

The Queen's Gambit — Season 1 Episode 5
Kelimeler ve anlamları
460 kelime
Seviye
acımasız
Sahnedeçok sert veya zalim
The attack was brutal
Saldırı acımasızdı
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
saldırganlar
Sahnedebirine veya bir şeye saldıran kişi
The attackers ran away before the police arrived
Saldırganlar polis gelmeden önce kaçtı
her ne zaman
Sahnedeherhangi bir zamanda
Call me whenever you want
İstediğin her an beni ara
her ne zaman
uygun olan herhangi bir zamanda
Come visit whenever you like
Ne zaman istersen gel
bağlanmak
bir duruma kesin olarak taahhüt etmek
We are locked into this contract
Bu sözleşmeye bağlıyız
büyümek
yaşça büyümek
Children grow up quickly
Çocuklar çabuk büyür
yetişkin olmak
yetişkin bir birey haline gelmek
I want to be a doctor when I grow up
Büyüdüğümde doktor olmak istiyorum
olgunlaşmak
davranışsal olarak yetişkin gibi davranmak
You need to grow up
Olgunlaşman gerekiyor
kadar
bir sınıra veya miktara kadar
The price can grow up to fifty dollars
Fiyat elli dolara kadar çıkabilir
büyümek
çocuktan yetişkine dönüşmek
I want to be a pilot when I grow up
Büyüdüğümde pilot olmak istiyorum
izinden gitmek
birinin yaptığı işi veya yaşam tarzını örnek alıp aynısını yapmak
She decided to follow the footsteps of her father and become a doctor
Babasının izinden gitmeye ve doktor olmaya karar verdi
izinden gitmek
birinin daha önce yaptığı mesleği veya aktiviteyi sürdürmek
She followed in her father's footsteps
O babasının izinden gitti
yolundan gitmek
birini örnek alıp onunla aynı kariyeri seçmek
I will follow in my teacher's footsteps
Öğretmenimin yolundan gideceğim
olgun
Sahnedetamamen gelişmiş veya büyümüş
He is very mature for his age
Yaşına göre çok olgun
olgunlaşmak
yetişkin bir duruma gelmek veya tam olarak gelişmek
He needs time to mature
Olgunlaşmak için zamana ihtiyacı var
olgun
tam olarak büyümüş veya gelişmiş
He is a mature person
O olgun bir insan
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I search for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
tamir etmek
Sahnedebozulan bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
Can you fix my bike?
Bisikletimi tamir edebilir misin?
hazırlamak
bir şeyi hazır hale getirmek
I will fix a sandwich for you
Senin için bir sandviç hazırlayacağım
sabitlemek
bir şeyi hareket etmeyecek duruma getirmek
He fixed the picture to the wall
Resmi duvara sabitledi
nefret etmek
birinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I fix people who lie
Yalan söyleyen insanlardan nefret ederim
üst kat
Sahnedezemin katın üzerindeki kat
My bedroom is upstairs
Yatak odam üst katta
ikinci sınıf
kalitesi düşük olan
This is a second rate hotel
Bu ikinci sınıf bir otel
ikinci sınıf
kalitesi düşük veya vasat olan
This is a second rate hotel
Bu ikinci sınıf bir otel
ikinci sınıf
çok iyi olmayan veya düşük kaliteli
This is a second rate hotel
Bu ikinci sınıf bir otel
belirti
Sahnedebir hastalığın olduğunu gösteren fiziksel belirti
Fever is a common symptom of the flu
Ateş, gribin yaygın bir belirtisidir
kariyer
Sahnedezaman içinde sürdürülen iş veya meslek
She wants a career in medicine
Tıp alanında bir kariyer istiyor
dişler
Sahnedeısırmak için kullanılan ağızdaki sert beyaz parçalar
Brush your teeth
Dişlerini fırçala
diş
çiğnemek için kullanılan ağızdaki sert beyaz nesne
He lost a tooth
Bir dişini kaybetti
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
Sahnedeşimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
ortak
iki veya daha fazla kişi tarafından paylaşılan
We have a lot in common
Birçok ortak noktamız var
çarpmak
Sahnedebir şeyi sertçe ve gürültülü bir şekilde kapatmak
He slams the door
Kapıyı çarpıyor
çaresiz
Sahnedekendi başına bir şey yapamayan
I felt helpless in that situation
O durumda kendimi çaresiz hissettim
Bayan
Sahnedeevli kadınlar için isimden önce kullanılan unvan
Mrs. Smith is my teacher
Bayan Smith benim öğretmenim
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
görünüşe göre
Sahnedegöründüğü kadarıyla
Apparently, he forgot the meeting
Görünüşe göre toplantıyı unuttu
bir zamanlar
Sahnedegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
olduğunda
Sahnedeolduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
bir kez
tek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
düşmek
Sahnedehızla aşağıya inmek
The temperature will fall tonight
Sıcaklık bu gece düşecek
sonbahar
yaz ve kış arasındaki mevsim
Fall is a beautiful season
Sonbahar güzel bir mevsimdir
uyuyakalmak
uyku durumuna geçmek
She fell asleep on the couch
Koltukta uyuyakaldı
mağdur
incinmiş veya kötü muamele görmüş kimse
He was just a fall in their cruel game
Onların acımasız oyununda sadece bir mağdurdu
güçlü
Sahnedebüyük bir güce veya kuvvete sahip olan
He is a strong man
O güçlü bir adamdır
keskin
tadı veya etkisi yoğun olan
The coffee has a strong taste
Kahvenin keskin bir tadı var
ikna edici
insanları inandırmada çok etkili olan
She made a strong argument
Güçlü bir argüman sundu
güçlü
yüksek beceri veya yeteneğe sahip olma
She is a strong candidate for the job
O iş için güçlü bir aday
önemli
Sahnedemiktar veya boyut olarak büyük olan
The company made a considerable profit last year
Şirket geçen yıl önemli miktarda kâr elde etti
terbiyeli
çok nazik ve saygılı davranan
He is a well mannered boy
O terbiyeli bir çocuktur
utangaç
Sahnedebaşkalarının yanında kendini rahatsız hisseden
She is a shy girl
O utangaç bir kız
biraz altında
bir sayı veya miktarın hemen altında
It is just shy of ten dollars
On doların biraz altında
öğrenci
Sahnedebir okulda eğitim gören kişi
I am a student
Ben bir öğrenciyim
tebrikler
Sahnedebir başarıyı kutlamak için söylenen sözler
Congratulations on your new job
Yeni işin için tebrikler
bütün gece
tüm gece süresince
It rained all night
Bütün gece yağmur yağdı
gece boyunca
gecenin tamamı boyunca
I stayed awake all night
Gece boyunca uyanık kaldım
fırsat
Sahnedeuygun bir zaman veya durum
This is a great opportunity
Bu harika bir fırsat
fırsat
bir şeyi yapabilme imkanı sağlayan iyi durum
This job is a great opportunity
Bu iş harika bir fırsat
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
an
çok kısa süre
It happened in a moment
Bir anda oldu
an
çok kısa bir zaman dilimi
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
kısa süre
az bir zaman aralığı
It took a short moment
Kısa bir süre aldı
uğramak
birinin evine veya bulunduğu yere gitmek
Do you want to come over tonight?
Bu akşam uğramak ister misin?
etkisine almak
birinin duygu veya davranışlarını aniden değiştirmek
I do not know what came over her
Ona ne olduğunu bilmiyorum
oturma odası
evde oturmak ve dinlenmek için kullanılan oda
We are in the living room
Oturma odasındayız
oturma odası
evde dinlenmek ve misafir ağırlamak için kullanılan oda
We are relaxing in the living room
Oturma odasında dinleniyoruz
bahsetmek
Sahnedebir şeyden kısaca söz etmek
He didn't mention the price
Fiyattan bahsetmedi
değinmek
bir konuya kısaca değinmek
Please mention your experience in the letter
Lütfen mektupta deneyiminizden değinin
çok
Sahnedebüyük miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
arsa
küçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
sık sık
birçok kez veya genellikle
I go there a lot
Oraya sık sık giderim
civarında
Sahnedebir şeye yakın bir alanda
Is there a bank around here
Buralarda bir banka var mı
etrafında
Sahnedebir şeyin her yanını çevreleyen
We sat around the table
Masanın etrafında oturduk
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
tersine
bir şeyi başka bir yöne çevirmek
Please turn around
Lütfen arkana dön
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
aklında olmak
bir şeyi planlamak veya düşünmek
What do you have in mind for dinner?
Akşam yemeği için aklında ne var?
şans
Sahnedetesadüfen gerçekleşen iyi şeyler
I had some good luck
Biraz şansım vardı
şans
iyi veya kötü şeylerin gerçekleşmesine neden olan güç
Luck can change quickly
Şans hızla değişebilir
şans eseri bulmak
iyi bir talih sonucu bir şeye sahip olmak
He lucked into this amazing job
O şans eseri bu harika işi buldu
bir gün
Sahnedegelecekte belirli olmayan bir zaman
I hope to visit Japan someday
Bir gün Japonya'yı ziyaret etmeyi umuyorum
bir gün
gelecekteki belirsiz bir zamanda
Someday I will travel the world
Bir gün dünyayı gezeceğim
hız
Sahnedehızlı olma durumu veya hareket hızı
The car traveled at high speed
Araba yüksek hızla gitti
hızlanmak
hızlı gitmek veya bir şeyi hızlandırmak
Don't speed on the highway
Otobanda hız yapma
hız
bir şeyin hareket etme oranı
The car gained speed
Araba hız kazandı
hızlandırmak
bir şeyin daha çabuk gerçekleşmesini sağlamak
We need to speed up the process
Süreci hızlandırmamız gerekiyor
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
canını yakmak
birine çok şiddetli acı vermek
These shoes are killing my feet
Bu ayakkabılar ayaklarımı çok acıtıyor
zaman öldürmek
vaktin daha hızlı geçmesi için bir şeyler yaparak uğraşmak
I read a book to kill time at the airport
Havaalanında zaman öldürmek için kitap okudum
tükenmek
çok çalışmak veya stres nedeniyle enerjisini kaybetmek
He burned out from overworking
Aşırı çalışmaktan tükendi
yakıp yok etmek
bir şeyi ateş veya ısı ile zarar verip yok etmek
The fire burnt out the building
Yangın eski binayı yakıp yok etti
çok eski
Sahnedeoldukça yaşlı veya eski
This building is ancient
Bu bina çok eski
antik
çok eski zamanlara ait
I love ancient history
Antik tarihi seviyorum
fark
Sahnedebir şeyin yol açtığı değişiklik veya etki
Your help made a big difference
Yardımınız büyük bir fark yarattı
fark
şeylerin aynı olmama durumu
What is the difference between these two?
Bu ikisi arasındaki fark nedir?
yani
söylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
düşmek
kötü bir duruma girmek
He fell into a trap
Bir tuzağa düştü
form tutmak
fiziksel olarak güçlü ve sağlıklı hale gelmek
I want to get in shape for the summer
Yaz için form tutmak istiyorum
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
ikinci sınıf
ilkokulun ikinci yılı
He is in the second grade now
O şimdi ikinci sınıfta
tutmak
Sahnedebir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
devam etmek
bir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
oldukça
Sahnedeorta derecede
It is rather cold today
Bugün hava oldukça soğuk
tercih etmek
Sahnedebir şeyi diğerinden daha çok istemek veya seçmek
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
tercih etmek
bir şeyi diğerine tercih etmek için kullanılır
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
fal kurabiyesi
içinde gelecekle ilgili bir tahmin yazılı kağıt bulunan gevrek kurabiye
I read the message inside my fortune cookie
Fal kurabiyemin içindeki mesajı okudum
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
hata
Sahnedeyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi başka bir şeyle karıştırmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
hata yapmak
bir şey hakkında yanlış yapmak
I made a mistake on my test
Sınavımda bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
davetli
Sahnedesadece davet edilenlerin katılabildiği turnuva
This is an invitational tournament
Bu davetli bir turnuvadır
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşma
fikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşma
sözlü olarak ifade edilen düşünceler
The talk was very interesting
Konuşma çok ilginçti
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
hafifçe fırlatmak
bir şeyi hafif bir hareketle atmak
He evened the paper plane into the bin
Kağıt uçağı çöp kutusuna hafifçe fırlattı
talihsiz
Sahnedekötü şansa sahip olan veya üzüntüye neden olan
It was an unfortunate accident
Bu talihsiz bir kazaydı
kişi
Sahnedeinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
tek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
mutlak
Sahnedetam veya sınırsız
He has absolute power
Onun mutlak gücü var
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
pişman olmak
Sahnedeyaptığı bir şeyden dolayı üzüntü duymak
I regret saying that
Bunu söylediğim için pişmanım
pişmanlık
yaşanan veya yapılmayan bir şey hakkında duyulan üzüntü
He expressed his regret for the mistake
Hata için pişmanlığını dile getirdi
beş yıllık
beş yıl süren
It is a five year plan
Bu beş yıllık bir plan
eski şampiyon
geçmişte bir yarışmayı kazanmış kimse
He is an ex champion boxer
O eski bir şampiyon boksör
mütevazı
Sahnedekendi yetenekleri veya başarılarından bahsetmeyen
He is very modest
O çok mütevazıdır
mütevazı
çok büyük veya pahalı olmayan
They live in a modest house
Mütevazı bir evde yaşıyorlar
karşı
Sahnedeiki taraf arasındaki karşıtlığı veya rekabeti belirten sözcük
Real Madrid versus Barcelona
Real Madrid Barcelona'ya karşı
mırıldanma
Sahnedekendi kendine kısık sesle ve anlaşılmaz şekilde konuşma
She was muttering to herself about the bad service
Kötü hizmet hakkında kendi kendine mırıldanıyordu
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
öfke
Sahnedeçok kızgın olma durumu veya hissi
His anger was obvious
Öfkesi belliydi
kızdırmak
birini öfkelendirmek
Don't anger the boss
Patronu kızdırma
öfke
kızgınlık ve hiddet duygusu
He could not hide his anger
Öfkesini gizleyemiyordu
düzine
Sahnedeon iki adetlik grup
I bought a dozen eggs
Bir düzine yumurta aldım
devrim
Sahnedehükümette veya toplumda meydana gelen ani ve köklü değişim
The French Revolution changed history
Fransız Devrimi tarihi değiştirdi
devrim
bir hükümetin veya düzenin zorla değiştirilmesi
The country had a revolution
Ülkede bir devrim oldu
şarkı
Sahnedesözleri olan müzik parçası
I love this song
Bu şarkıyı seviyorum
şarkı
sözleri olan kısa müzik parçası
She sang a short song
Kısa bir şarkı söyledi
ertesi gün
mevcut günden sonra gelen gün
I will see you the next day
Seni ertesi gün göreceğim
minnettar olmak
Sahnedebir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
takdir etmek
bir şeyin değerini veya kalitesini anlamak
I appreciate good art
İyi sanatı takdir ederim
rahatsız olmak
bir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü