The Office — 9. Sezon Bölüm 15
Kelimeler ve anlamları
449 kelime
Seviye
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
bir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
bitirmek
bir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
kalmak
Sahnedediğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
sol
sağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
ayrılmak
bir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
hesap
Sahnedekişisel bilgilerin kayıtlı olduğu profil
I created a new account
Yeni bir hesap oluşturdum
anlatım
bir olayın yazılı veya sözlü açıklaması
He gave a clear account of the accident
Kazanın net bir anlatımını yaptı
müşteri
bir şirketin hizmet verdiği müşteri veya işletme
This company has many important accounts
Bu şirketin birçok önemli müşterisi var
dikkate alma
bir şeye verilen dikkat veya özen
You should take his advice into account
Onun tavsiyesini dikkate almalısın
karbonhidratsız
Sahnedekarbonhidrat içermeyen beslenme biçimi
She follows a no carb diet
O karbonhidratsız bir diyet uyguluyor
karbonhidratsız
çok az karbonhidrat içeren veya hiç içermeyen
I am on a no-carb diet
Karbonhidratsız bir diyet uyguluyorum
herkes
Sahnedeher bir kişi
Everybody likes pizza
Herkes pizzayı sever
herkes
tüm insanlar
Everybody is here
Herkes burada
yanımda
Sahnedebirini desteklemek veya ona sadık olmak
He is always on my side
O her zaman yanımda
geri gelmek
Sahnedebir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
geri dönmek
bir dönem sonra yeniden popüler veya başarılı hale gelmek
Vintage clothes are coming back
Vintage kıyafetler yeniden popüler oluyor
puf
Sahnedeaniden çıkan yumuşak bir ses
And then poof it disappeared
Ve sonra puf diye yok oldu
yok olmak
aniden ortadan kaybolmak
He said poof and disappeared
O puf dedi ve kayboldu
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
sürmek
Sahnedebir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
tanıtım yüzü
Sahnedebir şirket veya kuruluş adına konuşan kişi
She was hired as the company spokesbabe
Şirketin tanıtım yüzü olarak işe alındı
tam
Sahnedetüm parçaları içeren
Please write your full name
Lütfen tam adınızı yazın
dolu
mümkün olduğunca çok şeyle doldurulmuş
The glass is full of water
Bardak suyla dolu
tam
mümkün olan en yüksek derecede
He has full control
O tam kontrole sahip
tok
yeterince yemek yemiş olma durumu
I am full after that meal
O yemekten sonra tokum
çalışmak
Sahnedebir kurumda veya kişiye bağlı olarak görev yapmak
I work for a global company
Küresel bir şirkette çalışıyorum
uymak
bir durumun veya planın birine uygun olması
This schedule works for me
Bu program bana uyuyor
uğraşmak
bir şeyi zaman içinde elde etmeye çalışmak
He is working for his goals
Hedefleri için uğraşıyor
çalışmak
birinin işinde görev yapmak
I work for a big company
Büyük bir şirket için çalışıyorum
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
korumak
birini veya bir şeyi zarar görmekten sakınmak
The mother protected her child from the rain
Anne çocuğunu yağmurdan korudu
korumak
bir şeyi güvende tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
bilirsin ya
Sahnedekonuşmacının adını söylemek istemediği bir şeye atıfta bulunmak için kullanılır
He is doing you know what again
Yine bilirsin ya, onu yapıyor
biliyor musun
konuşurken dikkat çekmek veya zaman kazanmak için kullanılan ifade
You know what we should go home
Biliyor musun eve gitmeliyiz
malum şey
ismini söylemek istemediğimiz şey
I forgot to buy you know what
Malum şeyi almayı unuttum
mini alışveriş merkezi
Sahnedeküçük bir alışveriş merkezi
There is a mini mall near my house
Evimin yakınında bir mini alışveriş merkezi var
küçük alışveriş merkezi
SahnedeBirkaç mağazayı barındıran küçük alışveriş alanı
There is a new mini mall near my house
Evimin yakınında yeni bir küçük alışveriş merkezi var
küçük alışveriş merkezi
birkaç dükkanın bulunduğu küçük alışveriş alanı
I bought some bread at the mini-mall
Küçük alışveriş merkezinden biraz ekmek aldım
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
manikür salonu
Sahnedetırnak bakımı yaptırabileceğiniz yer
I went to the nail salon yesterday
Dün manikür salonuna gittim
tırnak bakım merkezi
tırnaklara bakım yapılan güzellik salonu
I went to the nail salon today
Bugün tırnak bakım merkezine gittim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
yalancı çobanlık yapmak
Sahnedeihtiyacın olmadığı halde yardım isteyerek insanların sana olan inancını kaybetmesine neden olmak
If you keep crying wolf no one will believe you when you are in danger
Eğer sürekli yalancı çobanlık yaparsan tehlikede olduğunda kimse sana inanmayacaktır
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
onay veya kabullenme belirtmek için kullanılan ifade
All right I will go to the store
Tamam markete gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
şarap
Sahnedeüzümden yapılan alkollü içecek
I drink red wine
Kırmızı şarap içerim
ağırlamak
birinin beğenisini kazanmak için ona yemek veya içki ısmarlamak
They wined and dined the potential client
Potansiyel müşteriyi güzelce ağırladılar
hesap
Sahnedeödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
kontrol etmek
Sahnedebir şeye dikkatlice bakmak
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
hesap
bir hizmet veya yemek için ne kadar borcunuz olduğunu gösteren kağıt parçası
Could we have the check please
Hesabı alabilir miyiz lütfen
sözde
Sahnedeöyle olduğu sanılan veya söylenen
He is supposedly the best player
Sözde en iyi oyuncu o
emir
Sahnedebir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
düzen
şeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
sipariş etmek
bir restoranda yemek ya da içecek istemek
I want to order a pizza
Bir pizza sipariş etmek istiyorum
sütyen
Sahnedegöğüsleri destekleyen bir iç çamaşırı
She bought a new bra
Yeni bir sütyen aldı
emin olmak
Sahnedebir şeyden emin olmak için önlem almak
I am making sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin oluyorum
emin olmak
bir şeyin doğru veya kesin olduğundan emin olmak
I am making sure the doors are locked
Kapıların kilitli olduğundan emin oluyorum
gözlük
Sahnedegörmek için kullanılan çerçeveli lensler
I wear glasses for reading
Okumak için gözlük takıyorum
cam kaplar
içecek koymaya yarayan şeffaf malzemeden yapılmış gereçler
These glasses are made of thick glass
Bu cam kaplar kalın camdan yapılmıştır
hemfikir olmak
Sahnedebiriyle aynı görüşü paylaşmak
We agree on this point
Bu noktada hemfikiriz
hemfikir olmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak
I agree with you
Seninle hemfikirim
katılmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak ya da bir şeyi kabul etmek
I agree with your plan
Planına katılıyorum
romantik bir şekilde
Sahnedeaşk veya romantizm içeren bir biçimde
They are involved romantically
Onlar romantik bir ilişki yaşıyor
romantikçe
aşk veya sevgi ile ilgili bir biçimde
They danced romantically
Romantikçe dans ettiler
aşkla
sevgi veya ilişki içerisinde
They are involved romantically
Onlar aşkla bir aradalar
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değişim
bir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to change the plan
Planı değiştirmem gerekiyor
değişmek
farklı hale gelmek
The weather is starting to change
Hava değişmeye başlıyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
aktarma yapmak
bir araçtan diğerine geçmek
I have to change trains there
Orada tren değiştirmem gerekiyor
değişiklik
yeni bir durum veya farklılık
This is a big change for us
Bu bizim için büyük bir değişiklik
kıyafet değiştirmek
kendine farklı kıyafetler giymek
She went to change for the party
Partiye gitmek için kıyafet değiştirdi
yenisiyle değiştirmek
eski bir eşyayı yenisiyle yenilemek
I need to change the battery
Pili değiştirmem gerekiyor
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
Please change the color of the wall
Lütfen duvarın rengini değiştir
işten çıkarmak
Sahnedebirinin işine son vermek
They let her go last week
Onu geçen hafta işten çıkardılar
bırakmak
tutmayı bırakmak
Let go of the rope
İpi bırak
serbest bırakmak
birinin bir sorumluluktan veya cezadan kurtulmasına izin vermek
They decided to let him go
Onu serbest bırakmaya karar verdiler
gözden geçirmek
Sahnedebir şeyi dikkatlice incelemek
Please look over the report
Lütfen raporu gözden geçir
incelemek
bir şeyi dikkatle kontrol etmek
The lawyer will look over the contract
Avukat sözleşmeyi inceleyecek
göz gezdirmek
bir şeye hızlıca bakmak
I will look over the notes
Notlara göz gezdireceğim
gözden geçirmek
bir şeyi dikkatlice incelemek
I will look over your report
Raporunu gözden geçireceğim
açıkça
Sahnedekolayca görülebilen veya anlaşılabilen bir şekilde
He is obviously lying
Açıkça yalan söylüyor
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
kullanmak
bir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
gerekçe göstermek
bir durum için geçerli bir sebep sunmak
She used the rain as a reason for being late
Yağmuru geç kalmak için gerekçe gösterdi
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He misused his power
Yetkisini kötüye kullandı
sık sık
bir şeyin çok kez yapılması veya gerçekleşmesi
I use my computer often
Bilgisayarımı sık sık kullanırım
alışkın olmak
bir şeye deneyim yoluyla aşina olmak
I am used to waking up early
Erken kalkmaya alışkınım
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
açık
Sahnedeönünde engel veya sorun bulunmayan
The road ahead is clear
İlerideki yol açık
net
anlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
aklamak
birinin bir suçtan suçsuz olduğuna karar vermek
The evidence helped to clear him of the crime
Kanıtlar onu suçtan aklamaya yardımcı oldu
şeffaf
ışığın geçmesine izin vererek arkasındakilerin görünmesini sağlayan
The water in the lake is clear
Göldeki su çok şeffaf
müsait
Sahnedekullanılabilir veya elde edilebilir olan
Is this seat available?
Bu koltuk müsait mi?
mevcut
kullanıma hazır veya erişilebilir olan
The report is available now.
Rapor şu an mevcut.
müsait
kullanıma hazır veya ulaşılabilir olan
This seat is available
Bu koltuk müsait
masaj
Sahnedekasları gevşetmek için yapılan vücut uygulaması
I need a massage
Bir masaja ihtiyacım var
masaj yapmak
birinin vücuduna ellerle bastırarak ovmak
She massaged my shoulders
Omuzlarıma masaj yaptı
gürültü
Sahnededuyulan ses
There is a lot of noise
Çok fazla gürültü var
sona erdirmek
Sahnedebir ilişkiyi veya etkinliği sonlandırmak
They broke up the session
Oturumu sona erdirdiler
parçalamak
bir şeyi çatlatmak veya bölmek
The ice began to break up
Buz parçalanmaya başladı
kesilmek
telefon veya görüntülü görüşmede bağlantının bozulması
Your voice is breaking up
Sesin kesiliyor
sarsılmak
çok üzgün veya duygusal hissetmek
He broke up when he heard the news
Haberi duyduğunda sarsıldı
hızla ilerlemek
buz hokeyinde buz üzerinde hızla kaymak
The player will break up the ice
Oyuncu buzun üzerinde hızla ilerleyecek
ayrılık
romantik bir ilişkinin sona ermesi
The break-up happened last week
Ayrılık geçen hafta gerçekleşti
ayrılmak
romantik bir ilişkiyi sonlandırmak
They decided to break up
Onlar ayrılmaya karar verdiler
hafif kadın
Sahnedeçok sayıda cinsel partneri olduğu düşünülen kadın için kullanılan gayriresmi bir sözcük
Everyone thought she was a floozy
Herkes onun hafif bir kadın olduğunu düşündü
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
ispiyonlamak
Sahnedebirinin yaptığı suçu yetkililere bildirmek
He ratted out his friends
Arkadaşlarını ispiyonladı
başı belaya girmek
Sahnedezor bir duruma düşmek
He will get in trouble for this
Bunun için başı belaya girecek
görev
Sahnedeyapılması gereken bir iş parçası
Your job is to clean the room
Senin görevin odayı temizlemek
iş
para kazanmak için yapılan çalışma
I have a new job
Yeni bir işim var
operasyon
vücudu değiştirmek için yapılan tıbbi müdahale
She had a nose job
Burun ameliyatı oldu
kârlı
Sahnedeçok para kazandıran
He has a lucrative business
Kârlı bir işi var
gerisinde
Sahnedezaman olarak daha sonra
He is behind schedule
Programın gerisinde kaldı
arkasında
bir şeyin arka kısmında
The cat is behind the sofa
Kedi kanepenin arkasında
arkasında
birini desteklemek
We are behind you
Senin arkandayız
popo
vücudun üzerine oturulan arka kısmı
He fell on his behind
Poposunun üzerine düştü
arkasında
bir şeyin arka tarafındaki yer
The ball is behind the chair
Top sandalyenin arkasında
arkasındaki
bir olayın gerçekleşmesine sebep olan kişi veya şey
She is the force behind this project
O bu projenin arkasındaki güç
gizlice
birinin haberi olmadan
He did it behind my back
Bunu benim arkamdan yaptı
geride
bir yerden ayrılırken bir yerde bırakılan
He left his keys behind
Anahtarlarını geride bıraktı
bam
Sahnedeaniden meydana gelen yüksek ses veya çarpma
Bam! The door closed
Bam! Kapı kapandı
kafiye
Sahnedebenzer seslerle biten kelime veya kısa şiir
This poem has a rhyme
Bu şiirin bir kafiyesi var
kafiye yapmak
kelimelerin sonunda benzer sesleri kullanmak
Words like cat and bat rhyme
Kedi ve yarasa gibi kelimeler kafiyelidir
kafiyelenmek
bir kelimeyle aynı son sese sahip olmak
Cat and hat rhyme
Kedi ve şapka kafiyelenir
müdür
Sahnedebir işletmeyi veya ekibi yöneten kişi
He is a great manager
O harika bir müdür
yönetici
bir ekibin veya işin sorumlusu olan kişi
The manager is in a meeting
Yönetici bir toplantıda
menajer
sanatçı veya sporcuların işlerini yürüten kişi
The singer has a good manager
Şarkıcının iyi bir menajeri var
teşvik etmek
Sahnedebirine bir şeyi yapması için neden vermek
My teacher motivates me to study
Öğretmenim beni ders çalışmaya teşvik ediyor
çeyrek
Sahnededört eşit parçadan biri
Give me a quarter of the cake
Bana pastanın dörtte birini ver
merhamet
bir düşmana veya rakibe gösterilen şefkat
They showed no quarter
Hiç merhamet göstermediler
konaklama yeri
insanların yaşadığı veya kaldığı yer
He moved into new quarters
Yeni bir kalacak yere taşındı
çeyrek dolar
Amerika Birleşik Devletleri'nde kullanılan 25 sentlik madeni para
I paid with a quarter
Ödemeyi bir çeyrek dolarla yaptım
iletişimde
Sahnedebiriyle iletişim halinde olmak
Let's stay in touch
İletişimde kalalım
iletişimde
biriyle bağlantı halinde olma
We stay in touch
İletişimde kalıyoruz
iletişim kurmak
birisiyle bağlantı veya görüşme sağlamak
I will get in touch with you soon
Seninle yakında iletişim kuracağım
irtibat halinde
birisiyle iletişim veya bağlantı durumunda olmak
We are still in touch after all these years
Bunca yıldan sonra hala irtibat halindeyiz
olumlu
Sahnedekötü şeyler yerine iyi şeyleri düşünen
Stay positive about the future
Gelecek hakkında olumlu kal
pozitif
bir şeyin doğru veya mevcut olduğunu gösteren
The test result was positive
Test sonucu pozitifti
artı
sıfırdan büyük olan matematiksel değer
Five is a positive number
Beş pozitif bir sayıdır
pozitif
bir maddenin veya durumun var olduğunu gösteren
The medical test was positive
Tıbbi test sonucu pozitifti
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
serpmek
Sahnedebir yüzeyin üzerine küçük parçalar halinde dökmek
Sprinkle some salt on the food
Yemeğin üzerine biraz tuz serp
pasta süsü
yiyeceklerin üzerine serpilen küçük şeker parçaları
She put sprinkles on her ice cream
Dondurmasının üzerine pasta süsü koydu
en azından
Sahnedeen azı ile
At least three people came
En az üç kişi geldi
en az
miktar veya derece olarak en küçük
This is the least expensive room
Bu en az pahalı oda
en azından
olumsuz bir duruma rağmen olumlu bir şeyi vurgulamak için kullanılır
It was cold but at least we had a heater
Hava soğuktu ama en azından bir ısıtıcımız vardı
en ufak
en küçük derece veya miktarda
I am not in the least bit worried
En ufak bir endişe duymuyorum
üzmek
Sahnedebirini üzgün veya endişeli hissettirmek
Please do not upset her
Lütfen onu üzme
sürpriz galibiyet
daha güçlü bir rakibe karşı kazanılan beklenmedik zafer
The small team caused a major upset
Küçük takım büyük bir sürpriz galibiyet elde etti
üzgün
mutsuz veya endişeli hissetme durumu
She felt upset after the argument
Tartışmadan sonra üzgün hissetti
bozmak
bir şeyin düzenini veya işleyişini aksatmak
The rain upset our plans
Yağmur planlarımızı bozdu
ayrılık
Sahnederomantik bir ilişkinin sona ermesi
Their breakup was very sad
Ayrılıkları çok üzücüydü
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
ayrılmak
bir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
erken
Sahnedebeklenenden daha önce gerçekleşen
I arrived early today
Bugün erken geldim
erken
bir zaman diliminin başlangıcına yakın
I woke up early today
Bugün erkenden uyandım
erken
şimdiki zamandan önceki bir vakitte
We arrived early
Erken geldik
gözden kaybolmak
Sahnedegörünmez hale gelmek veya bulunamamak
The sun disappeared behind the clouds
Güneş bulutların arkasında kayboldu
ortaya çıkmak
Sahnedebir durumun sonunda aslında nasıl olduğunun anlaşılması
It turned out to be true
Doğru olduğu ortaya çıktı
dönüşmek
gelişim göstererek bir şeye dönüşmek
He turned out to be a good student
İyi bir öğrenci oldu
ortaya çıkmak
gerçek durumun sonradan anlaşılması
It turned out that he was lying
Yalan söylediği ortaya çıktı
söndürmek
ışığı kapatmak
Turn out the lights
Işıkları söndür
boşaltmak
bir kabın veya cebin içindekileri dışarı çıkarmak
He turned out his pockets to find the coin
Bozuk parayı bulmak için ceplerini boşalttı
geri çevirmek
birini kabul etmeyi veya ona yardım etmeyi reddetmek
They turned out the man who asked for help
Yardım isteyen adamı geri çevirdiler
katılmak
bir topluluğa veya etkinliğe hazır bulunmak
Many people turned out for the concert
Konsere pek çok insan katıldı
sonuçlanmak
belirli bir şekilde gelişmek veya bitmek
The cake turned out delicious
Kek harika sonuçlandı
üretmek
büyük miktarlarda mal ortaya koymak
The factory turns out many toys
Fabrika çok sayıda oyuncak üretiyor
dışarı salmak
hayvanları açık bir alana bırakmak
The farmer turned out the cows
Çiftçi inekleri dışarı saldı
ortaya çıkmak
bir gerçeğin sonradan fark edilmesi
It turned out that the key was in the drawer
Anahtarın çekmecede olduğu ortaya çıktı
sonuçlanmak
bir durumun belirli bir şekilde bitmesi
The meeting turned out well
Toplantı iyi sonuçlandı
söndürmek
bir ışık kaynağını kapatmak
Please turn out the light before sleeping
Uyumadan önce lütfen ışığı söndür
toplanmak
bir olay için insanların bir araya gelmesi
Many people turned out for the protest
Protesto için birçok insan toplandı
gerçekleşmek
olayların belirli bir seyir izlemesi
The situation turned out quite complicated
Durum oldukça karmaşık bir şekilde gerçekleşti
anlaşılmak
bir şeyin aslında öyle olduğunun fark edilmesi
It turned out he was right all along
Onun başından beri haklı olduğu anlaşıldı
çıkmak
bir kişinin sonradan farklı bir karakterde görülmesi
The stranger turned out to be an old friend
Yabancı eski bir arkadaş çıktı
neticelenmek
bir durumun belli bir şekilde bitişe ulaşması
Their long search turned out in failure
Uzun aramaları başarısızlıkla neticelendi
yarıda kesmek
Sahnedebir şeyi kısa bir süreliğine aniden durdurmak
Please do not interrupt me
Lütfen sözümü kesmeyin
bambu
Sahnedesert ve içi boş bir gövdeye sahip uzun bir ot türü
Pandas eat bamboo
Pandalar bambu yer
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
neyse
konuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
tekne
Sahnedesuda seyahat etmek için kullanılan araç
The boat is on the water
Tekne suyun üzerinde
bot
suda seyahat etmek için kullanılan küçük araç
I have a small boat
Küçük bir botum var
tekne
su üzerinde seyahat etmek için kullanılan küçük araç
We took a boat to the island
Adaya tekneyle gittik
bot
su üzerinde yolculuk yapmak için kullanılan küçük taşıt
They use a small boat for fishing
Balık tutmak için küçük bir bot kullanıyorlar
uyuşmuş
Sahnedehiçbir şeyi hissedemeyecek durumda olma
My fingers are numb from the cold
Soğuktan parmaklarım uyuştu
uyuşmuş
herhangi bir şeyi hissedemeyen
My feet are numb from the cold
Ayaklarım soğuktan uyuşmuş durumda
kavramak
Sahnedebir şeyi tam olarak idrak etmek
She failed to comprehend the gravity of the situation
Durumun ciddiyetini kavrayamadı
anlamak
bir şeyin anlamını bilmek
I cannot comprehend this poem
Bu şiiri anlayamıyorum
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
kalış
bir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
yuvarlak masa
Sahnedebir konuyu görüşmek için toplanan grup
They organized a round table to find a solution
Bir çözüm bulmak için bir yuvarlak masa organize ettiler
dışkı
Sahnedekatı hayvan veya insan dışkısı
The dog left a turd on the grass
Köpek çime bir dışkı bıraktı
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
bir nevi
Sahnedebir dereceye kadar veya kısmen
I sort of agree with you
Sana bir nevi katılıyorum
çeşit
benzer özelliklere sahip grup
This is a new sort of fruit
Bu yeni bir çeşit meyve
tür
bir şeyin belirli bir çeşidi
What sort of music do you like
Ne tür müzik seversin
ayaklar
Sahnedevücudun üzerinde durulan kısımları
My feet are cold
Ayaklarım soğuk
fit
12 inç değerindeki uzunluk ölçü birimi
The wall is ten feet high
Duvar on fit yüksekliğinde
fit
12 inç uzunluğa eşit ölçü birimi
The room is 10 feet wide
Oda 10 fit genişliğindedir
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
konuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
yenilmek
Sahnedebir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
takip edememek
birinin ne dediğini anlayamamak
You are losing me
Beni takip edemiyorsun
kaybetmek
bir şeyin yerini bilememek
I always lose my keys
Anahtarlarımı her zaman kaybederim
yenilmek
bir oyunda mağlup duruma düşmek
We did not want to lose the game
Oyunu kaybetmek istemedik
ölmek
bir yakınını kaybetmek
She lost her father last year
Babasını geçen yıl kaybetti
kaybetmek
bir yarışmada kazanamamak
They will lose the match
Maçı kaybedecekler
kaybetmek
elinde tuttuğun bir şeyi yitirmek
I do not want to lose this chance
Bu şansı kaybetmek istemiyorum
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
kaybetmek
bir eşyayı yanlış yere koyup bulamamak
Did you lose your wallet
Cüzdanını mı kaybettin
yitirmek
daha önce sahip olunan bir şeyi artık bulundurmamak
He lost his job yesterday
Dün işini kaybetti
kaybetmek
artık sahip olmamak
I lost my focus
Odak noktamı kaybettim
kaybetmek
bir şeye artık sahip olmamak
I often lose my keys
Anahtarlarımı sık sık kaybederim
rapor
Sahnedebir olay veya durum hakkındaki anlatım
She gave a detailed report
Detaylı bir rapor verdi
bildirmek
talimat üzerine bir yere gitmek
Report to the manager immediately
Derhal müdüre başvurun
bildirmek
bir konu hakkında bilgi vermek
She reported the news to her boss
Haberleri patronuna bildirdi
rapor
bilgi veya bulguların yazılı açıklaması
I wrote a report for school
Okul için bir rapor yazdım