
Binanın arka tarafında bir otopark var
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
çok
büyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
çok komik
Sahnedeaşırı derecede komik veya güldüren
That joke was hilarious
O şaka çok komikti
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
kapora
Sahnedeönceden ödenen para
I paid a deposit for the house
Ev için kapora ödedim
bırakmak
bir şeyi belirli bir yere koymak
Please deposit your bags here
Lütfen çantalarınızı buraya bırakın
yatak
yerin altında doğal olarak bulunan madde tabakası
This area has a rich coal deposit
Bu bölgede zengin bir kömür yatağı var
tesadüfen yapmak
Sahnedeplan yapmadan bir eylem gerçekleştirmek
I happened to meet him at the park
Onunla parkta tesadüfen karşılaştım
başına gelmek
birinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
tesadüfen yapmak
planlamadan bir şey yapmak
I happened to meet him
Onunla tesadüfen karşılaştım
denk gelmek
bir şeyin rastlantı sonucu olması
I happened to be there
Tesadüfen orada bulundum
rast gelmek
beklenmedik bir şekilde meydana gelmek
Such things happen to everyone
Böyle şeyler herkesin başına gelir
istemeden yapmak
planlamadan bir şeyle sonuçlanmak
I happened to break the glass
Kadehi yanlışlıkla kırdım
başına gelmek
birinin veya bir şeyin başına bir durumun gelmesi
What happened to your car
Arabana ne oldu
tesadüfen yapmak
bir şeyi şans eseri gerçekleştirmek
I happened to see him at the store
Onu mağazada tesadüfen gördüm
kötü adam
Sahnedekötü işler yapan kişi
The bad guy lost the fight
Kötü adam kavgayı kaybetti
kötü adam
iyi veya nazik olmayan kişi
He is a bad guy
O kötü bir adam
orijinal
Sahnedebir şeyin ilk veya başlangıç hali
This is the original version
Bu orijinal versiyon
özgün
yeni ve yaratıcı bir şekilde farklı
His ideas are very original
Fikirleri çok özgün
duygu
Sahnedeiçte yaşanan duygusal durum
Love is a strong feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hava
bir yerin genel havası veya karakteri
The room has a cozy feeling
Odada rahat bir hava var
his
bir şeyin doğru olduğuna dair düşünce veya görüş
I have a feeling it will rain
Yağmur yağacak gibi bir hissim var
duygu
yoğun bir his veya heyecan durumu
Love is a powerful feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hissetmek
fiziksel veya duygusal bir tecrübe yaşamak
I am feeling happy today
Bugün mutlu hissediyorum
duymak
fiziksel bir algıya sahip olmak
I can feel the wind
Rüzgarı duyabiliyorum
sezmek
bir şeyin olduğuna dair düşünceye sahip olmak
I feel that we are lost
Kaybolduğumuzu seziyorum
izlenim
bir şeyin doğru olduğuna dair inanç
I have a feeling he knows
Onun bildiğine dair bir izlenimim var
sezgi
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğuna inanmak
She trusts her intuition
Sezgilerine güveniyor
his
fiziksel veya duygusal bir duyu
I have a strange feeling
Garip bir hissim var
duygu
yoğun bir heyecan durumu
Anger is a strong feeling
Öfke güçlü bir duygudur
duygu
güçlü bir his
Joy is a happy feeling
Neşe mutlu bir duygudur
duygu
güçlü bir duygu hali
She is full of feeling
O duygu dolu biri
umut
iyi şeylerin gerçekleşmesini bekleme hissi
I have a hopeful feeling about this
Bunun hakkında umutlu bir hissim var
düşünce
bir konu hakkında fikir veya tutum sahibi olma
I have a feeling that we should go
Gitmemiz gerektiğine dair bir düşüncem var
yemek
Sahnedeyemek yenen şeyler
I like Italian food
İtalyan yemeklerini severim
ağaç kütüğü
Sahnedeağacın gövdesi kesildikten sonra yerde kalan kısmı
I sat on the tree stump
Ağaç kütüğünün üzerine oturdum
şaşırtmak
birini şaşırtmak veya cevap veremez hale getirmek
The hard question stumped me
Zor soru beni şaşırttı
kampanya yürütmek
seçimlerde oy toplamak için konuşmalar yaparak dolaşmak
The candidate is stumping for votes
Aday oy toplamak için kampanya yürütüyor
arı
Sahnedebal yapan uçan bir böcek
The bee is on the flower
Arı çiçeğin üzerinde
yarışma
bir yarışma veya etkinlik
She won the spelling bee
İmla yarışmasını kazandı
müdür
Sahnedebir işletmeyi veya ekibi yöneten kişi
He is a great manager
O harika bir müdür
yönetici
bir ekibin veya işin sorumlusu olan kişi
The manager is in a meeting
Yönetici bir toplantıda
menajer
sanatçı veya sporcuların işlerini yürüten kişi
The singer has a good manager
Şarkıcının iyi bir menajeri var
inmek
Sahnedeaşağıya doğru hareket etmek
The elevator is going down
Asansör aşağı iniyor
azalmak
miktar veya boyut olarak daha az hale gelmek
The prices went down
Fiyatlar düştü
hapse girmek
hapse gönderilmek veya tutuklanmak
The thief will go down for five years
Hırsız beş yıl hapse girecek
meydana gelmek
bir olayın gerçekleşmesi veya vuku bulması
Tell me what went down last night
Dün gece ne meydana geldiğini anlat bana
inmek
daha yüksek bir yerden daha düşük bir yere hareket etmek
We will go down the stairs
Merdivenlerden aşağı ineceğiz
gerçekleşmek
bir olayın meydana gelmesi
Tell me what went down at the party
Partide neler yaşandığını bana anlat
zihin
Sahnedekişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
rahatsız olmak
Sahnedebir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
geri dönmek
Sahnedebir yere veya bir konuya yeniden dönmek
I want to go back to my home
Evime geri dönmek istiyorum
geri dönmek
bir yere tekrar gitmek
I will go back to my house
Evime geri döneceğim
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
başa çıkmak
Sahnedebir işi veya sorunu yönetmek için harekete geçmek
I will deal with the problem tomorrow
Sorunla yarın başa çıkacağım
ilgili olmak
belirli bir konu hakkında konuşmak veya konuyla ilgilenmek
This book deals with ancient history
Bu kitap antik tarih ile ilgili
muhatap olmak
bir kişiyle iş yapmak veya iletişim kurmak
I do not like dealing with rude people
Kaba insanlarla muhatap olmayı sevmiyorum
ilgilenmek
bir sorunu çözmek için harekete geçmek
I have to deal with this problem
Bu sorunla ilgilenmem gerekiyor
cevap
Sahnedeyazılı veya sözlü bir yanıt
I am waiting for your reply
Cevabınızı bekliyorum
cevap
bir soruya verilen karşılık
I am waiting for your reply
Cevabını bekliyorum
tuvalet
Sahnedetuvalet ve lavabosu olan oda
Where is the bathroom?
Tuvalet nerede?
banyo
tuvalet ve lavabosu olan oda
The bathroom is upstairs
Banyo üst katta
ayrıntılı açıklamak
Sahnedeanlamayı kolaylaştırmak için parçalara ayırmak
Please break it down for me
Lütfen bunu benim için ayrıntılı açıkla
parçalara ayırmak
bir şeyi parçalarına ayırmak
You need to break it down to fix it
Onu tamir etmek için parçalarına ayırmalısın
inek
Sahnedesüt veya et için beslenen büyük bir hayvan
The cow gives milk
İnek süt verir
inek
çiftliklerde sütü için beslenen büyük dişi hayvan
The cow is eating grass
İnek ot yiyor
sindirmek
birini korkutarak boyun eğmesini sağlamak
He was cowed by his boss
Patronu tarafından sindirildi
bardaklar
Sahnedeiçmek için kullanılan küçük açık kaplar
I have two cups
İki bardağım var
cups kart oyunu
oyuncuların bir sonraki kartın daha yüksek mi yoksa daha düşük mü olduğunu tahmin ettiği bir kart oyunu
They are playing cups
Cups oynuyorlar
bardaklar
sıvı içmek için kullanılan küçük kaplar
Please wash the cups
Lütfen bardakları yıkayın
senin adına sevindim
Sahnedebirinin başarısını övmek için kullanılır
You got a promotion! Good for you!
Terfi aldın! Senin adına sevindim!
sana yararlı
birine faydalı veya yardımcı olan
Eating vegetables is good for you
Sebze yemek senin için yararlıdır
ateşkes
Sahnedesavaşmayı durdurma anlaşması
The two armies declared a truce
İki ordu ateşkes ilan etti
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
zaman
olayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
vakit
belirli bir deneyim veya yaşam tarzı
We had a great time
Harika vakit geçirdik
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
Sahnede1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
iki
2 sayısı
I have two dogs
İki köpeğim var
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
berbat
Sahnedeçok kötü
The weather was terrible
Hava berbattı
kötü
çok nahoş olan
The weather is terrible today
Bugün hava çok kötü
berbat
aşırı derecede hoş olmayan veya düşük nitelikli
The weather is terrible today
Bugün hava berbat
önemsiz
Sahnedeciddi veya önemli olmayan
It was a minor mistake
Bu önemsiz bir hataydı
reşit olmayan
yasal yetişkinlik yaşının altındaki kişi
He is still a minor
O hâlâ reşit değil
minör
hüzünlü veya ciddi bir tınısı olan müzik dizisi
This song is in a minor key
Bu şarkı minör tonda