The Office — 6. Sezon Bölüm 21
Kelimeler ve anlamları
459 kelime
Seviye
dikkat
Sahnedebir şeye veya birine odaklanma durumu
Please pay attention
Lütfen dikkat edin
dikkat
Sahnedebir şeyi özenle dinleme veya izleme eylemi
Pay attention to the teacher
Öğretmene dikkat et
bakım
hasta veya yaralı birine yardım etme eylemi
He needs medical attention
Tıbbi bakıma ihtiyacı var
nefes vermek
Sahnedeakciğerlerdeki havayı dışarı atmak
Inhale deeply and exhale slowly
Derin nefes al ve yavaşça nefes ver
de
Sahnedeolumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
ya da
Sahnedeiki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
da
olumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
çalışma masası
Sahnedeyazı yazmak veya çalışmak için kullanılan düz yüzeyli mobilya
The book is on the desk
Kitap masanın üzerinde
masa
üstünde yazı yazılan veya çalışılan mobilya
Please put the book on the desk
Lütfen kitabı masanın üstüne koy
masada çalışmak
bir masanın başında oturup iş yapmak
I will desk for the whole day
Bütün gün masada çalışacağım
yetki
Sahnedeemir verme veya karar alma hakkı
He has the authority to sign the contract
Sözleşmeyi imzalama yetkisi var
otorite
Sahnedebelirli bir konuda bilgisine güvenilen kişi veya kurum
She is an authority on modern art
O modern sanat konusunda bir otoritedir
kurum
resmi güce sahip kuruluş
The housing authority manages the apartments
Konut kurumu daireleri yönetiyor
yetkili
karar verme veya kuralları uygulama gücüne sahip kişi
You should talk to the authority in charge
Sorumlu yetkiliyle konuşmalısın
hafifçe vurma
Sahnedebir şeye yavaşça ve tekrarlı olarak dokunma veya vurma
He is tapping on the table
Masaya hafifçe vuruyor
mahalle
Sahnedebir kasaba veya şehirdeki bölge veya topluluk
I live in a quiet neighborhood
Sessiz bir mahallede yaşıyorum
paylaşmak
Sahnedebir şeyi başkalarıyla kullanmak ya da onlara vermek
I will share my food with you
Yemeğimi seninle paylaşacağım
pay
bir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
ortak kullanmak
bir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
paylaşmak
bir şeyi başkalarıyla aynı anda birlikte kullanmak
We share the same office
Aynı ofisi paylaşıyoruz
muhasebe
Sahnedepara işlemlerinin tutulduğu yazılı veya dijital kayıtlar
This company has a good accounting system
Bu şirketin iyi bir muhasebe sistemi var
muhasebe
finansal kayıtların tutulduğu departman
He works in the accounting department
O muhasebe departmanında çalışıyor
hesap dökümü
para giriş çıkışlarının detaylı raporu
The manager asked for an accounting of the sales
Müdür satışların hesap dökümünü istedi
taklit
Sahnedeünlü bir kişinin sesini veya tavırlarını taklit etme
He does a great impression of the president
Başkanın harika bir taklidini yapıyor
izlenim
Sahnedebir kişi veya şey hakkında edinilen fikir veya duygu
My first impression of him was positive
Onun hakkındaki ilk izlenimim olumluydu
iz
bir şeyi bir yüzeye bastırarak bırakılan işaret
The ring left an impression on her finger
Yüzük parmağında bir iz bıraktı
izlenim
bir kişi veya şey hakkında sahip olunan fikir ya da his
She left a good impression on me
O bende iyi bir izlenim bıraktı
yürümek
Sahnedebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
eşlik etmek
bir yere giderken birine eşlik etmek
I will walk you to the station
Seni istasyona kadar yürüyerek götüreceğim
adım adım anlatmak
bir süreci aşama aşama tarif etmek
Let me walk you through the process
Süreci sana adım adım anlatayım
ayak uydurmak
Sahnedebir başkasıyla aynı hızda ilerlemek
Try to keep up with the group
Gruptan geri kalmamaya çalış
sürdürmek
bir şeyi aynı seviyede yapmaya devam etmek
Keep up the good work
İyi iş çıkarmaya devam et
uyutmamak
birinin uyumasına engel olmak
The loud music kept me up all night
Yüksek sesli müzik beni bütün gece uyutmadı
sürdürmek
bir şeyi aynı seviyede veya hızda devam ettirmek
You must keep up your grades
Notlarını sürdürmelisin
ayak uydurmak
aynı hızda veya seviyede kalmak
I cannot keep up with them
Onlara ayak uyduramıyorum
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
hafta
yedi günlük zaman dilimi
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
huzursuz
Sahnedegörünüşü veya davranışları yüzünden kendini tedirgin hisseden
She was self conscious about her new outfit
Yeni kıyafeti konusunda kendini huzursuz hissetti
çekingen
başkalarının ne düşündüğü konusunda endişeli
He felt self conscious in the crowd
Kalabalığın içinde kendini çekingen hissetti
özgüvensiz
başkalarının kendisini nasıl gördüğü konusunda endişeli
She is self conscious about her height
Boyu konusunda özgüvensiz
utangaç
kendisi hakkında gergin veya rahatsız hissetmek
I felt self conscious during the speech
Konuşma sırasında utangaç hissettim
çekingen
başkalarının kendisi hakkında ne düşündüğünden endişe duyan
He felt self conscious during the meeting
Toplantı sırasında çekingen hissetti
tam
Sahnedetüm parçaları içeren
Please write your full name
Lütfen tam adınızı yazın
dolu
mümkün olduğunca çok şeyle doldurulmuş
The glass is full of water
Bardak suyla dolu
tam
mümkün olan en yüksek derecede
He has full control
O tam kontrole sahip
tok
yeterince yemek yemiş olma durumu
I am full after that meal
O yemekten sonra tokum
şehvetli
Sahnedefiziksel haz veya duyularla ilgili
The music had a sensual rhythm
Müziğin şehvetli bir ritmi vardı
müzik
Sahnedekulağa hoş gelen seslerin düzenlenmesi
I love listening to music
Müzik dinlemeyi severim
sıkıntı
zor veya hoş olmayan bir durum
He had to face the music for his actions
Yaptıkları yüzünden hesap vermek zorunda kaldı
müzik
dinlenmek için oluşturulmuş düzenli sesler
I listen to music every day
Her gün müzik dinlerim
uzun süreli
Sahnedenormalden daha uzun süren
We had a prolonged meeting
Uzun süreli bir toplantı yaptık
uzun süreli
normalden daha uzun süren
He suffered from prolonged illness
Uzun süreli bir hastalıktan muzdaripti
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
uygunsuz
Sahnedebir durum için uygun olmayan veya düzgün olmayan
His behavior was inappropriate for the meeting
Davranışı toplantı için uygunsuzdu
seçilmiş
Sahnedebir grup içinden ayıklanmış veya tercih edilmiş
He was the chosen candidate for the job
İş için seçilen aday oydu
fiyasko
Sahnedetam bir başarısızlık veya felaket
The party was a complete fiasco
Parti tam bir fiyaskoydu
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
katılmak
bir etkinlikte veya faaliyette yer almak
Do you want to come on the trip with us
Bizimle geziye katılmak ister misin
haydi
birine acele etmesini veya daha fazla çaba göstermesini söylemek için kullanılır
Come on we are going to be late
Haydi geç kalacağız
hadi
birini acele etmeye veya denemeye teşvik etmek
Come on we will be late
Hadi geç kalacağız
kadar
Sahnedebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
kadar
bir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
sonunda
Sahnedeuzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
sonunda
uzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
mükemmel fırtına
Sahnedebirçok kötü olayın aynı anda gerçekleşerek çok kötü bir sonuç doğurması durumu
The company faced a perfect storm of bad management and economic recession
Şirket kötü yönetim ve ekonomik durgunluğun oluşturduğu bir mükemmel fırtına ile karşı karşıya kaldı
iç çekmek
Sahnededuyguları belli etmek için derin nefes vermek
He sighed with relief
Rahatlamayla iç çekti
sonunda kalmak
Sahnedesonunda belirli bir durumda olmak
We ended up with no money
Sonunda hiç paramız kalmadı
elde etmek
bir şeye nihayetinde sahip olmak
She ended up with the job
Sonunda işi o elde etti
sonunda elinde kalmak
bir dizi olaydan sonra elinde bir şey kalması
They ended up with a huge debt
Sonunda ellerinde büyük bir borç kaldı
sonunda sahip olmak
bir süreçten sonra bir şeyi elde etmek
You will end up with a good grade
Sonunda iyi bir not alacaksın
terli
Sahnedevücuttan çıkan terle kaplı
I feel sweaty after exercising
Egzersiz yaptıktan sonra terli hissediyorum
terli
terle kaplanmış
My palms are sweaty
Avuçlarım terli
terli
vücut sıvısı nedeniyle ıslanmış
His face was sweaty
Yüzü terliydi
kısa şarkı
Sahnedekısa ve basit bir şarkı
She hummed a little ditty
Küçük bir şarkı mırıldandı
sonuç
Sahnedebir şeyin olası etkisi veya sonucu
The decision has serious implications
Bu kararın ciddi sonuçları var
ima
doğrudan söylenmeyip hissettirilen anlam
Her tone carried a clear implication of doubt
Tonu net bir şüphe iması taşıyordu
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
hile
Sahnedebirini aldatmak için yapılan eylem
He used a trick to win the game
Oyunu kazanmak için bir hile kullandı
sorunlu
düzgün çalışmayan veya sürekli bozukluk gösteren
She has a trick knee
Dizinde sürekli sorun var
numara
sihirli veya şaşırtıcı görünen ustaca eylem
He showed us a card trick
Bize bir kart numarası gösterdi
püf noktası
bir şeyi yapmanın etkili ve özel yolu
I learned the trick of baking a cake
Pasta yapmanın püf noktasını öğrendim
iş arkadaşı
Sahnedebirlikte çalışılan kişi
My coworker is very helpful
İş arkadaşım çok yardımcıdır
kanmak
Sahnedeyanlış bir şeye inanmaya kandırılmak
I fell for the trick
Tuzağa kandım
aşık olmak
birini sevmeye başlamak
He fell for her instantly
Ona anında aşık oldu
aşık olmak
birinden hoşlanmaya veya onu sevmeye başlamak
I think he is falling for her
Bence o kıza aşık oluyor
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Is anybody here
Burada kimse var mı
herhangi biri
herhangi bir kişi
Does anybody want cake?
Herhangi biri kek ister mi?
kimse
belirli olmayan bir kişi
I didn't see anybody
Kimseyi görmedim
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
zevksiz
Sahnedeucuz ve kötü zevkli
That dress is a bit tacky
Bu elbise biraz zevksiz
zevksiz
kaba ve beğenilmeyen
That outfit looks tacky
O kıyafet çok zevksiz görünüyor
gerçek
Sahnededoğru veya gerçek olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olduğu bir gerçektir
aslında
bir şeyin doğru olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
In fact, it is very cold
Aslında hava çok soğuk
gerçek
doğru olduğu bilinen şey
This is a known fact
Bu bilinen bir gerçektir
gerçek
doğru olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olması bir gerçektir
eğlenceli
Sahnedegülünç veya eğlendirici olan
The story was very amusing
Hikaye çok eğlenceliydi
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
hale gelmek
bir şey durumuna geçmeye başlamak
The weather will become cold
Hava soğuk hale gelecek
şık
Sahnedeçekici ve modaya uygun
She looked snappy in her new dress
Yeni elbisesiyle çok şık görünüyordu
ters
kızgın bir şekilde kısa ve sert ifade edilen
She gave me a snappy answer
Bana ters bir cevap verdi
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
kahkaha
Sahnedegülme eylemi veya çıkardığı ses
The room was filled with laughter
Oda kahkahalarla doluydu
kahkaha
Sahnedegülme eylemi
I heard laughter coming from the kitchen
Mutfaktan gelen kahkahaları duydum
aklına gelmek
Sahnedebir fikir üretmek ya da bir şeyi hatırlamak
I can think of a better name
Daha iyi bir isim aklıma geliyor
düşünmek
bir konu hakkında görüş sahibi olmak veya bir eylemi değerlendirmek
What do you think of this movie
Bu film hakkında ne düşünüyorsun
akla getirmek
bir konudan bahsetmeye başlamak
Can you think of any good movies
Aklına iyi bir film geliyor mu
düşünmek
birini veya bir şeyi zihninde tutmak
I am thinking of my friends
Arkadaşlarımı düşünüyorum
düşünmek
bir konu hakkında fikir veya görüş sahibi olmak
What do you think of this book
Bu kitap hakkında ne düşünüyorsun
açıklamak
Sahnedebir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
açıklamak
bir şeyi kolay anlaşılır kılmak için nedenlerini veya detaylarını vermek
Can you explain this rule
Bu kuralı açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this math problem to me
Bu matematik problemini bana açıklayabilir misin
öpmek
Sahnedesevgi veya selamlaşma belirtisi olarak dudakları değdirmek
She kissed her baby
Bebeğini öptü
hafifçe dokunmak
bir şeye yavaşça temas etmek
The ball kissed the table edge
Top masanın kenarına hafifçe dokundu
öpmek
sevgi göstergesi olarak dudaklarıyla temas etmek
She kissed her baby on the forehead
Bebeğini alnından öptü
Kiss müzik grubu
birlikte müzik yapan müzisyen grubu
I love the band Kiss
Kiss grubunu seviyorum
m&m çikolatası
Sahnedeküçük renkli ve çikolata kaplı bir şeker türü
I bought a bag of M&Ms
Bir paket M&M aldım
öneri
Sahnededeğerlendirilmesi için sunulan fikir veya plan
Do you have any suggestions
Hiç öneriniz var mı
öneri
yapılması veya seçilmesi gereken şey hakkında sunulan fikir
I have a good suggestion
İyi bir önerim var
tavsiye
yapılması veya seçilmesi gereken şey hakkında verilen öğüt
Please follow my suggestion
Lütfen tavsiyeme uy
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
tıkırdamak
Sahnedesert nesnelerin birbirine çarpmasıyla gürültülü ses çıkarmak
The plates clattered on the table
Tabaklar masanın üzerinde tıkırdadı
sütun
Sahnedebir liste veya tablodaki öğelerin dikey düzenlemesi
Read the first column of the table
Tablonun ilk sütununu okuyun
köşe yazısı
gazete veya dergilerde belirli bir kişi tarafından düzenli olarak yazılan bölüm
She writes a column for the local newspaper
Yerel gazete için bir köşe yazısı yazıyor
köşe
gazete veya dergide yer alan düzenli yazı
She writes a weekly column for the newspaper
O gazete için haftalık bir köşe yazıyor
sütun
uzun ve ince dikey yapı
The building is supported by a stone column
Bina bir taş sütunla destekleniyor
kesin
Sahnedetamamen doğru veya hatasız
What is the exact time?
Tam saat kaç?
zorla almak
birinden bir şeyi baskı ile istemek
He exacted a promise from her
Ondan zorla bir söz aldı
askıya almak
Sahnedebir şeyi resmi olarak bir süreliğine durdurmak
The company decided to suspend the project
Şirket projeyi askıya almaya karar verdi
asmak
bir şeyi yukarıdan aşağıya sarkıtmak
They suspended the lamp from the ceiling
Lambayı tavandan aşağı sarkıttılar
askıya almak
bir şeyi geçici olarak durdurmak
They decided to suspend the meeting
Toplantıyı askıya almaya karar verdiler
maaş çeki
Sahnedeçalışma karşılığında ödenen ücret
I received my paycheck today
Bugün maaş çekini aldım
bir kere
Sahnedebir sebep veya örnek belirtirken kullanılır
For one thing it is too expensive
Bir kere bu çok pahalı
yani
Sahnedesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
annelik
Sahnedehamilelikle veya annelikle ilgili
She is on maternity leave
O doğum izninde
hata yapmak
Sahnedeyanlış bir eylemde bulunmak
Everyone can err sometimes
Herkes bazen hata yapabilir
ee
tereddüt ederken çıkarılan ses
She said err I am not sure
Ee ben emin değilim dedi
bitmiş
Sahnedetükenmiş veya artık mevcut olmayan
The milk is gone
Süt bitmiş
hale gelmiş
bir duruma veya koşula dönüşmüş
He has gone mad
Çıldırdı
gitmiş
bir yerden başka bir yere gitmiş
She has gone home
Eve gitti
yok
bir yerde artık bulunmayan
She is gone for the day
O bugünlük gitti
kaybolmuş
artık mevcut olmayan
The cookies are all gone
Kurabiyelerin hepsi bitti
tükenmiş
artık varlığını sürdürmeyen
The milk is gone
Süt bitti
gitmiş
bir yerden uzaklaşmış olan
They have gone to the cinema
Onlar sinemaya gitti
kayıp
artık bulunamayan veya mevcut olmayan
My phone is gone
Telefonum kayıp
eksik
yerinde olmayan
My keys are gone
Anahtarlarım yerinde yok
geçmiş
zamanı sona ermiş olan
The summer is gone
Yaz mevsimi bitti
alt etmek
Sahnedebir yarışmada birini geçerek üstünlük sağlamak
She wanted to outdo her rival in the race
Yarışta rakibini alt etmeyi istedi
geride bırakmak
birinden veya bir şeyden daha iyisini yapmak
She always tries to outdo her rivals
O her zaman rakiplerini geride bırakmaya çalışır
karar verme
Sahnedebir seçim yapma eylemi
Good decision making is a vital skill
İyi karar verme hayati bir beceridir
karar süreci
seçim yapma süreci
This is a difficult decision making process
Bu zor bir karar süreci
karar verme
seçenekler arasından seçim yapma eylemi
Making decisions is important for success
Karar vermek başarı için önemlidir
karar verme
seçim yapma süreci
Effective decision-making is very important
Etkili karar verme çok önemlidir
gönderdi
Sahnedebir şeyi bir yere yollamak
I sent an email
Bir e-posta gönderdim
gönderdi
Sahnedebir şeyi bir yere gitmesi için yola çıkarmak
I sent a letter to my friend
Arkadaşıma bir mektup gönderdim
gönderdi
bir şeyi bir yere ulaştırılmak üzere yola çıkarmak
He sent a letter to me
Bana bir mektup gönderdi
rahatlamak
Sahnedesakinleşmek ve daha az gergin hissetmek
I need to relax after a long day
Uzun bir günden sonra rahatlamam gerekiyor
esnetmek
bir kuralı veya gerekliliği daha az katı hale getirmek
The school decided to relax the rules
Okul kuralları esnetmeye karar verdi
rahatlamak
birini sakin ve daha az gergin hissettirmek
Music helps me relax
Müzik rahatlamama yardımcı olur
dinlenmek
sakinleşmek veya daha az hareketli olmak
I want to relax on the weekend
Hafta sonu dinlenmek istiyorum
çıkmak
Sahnedebirisiyle romantik bir amaçla görüşmek
They have been dating for two months
İki aydır çıkıyorlar
tarih
ayın veya yılın belirli bir günü
What is today's date?
Bugünün tarihi ne?
hurma
palmiye ağacından yetişen tatlı kahverengi meyve
I like eating dates
Hurma yemeyi severim
bugüne kadar
şimdiki zamana kadar
We have learned a lot to date
Bugüne kadar çok şey öğrendik
öncü
Sahnedeyeni bir yere yerleşen ilk kişilerden biri
The pioneers traveled west
Öncüler batıya seyahat etti
öncülük etmek
yeni bir şeyi ilk kez geliştiren veya kullanan olmak
She pioneered the use of solar energy
Güneş enerjisinin kullanımına öncülük etti
uzay aracı
uzayı keşfetmek için seyahat eden taşıt
Scientists launched the pioneer to study space
Bilim insanları uzayı incelemek için uzay aracını fırlattı
öncü
yeni bir şeyi geliştiren veya kullanan ilk kişi
She is a pioneer in computer science
O bilgisayar biliminde bir öncüdür
hatırlatıcı
Sahnedebir şeyi hatırlamaya yardımcı olan şey
I set a reminder on my phone
Telefonuma bir hatırlatıcı kurdum
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
Sahnedefarklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
plan
Sahnedebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
plan
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
iyi olur
Sahnedebirine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
oo
Sahnedeşaşkınlık veya haz belirten bir ünlem
Ooh, look at that cake!
Oo, şu pastaya bak!
bağırmak
Sahnedeçok yüksek sesle konuşmak veya seslenmek
Don't shout at me
Bana bağırma
Taco Bell
SahnedeMeksika esintili yemekler servis eden bir fast food restoran zinciri
I ate dinner at Taco Bell
Akşam yemeğini Taco Bell'de yedim
Taco Bell
Meksika esintili yiyecekler sunan fast food restoran zinciri
We ate lunch at Taco Bell
Öğle yemeğini Taco Bell'de yedik
sık sık
Sahnedesıkça gerçekleşen
I travel frequently
Sık sık seyahat ederim
şekil
Sahnedebir şeyin görünür yapısı
The ice took a strange form
Buz garip bir şekil aldı
form
doldurulması gereken boşlukları olan kağıt
Fill out this form
Bu formu doldurun
oluşturmak
bir şeyi meydana getirmek veya yapmak
They will form a committee
Onlar bir komite oluşturacak
form
fiziksel veya zihinsel olarak iyi olma durumu
The athlete is in excellent form
Sporcu mükemmel bir formda
dağınıklık
Sahnededüzensiz veya kirli durum
This room is a mess
Bu oda çok dağınık
kurcalamak
düzeni bozmak veya sorun çıkarmak
Don't mess with the settings
Ayarları kurcalama
özel
Sahnedesıradan olmayan durum
Today is a special day
Bugün özel bir gün
özel
sınırlı süreliğine sunulan ürün veya hizmet
The lunch special is very cheap
Öğle yemeği menüsü çok ucuz
özel ikram
zevk veren bir şey
Getting ice cream was a special treat
Dondurma yemek özel bir ikramdı
özel
alışılmış olandan farklı
Today is a very special day
Bugün çok özel bir gün
chalupa
Sahnedeet ve çeşitli malzemelerle doldurulmuş kızarmış mısır tortillası
I ordered a spicy chalupa for lunch
Öğle yemeği için baharatlı bir chalupa sipariş ettim
chalupa
tekne şeklinde kızartılmış, genellikle içi doldurulmuş mısır tortillası
I ordered a beef chalupa
Etli bir chalupa sipariş ettim