

The Sopranos — Season 1 Episode 4
Kelimeler ve anlamları
723 kelime
Seviye
hecelemek
Sahnedebir kelimenin harflerini sırayla söylemek veya yazmak
How do you spell your name
İsmini nasıl hecelersin
belirtmek
genellikle kötü bir şeyin olacağının işareti olmak
This spells disaster
Bu felaket habercisidir
büyü
sihirli güce sahip sözler veya eylemler
The witch cast a spell
Cadı bir büyü yaptı
süre
kısa bir zaman aralığı
I worked there for a short spell
Orada kısa bir süre çalıştım
kazandı
Sahnedebir yarışmada veya oyunda başarı sağlamak
They won the match
Maçı onlar kazandı
zihin
Sahnedekişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
rahatsız olmak
bir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Whoa, look at that!
Vay, şuna bak!
dışında
Sahnedebelirli bir kişi veya şey hariç
Outside of this everyone is happy
Bunun dışında herkes mutlu
yürümek
Sahnedebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
çekilmek
bir durumdan veya anlaşmadan vazgeçmek
If you do not like the deal you can walk
Eğer anlaşmayı beğenmediysen çekilebilirsin
eşlik etmek
bir yere giderken birine eşlik etmek
I will walk you to the station
Seni istasyona kadar yürüyerek götüreceğim
sorumluluk almak
Sahnedebir sorumluluğu üstlenmek veya harekete geçmek
Someone needs to step up
Birinin sorumluluk alması gerekiyor
yaklaşmak
birine veya bir şeye daha yakın olmak için hareket etmek
He stepped up to the line
Çizgiye doğru yaklaştı
Geliştirmek
bir şeyi daha iyi bir duruma getirmek
You need to step up your performance
Performansını geliştirmen gerekiyor
sorumluluk almak
bir sorunu çözmek veya bir duruma müdahale etmek için inisiyatif almak
He decided to step up and lead the team
O sorumluluk almaya ve takımı yönetmeye karar verdi
artırmak
bir şeyin hızını miktarını veya yoğunluğunu yükseltmek
We need to step up our efforts
Çabalarımızı artırmamız gerekiyor
sorumluluk almak
zor zamanlarda performansı geliştirmek veya bir görevi üstlenmek
It is time to step up and lead
Sorumluluk almanın ve liderlik etmenin zamanı geldi
sinsi
Sahnedegizli veya dürüst olmayan bir şekilde davranan
He is very sneaky
O çok sinsidir
ölçek
Sahnedebir şeyi sınıflandırmak veya ölçmek için kullanılan sistem
On a scale of one to ten
Bir ile on arası bir ölçekte
terazi
bir şeylerin ağırlığını ölçmek için kullanılan cihaz
Step on the scale
Teraziye çık
pul
balıkların derisini kaplayan küçük sert parçalar
The fish has shiny scales
Balığın parlak pulları var
tırmanmak
dik bir yere yukarı doğru çıkmak
The climber scaled the wall
Dağcı duvara tırmandı
ölçek
bir şeyin boyutu veya kapsamı
We need to understand the scale of this problem
Bu sorunun ölçeğini anlamamız gerekiyor
zeki
Sahnedehızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
akıllı
Sahnedemantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
akılsız
kötü muhakeme gösteren
That was not a smart decision
Bu akılsızca bir karardı
şık
iyi giyimli veya temiz görünüşlü
He looks very smart in his suit
O takım elbisesiyle çok şık görünüyor
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
durdurmak
bir şeyin bir süreliğine gerçekleşmesini engellemek
The court decided to stay the proceedings
Mahkeme davayı durdurmaya karar verdi
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
biliyor musun
Sahnedebirinin dikkatini çekmek veya düşüncelerinizi ifade etmek için kullanılan kalıp
Do you know I have a great idea
Biliyor musun harika bir fikrim var
övgü yağdırmak
Sahnedebüyük bir heyecanla veya övgüyle konuşmak
She raved about the movie
Film hakkında övgüler yağdırdı
rave partisi
dans ve elektronik müziğin olduğu büyük gürültülü parti
They went to a rave
Bir rave partisine gittiler
saçmalamak
heyecanlı veya kontrolsüz bir şekilde konuşmak
He began to rave about the government
Hükümet hakkında saçmalamaya başladı
övgüyle bahsetmek
bir şeyden büyük heyecanla veya onaylayarak konuşmak
Critics raved about the new movie
Eleştirmenler yeni filmden övgüyle bahsetti
sayıklamak
kontrolsüz ve çılgınca bir şekilde konuşmak
The fever made him rave in his sleep
Ateş onun uykusunda sayıklamasına neden oldu
teşekkür ederim
Sahnedeminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
Sahnedebir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
kapmak
Sahnedehızlı bir hareketle bir şeyi almak
She grabbed her keys and left
Anahtarlarını kaptı ve gitti
kapmak
bir şeyi elinle hızla almak
She reached out to grab the bag
Çantayı kapmak için uzandı
çevrelemek
bir şeyi her taraftan sarmak
The walls grab the garden
Duvarlar bahçeyi çevreliyor
yetişkin
Sahnedetam gelişmiş veya ergin
He is a grown man now
O artık yetişkin bir adam
yetişkin
tam gelişmiş veya olgunlaşmış
He is a grown man now
O artık yetişkin bir adam
büyümek
miktar veya boyut olarak artış göstermek
The profit has grown this year
Kar bu yıl büyüdü
uzamak
boyca veya fiziksel olarak gelişmek
The girl has grown a lot
Kız çocuğu çok uzadı
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
evet
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılan söz
Yeah that sounds great
Evet kulağa harika geliyor
gardırop
Sahnedebir kişinin sahip olduğu tüm kıyafetler
She updated her winter wardrobe
Kışlık gardırobunu yeniledi
gardırop
kıyafetlerin asıldığı yüksek bir mobilya
Put your clothes in the wardrobe
Kıyafetlerini gardıroba koy
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığınızı belirtir
We are going to move
Taşınmaya niyetliyiz
gelecek zaman
gelecek zaman planı veya niyeti belirtir
I am going to study
Ders çalışacağım
planlamak
bir şeyi yapmayı planlamak
She is going to cook
Yemek yapmayı planlıyor
gitmek
bir yere düzenli olarak gitmek
I am going to university
Üniversiteye gidiyorum
niyetinde olmak
bir şeyi yapmayı planlamak
I am going to sleep now
Şimdi uyumaya niyetliyim
yapacak
gelecekte bir şeyin olacağını belirtmek için kullanılır
It is going to rain
Yağmur yağacak
yapacak
gelecekte yapılması planlanan bir eylemi belirtmek için kullanılır
I am going to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret edeceğim
uçup gitmek
Sahnedeartık mümkün veya geçerli olmayan
All my plans went out the window
Tüm planlarım uçup gitti
kenara kaymak
Sahnedeyer açmak için yana doğru hareket etmek
Can you move over a bit?
Biraz yana kayabilir misin?
gecikmiş
Sahnedesüresi geçmiş veya planlanandan daha geç gerçekleşen
This book is overdue
Bu kitabın süresi geçmiş
top sürmek
Sahnedekoşarken topu sürekli kısa dokunuşlarla ilerletmek
He can dribble the ball very fast
Topu çok hızlı sürebiliyor
damlatmak
bir sıvıyı küçük damlalar halinde akıtmak
She dribbled honey on the toast
Tostun üzerine bal damlattı
top sürmek
bir topu sürekli yere vurarak ilerletmek
He can dribble the ball well
Topu iyi sürebiliyor
damlamak
küçük damlalar halinde düşmek veya akmak
Water started to dribble from the tap
Musluktan su damlamaya başladı
dine hakaret
SahnedeTanrıya veya kutsal sayılan şeylere karşı yapılan saygısızca söz veya davranış
He was accused of blasphemy for his comments
Yaptığı yorumlar nedeniyle dine hakaretle suçlandı
liderlik
Sahnedeyönetme veya yönetme yetkisine sahip olma durumu
She showed great leadership
Büyük bir liderlik sergiledi
söylentiler
Sahnedegayriresmi olarak yayılan bilgi
Word on the street is that he is quitting
Söylentilere göre istifa ediyormuş
fırsatlar
Sahnedebir şeyi yapmayı mümkün kılan iyi durumlar
There are many job opportunities here
Burada birçok iş fırsatı var
direnmek
Sahnedebir şeyi kabul etmeyi veya uymayı reddetmek
They resisted the new rules
Yeni kurallara direndiler
çağ
Sahnedebelirli özelliklerle tanınan zaman dilimi
We live in the digital age
Dijital çağda yaşıyoruz
yaş
Sahnedebir kişinin yaşadığı süre
Age is just a number
Yaş sadece bir sayıdır
yaşlanmak
daha yaşlı hale gelmek
Everyone ages
Herkes yaşlanır
yaşlanmak
zaman geçtikçe daha yaşlı hale gelmek
People age as time passes
İnsanlar zaman geçtikçe yaşlanır
vekaleten
Sahnedebir görevi geçici bir süreliğine yürütmek
He is the acting manager
O vekaleten müdürlük yapıyor
rol yapmak
bir gösteride veya filmde karakter canlandırmak
He is acting in a new movie
O yeni bir filmde rol yapıyor
davranma
belirli bir şekilde hareket etme
Stop acting like a child
Çocuk gibi davranmayı bırak
döşemek
Sahnedeyüzeyi sert bir maddeyle kaplamak
The workers will pave the road
İşçiler yolu döşeyecek
döşemek
bir yüzeyi beton veya asfaltla kaplamak
They will pave the new street
Yeni sokağı döşeyecekler
taş döşemek
bir yeri düz taşlarla kaplamak
They paved the garden path with stones
Bahçe yolunu taşlarla döşediler
kaplamak
bir yüzeyi düz taş veya asfaltla örtmek
They pave the driveway with concrete
Garaj yolunu betonla kaplıyorlar
dikkat etmek
Sahnedetehlikeye karşı dikkatli olmak
Watch out for the cars
Arabalara dikkat et
vergi
Sahnedegelir veya mallar üzerinden hükümete ödenen para
I have to pay my taxes
Vergilerimi ödemem gerekiyor
zorlamak
bir şeye aşırı yük bindirmek
This difficult task taxes my energy
Bu zor görev enerjimi tüketiyor
konuşma
Sahnedefikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
ikna etmek
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşma
bir konu üzerine yapılan resmi sözlü sunum
She gave a short talk about history
Tarih hakkında kısa bir konuşma yaptı
yani
Sahnedesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
deniz
Sahnededünya yüzeyinin çoğunu kaplayan büyük tuzlu su kütlesi
They swam in the sea today
Bugün denizde yüzdüler
deniz
dünyanın büyük bir kısmını kaplayan tuzlu su kütlesi
I love swimming in the sea
Denizde yüzmeyi severim
yığın
bir şeyin çok büyük miktarı veya sayısı
I saw a sea of faces
Bir insan yığını gördüm
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
iyi
sağlığı yerinde veya zarar görmemiş olan
I am feeling fine today
Bugün kendimi iyi hissediyorum
şu an
Sahnedetam şu anda
I am busy just now
Şu an meşgulüm
az önce
çok kısa bir süre önce
I finished my homework just now
Ödevimi az önce bitirdim
şu anda
tam bu zaman dilimi içinde
I am busy just now
Şu anda meşgulüm
az önce
çok kısa bir süre önce
He left just now
O az önce gitti
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
durdurmak
Sahnedebir süreci veya çalışmayı sona erdirmek
The company killed the project
Şirket projeyi durdurdu
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
parasını ödemek
Sahnedebir şey için ücret vermek
I will pay for the coffee
Kahvenin parasını ödeyeceğim
satın almak
bir şeyi para vererek edinmek
I paid for the new house
Yeni evin parasını ödedim
bedelini ödemek
bir hatanın veya zararın karşılığını vermek
He will pay for his lies
Yalanlarının bedelini ödeyecek
ödemek
bir borcu veya faturayı kapatmak için para vermek
I will pay for the dinner
Akşam yemeğini ben ödeyeceğim
bedel ödemek
geçmişteki bir eylemin kötü sonuçlarına katlanmak
You will pay for what you did
Yaptıklarının bedelini ödeyeceksin
satın almak
bir şeyi almak için para vermek
I want to pay for the coffee
Kahvenin parasını ödemek istiyorum
parasını ödemek
bir şey karşılığında para vermek
I paid for the ticket
Biletin parasını ödedim
sürmek
Sahnedehareket halindeki bir aracı kontrol ederek kullanmak
She wants to ride her new bike
Yeni bisikletini sürmek istiyor
kaymak
bir konumda bulunmak veya yer değiştirmek
Her skirt tends to ride up
Eteği yukarı kayma eğiliminde
lunapark aracı
eğlence parklarında insanların keyif için bindiği mekanik araç
The roller coaster is a fun ride
Hız treni eğlenceli bir lunapark aracıdır
lisans
Sahnedebir şeyi yapmaya izin veren resmi belge
I have a license
Lisansım var
ruhsat vermek
bir şeye resmi izin vermek
The city licensed the new cafe
Şehir yeni kafeye ruhsat verdi
tereddüt
Sahnedebir karar hakkında emin olamama duygusu
He had a second thought about the plan
Plan hakkında tereddüt etti
ilgili olmak
Sahnedebelirli bir konuyla ilgili olmak
This book concerns history
Bu kitap tarihle ilgilidir
endişe
Sahnedesizi huzursuz hissettiren şey
My main concern is the weather
Temel endişem hava durumu
firma
büyük bir iş yeri veya şirket
It is a large manufacturing concern
Bu büyük bir üretim firmasıdır
mesele
ele almanız gereken iş veya görev
That is none of your concern
Bu senin meselen değil
gökdelen
Sahnedeşehirdeki çok yüksek bina
New York has many skyscrapers
New York'ta birçok gökdelen var
dolunay
Sahnedeayın tamamının aydınlık ve yuvarlak göründüğü evre
I saw a beautiful full moon last night
Dün gece güzel bir dolunay gördüm
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
Sahnedebir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
sizi kaygılandıran bir şey
My main worry is the weather
Asıl endişem hava durumu
mağaza
Sahnedeürünlerin satıldığı yer
I am going to the store
Mağazaya gidiyorum
depolamak
bir şeyi sonra kullanmak için bir yere koymak
Store the grain in the barn
Tahılları ahıra depola
stok
gelecekte kullanım için biriktirilen şeyler
We have a store of food
Yiyecek stokumuz var
bekleyen
gelecekte olması beklenen
There is a surprise in store for you
Seni bir sürpriz bekliyor
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
kafa karışıklığı
Sahnedebir şeyi net bir şekilde anlamama durumu
There was some confusion about the date
Tarih konusunda bazı kafa karışıklıkları vardı
caymak
Sahnedeplanlanan bir şeyi yapmaktan vazgeçmek
He decided to back out of the deal
Anlaşmadan caymaya karar verdi
geri geri çıkmak
bir aracı park yerinden veya garajdan geriye doğru sürmek
I need to back out of the garage
Garajdan geri geri çıkmam gerekiyor
sözünden dönmek
daha önce yapmayı kabul ettiğin bir şeyi yapmamaya karar vermek
They decided to back out of the deal
Anlaşmadan vazgeçmeye karar verdiler
belini incitmek
sırt veya bel kaslarına zarar vermek
I backed out my back lifting the box.
Kutuyu kaldırırken belimi incittim.
resim
Sahnedegörsel bir temsil
I drew a picture
Bir resim çizdim
hayal etmek
zihinde canlandırmak
I can't picture it
Bunu hayal edemiyorum
timsal
bir niteliğin kusursuz örneği
She is the picture of health
O sağlığın timsalidir
genel durum
bir durumun tamamı veya ana fikri
You need to understand the whole picture
Genel durumu anlaman gerekiyor
film
sinemada gösterilen hareketli görüntü
We saw a funny picture at the cinema
Sinemada komik bir film izledik
korkutmak
Sahnedebirini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
korku
Sahnedeani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
kolon temizleme
Sahnedekalın bağırsağın suyla yıkanarak temizlenmesi işlemi
She had a high colonic to cleanse her system
Sistemini temizlemek için kolon temizleme işlemi yaptırdı
senaryo
Sahnedeolası bir olaylar dizisi
What is the worst-case scenario?
En kötü senaryo nedir?
mevcut olmak
Sahnedebelirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
içeri girmek
Sahnedebir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
varmak
seyahat sonrası bir yere ulaşmak
The train will come in soon
Tren yakında varacak
işe yaramak
bir durumda faydalı olmak
This skill will come in handy
Bu beceri işe yarayacak
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
girmek
bir binaya veya odaya dışarıdan içeriye doğru ilerlemek
Please come in and sit down
Lütfen içeri girin ve oturun
devreye girmek
birinin veya bir şeyin yerine geçmek
A new manager will come in next month
Gelecek ay yeni bir müdür devreye girecek
moda olmak
bir şeyin aniden popüler hale gelmesi
Long skirts are coming in again
Uzun etekler tekrar moda oluyor
dahil olmak
bir durumda rol veya görev üstlenmek
Where does the expert come in
Uzman nerede devreye giriyor
aşmak
Sahnedebir sınırı veya sayıyı geçmek
The costs must not go over the budget
Masraflar bütçeyi aşmamalı
karşılanmak
insanlar tarafından kabul edilmek veya beğenilmek
The joke didn't go over well
Şaka pek iyi karşılanmadı
devrilmek
yere düşmek
The vase went over
Vazo devrildi
geçmek
başka bir yere gitmek veya taraf değiştirmek
He went over to the other side
Karşı tarafa geçti
gözden geçirmek
bir şeyi incelemek veya kontrol etmek
Let's go over the plan
Planı gözden geçirelim
kaplamak
bir şeyin üzerini örtmek veya üstünde durmak
A rug goes over the floor
Halı yerin üzerini kaplar
saf değiştirmek
bir taraftan diğerine geçmek veya bağlılık değiştirmek
He decided to go over to the enemy
Düşman tarafına geçmeye karar verdi
ziyarete gitmek
birinin evine gitmek
I will go over to his house later
Daha sonra onun evine ziyarete gideceğim
başına gelmek
Sahnedebirinin başına bir olay meydana gelmek
What happened to him
Onun başına ne geldi
tesadüfen
bir şeyi planlamadan veya kazara yapmak
I happen to know the answer
Tesadüfen cevabı biliyorum
başına gelmek
birinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
ekip
Sahnedebirlikte çalışan insan grubu
The film crew worked hard
Film ekibi çok çalıştı
mürettebat
birlikte çalışan insan grubu
The crew is ready
Mürettebat hazır
mürettebatta yer almak
bir teknenin veya geminin ekibinde görev yapmak
He likes to crew on sailing boats
O yelkenli teknelerde mürettebat olarak çalışmayı sever
ekip
film veya gösteri setinde oyunculardan ayrı olarak çalışan grup
The film crew set up the cameras
Film ekibi kameraları kurdu
bebeğim
Sahnedesevilen birine hitap şekli
I love you baby
Seni seviyorum bebeğim
bebek
çok küçük çocuk
The baby is sleeping
Bebek uyuyor
mızmız
olgunlaşmamış gibi davranan kişi
Don't be such a baby
Bu kadar mızmız olma
yavru
çok genç hayvan
Look at that baby goat
Şu yavru keçiye bak
gösteriş budalası
Sahnedebaşkalarını etkilemek için olduğundan farklı davranan kimse
He is just a poseur who acts like a wealthy man
O sadece zenginmiş gibi davranan bir gösteriş budalası
yeni gelen
Sahnedebir yere veya duruma yeni katılan
He is the new kid on the block
O buraya yeni gelen çocuk
uzmanlaşmak
Sahnedebelli bir alanda yoğunlaşmak
He decided to specialize in criminal law
Ceza hukuku alanında uzmanlaşmaya karar verdi
uzmanlaşmak
zamanının veya ilgisinin çoğunu tek bir şeye vermek
He wants to specialize in cardiology
Kardiyoloji alanında uzmanlaşmak istiyor
yaşamak
Sahnedehayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
canlı
Sahnedeanında yayınlanan
The show is live now
Program şu anda canlı
oturmak
Sahnedebir yerde ikamet etmek
We live in a big city
Biz büyük bir şehirde oturuyoruz
deneyimlemek
bir olayı tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar deneyimlemek istiyorum
rutin
Sahnedebir şeylerin yapılışındaki düzenli yol
I have a morning routine
Bir sabah rutinim var
hareket dizisi
spor veya gösterilerde düzenli olarak uygulanan hareketler bütünü
The gymnast practiced her routine
Jimnastikçi hareket dizisini çalıştı
engel
Sahnedebir şeyi yapmayı zorlaştıran durum
Not knowing the language was a big handicap for him
Dili bilmemek onun için büyük bir engeldi
hastane
Sahnedehastaların tedavi edildiği bina
I went to the hospital for a checkup
Kontrolüm için hastaneye gittim
hastane
hasta insanların tedavi edildiği yer
He is in the hospital
O, hastanede
sağlık merkezi
tıbbi hizmetlerin sunulduğu yer
The medical center is very busy today
Sağlık merkezi bugün çok yoğun
hastane
hastaların tedavi edildiği yer
He works at the hospital
O hastanede çalışıyor
duygu
Sahnedeiçte yaşanan duygusal durum
Love is a strong feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hava
bir yerin genel havası veya karakteri
The room has a cozy feeling
Odada rahat bir hava var
his
bir şeyin doğru olduğuna dair düşünce veya görüş
I have a feeling it will rain
Yağmur yağacak gibi bir hissim var
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
Sahnedebir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
reyon
Sahnedebir mağazanın veya organizasyonun bir kısmı
This is the clothing department
Burası giyim reyonu
bölüm
bir organizasyonun bir parçası
He works in the sales department
Satış bölümünde çalışıyor
bölüm
büyük bir kurumun belirli bir işi yapan parçası
She works in the marketing department
Pazarlama bölümünde çalışıyor
bölüm
belirli bir faaliyet veya ilgi alanı
He works in the sales department
O satış bölümünde çalışıyor
model
Sahnedebir ürünün belirli bir tasarımı veya versiyonu
This is the latest model of the car
Bu arabanın en son modeli
modellemek
bir şeyin versiyonunu veya tanımını oluşturmak
They model the data in the system
Verileri sistemde modelliyorlar
örnek
taklit edilmesi gereken iyi bir kişi veya şey
She is a good model for students
O öğrenciler için iyi bir örnek
manken
fotoğraf çekimleri veya defileler için kıyafetleri sergileyen kişi
She is a famous fashion model
O ünlü bir moda mankeni
dağıtmak
Sahnedebir kavgayı veya kalabalığı durdurup ayırmak
The police arrived to break it up
Polis onları dağıtmak için geldi
ayırmak
kavga eden kişileri birbirinden uzaklaştırmak
Please break it up before someone gets hurt
Biri yaralanmadan önce lütfen onları ayırın
efendim
Sahnedebir erkeğe hitap ederken kullanılan nazik bir ifade
Yes, sir
Evet, efendim
neden
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini sağlayan etken
What was the cause of the fire
Yangının nedeni neydi
neden olmak
bir olayın gerçekleşmesine yol açmak
The rain caused the flood
Yağmur sele neden oldu
dava
insanların desteklediği bir amaç veya hareket
She works for a good cause
İyi bir dava için çalışıyor
sağlamak
birinin bir işi yapmasına yol açmak
That caused him to change his mind
Bu onun fikrini değiştirmesini sağladı
sakat bırakmak
Sahnedebirini normal şekilde hareket edemez veya işlev göremez hale getirmek
The injury could cripple him for life
Yaralanma onu ömür boyu sakat bırakabilir
tamam
Sahnedeyeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
bir isteği kabul etmek veya bir işe başlamak için kullanılan ifade
All right I will go now
Tamam şimdi gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya güvenli durumda olan
Everything will be all right
Her şey iyi olacak
gitmek
Sahnedebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
Sahnedebir yere bir amaçla gitmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
başvuru kaynağı
yardım almak için güvenilen kişi veya şey
She is my go to person for advice
O benim tavsiye için başvurduğum kişidir
gitmek
bir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
göstermek
bir şeyin doğru olduğunu kanıtlamak veya ortaya koymak
This goes to show that hard work pays off
Bu çok çalışmanın karşılığını verdiğini gösteriyor
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
çıkmak
Sahnedebirisiyle romantik bir amaçla görüşmek
They have been dating for two months
İki aydır çıkıyorlar
tarih
ayın veya yılın belirli bir günü
What is today's date?
Bugünün tarihi ne?
hurma
palmiye ağacından yetişen tatlı kahverengi meyve
I like eating dates
Hurma yemeyi severim
bugüne kadar
şimdiki zamana kadar
We have learned a lot to date
Bugüne kadar çok şey öğrendik
fahişe
Sahnedepara karşılığı cinsel ilişkiye giren kişi
She called her a whore
Ona fahişe dedi
fahişe
para karşılığı cinsel ilişki kuran kişi
She is a whore
O bir fahişe
fahişe
para karşılığında cinsel ilişkiye giren kimse
She worked as a whore
O fahişe olarak çalışıyordu
fahişe
birine hakaret etmek için kullanılan cinsel yönden ahlaksız olduğunu ima eden çok kaba bir kelime
He insulted her by calling her a whore.
Ona fahişe diyerek hakaret etti.
stres
Sahnedezor durumların neden olduğu endişe veya zihinsel gerginlik
High stress affects your health
Yüksek stres sağlığınızı etkiler
vurgulamak
bir şeye özel önem vermek
I want to stress this point
Bu noktayı vurgulamak istiyorum
gerilme
bir nesne üzerine uygulanan kuvvet
The bridge cannot take too much stress
Köprü çok fazla gerilmeye dayanamaz