The Office — 7. Sezon Bölüm 24
Kelimeler ve anlamları
483 kelime
Seviye
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
Soru sormak
Sahnedebirinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
lehinde
Sahnedebir fikri veya kararı desteklemek
I am in favor of this decision
Ben bu kararın lehindeyim
saçmalık
Sahnededoğru veya anlamlı olmayan sözler ya da fikirler
That story about the alien was pure hokum
Uzaylılar hakkındaki o hikaye tamamen saçmalıktı
davranış
Sahnedebir kişinin hareket etme veya davranma biçimi
His behavior was very good
Davranışı çok iyiydi
davranış
bir kişinin veya şeyin hareket etme biçimi
His behavior is polite
Davranışı çok kibar
müşteri
Sahnedebir hizmet için ödeme yapan kişi
The lawyer met with his client
Avukat müşterisiyle buluştu
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
saat
60 dakikalık zaman dilimi
I will be there in an hour
Bir saat içinde orada olacağım
bilmesi gerekenler
Sahnedeerişimin sadece yetkili kişilerle sınırlandırılması kuralı
Access is restricted to a need to know
Erişim sadece bilmesi gerekenler ile sınırlıdır
bilinmesi gereken
Sahnedeişini yapmak veya güvende kalmak için şart olan bilgi
This safety procedure is a need to know
Bu güvenlik prosedürü bilinmesi gereken bir bilgidir
bilinmesi gereken
bilinmesi zorunlu olan bilgi
This information is need to know
Bu bilgi bilinmesi gereken bir şey
kısıtlı erişim
sadece yetkili kişilerin erişebildiği özel bilgi
Access is on a need to know basis
Erişim sadece yetkili kişilerle sınırlıdır
bilmesi gereken
sadece bilgiye erişim zorunluluğu olan kişilere verilmesi
Access is limited to a need to know basis
Erişim bilmesi gerekenler esasına göre sınırlandırılmıştır
bilmesi gereken
sadece yetkili kişilerin ulaşabileceği gizli bilgi
This information is need to know only
Bu bilgi sadece bilmesi gerekenler içindir
kulak zarı
Sahnedekulağın içinde titreşerek duymamızı sağlayan ince zar
Loud music can damage your eardrum
Yüksek ses kulak zarına zarar verebilir
müzik
Sahnedekulağa hoş gelen seslerin düzenlenmesi
I love listening to music
Müzik dinlemeyi severim
sıkıntı
zor veya hoş olmayan bir durum
He had to face the music for his actions
Yaptıkları yüzünden hesap vermek zorunda kaldı
müzik
dinlenmek için oluşturulmuş düzenli sesler
I listen to music every day
Her gün müzik dinlerim
güçlü
Sahnedebüyük bir güce veya kuvvete sahip olan
He is a strong man
O güçlü bir adamdır
keskin
tadı veya etkisi yoğun olan
The coffee has a strong taste
Kahvenin keskin bir tadı var
ikna edici
insanları inandırmada çok etkili olan
She made a strong argument
Güçlü bir argüman sundu
güçlü
yüksek beceri veya yeteneğe sahip olma
She is a strong candidate for the job
O iş için güçlü bir aday
gömlek
Sahnedevücudun üst kısmına giyilen giysi
He is wearing a white shirt
O beyaz bir gömlek giyiyor
gömlek
vücudun üst kısmına giyilen bir giysi
He is wearing a blue shirt
O mavi bir gömlek giyiyor
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
Sahnedebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
sevmek
Sahnedebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok sevmek
bir şeyi veya birini çok fazla sevmek
I love chocolate
Çikolatayı çok severim
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They made love
Seviştiler
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
yol açmak
bir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
nefesini çekmek
Sahnedeşaşkınlık, korku veya ağrı nedeniyle aniden derin bir nefes almak
She gasped in surprise
Şaşkınlıkla nefesini çekti
ani nefes
aniden alınan kısa ve hızlı nefes
She gave a gasp of surprise
Şaşkınlıkla ani bir nefes aldı
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
yerine
Sahnedebir şeyin yerine başka bir şey geçmesi
I drank tea instead of coffee
Kahve yerine çay içtim
yerine
bir şeyin yerine başka birini veya bir şeyi tercih etmek
I drank water instead of coffee
Kahve yerine su içtim
yerine
bir şeyden ziyade başka bir şey
You should study instead of sleeping
Uyumak yerine ders çalışmalısın
yerini almak
bir şeyin yerine geçmek
I used butter instead of oil
Yağ yerine tereyağı kullandım
yerine
bir şeyin yerine başkasını koymak
I drank tea instead of coffee
Kahve yerine çay içtim
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I search for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
yer
Sahnedebelirli bir alan veya nokta
This is a nice spot for a picnic
Burası piknik için güzel bir yer
fark etmek
birini veya bir şeyi görmek veya fark etmek
I spotted him in the crowd
Onu kalabalığın içinde fark ettim
zaaf
bir şeye duyulan özel sevgi
She has a soft spot for cats
Kedilere karşı bir zaafı var
hesabını karşılamak
birinin masrafını veya borcunu ödemek
I will spot you for lunch today
Bugün öğle yemeğini senin yerine ödeyeceğim
eşsiz
Sahnedetürünün tek örneği olan
Everyone has a unique fingerprint
Herkesin eşsiz bir parmak izi vardır
sağırlık
Sahnededuyamama durumu
The illness caused total deafness
Hastalık tam sağırlığa neden oldu
dehşete düşürmek
Sahnedebirini çok korkutmak veya şoke etmek
The news horrified the whole world
Haberler tüm dünyayı dehşete düşürdü
dehşete düşürmek
birini çok korkutmak veya üzmek
The news horrified everyone
Haber herkesi dehşete düşürdü
dehşete düşürmek
birini çok şok etmek veya korkutmak
The news horrified everyone
Haber herkesi dehşete düşürdü
dehşete düşürmek
birini çok korkutmak veya şok etmek
The movie horrified the children
Film çocukları dehşete düşürdü
silah sesi
Sahnedesilahların ateşlenme sesi
I heard gunfire in the distance
Uzaktan silah sesleri duydum
tek
Sahnedesadece bir tane olan
I need a single sheet of paper
Tek bir kağıda ihtiyacım var
tek banknot
bir dolarlık kağıt para
He paid with a single
Tek bir banknotla ödeme yaptı
tek vuruş
beyzbolda vurucunun birinci kaleye ulaşmasını sağlayan vuruş
The player hit a single
Oyuncu tek vuruş yaptı
bekar
evli olmayan
He is currently single
O şu anda bekar
tekli
bir albümü tanıtmak için yayınlanan kısa müzik kaydı
They released a new single yesterday
Dün yeni bir tekli yayınladılar
tek
yalnızca bir tane olan
I have a single dollar left
Geriye sadece tek bir dolarım kaldı
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
mecazen
Sahnedegerçek anlamıyla değil simgesel bir şekilde
I am figuratively drowning in work
Mecazi anlamda işlerin içinde boğuluyorum
sözüm
Sahnedeciddi bir taahhüt
You have my word that I will be there
Orada olacağıma dair söz veriyorum
Aman Tanrım
şaşkınlık veya vurgu belirtmek için kullanılan ünlem
My word, it is huge
Aman Tanrım, bu kocaman
ifadem
birinin dile getirdiği söz
You should trust my word
İfademe güvenmelisin
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
hesap özeti
Sahnedefinansal işlemlerin yazılı kaydı
I checked my bank statement
Banka hesap özetimi kontrol ettim
beyan
söylenen veya yazılan şey
He made a strong statement
Güçlü bir beyanda bulundu
açıklama
bir konu hakkındaki görüşlerin veya gerçeklerin sözlü ya da yazılı ifadesi
He made a statement to the press
Basına bir açıklama yaptı
yürümek
Sahnedebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
eşlik etmek
bir yere giderken birine eşlik etmek
I will walk you to the station
Seni istasyona kadar yürüyerek götüreceğim
adım adım anlatmak
bir süreci aşama aşama tarif etmek
Let me walk you through the process
Süreci sana adım adım anlatayım
içgüdü
Sahnededüşünmeden bir şeyi bilmenin doğal yolu
Birds build nests by instinct
Kuşlar içgüdüyle yuva yapar
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
nefret etmek
birinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
meşgul
Sahnedeyapacak çok işi olan
I am busy today
Bugün meşgulüm
meşgul
yapılacak çok işi olan
I am very busy today
Bugün çok meşgulüm
yoğun
çok fazla aktivitenin olduğu
This is a busy street
Burası yoğun bir cadde
itiraf etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu söylemek
He admitted his mistake
Hatasını itiraf etti
kabul etmek
bir yere girmeye izin vermek
The club admits members only
Kulüp sadece üyeleri kabul eder
yaşlanmak
Sahnededaha yaşlı hale gelmek
Everyone ages
Herkes yaşlanır
çağ
belirli özelliklerle tanınan zaman dilimi
We live in the digital age
Dijital çağda yaşıyoruz
yaş
bir kişinin yaşadığı süre
Age is just a number
Yaş sadece bir sayıdır
yaşlanmak
zaman geçtikçe daha yaşlı hale gelmek
People age as time passes
İnsanlar zaman geçtikçe yaşlanır
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
birleşmek
Sahnedeortak bir amaç için bir araya gelmek
The team decided to unite for the project
Ekip proje için birleşmeye karar verdi
birleşmek
tek bir bütün haline gelmek
The two companies decided to unite
İki şirket birleşmeye karar verdi
birleştirmek
iki veya daha fazla şeyi bir araya getirmek
They want to unite the two groups
İki grubu birleştirmek istiyorlar
atıştırmalık
Sahnedeana öğünler arasında yenen hafif yemek
I had a healthy snack
Sağlıklı bir atıştırmalık yedim
atıştırmak
öğünler arasında az miktarda yemek yemek
I like to snack on nuts
Kuruyemiş atıştırmayı severim
çekici biri
cinsel açıdan çekici olan kimse
He is such a snack
O çok çekici biri
halı
Sahnedeyer kaplamak için kullanılan yumuşak örtü
The carpet is red
Halı kırmızı
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
demek istemek
konuşurken bir şeyi açıklamak için kullanılan ifade
I mean to say that we are late
Geç kaldığımızı demek istiyorum
müthiş
çok iyi veya yetenekli
She plays a mean tennis match
O müthiş bir tenis maçı çıkarıyor
yani
konuşurken duraksamak veya açıklık getirmek için kullanılan söz
I mean it is not raining today
Yani bugün yağmur yağmıyor
anlamına gelmek
bir şeyin ne olduğunu belirtmek
A red light means stop
Kırmızı ışık dur anlamına gelir
yöntem
bir işi yapmanın yolu
They used a simple mean to fix it
Bunu düzeltmek için basit bir yöntem kullandılar
temsil etmek
bir fikri ifade etmek veya göstermek
The flag means our country
Bayrak ülkemizi temsil eder
bip sesi
Sahnedekısa ve tiz bir ses
I heard a loud beep
Yüksek bir bip sesi duydum
çağrı göndermek
birinin çağrı cihazına veya telefonuna sinyal göndermek
He beeped me yesterday
Dün bana çağrı gönderdi
biplemek
kısa ve tiz bir ses çıkarmak
The machine started to beep
Makine biplemeye başladı
yanmak
Sahnedeateş almak veya tutuşturmak
The wood burns quickly
Odun hızlıca yanar
öfkelendirmek
birini çok öfkelendirmek
His comment burned him
Yorumu onu öfkelendirdi
yakmak
sızlama şeklinde acı vermek
This soap burns my eyes
Bu sabun gözlerimi yakıyor
çarçur etmek
parayı çok hızlı ve gereksiz yere harcamak
He burned all his cash in one week
Tüm parasını bir haftada çarçur etti
otomat
Sahnedepara konulduğunda ürün satan makine
I bought a drink from the vending machine
Otomatdan bir içecek aldım
otomat
içine para atıldığında ürün veren makine
I bought a snack from the vending machine
Otomattan bir atıştırmalık aldım
satış otomatı
para ile çalışan ürün cihazı
This vending machine is empty
Bu satış otomatı boş
otomat
para atınca yiyecek veya içecek satan makine
I bought a soda from the vending machine
Otomatın birinden gazoz aldım
yarıda kesmek
Sahnedebir şeyi kısa bir süreliğine aniden durdurmak
Please do not interrupt me
Lütfen sözümü kesmeyin
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
kalış
bir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
dış görünüş
Sahnedebirinin fiziksel görünümü, özellikle çekiciliği
He has good looks
Onun iyi bir dış görünüşü var
görünmek
bir şeyin dışarıdan nasıl bir izlenim bıraktığı
She looks tired today
Bugün yorgun görünüyor
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
She looks for her keys
O anahtarlarını arıyor
görünmek
bir şeyin dışarıdan verdiği izlenim
She looks happy today
O bugün mutlu görünüyor
gibi durmak
bir izlenim bırakmak
He looks like his father
Babası gibi duruyor
telefon
Sahnedeuzaktaki biriyle konuşmak için kullanılan cihaz
I have a new telephone
Yeni bir telefonum var
telefon etmek
birini telefon kullanarak aramak
I will telephone my friend later
Arkadaşıma daha sonra telefon edeceğim
devralmak
Sahnedebir şeyin yönetimini üstlenmek
He will take over the company
Şirketi devralacak
devralma
bir şirket veya organizasyonun kontrolünü üstlenme eylemi
They decided to take over the company
Şirketi devralmaya karar verdiler
götürmek
bir şeyi bir kişiye veya yere ulaştırmak
Can you take this over to her
Bunu ona götürebilir misin
sollamak
sürüş esnasında başka bir aracı geçmek
It is dangerous to take over on a curve
Virajda sollamak tehlikelidir
ima etmek
Sahnededoğrudan söylemeden bir şeyi belirtmek
He implied that he was tired
Yorgun olduğunu ima etti
anlamına gelmek
bir durumun sonucu olarak işaret etmek
Silence may imply consent
Sessizlik rıza anlamına gelebilir
dahi
Sahnedeolağanüstü zeka veya yeteneğe sahip kişi
Albert Einstein was a true genius
Albert Einstein gerçek bir dahiydi
dâhilik
üstün zihinsel yetenek
Her musical genius is obvious
Onun müzikal dâhiliği ortada
karıştırmak
Sahnedefarklı şeyleri bir araya getirmek
Mix the flour and eggs
Unu ve yumurtaları karıştır
karışım
farklı şeylerin veya şarkıların bir arada olduğu grup
I like this mix of songs
Bu şarkı karışımını seviyorum
karışım
farklı maddelerin birleşimi
This cake mix is easy to use
Bu kek karışımının kullanımı kolay
güvence vermek
Sahnedebirine bir şeyin doğru olduğu konusunda güvence vermek
I assure you that everything will be fine
Sana her şeyin yolunda gideceğine dair güvence veriyorum
güvence vermek
birine bir şeyin kesin olduğunu söyleyerek rahatlatmak
She assured me that the task was done
İşin bittiği konusunda bana güvence verdi
fotokopi makinesi
Sahnedebelgeleri kopyalayan makine
The copier is broken
Fotokopi makinesi bozuk
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
kavramak
söylenen bir şeyi zihnen çözümlemek
I understood his instructions clearly
Talimatlarını net bir şekilde kavradım
sorumlu
Sahnedebir işten veya durumdan dolayı yükümlü olan
He is responsible for the project
Projeden o sorumlu
geri aramak
Sahnedesizi daha önce arayan birini telefonla tekrar aramak
I will call you back later
Seni daha sonra geri arayacağım
geri çağırmak
birinden geri gelmesini istemek
The boss called the employee back to the office
Patron çalışanı ofise geri çağırdı
geri aramak
daha önce sizi arayan birine telefon etmek
I will call back later
Daha sonra geri arayacağım
tekrar aramak
birine yeniden telefon etmek
Please call back tomorrow
Lütfen yarın tekrar arayın
tahammül etmek
Sahnedehoş olmayan bir durumu kabul edebilmek
I can stand the noise
Gürültüye tahammül edebiliyorum
durumda olmak
belirli bir konumda veya durumda bulunmak
How do things stand now
Şu an durumlar nasıl
dik durmak
vücudun dik olacak şekilde ayaklarının üzerinde bulunmak
She stood straight to show respect
Saygı göstermek için dik durdu
destek
bir şeyi tutmak için kullanılan yapı
The camera is on a stand
Kamera bir desteğin üzerinde
taşımak
Sahnedebir şeyi bir yerden başka bir yere götürmek
Please carry this box inside
Lütfen bu kutuyu içeri taşı
destek olmak
birinin zor zamanlarda ayakta kalmasını sağlamak
Courage carries him through the day
Cesaret gün boyunca ona destek oluyor
uzağa ulaşmak
bir sesin uzak mesafelerden duyulabilmesi
Her voice carries well in this hall
Sesi bu salonda uzağa ulaşıyor
üzerinde bulundurmak
bir şeyi elinde veya yanında tutmak
Do you carry an umbrella
Yanında şemsiye bulunduruyor musun
gerektirmek
bir sonucu veya sorumluluğu beraberinde getirmek
This job carries great responsibility
Bu iş büyük sorumluluk gerektirir
taşınmış
bir yerden başka bir yere götürülmüş olan
The goods were carried by truck
Mallar kamyonla taşındı
yol açmak
belirli bir sonuca veya etkiye neden olmak
This decision carries serious risks
Bu karar ciddi risklere yol açar
taşımak
bir şeyi bir yerden başka bir yere götürmek
Please carry your books to the desk
Lütfen kitaplarını masaya taşı
-medikçe
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesinin başka bir durumun olmamasına bağlı olduğunu belirtir
You cannot pass unless you study hard
Çok çalışmadıkça geçemezsin
madıkça
başka bir durum olmadıkça
I won't go unless you come
Sen gelmedikçe gitmeyeceğim
kese
Sahnedeküçük yumuşak bir çanta
He put the coins in a leather pouch
Bozuk paraları deri bir keseye koydu
istemek
Sahnedebir şeyi arzulamak
He wants an apple
O bir elma istiyor
devrim
Sahnedehükümette veya toplumda meydana gelen ani ve köklü değişim
The French Revolution changed history
Fransız Devrimi tarihi değiştirdi
devir
bir merkez etrafında yapılan tam tur
The wheel made one full revolution
Tekerlek bir tam devir yaptı
devrim
bir alanda meydana gelen ani ve köklü değişiklik
The internet caused a revolution in communication
İnternet iletişimde bir devrim yarattı
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
ilginç
Sahnedemerak uyandıran
The book is very interesting
Kitap çok ilginç
ilgi çekici
bir şeyi merak etme veya öğrenme isteği uyandıran
This book is very interesting
Bu kitap çok ilgi çekici
ilgi çekici
merak veya dikkat uyandıran
This is an interesting story
Bu ilgi çekici bir hikaye
ya da
Sahnedeiki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
da
Sahnedeolumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
de
olumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
eller
Sahnedekolların ucunda bulunan nesneleri tutmaya yarayan organlar
She holds the cup in her hands
Fincanı ellerinde tutuyor
yardım
insanların sağladığı fiziksel destek
I need extra hands to finish the project
Projeyi bitirmek için yardıma ihtiyacım var
kontrol
birinin gözetimi veya yönetimi altında olma
This situation is out of my hands
Bu durum benim kontrolümde değil
beceri
bir işi yapma konusundaki yetenek veya ustalık
He has the hands for this work
Bu iş için yetenekli elleri var
renk kodlaması
Sahnedenesneleri farklı renkler kullanarak düzenleme yöntemi
I used color coding to organize my files
Dosyalarımı düzenlemek için renk kodlaması kullandım
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
See here
Buraya bak
görmek
bir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
görüşmek
biriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
anlamak
bir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
sadakat
Sahnedegüçlü bir destek veya görev duygusu
He pledged his allegiance to the king
Krala sadakat yemini etti
tam
Sahnedetüm parçaları içeren
Please write your full name
Lütfen tam adınızı yazın
dolu
Sahnedemümkün olduğunca çok şeyle doldurulmuş
The glass is full of water
Bardak suyla dolu
tam
Sahnedemümkün olan en yüksek derecede
He has full control
O tam kontrole sahip
tok
yeterince yemek yemiş olma durumu
I am full after that meal
O yemekten sonra tokum
silah kılıfı
Sahnedesilahı kemerde taşımaya yarayan kılıf
He put the gun in his holster
Silahı kılıfına koydu
tabanca kılıfı
Sahnedetabanca taşımaya yarayan genellikle deriden yapılmış kap
He put his gun back in the holster
Silahını kılıfına geri koydu
kılıfa koymak
silahı kılıfına yerleştirmek
Please holster your weapon
Lütfen silahınızı kılıfına koyun
koma
Sahnedeuzun süre devam eden derin bilinçsizlik hali
He is in a coma
O komada
koma
kişinin uyanamadığı derin bilinçsizlik hali
He has been in a coma for two weeks
İki haftadır komada
cumhuriyet
Sahnedekendi hükümeti olan devlet
Turkey is a republic
Türkiye bir cumhuriyettir
patlamak
Sahnedeaniden kırılmak veya parçalara ayrılmak
The balloon burst suddenly
Balon aniden patladı
aniden tutuşmak
aniden yanmaya başlamak
The dry grass burst into flames
Kuru otlar aniden alev aldı
aniden girmek
bir yere beklenmedik biçimde hızla girmek
He burst into the room
Odaya aniden daldı
ani patlama
bir şeyin aniden kısa süreliğine ortaya çıkması
A burst of energy filled her
İçini ani bir enerji kapladı
iyi olur
Sahnedebir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
daha iyi
daha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
kullanmak
bir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
gerekçe göstermek
bir durum için geçerli bir sebep sunmak
She used the rain as a reason for being late
Yağmuru geç kalmak için gerekçe gösterdi
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He misused his power
Yetkisini kötüye kullandı
sık sık
bir şeyin çok kez yapılması veya gerçekleşmesi
I use my computer often
Bilgisayarımı sık sık kullanırım
alışkın olmak
bir şeye deneyim yoluyla aşina olmak
I am used to waking up early
Erken kalkmaya alışkınım
boşa harcamak
Sahnedebir şeyi gereksiz yere kullanmak
Do not waste your time
Zamanını boşa harcama
kafası güzel
çok sarhoş veya uyuşturucu etkisinde olmak
He was totally wasted
Tamamen kafası güzeldi
atık
istenmeyen malzemeler
Industrial waste is a problem
Endüstriyel atıklar bir sorundur
ezip geçmek
birini bir yarışmada veya kavgada kolayca yenmek
They wasted their opponents in the game
Onlar oyunda rakiplerini ezip geçti
panter
Sahnedebüyük vahşi bir kedi türü
The panther is a strong animal
Panter güçlü bir hayvandır
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım