The Office — 8. Sezon Bölüm 8
Kelimeler ve anlamları
522 kelime
Seviye
savaştı
Sahnedebir kavgaya veya savaşa katılmak
They fought for their freedom
Özgürlükleri için savaştılar
acıklı
Sahnedeüzüntü veya acıma duygusu uyandıran
He told a pitiful story
Acıklı bir hikaye anlattı
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
kıskanç
Sahnedebaşkasının sahip olduğu bir şeye özenen
He is jealous of her new car
Onun yeni arabasını kıskanıyor
bir kez
Sahnedetek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
bir zamanlar
geçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
olduğunda
olduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
dansçı
Sahnededans eden kişi
She is a professional dancer
O profesyonel bir dansçıdır
gerçek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
simit
Sahnedeortasında delik bulunan halka şeklinde bir ekmek
I ate a bagel for breakfast
Kahvaltıda bir simit yedim
bagel
ortası delik yuvarlak bir ekmek çeşidi
I ate a bagel for breakfast
Kahvaltıda bagel yedim
bagel
ortası delik yuvarlak bir ekmek çeşidi
I ate a bagel for breakfast
Kahvaltıda bir bagel yedim
tavuk
Sahnedeetinden ve yumurtasından faydalanılan bir çiftlik hayvanı
The chicken is eating corn
Tavuk mısır yiyor
cesaret oyunu
iki kişinin birbirini geri çekilmeye zorladığı bir durum
We played a game of chicken
Bir cesaret oyununa giriştik
korkak
cesur olmayan
Do not be such a chicken
Bu kadar korkak olma
piknik masası
Sahnededışarıda yemek yemek için kullanılan masa
We ate lunch at the picnic table
Öğle yemeğimizi piknik masasında yedik
arkasına bakmak
Sahnedebaşını çevirip arkasını görmek
She looked back to see who was there
Kimin orada olduğunu görmek için arkasına baktı
geçmişe bakmak
Sahnedegeçmişte yaşananları düşünmek
I look back on my childhood fondly
Çocukluğuma sevgiyle bakarım
pişmanlıkla anmak
geçmişteki bir hata yüzünden üzüntü duymak
He looks back on his choice with regret
Seçimine pişmanlıkla bakar
örtbas etmek
Sahnedehoş olmayan gerçekleri gizlemek veya üzerini kapatmak
The government tried to whitewash the corruption
Hükümet yolsuzluğu örtbas etmeye çalıştı
iki mil
Sahnedeiki millik mesafe
I walked a two mile distance
İki mil mesafe yürüdüm
gibi gelmek
Sahnedebir şeyin öyle olduğu izlenimini vermek
That sounds like a good idea
Bu kulağa iyi bir fikir gibi geliyor
gibi gelmek
bir şeyin benzeri gibi görünmek
That sounds like a great plan
Bu harika bir plan gibi geliyor
sesini andırmak
bir şeyle benzer ses çıkarmak
The wind sounds like a whistle
Rüzgar bir ıslık sesini andırıyor
sesi benzemek
başka birinin sesine benzer sese sahip olmak
You sound like your mother
Sesin annene benziyor
sığınak
Sahnedetehlike veya sıkıntıdan kaçıp sığınılan güvenli yer
The cave provided a refuge from the storm
Mağara, fırtınadan kaçmak için bir sığınak sağladı
girmek
Sahnedebir yerin içine girmek
She went into the room
Odaya girdi
surat asmak
kızgın olduğun için sessiz ve mutsuz olmak
He will go into a sulk if you say that
Eğer bunu söylersen surat asar
detaylandırmak
bir konuyu ayrıntılarıyla anlatmak
I do not want to go into the details
Detaylara girmek istemiyorum
üç
Sahnedeüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
aniden
Sahnedebeklenmedik bir anda gerçekleşen
The rain started suddenly
Yağmur aniden başladı
aniden
beklenmedik bir şekilde
Suddenly, it started to rain
Aniden yağmur yağmaya başladı
kuzey
Sahnedekuzey ile ilgili veya kuzeyde olan
The northern part of the city is quiet
Şehrin kuzey kısmı sessizdir
kolay seçim
Sahnedeyapılması çok kolay olan bir tercih
Choosing this option was a no brainer
Bu seçeneği tercih etmek kolay bir seçimdi
bariz karar
üzerinde düşünmeye gerek duyulmayan bir seçim
Accepting the job offer was a no brainer
İş teklifini kabul etmek bariz bir karardı
çocuk oyuncağı
yapılması son derece basit olan iş
Fixing the computer was a no brainer
Bilgisayarı tamir etmek çocuk oyuncağıydı
ipeksi
Sahnedeipek gibi yumuşak ve pürüzsüz
Her hair is long and silky
Saçları uzun ve ipeksi
ağaç
Sahnedegövdesi ve dalları olan uzun bir bitki
The tree is tall
Ağaç uzun
ağaç
gövdesi odunsu ve çok yıllık olan büyük bitki
There is a tall tree in the garden
Bahçede uzun bir ağaç var
ağaca tırmandırmak
bir hayvanı ağaca çıkmaya zorlamak
The dog treed the cat
Köpek kediyi ağaca tırmandırdı
krem peynir
Sahnedekremadan yapılan yumuşak beyaz peynir
I put cream cheese on the bread
Ekmeğe krem peynir sürdüm
krem peynir
kremadan üretilen yumuşak ve hafif peynir
I used cream cheese in the recipe
Tarifte krem peynir kullandım
sürülebilir peynir
ekmek üzerine sürmek için kullanılan yumuşak peynir
Spread some cream cheese on your toast
Kızarmış ekmeğine biraz krem peynir sür
krem peynir
kremadan yapılan yumuşak peynir
I put cream cheese on my bagel
Bagelımın üzerine krem peynir sürdüm
numara yapmak
Sahnedegerçek olmadığı halde gerçekmiş gibi göstermek
He faked a cough
Öksürme numarası yaptı
sahte
gerçek olmayan veya hakiki olmayan
This is a fake diamond
Bu sahte bir elmas
sahte
gerçek olmayan
This is a fake diamond
Bu sahte bir elmas
vuhuu
Sahnedeheyecan veya sevinç belirten ünlem
Whoo! We won the game!
Vuhuu! Maçı kazandık!
vuhuu
heyecan göstermek için yüksek sesle bağırmak
They yelled whoo after the goal
Golden sonra vuhuu diye bağırdılar
uhu
siren veya yüksek bir çığlığı taklit etmek için çıkarılan ses
The crowd shouted whoo
Kalabalık uhu diye bağırdı
artık
Sahnedekullanıldıktan veya tüketildikten sonra geri kalan
We ate leftover pizza for lunch
Öğle yemeğinde artan pizzayı yedik
yemek artığı
bir öğünden sonra geriye kalan yiyecek
I ate the leftovers for lunch
Öğle yemeği için artan yemekleri yedim
tiyatro
Sahnedeoyun veya film izlenen yer
We went to the theater last night
Dün gece tiyatroya gittik
ameliyathane
hastanede cerrahi operasyonların yapıldığı oda
The patient is in the theater
Hasta ameliyathanede
savaş alanı
savaşın veya askeri operasyonların yaşandığı bölge
The region was a major theater of war
Bölge önemli bir savaş alanıydı
tiyatro
izleyiciler için sergilenen oyun veya gösteri
We went to the theater to see a play
Bir oyun izlemek için tiyatroya gittik
keyif almak
Sahnedebir şeyden zevk almak
I enjoy reading books
Kitap okumaktan keyif alırım
zafer
Sahnedebir yarışmada veya mücadelede kazanılan başarı
They celebrated the victory after the game
Maçtan sonra zaferi kutladılar
zafer
bir yarışmada veya savaşta kazanılan başarı
They celebrated their victory
Zaferlerini kutladılar
yaşasın
Sahnedeneşe veya heyecan belirtisi
Whoo hoo! We finally did it!
Yaşasın! Sonunda başardık!
yuhuu
Sahnedeinsanların heyecan veya mutluluklarını belirtmek için çıkardıkları yüksek ses
Whoo hoo we won the game
Yuhuu oyunu kazandık
oley
heyecan veya sevinç gösteren yüksek sesli haykırış
Whoo hoo! That is great news!
Oley! Bu harika bir haber!
yaşasın
heyecan veya neşeyi ifade eden yüksek sesli haykırış
He shouted whoo hoo when he got the job
İşi aldığında yaşasın diye bağırdı
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
tarihsel
Sahnedetarihle veya geçmişle ilgili
This is a historical building
Bu tarihi bir binadır
züppe
Sahnedegiyimine ve dış görünüşüne çok önem veren erkek
The dandy walked down the street in his fancy suit
Züppe adam şık takım elbisesiyle sokakta yürüdü
harika
çok iyi veya mükemmel
That plan sounds just dandy to me
Bu plan kulağa harika geliyor
züppe
giyimine aşırı düşkün erkek
He is a real dandy who cares only about fashion
O sadece modayı önemseyen tam bir züppe
süslü
giyimine çok önem veren erkek
He likes to dress like a dandy
O süslü biri gibi giyinmeyi seviyor
kız öğrenci
Sahnedeokula giden kız çocuk
She is a schoolgirl
O bir kız öğrenci
kuğu
Sahnedeuzun boyunlu, büyük, beyaz bir su kuşu
The swan is swimming in the lake
Kuğu gölde yüzüyor
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
akr
Sahnede4047 metrekareye eşit alan ölçüsü birimi
The farm is ten acres in size
Çiftlik on akr büyüklüğündedir
inşaat
Sahnedebir yapının kurulması işlemi
The bridge is under construction
Köprü inşaat aşamasında
inşaat
özellikle bir yapının inşa edilme süreci
The new building is under construction
Yeni bina inşaat halinde
takip
Sahnededaha önceki bir eylemden sonra yapılan işlem
We sent a follow up email
Bir takip e-postası gönderdik
devamı
daha önceki bir şeyden sonra gelen şey
This meeting is a follow up to the first one
Bu toplantı birincisinin devamıdır
takip eden
başka bir şeyden sonra gelen
We need a follow up plan
Takip eden bir plana ihtiyacımız var
takip
daha önce yapılan bir işin devamı niteliğindeki ek çalışma veya bilgi
I will send a follow-up email
Bir takip e-postası göndereceğim
araştırmak
bir şey hakkında daha fazla bilgi bulmaya çalışmak
The police will follow up on the leads
Polis ipuçlarını araştıracak
tekrar iletişime geçmek
bilgi almak için biriyle yeniden konuşmak
You should follow up with the client
Müşteriyle tekrar iletişime geçmelisin
takip etmek
daha fazla bilgi almak için bir şeyi devam ettirmek
I will follow up on your request
İsteğini takip edeceğim
ay
Sahnedeotuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
yılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
ay
yılın on iki bölümünden her biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
ballad
Sahnedeyavaş veya romantik bir şarkı veya şiir
He sang a beautiful ballad
Güzel bir ballad söyledi
hoşça kal
Sahnedebirinden ayrılırken kullanılan sözler
Good bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
hoşça kal
vedalaşırken söylenen dostça ifade
Please say good bye to your friend
Lütfen arkadaşına hoşça kal de
pesto sos
Sahnedeyemeklerle birlikte yenen koyu kıvamlı bir sos
I like pasta with pesto
Pestolu makarnayı severim
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
kaşımak
Sahnedekaşıntıyı gidermek için vücudun bir yerini tırnaklarla ovmak
Do not scratch your arm
Kolunu kaşıma
para
nakit para
He needs some scratch to buy a new car
Yeni bir araba almak için biraz paraya ihtiyacı var
çizip çıkarmak
bir şeyi listeden silmek veya iptal etmek
Please scratch that name from the list
Lütfen o ismi listeden çizip çıkar
çok yetenekli
bir spor dalında çok yüksek beceri seviyesine sahip
He is a scratch golfer
O çok yetenekli bir golfçü
çizik
yüzeyde oluşan küçük iz veya yarık
There is a scratch on my car
Arabamda bir çizik var
sıyrık
ciltte oluşan hafif yüzeysel yara
I have a scratch on my arm
Kolumda bir sıyrık var
başlangıç
bir şeyin en başı
We started from scratch
Sıfırdan başladık
sıfır noktası
yardım almadan veya hazırlıksız başlanan ilk nokta
He built the house from scratch
Evi sıfırdan inşa etti
başlangıç
bir işin veya olayın başladığı ilk nokta
We started the project from scratch
Projeye sıfırdan başladık
kompleks
Sahnedebir arada bulunan bina grubu
The sports complex is huge
Spor kompleksi çok büyük
kompleks
kişinin kendisi hakkında sahip olduğu fikir ve duygular bütünü
He has an inferiority complex
Onun aşağılık kompleksi var
karmaşık
çok parçalı ve anlaşılması zor olan
This is a complex problem
Bu karmaşık bir problem
aç
Sahnedeyiyecek yeme ihtiyacı duyan
I am hungry
Ben açım
istekli
bir şeyi şiddetle arzulayan
He is hungry for success
Başarıya açtır
daha aç
öncekine göre daha fazla yeme ihtiyacı hissetme
I am even more hungry now
Şimdi daha da aç hissediyorum
origami
Sahnedekağıt katlama sanatının Japonca adı
I love making origami
Origami yapmayı seviyorum
kağıt katlama sanatı
kağıtları katlayarak çeşitli şekiller oluşturma sanatı
Origami creates beautiful shapes
Origami güzel şekiller oluşturur
wi-fi
Sahnedeinternete kablosuz bağlanma yolu
Is there wi-fi here?
Burada wi-fi var mı?
kablosuz bağlantı
internete bağlanmak için kullanılan kablosuz yöntem
My wi-fi connection is slow
Wi-fi bağlantım yavaş
kablosuz internet
kablo kullanmadan internete bağlanma imkanı
I need the wi-fi password
Wi-fi şifresine ihtiyacım var
kablosuz internet
kablo olmadan internete bağlanma teknolojisi
Is there Wi-Fi here
Burada Wi-Fi var mı
kablosuz internet
kabloya gerek duymadan internete bağlanmayı sağlayan sistem
The cafe offers free Wi-Fi
Kafede ücretsiz kablosuz internet var
kablosuz internet
kablolar olmadan internete bağlanma yolu
The cafe has free wi-fi
Kafede ücretsiz kablosuz internet var
satmak
Sahnedebir ürünü para karşılığında sunmak
He intends to vend his old books
Eski kitaplarını satmayı planlıyor
gurur
Sahnedekendi başarılarından duyulan memnuniyet duygusu
He takes pride in his work
İşinden gurur duyuyor
vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Whoa, look at that!
Vay, şuna bak!
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
restoran
Sahnedeyemek servisi yapılan yer
The restaurant is closed today
Restoran bugün kapalı
restoran
yemek satın alıp yiyebileceğiniz yer
This restaurant is very famous
Bu restoran çok ünlü
restoran
yemek yenen yer
Let's meet at the restaurant
Restoranda buluşalım
restoran
yemek yiyebileceğiniz bir yer
I like to eat at a restaurant
Restoranda yemek yemeyi severim
ilham vermek
Sahnedebirine yeni bir fikir veya yaratıcılık hissi vermek
Her story inspires me
Onun hikayesi bana ilham veriyor
ilham vermek
birini bir şey yapmaya heveslendirmek
Her teacher inspired her to write
Öğretmeni ona yazması için ilham verdi
şans
Sahnedetesadüfen gerçekleşen iyi şeyler
I had some good luck
Biraz şansım vardı
şans
iyi veya kötü şeylerin gerçekleşmesine neden olan güç
Luck can change quickly
Şans hızla değişebilir
şans eseri bulmak
iyi bir talih sonucu bir şeye sahip olmak
He lucked into this amazing job
O şans eseri bu harika işi buldu
aptal
Sahnedemantıklı veya zeki olmayan
That was a stupid mistake
Bu aptalca bir hataydı
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
şeftali bahçesi
Sahnedeşeftali ağaçlarının yetiştirildiği arazi
They own a large peach orchard
Büyük bir şeftali bahçeleri var
herkes
Sahnedebütün insanlar
Everyone is here
Herkes burada
herkes
her bir kişi
Everyone likes music
Herkes müziği sever
herkes
tüm kişiler
Everyone is happy
Herkes mutlu
muhteşem
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
You look fabulous today
Bugün muhteşem görünüyorsun
muhteşem
çok iyi veya güzel olan
You look absolutely fabulous today
Bugün kesinlikle muhteşem görünüyorsun
topluluk
Sahnedeaynı yerde yaşayan insan grubu
Our community is very friendly
Topluluğumuz çok arkadaş canlısı
topluluk
belirli bir bölgede yaşayan veya ortak özellikleri olan insanlar grubu
He is an active member of our community
O topluluğumuzun aktif bir üyesidir
topluluk
aynı bölgede yaşayan insan grubu
We have a strong community here
Burada güçlü bir topluluğumuz var
harf
Sahnedealfabedeki bir sembol
A is a letter
A bir harftir
mektup
Sahnedebirine gönderilen yazılı not
I wrote a letter
Bir mektup yazdım
harfi harfine
her detayıyla hiçbir değişiklik olmadan
He followed the instructions to the letter
Talimatları harfi harfine uyguladı
spor nişanı
spordaki başarılar için verilen ödül
He earned a letter for his performance on the team
Takımdaki performansı için spor nişanı kazandı
üzerinde durmak
Sahnedebir yüzeyin üzerinde durur pozisyonda olmak
The book sits on the table
Kitap masanın üzerinde duruyor
üye olmak
bir kurul veya komitede görev yapmak
She sits on the school board
Okul yönetim kurulunda üye olarak görev yapıyor
bekletmek
bir işi yapmayı veya karara bağlamayı ertelemek
The manager is sitting on the report
Müdür raporu bekletiyor
üzerine oturmak
bir şeyin veya birinin ağırlığını vermek
Please do not sit on the fragile chair
Lütfen kırılgan sandalyenin üzerine oturma
eylemsiz kalmak
bir konuda harekete geçmek yerine hiçbir şey yapmamak veya beklemek
Do not sit on the report
Raporu bekletme
ucuza satmak
Sahnedebir şeyi gerçek değerinden daha düşük fiyata satmak
This shop tends to undersell its competitors
Bu dükkan rakiplerinden daha ucuza satmaya meyilli
hafife almak
bir şeyi olduğundan daha az değerli veya iyi göstermek
Don't undersell yourself in the interview
Mülakatta kendini hafife alma
olduğundan az göstermek
bir şeyi gerçekte olduğundan daha önemsiz veya değersiz göstermek
Do not undersell your own achievements
Kendi başarılarını olduğundan az gösterme
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
devretmek
Sahnedebir şeyi başkasına bırakmak
He had to cede control of the company
Şirketin kontrolünü devretmek zorunda kaldı
devretmek
bir yetkiyi veya toprağı başkasına bırakmak
They decided to cede the territory
Bölgeyi devretmeye karar verdiler
danışmak
Sahnedetavsiye almak için bir uzmana sormak
You should consult a doctor
Bir doktora danışmalısın
danışmak
birinden bilgi veya tavsiye istemek
I need to consult my lawyer
Avukatıma danışmam gerekiyor
ham
Sahnedeişlenmemiş veya doğal durumunda olan
They use raw materials for production
Üretim için ham madde kullanıyorlar
Raw
1987 yapımı Eddie Murphy standup komedi filmi
Eddie Murphy released a comedy special called Raw
Eddie Murphy Raw adında bir komedi gösterisi yayınladı
tahriş olmuş
sürtünme veya tahriş nedeniyle kızarmış ve acı veren
His skin is raw from the cold
Soğuktan cildi tahriş olmuş
ateş çukuru
Sahnededışarıda ateş yakmak için kullanılan alan
We gathered around the fire pit to stay warm
Isınmak için ateş çukurunun etrafında toplandık
kafasını karıştırmak
Sahnedebirinin bir şeyi net bir şekilde anlamasını zorlaştırmak
These directions confuse me
Bu yol tarifleri kafamı karıştırıyor
karıştırmak
birini veya bir şeyi başka bir şeyle karıştırmak
I often confuse the twins
İkizleri sık sık karıştırırım
yanıltmak
birini yanlış düşünmeye sevk etmek
The false information confused the witnesses
Yanlış bilgi tanıkları yanılttı
kafasını karıştırmak
birinin zihnini bulandırmak
The complicated instructions confused the students
Karmaşık talimatlar öğrencilerin kafasını karıştırdı
portakal suyu
Sahnedeportakaldan yapılan bir içecek
I drink orange juice for breakfast
Kahvaltıda portakal suyu içerim
portakal suyu
sıkılmış portakallardan elde edilen bir içecek
I drink orange juice every morning
Her sabah portakal suyu içerim
inziva
Sahnededinlenmek veya düşünmek için gidilen sessiz yer veya etkinlik
She went on a weekend retreat
Hafta sonu inzivasına gitti
geri çekilmek
savaşta düşmandan uzaklaşmak
The army had to retreat
Ordu geri çekilmek zorunda kaldı
sığınak
dinlenmek veya düşünmek için gidilen sakin yer
They went to a mountain retreat for the weekend
Hafta sonu için dağdaki bir sığınağa gittiler
geri çekilmek
bir durumdan veya konumdan uzaklaşmak
The army decided to retreat
Ordu geri çekilmeye karar verdi
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
öğle yemeği
Sahnedegün ortasında yenilen yemek
I have lunch at noon
Öğle yemeğini öğlen yerim
öğle yemeği
günün ortasında yenen yemek
I had a salad for lunch
Öğle yemeğinde salata yedim
susturmak
Sahnedebirinin konuşmasını engellemek
He tried to shut her
Onu susturmaya çalıştı
kapatmak
bir şeyin çalışmasını durdurmak
Please shut the computer
Bilgisayarı kapat
dışarıda bırakmak
birini bir grubun veya etkinliğin dışında tutmak
They shut him out of the conversation
Onu konuşmanın dışında bıraktılar
kilit
Sahnedekapıları kapatmaya yarayan metal araç
The lock is broken
Kilit bozuk
saç tutamı
saçın küçük bir parçası
She cut a lock of hair
Bir tutam saç kesti
kilit
bir kapıyı veya kutuyu kapalı tutmaya yarayan mekanizma
I lost the key to my lock
Kilidimin anahtarını kaybettim