

The Queen's Gambit — 1. Sezon Bölüm 3
Kelimeler ve anlamları
499 kelime
Seviye
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
sık sık
Sahnedebirçok kez veya düzenli olarak
I often visit my grandmother
Büyükannemi sık sık ziyaret ederim
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
göze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın
sabote etmek
Sahnedebir şeyi kasten bozmak veya tahrip etmek
They tried to sabotage the bridge
Köprüyü sabote etmeye çalıştılar
baltalamak
bir planı veya girişimi kasten bozmak
He tried to sabotage her career
Onun kariyerini baltalamaya çalıştı
sabote etmek
bir şeye kasten zarar vermek veya onu yok etmek
They tried to sabotage the project
Projeyi sabote etmeye çalıştılar
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
kenara kaymak
Sahnedeküçük bir miktar yer değiştirmek
Can you scooch over a bit?
Biraz kenara kayabilir misin?
yarım sayfa
Sahnedebir belgenin veya yayının yarısı olan kısım
The report is a half page long
Rapor yarım sayfa uzunluğunda
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
mademki
Sahnedebir durum gerçekleştiği için
Now that you are here, we can start
Madem buradasın, başlayabiliriz
mademki
yeni bir durum nedeniyle bir şeyin doğru olduğunu açıklamak için kullanılır
Now that you are here we can start
Mademki buradasın başlayabiliriz
hobi
Sahnedeboş zamanlarda eğlence için yapılan etkinlik
Gardening is a relaxing pastime
Bahçecilik rahatlatıcı bir hobidir
istemek
Sahnedebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
bir şeye sahip olmayı dilemek
I wanna drink
Bir şeyler içmek istiyorum
yüz
Sahnede100 sayısı
I have one hundred dollars
Yüz dolarım var
dünya standartlarında
Sahnededünyadaki en yüksek kalitede olan
This hotel is world class
Bu otel dünya standartlarındadır
dünya çapında
dünyadaki en iyiler arasında olan
He is a world class athlete
O dünya çapında bir sporcudur
dünya çapında
dünyadaki en iyiler arasında olan
This is a world class hotel
Bu dünya çapında bir otel
düzine
Sahnedeon iki adetlik grup
I bought a dozen eggs
Bir düzine yumurta aldım
şampiyon
Sahnedebir yarışmayı kazanan kişi
He is the world champion
O, dünya şampiyonu
savunmak
bir davanın veya fikrin destekçisi olmak
She will champion the cause of education
O eğitim davasını savunacak
mesele
Sahnedeçok önemli olan durum
It is a big deal
Bu büyük bir mesele
başa çıkmak
bir sorunu çözmek için harekete geçmek
I can deal with this
Bununla başa çıkabilirim
çok miktar
bir şeyin büyük miktarı
This task takes a great deal of time
Bu görev çok fazla zaman alıyor
yasa dışı ticaret yapmak
yasa dışı ürünlerin alım satımını yapmak
He was arrested for dealing drugs
Uyuşturucu ticaretinden tutuklandı
savunma
Sahnedesaldırıya karşı koruma eylemi
The city has a strong defense
Şehrin güçlü bir savunması var
savunma
mahkemede sanığı temsil eden avukatlar
The defense argued that he was innocent
Savunma onun masum olduğunu iddia etti
savunma
suçlandığında kendini korumak için yapılan açıklama
He had no defense for his actions
Yaptıkları için hiçbir savunması yoktu
savunma
kişinin eylemlerini açıklayan veya haklı çıkaran ifade
He offered a strong defense for his actions
Eylemleri için güçlü bir savunma sundu
tanıştırmak
Sahnedebirini başka biriyle tanıştırmak
I want to introduce you to my friend
Seni arkadaşımla tanıştırmak istiyorum
tanıştırmak
birini başkasına ilk kez tanıtmak
I want to introduce my friend to you
Arkadaşımı seninle tanıştırmak istiyorum
tanıtmak
bir şeyi ilk defa bir yere getirmek
The company introduced a new product
Şirket yeni bir ürün tanıttı
tanıtmak
yeni bir şeyi ortaya koymak
The company introduced a new phone
Şirket yeni bir telefon tanıttı
hazırlıksız
Sahnedebeklemediği bir duruma karşı hazır olmama hali
The question caught me off guard
Soru beni hazırlıksız yakaladı
hızlı
Sahnedeyüksek hızda
He runs very fast
O çok hızlı koşar
oruç tutmak
belirli bir süre boyunca yemek yememek
He decided to fast for a day
Bir gün boyunca oruç tutmaya karar verdi
ileri
saatin gerçek zamandan daha ileride olması
My watch is five minutes fast
Saatim beş dakika ileri
derince
genellikle uyku için kullanılan derin bir şekilde
The baby is fast asleep
Bebek derin uykuda
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
yüzünden
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
We stayed home because of the rain
Yağmur yüzünden evde kaldık
-den dolayı
bir şeyin sonucu olarak
We stayed at home because of the rain
Yağmurdan dolayı evde kaldık
yüzünden
bir şeyin sebep olduğu durum
The game was canceled because of the rain
Maç yağmur yüzünden iptal edildi
yüzünden
bir durumun nedeni olarak
We stayed home because of the rain
Yağmur yüzünden evde kaldık
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
en iyi dilekler
Sahnedebirine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
-e kadar
Sahnedebelli bir sınıra veya miktara kadar
It can take up to ten days
On güne kadar sürebilir
yapmak
bir aktiviteyle meşgul olmak
What are you up to
Ne yapıyorsun
-e kadar
belirli bir yere kadar
He walked up to the door
Kapıya kadar yürüdü
gücü yetmek
bir şeyi yapabilmek için gereken enerjiye sahip olmak
I am not up to going out today
Bugün dışarı çıkmaya gücüm yetmiyor
e kadar
belirli bir sınıra kadar olan
The room holds up to ten people
Oda on kişiye kadar insan alabiliyor
sorumluluk
bir kişinin seçim yapma görevi
The choice is up to you
Seçim senin sorumluluğunda
bağlı
birinin tercihine veya kararına göre hareket etmek
It is up to you
Bu sana bağlı
kadar
bir miktarın ulaşabileceği en üst sınır
Up to five people can sit here
Buraya beş kişiye kadar oturabilir
peşinde
bir işle meşgul olmak
What have you been up to lately
Son zamanlarda neler peşindesin
sunmak
Sahnedebirine bir şey vermek veya teklif etmek
She presented him with a gift
Ona bir hediye sundu
şimdiki zaman
şu an gerçekleşmekte olan zaman
Focus on the present
Şimdiki zamana odaklan
ortaya çıkarmak
bir şeyin olmasına neden olmak
This situation presents a problem
Bu durum bir sorun ortaya çıkarıyor
hediye
birine verilen nesne
I bought a present for my friend
Arkadaşım için bir hediye aldım
bir zamanlar
Sahnedegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
bir kez
tek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
olduğunda
olduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
seçmek
Sahnedebir şeyi tercih etmek veya seçmek
Pick a color
Bir renk seç
almak
Sahnedebir nesneyi elinize almak veya kaldırmak
Pick up your book
Kitabını al
pena
telli çalgıları çalmak için kullanılan küçük alet
He lost his guitar pick
Gitar penasını kaybetti
temizlemek
küçük bir boşluktan bir şeyi çıkarmak
Use a toothpick to pick your teeth
Dişlerini temizlemek için kürdan kullan
coşku
Sahnedebüyük mutluluk ve heyecan duygusu
The fans were in ecstasy
Hayranlar büyük bir coşku içindeydi
coşku
çok büyük bir mutluluk hissi
She was in ecstasy
Büyük bir coşku içindeydi
ekstazi
İnsanları çok mutlu ve enerjik hissettiren güçlü bir yasa dışı uyuşturucu
He took ecstasy at the party
Partide ekstazi aldı
zorlamak
Sahnedebirini bir eyleme mecbur bırakmak
They forced him to leave
Onu gitmeye zorladılar
kuvvet
polis veya asker gibi insanlardan oluşan grup
He joined the police force
Polis kuvvetine katıldı
zorlamak
bir şeyi hareket ettirmek için fiziksel güç kullanmak
He forced the door open
Kapıyı açmak için zorladı
kuvvet
fiziksel dayanıklılık veya bedensel güç
He pushed the door with force
Kapıyı kuvvetle itti
beyin
Sahnededüşünce ve duyguları kontrol eden, kafanın içindeki yumuşak organ
The brain controls the body
Beyin vücudu kontrol eder
zeka
düşünme ve öğrenme yeteneği
He has a great brain
Onun harika bir zekası var
muayene
bir sağlık durumunu kontrol etme işlemi
The doctor performed a medical examination
Doktor bir muayene yaptı
kafasına vurmak
birinin kafasına çok sert şekilde vurmak
He threatened to brain his enemy with a club
Düşmanının kafasına sopayla vurmakla tehdit etti
satın almak
Sahnedepara ödeyerek bir şeye sahip olmak
I want to buy a car
Bir araba satın almak istiyorum
inanmak
bir şeyin doğru olduğunu kabul etmek
I don't buy his story
Onun hikayesine inanmıyorum
satın alınan şey
satın alınan ürün veya eşya
This dress was a great buy
Bu elbise harika bir alışverişti
sebep olmak
bir durumun veya sorunun meydana gelmesine yol açmak
His arrogance bought him a lot of trouble
Kibri başına çok dert açtı
kontrol etmek
Sahnedebir şeyi yönetmek veya ona hükmetmek
He can control the robot
Robotu kontrol edebilir
kontrol
Sahnedebir şeyi yönetme veya düzenleme eylemi
She lost control of the car
Arabanın kontrolünü kaybetti
kontrol
deney sonuçlarını karşılaştırmak için kullanılan standart
The scientists used a control for their experiment
Bilim insanları deneyleri için bir kontrol kullandılar
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
saç
Sahnedekafa derisinde yetişen teller
I cut my hair
Saçımı kestirdim
kıl payı
çok küçük bir miktar veya mesafe
He won by a hair
Kıl payı kazandı
kıl
insan vücudunda yetişen ince teller
He has hair on his arms
Kollarında kıl var
saç
insanın başında büyüyen ince teller
She has long brown hair
Onun uzun kahverengi saçları var
bırakmak
Sahnedebirine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
ayrılmak
bir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
bir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
karşı
Sahnedebir görüşe veya plana karşı olma durumu
He is against the plan
O bu plana karşı
karşı
Sahnedebir şeye veya birine muhalif olma durumu
He is against the new plan
O yeni plana karşı
dayalı
bir şeye temas eden veya yaslanmış durumda olan
He leaned against the wall
Duvara yaslandı
aykırı
bir duruma veya fikre zıt olan
It is against the rules
Bu kurallara aykırı
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
saat
60 dakikalık zaman dilimi
I will be there in an hour
Bir saat içinde orada olacağım
bira
Sahnedetahıllardan yapılan alkollü bir içecek
I would like a beer
Bir bira isterim
bira
tahıldan yapılan alkollü bir içecek
I would like a beer
Bir bira istiyorum
sağlamak
birine bir şey vermek
Can you beer me the pen
Bana kalemi sağlayabilir misin
ikram etmek
birine özellikle alkollü bir içecek vermek
Let me beer you a drink
Sana bir içecek ikram edeyim
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
dolar
SahnedeABD ve bazı diğer ülkelerin temel para birimi
This book costs ten dollars
Bu kitap on dolar
dolar
ABD ve bazı ülkelerde kullanılan temel para birimi
This book costs ten dollars
Bu kitap on dolar
kişi
Sahnedeinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
tek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
ad
Sahnedeebeveynlerin çocuğa verdiği isim
What is your first name
Adın ne
isim
soyadı dışındaki kişisel ad
Write your first name here
Buraya ismini yaz
ad
kişinin soyadı olmayan ismi
What is your first name
Adınız nedir
isim
kişinin soyadı dışındaki adı
You can call me by my first name
Bana ismimle hitap edebilirsin
kulüp
Sahnedeortak ilgi alanına sahip kişilerin kurduğu organizasyon
I joined the chess club
Satranç kulübüne katıldım
golf sopası
golfte topa vurmak için kullanılan sopa
He bought a new golf club
Yeni bir golf sopası aldı
kulüp sandviç
üç dilim ekmek et peynir ve sebzeyle yapılan sandviç
I ordered a club sandwich for lunch
Öğle yemeği için bir kulüp sandviç sipariş ettim
yaka
giysinin boyun kısmına gelen parça
The shirt has a white collar
Gömleğin beyaz bir yakası var
basit
Sahnedezor veya karmaşık olmayan
This is a simple task
Bu basit bir görev
sade
gösterişsiz veya karmaşık olmayan
She wore a simple dress
Sade bir elbise giydi
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
I like to keep things simple
İşleri basit tutmayı severim
güvenli
Sahnedetehlikeli veya riskli olmayan
You are safe here
Burada güvendesin
çelik kasa
Sahnededeğerli eşyaları korumak için kullanılan metal kutu
The documents are in the safe
Belgeler çelik kasada
güvenilir
bir işi iyi yapacağına inanılan
She is a safe choice for the job
O bu iş için güvenilir bir seçenek
kesin
bir şeyden emin olma durumu
It is a safe bet
Bu kesin bir bahis
önünde
Sahnedebir şeyin veya birinin ön kısmında olan
The car is in front of the house
Araba evin önünde
gözü önünde
birinin bulunduğu yer
Do not talk in front of him
Onun gözü önünde konuşma
önünde
bir şeyin veya kişinin doğrudan ilerisindeki alan
He is waiting in front of the door
O kapının önünde bekliyor
önünde
birinin veya bir şeyin karşısındaki konum
The car is in front of the house
Araba evin önünde
zihin
Sahnedekişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
rahatsız olmak
Sahnedebir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
çamaşır ipi
Sahnedeıslak çamaşırları kurutmak için asılan ip
I hung the wet clothes on the clothesline
Islak çamaşırları çamaşır ipine astım
belirginleştirmek
Sahnedebir şeyin daha kolay fark edilmesini sağlamak
This dress brings out her beauty
Bu elbise onun güzelliğini belirginleştiriyor
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya getirmek
Please bring out the chairs
Lütfen sandalyeleri dışarı çıkar
yayınlamak
bir eseri halkın kullanımına sunmak
They will bring out a new movie
Yeni bir film yayınlayacaklar
ortaya çıkarmak
bir şeyi fark edilebilir hale getirmek
The sun brings out the colors of the flowers
Güneş çiçeklerin renklerini ortaya çıkarır
gururla
Sahnedegurur duyduğunu belirtecek şekilde
She smiled proudly at her son
Oğluna gururla gülümsedi
parça
Sahnedebir bütünün küçük bir kısmı
I have a piece of cake
Bir parça kekim var
birleştirmek
ayrı parçaları bütün oluşturacak şekilde bir araya getirmek
I will piece these parts together
Bu parçaları birleştireceğim
sapasağlam
zarar görmemiş
The box arrived in one piece
Kutu sapasağlam ulaştı
adet
belirli bir türden tek bir nesne
I have two pieces of furniture
İki adet mobilyam var
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
sadece
daha fazlası olmayan
I have only two dollars
Sadece iki dolarım var
geri çekilme
Sahnedesavaş sırasında düşmandan uzaklaşma eylemi
The army is retreating
Ordu geri çekiliyor
yaş
Sahnedebir kişinin yaşadığı süre
Age is just a number
Yaş sadece bir sayıdır
çağ
belirli özelliklerle tanınan zaman dilimi
We live in the digital age
Dijital çağda yaşıyoruz
yaşlanmak
daha yaşlı hale gelmek
Everyone ages
Herkes yaşlanır
yaşlanmak
zaman geçtikçe daha yaşlı hale gelmek
People age as time passes
İnsanlar zaman geçtikçe yaşlanır
büyükusta
Sahnedesatrançta çok yetenekli oyuncu
The grandmaster won the chess match
Büyükusta satranç maçını kazandı
büyükustalık
profesyonel satranç oyuncuları için en yüksek derece
She earned the rank of grandmaster
Büyükustalık derecesini kazandı
usta
bir alanda çok yetenekli kişi
He is a grandmaster of martial arts
O dövüş sanatlarında bir ustadır
berbat
Sahnedeçok kötü veya düşük kaliteli
This movie is shit
Bu film berbat
kandırmak
birini kandırmak veya ona yalan söylemek
Are you shitting me
Benimle dalga mı geçiyorsun
dedi
Sahnedesözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
söyledi
bir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
bahsi geçen
daha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
söyledi
bir düşünceyi sözlü olarak ifade etmek
She said she was tired
Yorgun olduğunu söyledi
erteleme
Sahnedebir toplantının veya olayın daha sonraki bir zamana bırakılması
The court announced an adjournment
Mahkeme bir erteleme duyurdu
ilginç
Sahnedemerak uyandıran
The book is very interesting
Kitap çok ilginç
ilgi çekici
bir şeyi merak etme veya öğrenme isteği uyandıran
This book is very interesting
Bu kitap çok ilgi çekici
ilgi çekici
merak veya dikkat uyandıran
This is an interesting story
Bu ilgi çekici bir hikaye
küçük kız
Sahnedegenç bir kız çocuk
The little girl is playing
Küçük kız oyun oynuyor
küçük kız
genç kız çocuğu
The little girl is playing in the park
Küçük kız parkta oynuyor
tanıma
Sahnedebirini veya bir şeyi tanımlama eylemi
Facial recognition is useful
Yüz tanıma kullanışlıdır
takdir
bir başarıdan dolayı kamu önünde yapılan övgü
She deserves recognition for her project
Projesi için takdiri hak ediyor
otel
Sahnedeseyahat ederken konaklamak için para ödenen yer
I booked a hotel room
Bir otel odası ayırttım
otel
seyahat edenlerin kaldığı yer
The hotel is near the beach
Otel plajın yakınında
otel
gezginlerin kalabileceği ve uyuyabileceği yer
We stayed at a small hotel
Küçük bir otelde kaldık
bowling oyuncusu
Sahnedebowling oyunu oynayan kişi
He is a professional bowler
O profesyonel bir bowling oyuncusudur
melon şapka
yuvarlak sert keçeden yapılmış kenarları kıvrık şapka
He wore a black bowler
Siyah bir melon şapka taktı
dua
Sahnedetanrıya söylenen sözler
She said a short prayer
Kısa bir dua etti
dua
tanrıya yapılan sözlü veya sessiz yalvarış
My prayer was answered
Duam kabul edildi
dürtü
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik güçlü istek
He felt a compulsion to check the door
Kapıyı kontrol etme dürtüsü hissetti
keyif
Sahnedemutluluk veya tatmin duygusu
Reading books gives me great pleasure
Kitap okumak bana büyük bir keyif verir
anı defteri
Sahnedeyaşamla ilgili resim ve notların bulunduğu kitap
I keep a scrapbook of my travels
Seyahatlerimin anı defterini tutuyorum
paylaşmak
Sahnedebir şeyi başkalarıyla kullanmak ya da onlara vermek
I will share my food with you
Yemeğimi seninle paylaşacağım
pay
bir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
ortak kullanmak
bir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
paylaşmak
bir şeyi başkalarıyla aynı anda birlikte kullanmak
We share the same office
Aynı ofisi paylaşıyoruz
akıllı
Sahnedemantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
zeki
hızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
şık
iyi giyimli veya temiz görünüşlü
He looks very smart in his suit
O takım elbisesiyle çok şık görünüyor
çalışmak
Sahnedebir konu hakkında bilgi edinmek için zaman harcamak
I study English every day
Her gün İngilizce çalışırım
çalışma odası
okuma yazma veya çalışma için kullanılan oda
He is in his study
O çalışma odasında
hızlı öğrenen
bir şeyi çabuk kavrayan kimse
She is a fast study
O hızlı öğrenen biridir
araştırma
bir konunun detaylı incelenmesi
They conducted a study on the new medicine
Yeni ilaç üzerine bir araştırma yaptılar
ateş
Sahnedevücut sıcaklığının normalden yüksek olması
He has a high fever
Yüksek ateşi var
heyecan
çok büyük bir coşku veya hareketlilik durumu
There was a fever of excitement before the match
Maçtan önce büyük bir heyecan vardı
strateji
Sahnedebir amaca ulaşmak için izlenen yöntem
We need a new strategy
Yeni bir stratejiye ihtiyacımız var
kalabalık
Sahnedebirlikte bulunan çok sayıda insan
There is a large crowd at the concert
Konserde büyük bir kalabalık var
sıkıştırmak
Sahnededar bir alana sığdırmaya çalışmak
Do not crowd the passengers in the elevator
Asansördeki yolcuları sıkıştırmayın
kalabalık
bir araya gelmiş çok sayıda insan
The crowd cheered for the team
Kalabalık takım için tezahürat yaptı
tek başıma
Sahnedeyanında kimse olmadan veya yardım almadan
I live on my own
Tek başıma yaşıyorum
hamle
Sahnedebir hedefe ulaşmak için yapılan adım
Chess moves require careful thought
Satranç hamleleri dikkatli düşünmeyi gerektirir
taşınmak
bir yerden başka bir yere yerleşmek
He moves to a new city
Yeni bir şehre taşınıyor
hamleler
romantik ilgi göstermek için yapılan davranışlar
He has some smooth moves
Etkileyici hamleleri var
hareket etmek
bir yerden başka bir yere gitmek
The car moves forward
Araba ileri doğru hareket eder
en kötü
Sahnedekalite bakımından en düşük seviyede olan
This is the worst restaurant in town
Bu şehirdeki en kötü restoran
en feci
Sahnedeen ağır veya en olumsuz durumda olan
It was the worst day of his life
Hayatının en feci günüydü
en kötü
en nahoş veya en düşük kaliteli olan
This is the worst movie I have ever seen
Bu, şimdiye kadar izlediğim en kötü film
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
bağımlılık
Sahnedebir şeye duyulan güçlü ihtiyaç
Smoking is a dangerous addiction
Sigara içmek tehlikeli bir bağımlılıktır
rütbe
Sahnedebir grup içindeki seviye veya konum
He holds a high rank in the army
Orduda yüksek bir rütbeye sahip
ağır kokulu
çok kötü kokan
The room had a rank smell
Odada ağır bir koku vardı
sıralamak
bir şeyleri belirli bir sıraya koymak
The teacher ranked the students by height
Öğretmen öğrencileri boylarına göre sıraladı
yetenekli
Sahnededoğal bir yeteneği veya becerisi olan
He is a talented musician
O yetenekli bir müzisyen