The Office — 9. Sezon Bölüm 4
Kelimeler ve anlamları
470 kelime
Seviye
keyif
Sahnedemutluluk veya tatmin duygusu
Reading books gives me great pleasure
Kitap okumak bana büyük bir keyif verir
normal
Sahnedealışılmış, sıradan veya garip olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
normal
alışılagelmiş veya tuhaf olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
belki
Sahnedeihtimalle veya olabilir anlamında
Perhaps it will rain today
Belki bugün yağmur yağar
ne halt
Sahnedebir soruyu vurgulamak veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
What the hell are you doing
Ne halt ediyorsun
bu da ne
şaşkınlık veya öfke belirtmek için kullanılan bir ifade
What the hell you broke it
Bu da ne sen onu kırdın
bu da ne
şaşkınlık hüsran veya kayıtsızlık ifade etmek için kullanılır
What the hell is that
Bu da ne
kemer sıkma
Sahnedeharcamaları azaltma durumu
The company announced some belt tightening measures
Şirket bazı kemer sıkma önlemleri açıkladı
kemer sıkma
harcamaları kısma eylemi
The family is doing some belt-tightening
Aile biraz kemer sıkıyor
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
konuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
tehlikeli bir şekilde
Sahnedetehlikeye yol açacak biçimde
He was driving dangerously
Tehlikeli bir şekilde araba sürüyordu
madde
Sahnedehukuki bir belgenin bir bölümü
Read this clause carefully
Bu maddeyi dikkatlice okuyun
cümlecik
bir cümlenin özne ve yükleme sahip olan bölümü
The sentence has two clauses
Bu cümle iki cümlecikten oluşur
başarmak
Sahnedebir hedefe ulaşmak veya başarılı olmak
She finally made it
Sonunda başardı
gerçekleştirmek
bir şeyin meydana gelmesini sağlamak
We will make it happen
Bunu gerçekleştireceğiz
toparlamak
bir yeri temiz ve düzgün hale getirmek
I need to make it tidy
Onu toparlamam gerek
hayatta kalmak
zor bir deneyimden sağ çıkmak veya dayanmak
Many people did not make it through the storm
Fırtınada birçok insan hayatta kalamadı
garipleştirmek
bir durumu utanç verici hale getirmek
Do not make it awkward
Durumu garipleştirme
iyileştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmek
You can make it better
Bunu iyileştirebilirsin
az kalorili yapmak
normalden daha az kalori içerecek şekilde hazırlamak
Can you make it low calorie
Bunu az kalorili yapabilir misin
mümkün kılmak
bir şeyin gerçekleşmesini sağlamak
You made it possible
Bunu sen mümkün kıldın
gibi duyurmak
bir şeyin belirli bir nitelikte duyulmasını sağlamak
Do not make it sound bad
Kötü duyulmasını sağlama
kötüleştirmek
bir şeyi daha tatsız hale getirmek
Do not make it worse
Durumu kötüleştirme
yetişmek
bir yere zamanında ulaşmak
I will make it to the concert
Konsere yetişeceğim
hale getirmek
bir şeyi belirli bir duruma sokmak
Please make it easy
Lütfen bunu kolay bir hale getir
başarmak
bir şeyi yapmayı başarmak
He worked hard to make it
Başarmak için çok çalıştı
haline getirmek
bir şeyin başka bir şeye dönüşmesini sağlamak
Make it a rule to arrive on time
Zamanında gelmeyi kural haline getir
gibi göstermek
bir şeyin belirli bir şekilde görünmesini sağlamak
Don't make it look so difficult
Onun bu kadar zor görünmesini sağlama
hazırlamak
bir şeyi oluşturmak veya hazırlamak
I will make it for dinner
Onu akşam yemeği için hazırlayacağım
yetişmek
bir yere ulaşmayı başarmak
We will make it on time
Vaktinde yetişeceğiz
anne babasız
Sahnedeanne ve babası hayatta olmayan
He grew up as a parentless child
Anne babasız bir çocuk olarak büyüdü
eklemek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye katmak
He added salt to the soup
Çorbaya tuz ekledi
ek
ilave olarak eklenen
There is an added fee
Ek bir ücret var
eklenen
bir şeyi daha büyük veya fazla yapmak için katılan
The added sugar made the coffee sweet
Eklenen şeker kahveyi tatlı yaptı
fark etmek
Sahnedebir şeyi görmek veya dikkat etmek
I noticed a new sign
Yeni bir tabela fark ettim
duyuru
bilgi veya uyarı veren yazılı beyan
There is a notice on the wall
Duvarda bir duyuru var
dikkat
bir şeye dikkatini verme durumu
His new car caught my notice
Yeni arabası dikkatimi çekti
oyun oynama
Sahnedebir oyun veya spora katılma
They are playing football
Onlar futbol oynuyorlar
çalma
bir enstrüman veya ses ile müzik yapma eylemi
She is playing the guitar
Gitar çalıyor
rol yapma
belirli bir şekilde davranma
He is playing the fool
O aptal rolü yapıyor
açıkça
Sahnedekolayca görülebilen veya anlaşılabilen bir şekilde
He is obviously lying
Açıkça yalan söylüyor
yolda
Sahnedebir yere gitme sürecinde olma
I am on the way to school
Okula doğru yoldayım
bebek beklemek
hamile olmak
They have a baby on the way
Bir bebek bekliyorlar
yolda
gelmekte olan
My friend is on the way
Arkadaşım yolda
kayak yapmak
Sahnedekayaklar yardımıyla kar üzerinde hareket etmek
I like to ski
Kayak yapmayı severim
kayak
kar üzerinde kaymak için kullanılan uzun ve dar araç
I have new skis
Yeni kayaklarım var
kayak yapmak
ayaklara takılan uzun ve dar tahtalarla karda kaymak
They want to ski down the mountain
Dağdan aşağı kayak yapmak istiyorlar
çıkmak
Sahnedefiziksel bir yerden ayrılmak
Get out of the room right now
Hemen odadan çık
sıyrılmak
bir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
verim almak
bir şeyden kazanç veya fayda sağlamak
What did you get out of that class
O dersten ne verim aldın
kaçmak
bir yerden uzaklaşmak
You should get out of the house
Evden kaçmalısın
çıkmak
bir yerden ayrılmak
Get out of my room
Odamdan çık
başlamak
Sahnedebir eylemi yapmaya başlamak
The show has begun
Gösteri başladı
sarı
Sahnedegüneş veya limon gibi parlak bir renk
The sun is yellow
Güneş sarıdır
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
katılmak
bir etkinlikte veya faaliyette yer almak
Do you want to come on the trip with us
Bizimle geziye katılmak ister misin
haydi
birine acele etmesini veya daha fazla çaba göstermesini söylemek için kullanılır
Come on we are going to be late
Haydi geç kalacağız
affedersiniz
Sahnedeözür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
pardon
duyulmayan veya anlaşılmayan bir şeyi tekrar ettirmek için kullanılan ifade
Excuse me could you say that again
Pardon bunu tekrar söyleyebilir misiniz
affedersiniz
birinin dikkatini çekmek veya özür dilemek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me can you help me
Affedersiniz bana yardım edebilir misiniz
pardon
birinin dikkatini çekmek veya özür dilemek için söylenen söz
Excuse me I did not see you
Pardon sizi görmedim
manyetik
Sahnedemetal nesneleri kendine çekebilen
This is a magnetic toy
Bu manyetik bir oyuncak
cazibeli
insanları kendine çeken etkileyici kişilik
She has a magnetic personality
Cazibeli bir kişiliği var
şeyler
Sahnedegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
tıkıştırmak
bir şeyi bir kaba veya boşluğa sıkıca yerleştirmek
I stuffed my clothes into the suitcase
Kıyafetlerimi bavula tıkıştırdım
bağırsak
Sahnedeyiyeceklerin sindirildiği vücut bölümü
The gut is important
Bağırsak önemlidir
yıkmak
birini duygusal olarak çok üzmek veya sarsmak
The news of his departure really gutted her
Gidiş haberi onu gerçekten yıktı
iyi
yüksek kaliteli veya çok hoş
That is a gut idea
Bu iyi bir fikir
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
beklemek
bir şeyin olacağını ummak ya da tahmin etmek
You are looking for trouble
Bela arıyorsun
aramak
kayıp bir şeyi ya da kişiyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
imzalanamaz
Sahnedeimza atılması mümkün olmayan
This document is legally unsignable
Bu belge yasal olarak imzalanamaz
içeri kapatmak
SahnedeBirini bir yerde tutarak çıkmasını engellemek
They locked the dog in the garage
Köpeği garajın içinde kilitlediler
kapalı kapı eğlencesi
insanların bir süre mekanda kilitli kaldığı sosyal etkinlik
The bar hosted a lock in for regulars
Bar müdavimler için kapalı kapı eğlencesi düzenledi
sabitlemek
Bir şeyi hareket edemeyecek şekilde tutturmak
You must lock in the heavy metal frame
Ağır metal çerçeveyi sabitlemelisiniz
sabitlemek
bir fiyatı veya kararı kesin olarak belirlemek
Let's lock in this price now
Bu fiyatı şimdi sabitleyelim
verimli
Sahnedeçok sonuç elde eden
I had a productive day
Verimli bir gün geçirdim
hareketli
Sahnedeyer değiştiren
The car is moving
Araba hareket ediyor
duygulandırıcı
güçlü duygular uyandıran
It was a moving story
Duygulandırıcı bir hikayeydi
taşınmak
yaşadığı yeri değiştirmek
We are moving to a new city next week
Gelecek hafta yeni bir şehre taşınıyoruz
uğramak
Sahnedekısa süreliğine birini ziyaret etmek
I will stop by later
Daha sonra uğrayacağım
uğramak
bir kişi veya yeri kısa süreliğine ziyaret etmek
I will stop by your office later
Daha sonra ofisine uğrayacağım
unuttu
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
He forgot his keys
Anahtarlarını unuttu
unuttu
bir şeyi hatırlamamak
I forgot my keys
Anahtarlarımı unuttum
unutmak
aklından çıkarmak veya hatırlamamak
I forgot my keys at home
Anahtarlarımı evde unuttum
gerektirmek
Sahnedebir şeyin olması için gerekli olmak
This job requires a lot of patience
Bu iş çok sabır gerektiriyor
gerektirmek
bir şeyin zorunlu olduğunu belirtmek
This job requires experience
Bu iş tecrübe gerektiriyor
gerektirmek
bir şeyin olmasını zorunlu tutmak
This job requires a lot of experience
Bu iş çok fazla deneyim gerektirir
bağımlı
Sahnedebirine veya bir şeye ihtiyaç duyan
Children are dependent on their parents
Çocuklar ebeveynlerine bağımlıdır
bağımlı
bir şeyin var olması veya çalışması için başka bir şeye ihtiyaç duyan
Our survival is dependent on clean water
Hayatta kalmamız temiz suya bağımlıdır
dönüştürmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
sıra
başkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
kısır
Sahnedeçocuk sahibi olamayan
The couple was barren
Çift kısırdı
çorak
çok az bitki örtüsüne sahip arazi
The desert landscape was barren
Çöl manzarası çoraktı
baş ağrısı
Sahnedebaş bölgesinde hissedilen ağrı
I have a bad headache
Şiddetli bir baş ağrım var
baş belası
sıkıntı veya endişeye yol açan kişi ya da durum
Organizing this event is a real headache
Bu etkinliği organize etmek tam bir baş belası
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
sadece
daha fazlası olmayan
I have only two dollars
Sadece iki dolarım var
tavan
Sahnedebir odanın üst iç yüzeyi
The ceiling is painted white
Tavan beyaza boyanmış
üst sınır
ulaşılabilecek en yüksek seviye
They set a ceiling on the price
Fiyata bir üst sınır koydular
anlamına gelmek
Sahnedebir şeyi temsil etmek veya ifade etmek
What does this symbol stand for
Bu sembol ne anlama geliyor
tahammül etmek
bir şeye katlanmak veya izin vermek
I will not stand for this behavior
Bu davranışa tahammül etmeyeceğim
aday olmak
bir seçimde adaylığını koymak
She will stand for mayor
Belediye başkanlığına aday olacak
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
gergin
Sahnedegelecekte ne olacağı konusunda endişeli veya korkmuş
I feel nervous about the exam
Sınav hakkında gergin hissediyorum
gergin
kolayca endişelenen veya huzursuz olan
I feel nervous before the exam
Sınavdan önce gergin hissediyorum
sevilebilir
Sahnedeinsanların sevmesini sağlayan özelliklere sahip olan
He is a very lovable person
O çok sevilebilir bir insan
yepyeni
Sahnedeçok yeni veya kullanılmamış
I bought a brand new car
Yepyeni bir araba satın aldım
yepyeni
tamamen yeni ve hiç kullanılmamış
I bought a brand new car
Yepyeni bir araba aldım
mil
Sahnede1.609 kilometreye eşit bir uzunluk birimi
We walked for a mile
Bir mil boyunca yürüdük
mil
1.6 kilometreye eşit uzunluk birimi
The town is one mile away
Kasaba bir mil uzaklıkta
mil
yaklaşık 1.6 kilometreye eşit uzunluk birimi
The town is one mile away
Kasaba bir mil uzakta
ana akım
Sahnedeçoğu insan tarafından benimsenen
This music is too mainstream for me
Bu müzik benim için fazla ana akım
elbette
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
emin
şüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
şaka
Sahnedeeğlence amaçlı yapılan küçük oyun
He played a prank on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
şaka
birine yapılan oyun veya şaka
He played a prank on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
arsa
Sahnedeküçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
çok
Sahnedebüyük miktarda veya sayıda
I have a lot of work to do
Yapacak çok işim var
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
kader
bir kişinin içinde bulunduğu durum veya hayat koşulları
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
sıklıkla
birçok kez veya sıkça
I see him a lot
Onu sıklıkla görürüm
grup
bir insan topluluğu
That is a loud lot
O gürültülü bir grup
çok miktarda
büyük bir sayı veya miktar
We have a lot of time
Çok miktarda vaktimiz var
az miktarda
küçük bir sayı veya miktar
That is a lot less
O az miktarda
fazlasıyla
büyük ölçüde
I like it a lot
Onu fazlasıyla seviyorum
kader
birinin hayatındaki koşullar veya durum
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
yaptı
Sahnedebir şeye sebep olmak
He made me laugh
Beni güldürdü
kurtarmış
çok iyi veya rahat bir durumda olmak
You have got it made with this job
Bu işle hayatını kurtardın
zorlamak
birini bir şey yapmaya mecbur bırakmak
He made me wait outside
Beni dışarıda beklemeye zorladı
kazanmak
çalışarak para elde etmek
He made a lot of money last year
O geçen yıl çok para kazandı
yapılmış
bir şeyi oluşturmak veya meydana getirmek
She made a cake for the party
O parti için bir kek yaptı
zorlamak
Sahnedebirini bir eyleme mecbur bırakmak
They forced him to leave
Onu gitmeye zorladılar
kuvvet
polis veya asker gibi insanlardan oluşan grup
He joined the police force
Polis kuvvetine katıldı
zorlamak
bir şeyi hareket ettirmek için fiziksel güç kullanmak
He forced the door open
Kapıyı açmak için zorladı
kuvvet
fiziksel dayanıklılık veya bedensel güç
He pushed the door with force
Kapıyı kuvvetle itti
kiraz
Sahnedeçekirdekli, küçük ve yuvarlak bir meyve
I love eating cherries
Kiraz yemeyi severim
hiç kimse
Sahnedehiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
hiç kimse
tek bir kişi bile değil
No one is at home
Evde hiç kimse yok
ne kadar
Sahnedemiktar veya fiyat sormak için kullanılan ifade
How much is this
Bu ne kadar
sözlü
Sahnedekonuşma yoluyla ifade edilen
Spoken English is different from written English
Sözlü İngilizce, yazılı İngilizceden farklıdır
konuşulan
ağız yoluyla sesler çıkarılarak ifade edilen
English is a spoken language
İngilizce konuşulan bir dildir
konuşmuş
bir konu hakkında söz söylemiş olan
He has spoken about this issue
O bu konu hakkında konuşmuş
içecek
Sahnedesu veya meyve suyu gibi içilen sıvı
What beverage would you like?
Hangi içeceği istersiniz?
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
durak
Sahnedeotobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
turta
Sahnedeiçi meyve veya etle doldurulmuş hamur işi
She made two delicious pies for dinner
Akşam yemeği için iki lezzetli turta yaptı
ev sahibi
Sahnedebinayı veya araziyi sahip olup başkalarına kiralayan kişi
My landlord is very kind
Ev sahibim çok nazik
söylemek
Sahnedebir şeyi dile getirmek veya konuşmak
If you have a problem just say so
Eğer bir sorunun varsa sadece söyle
onay
resmi onay veya izin
I need the boss's say-so
Patronun onayına ihtiyacım var
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
Hanımlar ve beyler
SahnedeBir gruba hitap etmenin nazik bir yolu
Ladies and gentlemen, welcome to the show
Hanımlar ve beyler, gösteriye hoş geldiniz
hanımlar ve beyler
bir gruba hitap etmenin nazik yolu
Ladies and gentlemen please welcome our guest
Hanımlar ve beyler lütfen misafirimizi karşılayın
tıbbi
Sahnedehastalık veya yaralanmanın tedavisi ile ilgili olan
She needs medical help
Tıbbi yardıma ihtiyacı var
tıbbi
hastalık veya yaralanma tedavisi ile ilgili
He needs medical attention
Tıbbi yardıma ihtiyacı var
aniden
Sahnedebeklenmedik bir anda gerçekleşen
The rain started suddenly
Yağmur aniden başladı
aniden
beklenmedik bir şekilde
Suddenly, it started to rain
Aniden yağmur yağmaya başladı
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I am super tired
Çok yorgunum
harika
çok iyi veya muhteşem
This cake is super
Bu kek harika
bina yöneticisi
bir binayı yöneten kişi
Call the super for the leak
Sızıntı için bina yöneticisini ara
üst
bir şeyin konum olarak yukarısı
The prefix super indicates a position above
Super öneki yukarıdaki bir konumu belirtir
erkek
Sahnedesperm üreten cinsiyetle ilgili olan
The male lion has a mane
Erkek aslanın yelesi vardır
erkek
erkek olan kişi
He is a male
O bir erkek
çekirdek
Sahnedebir fındık veya meyve çekirdeğinin yumuşak iç kısmı
The squirrel ate the kernel of the nut
Sincap fındığın içini yedi
ima edilen
Sahnedeaçıkça söylenmeden anlaşılan
The meaning was implied
Anlam ima edilmişti
kaka
Sahnedevücuttan atılan katı atık
The baby made a doo doo in his diaper
Bebek bezine kaka yaptı
kaka
vücuttan atılan katı atık
The baby did a doo doo
Bebek kaka yaptı
iyilik
Sahnedeyardımsever veya nazik bir davranış
Can you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
desteklemek
bir şeyi onaylamak veya ona razı olmak
Most people favor the new law
Çoğu insan yeni yasayı destekliyor
kayırmak
birine avantaj sağlamak veya ona daha nazik davranmak
The teacher favors some students
Öğretmen bazı öğrencileri kayırıyor
iyilik
birinden rica edilen yardım
Could you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
gereksiz
Sahnedegerekli olmayan veya faydasız
It was a needless expense
Bu gereksiz bir harcamaydı
alan
Sahnedebir yüzeyin veya boşluğun bir parçası
This is a quiet area
Burası sessiz bir alan
alan
belirli bir yer veya bölge
This is a play area for children
Burası çocuklar için bir oyun alanı
alan
bir konu veya durumun parçası
He is an expert in this area
O bu alanda bir uzmandır
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
kafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
tahıl
Sahnedegıda olarak kullanılan bitkilerin küçük sert tohumu
Rice is a type of grain
Pirinç bir tahıl türüdür
doku
ahşaptaki liflerin yönü veya bir malzemedeki desen
Cut the wood with the grain
Ahşabı damarları yönünde kesin
konumlandırmak
Sahnedebir şeyi belirli bir yere koymak
Please position the camera carefully
Lütfen kamerayı dikkatlice konumlandırın
iş
ücretli çalışma görevi
She is looking for a new position
Yeni bir iş arıyor
görüş
bir konu hakkındaki düşünce biçimi veya yaklaşım
What is your position on this issue
Bu konu hakkındaki görüşün nedir
durum
bir kişinin içinde bulunduğu koşullar
They are in a difficult position
Onlar zor bir durumda
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
yalıtım
Sahnedeısı, ses veya elektriğin geçişini önleyen malzeme
Good insulation saves energy
İyi yalıtım enerji tasarrufu sağlar