The Office — 9. Sezon Bölüm 23
Kelimeler ve anlamları
801 kelime
Seviye
hesap
Sahnedekişisel bilgilerin kayıtlı olduğu profil
I created a new account
Yeni bir hesap oluşturdum
anlatım
bir olayın yazılı veya sözlü açıklaması
He gave a clear account of the accident
Kazanın net bir anlatımını yaptı
müşteri
bir şirketin hizmet verdiği müşteri veya işletme
This company has many important accounts
Bu şirketin birçok önemli müşterisi var
dikkate alma
bir şeye verilen dikkat veya özen
You should take his advice into account
Onun tavsiyesini dikkate almalısın
gelenek
Sahnedeuzun süredir devam eden uygulama veya alışkanlık
It is a family tradition
Bu bir aile geleneğidir
et
Sahnedeyiyecek olan hayvan eti
We eat meat for dinner
Akşam yemeği için et yeriz
öz
bir şeyin en önemli veya temel kısmı
This is the meat of the story
Hikayenin can alıcı noktası burası
vajina
kadın cinsel organı için kullanılan argo bir terim
They used that word in a vulgar way
O kelimeyi kaba bir şekilde kullandılar
çaylak
deneyimsiz veya yeni olan kişi
The manager warned the fresh meat about the rules
Müdür yeni çaylağı kurallar konusunda uyardı
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
ekip
Sahnedebirlikte çalışan insan grubu
The film crew worked hard
Film ekibi çok çalıştı
mürettebat
birlikte çalışan insan grubu
The crew is ready
Mürettebat hazır
mürettebatta yer almak
bir teknenin veya geminin ekibinde görev yapmak
He likes to crew on sailing boats
O yelkenli teknelerde mürettebat olarak çalışmayı sever
ekip
film veya gösteri setinde oyunculardan ayrı olarak çalışan grup
The film crew set up the cameras
Film ekibi kameraları kurdu
arzu
Sahnedebir şeyi çok güçlü bir şekilde isteme duygusu
She has a strong desire to travel
Onun seyahat etmeye karşı güçlü bir arzusu var
arzulamak
bir şeyi çok istemek
I desire a peaceful life
Huzurlu bir hayat arzuluyorum
arzulamak
bir şeyi çok fazla istemek
He desires to see the world
Dünyayı görmeyi arzuluyor
ilaç veya uyuşturucu
Sahnedevücudu etkileyen kimyasal madde
This drug helps you sleep
Bu ilaç uyumanıza yardımcı olur
arkadaş
çok sevilen bir kişi
He is a good drug
O iyi bir arkadaş
ilaç vermek
birine vücudunu etkileyen bir madde vermek
They drug the patient
Hastaya ilaç veriyorlar
romantizm
Sahnedederin bir sevgi duygusu
Romance is important in a relationship
Bir ilişkide romantizm önemlidir
aşk hikayesi
aşk ve romantik ilişkiler hakkında bir hikaye
I like reading romance novels
Aşk romanları okumayı severim
kur yapmak
birinin size aşık olmasını sağlamaya çalışmak
He tried to romance her with flowers
Ona çiçeklerle kur yapmaya çalıştı
önem arz etmek
önemli veya dikkate değer olmak
This small detail does not romance at all
Bu küçük detay hiç önem arz etmiyor
mayalanmak
Sahnedegıda veya içeceğin kimyasal süreçten geçmesi
The dough needs time to ferment
Hamurun mayalanmak için zamana ihtiyacı var
çorba
Sahnedesebzelerin veya etin pişirilmesiyle yapılan sıcak sıvı yiyecek
The soup is hot
Çorba sıcak
çorba
et, balık veya sebzelerin suda kaynatılmasıyla yapılan sıcak sıvı yiyecek
I like chicken soup
Tavuk çorbasını severim
çorba
sebzelerin veya etin suda pişirilmesiyle hazırlanan sıvı yiyecek
This soup is tasty
Bu çorba lezzetli
arkadaş
Sahnedesevdiğiniz ve birlikte vakit geçirdiğiniz kişi
He is my friend
O benim arkadaşım
Akrabalar
Kan bağı veya evlilik yoluyla birbirine bağlı insan grubu
They are my friends
Onlar benim akrabalarım
destekçiler
bir grubu veya davayı destekleyen insanlar
The museum has many friends who donate money
Müzenin para bağışlayan birçok destekçisi var
arkadaşlar
tanıdığınız ve sevdiğiniz insanlar
I have many friends
Benim birçok arkadaşım var
geleneksel
Sahnedegeleneklere dayanan
They wore traditional clothes
Geleneksel kıyafetler giydiler
kış
Sahnedeyılın en soğuk mevsimi
Winter is very cold
Kış çok soğuktur
kışlamak
kışı bir yerde geçirmek
Many birds winter in warmer climates
Birçok kuş kışı daha sıcak iklimlerde geçirir
ciddiyetle
Sahnedeiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
ciddiyetle
içten ve ciddi bir biçimde
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
düzeltme
Sahnedebir şeyi doğru hale getirmek için yapılan değişiklik
I made a correction to the text
Metinde bir düzeltme yaptım
düzeltme
bir şeyi doğru hale getirmek için yapılan değişiklik
He made a correction to his homework
Ödevine bir düzeltme yaptı
iki
Sahnede1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
iki
2 sayısı
I have two dogs
İki köpeğim var
günaydın
Sahnedesabahları birisiyle karşılaşıldığında kullanılan nazik bir ifade
Good morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
açıklamak
Sahnedebir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
açıklamak
bir şeyi kolay anlaşılır kılmak için nedenlerini veya detaylarını vermek
Can you explain this rule
Bu kuralı açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this math problem to me
Bu matematik problemini bana açıklayabilir misin
birisi
Sahnedebilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
biri
bilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
çilek
Sahnededışında tohumları olan küçük, kırmızı ve tatlı bir meyve
I love strawberries
Çilekleri seviyorum
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
elbette
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
atlamak
Sahnedebir taşıta hızlıca binmek
He is jumping into the car
O arabaya atlıyor
zıplamak
yerden havaya doğru sıçrama eylemi
He is jumping over the fence
O çitin üzerinden zıplıyor
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılıp başka bir yere gitmek
It is time to go out
Dışarı çıkma zamanı geldi
gezmek
eğlenmek için evden ayrılmak
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
sönmek
yanmayı veya çalışmayı durdurmak
The lights suddenly went out
Işıklar aniden söndü
gönderilmek
bir yere ulaştırılmak üzere yola çıkmak
The invitations went out yesterday
Davetiyeler dün gönderildi
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılıp dışarı gitmek
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
seramik
Sahnedekilden yapılan ve pişirilerek sertleştirilen malzeme
The vase is made of ceramic
Vazo seramikten yapılmıştır
ayrıcalık
Sahnedebir kuraldan veya sorumluluktan muaf tutulma izni
He thinks he gets a free pass just because he is the boss
Patron olduğu için kendisine bir ayrıcalık tanındığını sanıyor
ayrıcalık
bir şeyi cezasız yapma izni
He got a free pass for his mistake
Hatası için ona ayrıcalık tanındı
kazara
Sahnedekasıtlı olmayan, şans eseri gerçekleşen
It was an accidental mistake
Bu kazara yapılmış bir hataydı
tesadüfi
planlanmamış, rastlantı sonucu olan
Their meeting was accidental
Karşılaşmaları tesadüfidir
gizlice takip etmek
Sahnedebirini gizlice veya takıntılı bir şekilde takip etmek
He began to stalk her
Onu gizlice takip etmeye başladı
sap
bir bitkinin ana gövdesi
The celery stalk is green
Kereviz sapı yeşildir
takip etmek
birini gizlice izlemek
He stalked his target through the park
Hedefini park boyunca gizlice takip etti
bağlılık
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik verilen söz veya kesin karar
He has a strong commitment to his work
İşine karşı güçlü bir bağlılığı var
pek çok
Sahnedebüyük bir sayı veya miktar
I have lots of friends
Pek çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
I visit her lots
Onu sık sık ziyaret ederim
kura
bir şeyi şans eseri belirleme yöntemi
We decided by drawing lots
Kura çekerek karar verdik
grup
insanların oluşturduğu topluluk
I saw lots of people
Birçok insan gördüm
pek çok
bir şeyin büyük bir miktarı
I have lots of friends
Pek çok arkadaşım var
ilginç
Sahnedemerak uyandıran
The book is very interesting
Kitap çok ilginç
ilgi çekici
bir şeyi merak etme veya öğrenme isteği uyandıran
This book is very interesting
Bu kitap çok ilgi çekici
şaka yapmak
Sahnedeciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
çocuk
genç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
anlamsız
Sahnedebir amacı veya yararı olmayan
This conversation is pointless
Bu konuşma anlamsız
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
çıkmak
Sahnedebir yerden veya binadan ayrılmak
You should get out of the house
Evden çıkmalısın
çıkarmak
bir şeyi üretmek veya yayınlamak
They get out a new magazine
Yeni bir dergi çıkarıyorlar
çıkarmak
bir şeyi bir yerin içinden almak
Get the key out of the lock
Anahtarı kilitten çıkar
duyulmak
birçok kişi tarafından öğrenilir hale gelmek
The news will get out eventually
Haber sonunda duyulacak
dışa vurmak
bir duygu veya hissi açığa çıkarmak
You should get out your anger
Öfkeni dışa vurmalısın
çıkmak
bir yerden ayrılmak
Please get out of the room
Lütfen odadan çık
gitmek
bir yerden uzaklaşmak
It is time for us to get out
Bizim gitme vaktimiz geldi
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
bir yerde
Sahnedebelirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
bir yer
Sahnedebilinmeyen veya belirtilmemiş bir konum
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir mekan
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
tanımak
Sahnedebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
havalı
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
That car is so cool
O araba çok havalı
sakin
heyecanlı veya kızgın olmayan
Keep cool during the test
Sınav sırasında sakin kal
serin
sıcak veya ılık olmayan
The weather is cool today
Bugün hava serin
saat
Sahnede60 dakikalık zaman birimi
It took two hours to finish
Bitirmesi iki saat sürdü
saatlerce
uzun veya belirsiz bir süre
I waited for hours
Saatlerce bekledim
saat
altmış dakikalık zaman dilimi
We waited for two hours
İki saat bekledik
saat
altmış dakikalık bir zaman dilimi
I have been waiting for two hours
İki saattir bekliyorum
atlatmak
Sahnedebir hastalık veya sorunu aşmak
It took him a week to get over the flu
Gripi atlatması bir haftasını aldı
geçmek
bir yere gitmek veya varmak
Can you get over here quickly
Hızlıca buraya gelebilir misin
aşmak
fiziksel bir engelin üzerinden geçmek veya tırmanmak
He had to get over the wall
Duvarı aşması gerekiyordu
kandırmak
birini aldatmak veya yanıltmak
He tried to get over on me
Beni kandırmaya çalıştı
bir
Sahnede1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
bölüm
bir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
binmek
Sahnedebir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
dahil olmak
bir durumun veya faaliyetin parçası olmaya başlamak
I want to get in the game
Oyuna dahil olmak istiyorum
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
iletişim kurmak
biriyle haberleşmek veya irtibat sağlamak
I need to get in touch with my boss
Patronumla iletişim kurmam gerekiyor
gözetim
Sahnedeinsanları veya yerleri yakından izleme eylemi
The police kept the suspect under surveillance
Polis şüpheliyi gözetim altında tuttu
ay
Sahnedeotuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
yılın on iki bölümünden her biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
temiz
Sahnedekir veya leke barındırmayan
Please put on a clean shirt
Lütfen temiz bir gömlek giy
tamamen
bütünüyle veya tamamen
I clean forgot the date
Tarihi tamamen unuttum
temiz
yasadışı veya dürüst olmayan işlere karışmamış
He has a clean record
Onun sicili temiz
adil
hile yapmadan kurallara uygun
They played a clean game
Adil bir oyun oynadılar
anlaşılır
kolayca kavranabilen veya yorumlanabilen
This is a clean answer
Bu anlaşılır bir cevap
yumruklamak
özellikle yüzüne sertçe vurmak
He cleaned him in the face
Onun yüzünü yumrukladı
masum
bir suçtan dolayı suçlu olmayan
The jury found him clean
Jüri onu masum buldu
temiz
yasa dışı hiçbir şey yapmamış olan
His record is clean
Onun sicili temiz
pak
kir veya leke içermeyen
Please keep your room clean
Lütfen odanı pak tut
lekesiz
kirden tamamen arındırılmış
The glass is completely clean
Bardak tamamen lekesiz
banka
Sahnedeparanın saklandığı finansal kurum
I have a bank account
Bir banka hesabım var
nehir kıyısı
bir nehrin yanındaki toprak alan
We sat on the river bank
Nehir kıyısında oturduk
yana yatmak
bir yana doğru eğilmek
The plane banked to the left
Uçak sola doğru yattı
biriktirmek
bir şeyi daha sonra kullanmak üzere saklamak
You should bank your savings for later
Birikimlerini daha sonrası için saklamalısın
genelev
Sahnedeseks için para ödenen yer
The police raided the whorehouse
Polis geneleve baskın düzenledi
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I search for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
kendine gelmek
Sahnedebaygınlıktan sonra tekrar bilincini kazanmak
He came to after the accident
Kazadan sonra kendine geldi
varmak
bir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
başlamak
bir şeyi yapmaya girişmek
I come to like this song
Bu şarkıyı sevmeye başlıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
We will come to the city soon
Şehre yakında varacağız
ilgili olmak
bir konu hakkında olmak
When it comes to cooking he is an expert
Yemek pişirmek söz konusu olduğunda o bir uzmandır
gelmek
bir noktaya veya duruma ulaşmak
We have come to a difficult decision
Zor bir karara geldik
ayılmak
tekrar bilinci yerine gelmek
The patient started to come to after the surgery
Hasta ameliyattan sonra ayılmaya başladı
kendine gelmek
baygınlıktan sonra bilincin geri dönmesi
She finally came to after the accident
Kazadan sonra nihayet kendine geldi
sonuçlanmak
belirli bir duruma yol açmak
The total bill came to fifty dollars
Toplam fatura elli dolar ile sonuçlandı
uğramak
birini görmek için bir yere gitmek
Please come to my house this evening
Lütfen bu akşam evime uğra
aklına gelmek
bir fikrin veya düşüncenin zihinde belirmesi
The idea came to me suddenly
Fikir aniden aklıma geldi
sürekli
Sahnedeher zaman olan veya durmayan
The noise was constant
Gürültü süreklidir
sabit
bilimsel bir denklemde değişmeyen sayı
The value of pi is a constant
Pi sayısı bir sabittir
fiziksel sabit
doğa yasalarında değeri değişmeyen nicelik
The speed of light is a physical constant
Işık hızı bir fiziksel sabittir
ilişki
Sahnedeiki şey arasındaki bağ
There is a close relation between diet and health
Beslenme ve sağlık arasında yakın bir ilişki vardır
akraba
ailenizden olan kimse
She is a close relation of mine
O benim yakın bir akrabam
şans
Sahnedetesadüfen gerçekleşen iyi şeyler
I had some good luck
Biraz şansım vardı
şans eseri bulmak
Sahnedeiyi bir talih sonucu bir şeye sahip olmak
He lucked into this amazing job
O şans eseri bu harika işi buldu
şans
iyi veya kötü şeylerin gerçekleşmesine neden olan güç
Luck can change quickly
Şans hızla değişebilir
berbat
Sahnedeaşırı derecede hoş olmayan veya düşük nitelikli
The weather is terrible today
Bugün hava berbat
berbat
çok kötü
The weather was terrible
Hava berbattı
kötü
çok nahoş olan
The weather is terrible today
Bugün hava çok kötü
nazik
Sahnedekaba olmayan ve sakin
He is a gentle person
O nazik bir insan
nazik
kibar veya iyi kalpli kişi
He is a gentle man
O nazik bir adamdır
yumuşak
sakin ve sert olmayan
He has a gentle voice
Onun yumuşak bir sesi var
özel
Sahnedebelirli bir kişiye ait olan
This is a personal matter
Bu özel bir mesele
şahsi
Sahnedebelirli bir kişiyle ilgili olan
I have a personal opinion
Şahsi bir fikrim var
kişisel
birinin karakterine yönelik ve kırıcı olan
His comments were too personal
Yorumları çok kişiseldi
satıcı
Sahnedeürün veya hizmetleri satan kişi
The salesman showed me the new car
Satıcı bana yeni arabayı gösterdi
satıcı
eşya veya hizmet satan kişi
The salesman was very helpful
Satıcı çok yardımcıydı
inanılmaz
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
The view is incredible
Manzara inanılmaz
şarkı söyleme
Sahnedesesini kullanarak müzik yapma
I heard her singing a song
Onun bir şarkı söylediğini duydum
yeni konuya geçmek
Sahnedebaşka bir konuya geçmek
Let's move on to the next topic
Hadi bir sonraki konuya geçelim
atlatmak
geçmişteki kötü bir olayın etkisinden kurtulup hayatına devam etmek
She is ready to move on after the breakup
Ayrılıktan sonra hayatına devam etmeye hazır
ilerlemek
bir sonraki aşamaya geçmek
We should move on to the next topic
Bir sonraki konuya ilerlemeliyiz
yeni bir başlangıç yapmak
önceki bir işi bitirdikten sonra farklı bir şeye başlamak
It is time to move on with your life
Hayatına yeni bir başlangıç yapma zamanı geldi
saniye
Sahnededakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
ikinci
birinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Whoa, look at that!
Vay, şuna bak!
duyuru
Sahnedebilgi veya uyarı veren yazılı beyan
There is a notice on the wall
Duvarda bir duyuru var
fark etmek
bir şeyi görmek veya dikkat etmek
I noticed a new sign
Yeni bir tabela fark ettim
dikkat
bir şeye dikkatini verme durumu
His new car caught my notice
Yeni arabası dikkatimi çekti
kalça
Sahnedeüzerine oturulan vücut bölümü
He fell on his butt
Kalçasının üzerine düştü
dipçik
bir aletin veya silahın tutulan kalın ucu
He held the rifle by the butt
Tüfeği dipçiğinden tuttu
alay konusu
dalga geçilen kişi veya şey
He is the butt of the joke
Şakanın alay konusu o
toslamak
baş ile sertçe vurmak
The goat butted the fence
Keçi çite tosladı
kalmak
Sahnedebir durumun değişmeden varlığını sürdürmesi
The problem remained a mystery
Sorun bir gizem olarak kaldı
kalmak
bir yerde ayrılmadan durmaya devam etmek
He remained in the office
O ofiste kaldı
kalmak
aynı durumda olmaya devam etmek
He remained calm during the meeting
O toplantı sırasında sakin kaldı
uğramak
Sahnedekısa süreliğine birini ziyaret etmek
I will stop by later
Daha sonra uğrayacağım
uğramak
bir kişi veya yeri kısa süreliğine ziyaret etmek
I will stop by your office later
Daha sonra ofisine uğrayacağım
hediye
Sahnedebirine ücretsiz olarak verilen şey
This is a gift for you
Bu senin için bir hediye
yetenek
Sahnedebir şeyi iyi yapma konusundaki doğal kabiliyet
She has a gift for music
Onun müzik konusunda bir yeteneği var
hediye etmek
birine bir şeyi karşılıksız vermek
She decided to gift the book to her friend
Kitabı arkadaşına hediye etmeye karar verdi
yetki
bir şeyi kararlaştırma veya verme hakkı
She has the gift to make final decisions
Nihai kararları verme yetkisi var
geri dönmek
Sahnedebir yere veya bir aktiviteye tekrar gitmek
I will get back to work
İşe geri döneceğim
geri almak
kaybedilen bir şeyi yeniden elde etmek
I want to get back my book
Kitabımı geri almak istiyorum
barışmak
bir sorun yaşadıktan sonra biriyle arayı düzeltmek
They decided to get back together
Tekrar bir araya gelmeye karar verdiler
öcünü almak
birine yaptığı kötülüğe karşılık zarar vermek
He wanted to get back at her
Ondan öcünü almak istedi
bildirmek
Sahnedebir konu hakkında bilgi vermek
She reported the news to her boss
Haberleri patronuna bildirdi
rapor
bir olay veya durum hakkındaki anlatım
She gave a detailed report
Detaylı bir rapor verdi
bildirmek
talimat üzerine bir yere gitmek
Report to the manager immediately
Derhal müdüre başvurun
rapor
bilgi veya bulguların yazılı açıklaması
I wrote a report for school
Okul için bir rapor yazdım
şşş
Sahnedebirine sessiz olmasını söylemek için kullanılır
Shh, be quiet
Şşş, sessiz ol
şşş sesi
birine sessiz olmasını söylemek için çıkarılan ses
He made a shh sound
Şşş sesi çıkardı
şşş
birinden sessiz olmasını istemek için çıkarılan ses
Shh the movie has started
Şşş film başladı
ast
Sahnederütbe veya mevki bakımından daha aşağıda olan kişi
He manages five subordinates
Beş astını yönetiyor
tarif edilemez
Sahnedebetimlenemeyecek kadar büyük veya aşırı
She felt unspeakable joy
Tarif edilemez bir mutluluk hissetti
evlenmek
Sahnedeevlilik bağıyla bağlanmak
They want to get married
Evlenmek istiyorlar
evli
bir eşe sahip olma durumu
They are married
Onlar evli
evlenmek
nikah kıyarak eş olma
They will get married in June
Onlar haziranda evlenecekler
evlenmek
bir eşe sahip olmak
They want to get married soon
Yakında evlenmek istiyorlar
rahatlamak
Sahnededinlenmek ve sakinleşmek
Just chill out and listen to music
Sadece rahatla ve müzik dinle
kontrol etmek
SahnedeDoğru veya kabul edilebilir olup olmadığını görmek için bakmak
Please check out the report
Lütfen raporu kontrol et
süzmek
Birine romantik veya hayranlık dolu bir ilgiyle bakmak
He was checking her out
Onu süzüyordu
ödünç almak
bir kütüphaneden belirli bir süreliğine bir şey almak
I need to check out this book from the library
Bu kitabı kütüphaneden ödünç almam gerekiyor
çıkış yapmak
otelden ayrılma veya mağazada ödeme yapma işlemi
We need to check out by noon
Öğlene kadar çıkış yapmamız gerekiyor
çıkış
bir otelden ayrılma veya kasada ödeme yapma işlemi
Please complete your hotel check-out before noon
Lütfen otelden çıkış işlemlerinizi öğleden önce tamamlayın
kontrol etmek
bir şeyin doğru olup olmadığını incelemek
I will check out the facts
Gerçekleri kontrol edeceğim
firar etmek
Sahnedehapsedildiği bir yerden çıkmak
The prisoner escaped from jail
Mahkum hapishaneden firar etti
gözlem
bir şeyi dikkatle dinleme veya izleme eylemi
His escape of the surroundings was intense
Çevreyi gözlemlemesi yoğundu
aklından çıkmak
bir bilgiyi hatırlayamamak veya bir şeyi anlayamamak
His name escapes me right now
İsmi şu an aklımdan çıkıyor
kaçmak
bir yerden veya durumdan kurtulup uzaklaşmak
The prisoners tried to escape
Mahkumlar kaçmaya çalıştı
vazektomi
Sahnedeerkeğin çocuk sahibi olmasını engellemek için yapılan cerrahi işlem
He decided to have a vasectomy
Vazektomi yaptırmaya karar verdi
vazektomi
erkeğin çocuk sahibi olmasını engellemek için yapılan cerrahi işlem
He decided to get a vasectomy
Vazektomi yaptırmaya karar verdi
vazektomi
erkekler için uygulanan cerrahi kısırlaştırma işlemi
He decided to have a vasectomy
Vazektomi yaptırmaya karar verdi
milyon
Sahnedebin tane binlikten oluşan sayı
A million people live here
Burada bir milyon insan yaşıyor
tekrar tekrar
Sahnedebirçok kez
I have told you time and again to be careful
Sana dikkatli olmanı tekrar tekrar söyledim
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
iyileştirmek
Sahnedebir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
Sahnedebir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm