

The Sopranos — Season 1 Episode 5
Kelimeler ve anlamları
632 kelime
Seviye
kapmak
Sahnedehızlı bir hareketle bir şeyi almak
She grabbed her keys and left
Anahtarlarını kaptı ve gitti
kapmak
bir şeyi elinle hızla almak
She reached out to grab the bag
Çantayı kapmak için uzandı
çevrelemek
bir şeyi her taraftan sarmak
The walls grab the garden
Duvarlar bahçeyi çevreliyor
yetişmek
Sahnedeönündeki birine ulaşmak
Run faster to catch up with him
Ona yetişmek için daha hızlı koş
kaptırmak
bir şeye kendini tamamen kaptırmak
I got caught up in the movie
Filme kendimi kaptırdım
arayı kapatmak
birine en son haberleri anlatmak
Let's have coffee and catch up
Kahve içip arayı kapatalım
sohbet
birisiyle son yaşananları paylaşmak için yapılan rahat görüşme
We had a quick catch up over coffee
Kahve eşliğinde hızlı bir sohbet ettik
telafi
birinin beklenen seviyeye ulaşmasına yardımcı olan çalışma
She took catch up classes to improve her grades
Notlarını düzeltmek için telafi dersleri aldı
açığı kapatmak
ertelenmiş veya yapılmamış işleri bitirmek
I need to catch up on my work
İşlerimdeki açığı kapatmam gerekiyor
görüşme
birbirini gelişmelerden haberdar etmek için yapılan konuşma
Let's have a quick catch-up
Kısa bir görüşme yapalım
burada
Sahnedebulunduğumuz bu yer
Come down here and see this
Buraya gel ve şuna bak
bırakmamak
Sahnedebir şeyi elinde tutmaya devam etmek
You should hang onto your receipt
Fişi saklamalısın
karşı
Sahnedebir şeye veya bir görüşe karşı olan
He is anti war
O savaşa karşı
karşı
bir şeye muhalif olan veya desteklemeyen
They are antiwar protestors
Onlar savaş karşıtı protestocular
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Mmm, I am not sure
Hmm, emin değilim
mmm
yemek yerken alınan keyfi belirten ses
Mmm, this cake is delicious
Mmm, bu kek çok lezzetli
mmm
yemek yerken zevk göstermek için çıkarılan ses
Mmm, this cake is delicious
Mmm, bu pasta çok lezzetli
makarna
Sahnedebuğday unundan yapılan hamurlu bir yemek
I love eating pasta
Makarna yemeyi severim
dedikodu yapmak
Sahnedebaşkaları hakkında özel haber veya dedikodu paylaşmak
We gathered to dish about the latest news
En son haberler hakkında dedikodu yapmak için toplandık
yemek
hazırlanmış bir yemek veya öğün
This dish tastes great
Bu yemek harika tadıyor
tabak
yemek servis etmek veya yemek yemek için kullanılan düz kap
Please put the dish on the table
Lütfen tabağı masaya koy
affetmek
Sahnedebirinin hatası nedeniyle ona kızmayı bırakmak
Please forgive me
Lütfen beni affet
affetmek
birinin yaptığı bir şey için ona kızmayı bırakmak
You should forgive him for his mistake
Onun hatası için onu affetmelisin
ilgi duymaya başlamak
Sahnedebir şeye ilgi duymaya başlamak
I got into yoga recently
Son zamanlarda yogaya ilgi duymaya başladım
kabul edilmek
bir okula veya gruba kabul edilmek
She got into a great college
Harika bir koleje kabul edildi
binmek
bir aracın içine girmek
Get into the car
Arabaya bin
alışkanlık edinmek
bir şeyi düzenli olarak yapmaya başlamak
I want to get into running
Koşmaya alışkanlık edinmek istiyorum
etkilemek
birinin davranışını veya ruh halini değiştirmek
What has gotten into him today
Bugün ona ne oldu böyle
başını belaya sokmak
birini zor veya sorunlu bir duruma düşürmek
His bad choices got him into trouble
Kötü seçimleri başını belaya soktu
ilgi duymak
bir şeye merak sarmak veya dahil olmaya başlamak
I am starting to get into jazz music
Caz müziğine ilgi duymaya başlıyorum
tavlamak
biriyle yakın bir ilişki başlatmaya çalışmak
He wants to get into her
Onu tavlamaya çalışıyor
girmek
bir okul veya programa kabul edilmek
She wants to get into this school
Bu okula girmek istiyor
anlamak
birinin düşüncelerini veya hislerini çözmek
It is hard to get into his mind
Onun zihnini anlamak zor
öf
Sahnederahatsızlık veya sıkkınlık belirten ünlem
Ugh, I hate waking up early
Öf, erken uyanmaktan nefret ederim
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
otuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
yılın on iki bölümünden her biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
bu arada
Sahnedeyeni bir konuya geçmek veya ek bilgi vermek için kullanılır
By the way, what is your name?
Bu arada, adın ne?
el işi
Sahnedeelle yapılan ürün veya çalışma
This sweater is her own handiwork
Bu kazak onun kendi el işidir
el işi
Birinin elle yaptığı şey
This sweater is her own handiwork
Bu kazak onun kendi el işidir
yanıp kül olmak
Sahnedebir binanın veya yapının ateşle tamamen yok olması
The old house burned down
Eski ev yanıp kül oldu
tamamen yakmak
bir şeyi ateşle tamamen yok etmek
The fire burned down the old house
Yangın eski evi tamamen yaktı
telefonu kapatmak
Sahnedetelefon konuşmasını bitirmek
He did not want to hang up
Telefonu kapatmak istemedi
asmak
bir şeyi duvara veya başka bir yüzeye iliştirmek
Hang up your coat
Ceketini as
telefonu kapatmak
bir telefon görüşmesini sonlandırmak
Don't hang up yet
Henüz telefonu kapatma
takıntı
bir şey hakkındaki endişe veya zorluk hissi
He has a hang up about his age
Yaşıyla ilgili bir takıntısı var
psikolojik sorun
kaygı veya kişisel bir problem hissi
She has some emotional hang ups
Bazı duygusal sorunları var
bırakmak
bir işi veya aktiviteyi sona erdirmek
He decided to hang up his career
Kariyerini noktalamaya karar verdi
kafaya takmak
bir şeyi gereğinden fazla düşünmek veya ona odaklanmak
He is hung up on that small mistake
O küçük hatayı kafaya takıyor
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
Sahnedebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
baş döndürücü
Sahnedegüçlü bir heyecan ya da baş dönmesi yaratan
The team enjoyed their heady victory
Takım baş döndürücü zaferlerinin tadını çıkardı
çözdüm
Sahnedebir konuyu üzerinde düşünerek anlamak
I finally figured it out
Sonunda bunu çözdüm
sanmak
bir şeyin olası olduğunu düşünmek
I figured you would know
Bunu bileceğini sanmıştım
dökmek
Sahnedebir sıvıyı kaptan başka bir yere boşaltmak
Please pour the water into the glass
Lütfen suyu bardağa dök
bardaktan boşalırcasına yağmak
Sahnedeçok şiddetli yağmur yağması
It is pouring outside today
Bugün dışarıda bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyor
dökmek
bir sıvıyı bir kaptan akıtmak
Please pour me some water
Lütfen bana biraz su dök
dökmek
bir şeyi bir yere boşaltmak
Please pour the water into the glass
Lütfen suyu bardağa dök
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
Sahnedebir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
uymak
Sahnedekabul edilebilir olmak
That decision doesn't sit well with me
Bu karar bana pek uymadı
yer almak
Sahnedebelirli bir yerde bulunmak
The house sits on a hill
Ev bir tepenin üzerinde yer alıyor
oturmak
Sahnedeağırlığı kalçaya vererek sandalye veya zemin üzerinde durma eylemi
Please sit on this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
yer almak
bir kurul veya komisyonda görevli bulunmak
She sits on the jury
O jüride yer alıyor
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
geç
Sahnedezamanından sonra olan
I was late for the meeting
Toplantıya geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
sonları
bir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
yukarısında
Sahnedebir mekanın üst kısımlarında veya yüksek bir noktasında bulunma durumu
The cat is up in the tree
Kedi ağacın tepesinde
dahil
bir şeye dahil olmak
He is too up in this
Buna çok fazla dahil oldu
yıl
Sahnede12 ay veya 365 gün süren zaman birimi
They have been working here for two years
Burada iki yıldır çalışıyorlar
yıllar
çok uzun bir zaman süreci
It has been years since I saw her
Onu görmeyeli yıllar oldu
yaş
bir kişinin hayatta kaldığı süre miktarı
He is ten years old
O on yaşındadır
zaman
bir zaman uzunluğu
It took many years
Çok yıllar aldı
aptal
Sahnedezekası düşük olan
That was a dumb mistake
Bu aptalca bir hataydı
basitleştirmek
bir şeyi anlaşılması daha kolay hale getirmek
They had to dumb down the manual
Kılavuzu basitleştirmek zorunda kaldılar
aptal
zeki olmayan veya iyi düşünemeyen
It was a dumb mistake to make
Yapılması aptalca bir hataydı
dilsiz
konuşma yetisi olmayan
The man was born dumb
Adam dilsiz doğmuştu
sürdürmek
Sahnedebir şeyin uzun süre devam etmesini sağlamak
These stereotypes perpetuate prejudice
Bu stereotipler ön yargıları sürdürür
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
istemek
Sahnedebir şeyi istediğini söylemek
I will ask for a glass of water
Bir bardak su isteyeceğim
davetiye çıkarmak
kötü bir olayın gerçekleşmesine neden olacak şekilde davranmak
You are asking for trouble by staying out late
Geç saatlere kadar kalarak başını belaya davetiye çıkarıyorsun
dolu
Sahnedebir şeyin içinde çok miktarda bulunan
The room is full of people
Oda insanlarla dolu
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
ücretsiz
Sahnedebedava olan veya ücret ödenmeyen
This water is free
Bu su ücretsiz
özgür
kısıtlanmamış veya kontrol edilmeyen
The bird is free
Kuş özgür
serbest bırakmak
birini veya bir şeyi tutulduğu ya da sıkıştığı yerden kurtarmak
They decided to free the bird from the cage
Kuşu kafesten serbest bırakmaya karar verdiler
muaf
bir şeyden kurtulmuş veya bir şeye sahip olmayan
He is free from pain
O acıdan muaftır
restoran
Sahnedeyemek satın alıp yiyebileceğiniz yer
This restaurant is very famous
Bu restoran çok ünlü
restoran
yemek yenen yer
Let's meet at the restaurant
Restoranda buluşalım
restoran
yemek servisi yapılan yer
The restaurant is closed today
Restoran bugün kapalı
restoran
yemek yiyebileceğiniz bir yer
I like to eat at a restaurant
Restoranda yemek yemeyi severim
maalesef
Sahnedeüzücü veya hayal kırıklığı yaratan bir şekilde
Unfortunately it is raining today
Maalesef bugün hava yağmurlu
maalesef
üzüntü veya hayal kırıklığı yaratan bir şekilde
Unfortunately, I cannot come
Maalesef gelemem
içine düşmek
Sahnedekazara bir yerin içine düşmek
The boy fell in the pool
Çocuk havuzun içine düştü
başa çıkmak
Sahnedebir durumla veya sorunla ilgilenmek
I can handle this problem
Bu sorunla başa çıkabilirim
takma ad
kimlik belirlemek için kullanılan isim veya lakap
What is your Twitter handle
Twitter kullanıcı adın nedir
sap
bir nesneyi tutmaya yarayan parça
The door handle is broken
Kapı kolu kırık
uzatmak
bir şeyi elden ele teslim etmek
Handle the book to your friend
Kitabı arkadaşına uzat
halletmek
bir işi çözüme kavuşturmak veya yönetmek
I can handle this task
Bu görevi halledebilirim
pahalı
Sahnedeçok para tutan
This car is very expensive
Bu araba çok pahalı
tepki
Sahnedebir eylem veya olay sonucunda ortaya çıkan durum
Her reaction was very positive
Onun tepkisi çok olumluydu
tepki
vücudun bir şeye verdiği yanıt
He had an allergic reaction
Alerjik bir tepki verdi
kimyasal tepkime
maddelerin değişime uğrayarak yeni maddeler oluşturduğu süreç
The chemical reaction changed the color
Kimyasal tepkime rengi değiştirdi
tepki
bir duruma veya etkiye karşı gösterilen karşılık
Her reaction to the news was unexpected
Habere verdiği tepki beklenmedikti
kovmak
Sahnedebirini bir yerden zorla çıkarmak
They kicked him out of the club
Onu kulüpten kovdular
kovmak
birini bir yerden zorla uzaklaştırmak
They kicked him out of the party
Onu partiden kovdular
kovmak
birini bir yerden zorla çıkarmak
They kicked him out of the house
Onu evden kovdular
çıkarmak
makineden bir şeyi dışarı itmek
The machine will kick out the disk
Makine diski dışarı çıkaracak
üretmek
bir şeyi ortaya koymak veya göndermek
The factory can kick out many items
Fabrika çok sayıda ürün üretebilir
kenara çekmek
Sahnedebir aracı yol kenarında durdurmak
He pulled up in front of the house
Evin önünde durdu
barfiks
vücudu yukarı çekerek yapılan bir egzersiz
He can do ten pull ups
On tane barfiks çekebiliyor
yukarı çekmek
özellikle kıyafetleri yukarı doğru kaldırmak
Pull up your socks
Çoraplarını yukarı çek
açmak
bilgisayar ekranında bir dosya veya bilgiyi görüntülemek
Pull up the report on your screen
Raporu ekranında aç
yaklaştırmak
bir şeyi bulunduğun yere doğru çekmek
Please pull up a chair to the table
Lütfen masaya bir sandalye yaklaştır
yukarı çekmek
bir şeyi kendine veya yukarı doğru hareket ettirmek
Please pull up your socks
Lütfen çoraplarını yukarı çek
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
zaman
olayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
vakit
belirli bir deneyim veya yaşam tarzı
We had a great time
Harika vakit geçirdik
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
çelişki
Sahnedeiki şeyin aynı anda doğru olamadığı durum
This is a clear contradiction
Bu açık bir çelişkidir
çelişki
iki ifade arasındaki onları geçersiz kılan farklılık
There is a contradiction in your statement
İfadenizde bir çelişki var
sık sık
Sahnedebirçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
büyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
çok
büyük bir miktar veya sayı
I have a lot of work today
Bugün çok işim var
birçok
çok sayıda veya miktarda olan
I have a lot of homework
Çok ödevim var
çok
büyük miktarda veya derecede
We talk a lot
Çok konuşuruz
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
pilates
Sahnedefiziksel bir egzersiz türü
I do Pilates every morning
Her sabah Pilates yaparım
berbat
Sahnedeçok kötü durumda olan
This old car is completely fucked up
Bu eski araba tamamen berbat durumda
saçma sapan
çok garip veya normal olmayan
That situation was really fucked up
O durum gerçekten saçma sapandı
bozuk
çalışmayan veya hasar görmüş
My phone is totally fucked up
Telefonum tamamen bozuk
mahvolmuş
çok kötü veya kafası karışmış durumda
I feel so fucked up after that night
O geceden sonra kendimi mahvolmuş hissediyorum
mahvolmuş
çok kötü veya hasarlı durumda olan
The engine is totally fucked up
Motor tamamen mahvolmuş
kafası güzel
uyuşturucu veya alkol etkisi altında olmak
He was totally fucked up last night
Dün gece kafası tamamen güzeldi
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunurken kullanılan kelime
Please come here
Lütfen buraya gel
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
bir gece kalmak
Sahnedebirinin evinde geceyi geçirmek
Can I sleep over at your house?
Senin evinde kalabilir miyim?
emin olmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
sağlamak
bir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
oda servisi
Sahnedeotel odasına yemek getirme hizmeti
I ordered room service for breakfast
Kahvaltı için oda servisi sipariş ettim
oda servisi
otellerde yiyecek ve içeceklerin odaya getirilmesi hizmeti
I ordered breakfast from room service
Oda servisinden kahvaltı söyledim
kesinlikle
Sahnedekesin veya emin bir şekilde
I am positively sure about this
Bu konuda kesinlikle eminim
sosyal ve beşeri bilimler
Sahnedemesleki veya teknik olmayan akademik çalışma alanları
She studies liberal arts at university
Üniversitede sosyal ve beşeri bilimler okuyor
şarap
Sahnedeüzümden yapılan alkollü içecek
I drink red wine
Kırmızı şarap içerim
ağırlamak
birinin beğenisini kazanmak için ona yemek veya içki ısmarlamak
They wined and dined the potential client
Potansiyel müşteriyi güzelce ağırladılar
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşu andan hemen önce olan
I saw her last week
Onu geçen hafta gördüm
sürmek
belirli bir süre boyunca devam etmek
The movie lasts two hours
Film iki saat sürüyor
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
resim
Sahnedegörsel bir temsil
I drew a picture
Bir resim çizdim
hayal etmek
Sahnedezihinde canlandırmak
I can't picture it
Bunu hayal edemiyorum
timsal
bir niteliğin kusursuz örneği
She is the picture of health
O sağlığın timsalidir
genel durum
bir durumun tamamı veya ana fikri
You need to understand the whole picture
Genel durumu anlaman gerekiyor
film
sinemada gösterilen hareketli görüntü
We saw a funny picture at the cinema
Sinemada komik bir film izledik
hazır
Sahnedehazırlanmış durumda olan
I am ready to go
Gitmeye hazırım
affedersiniz
Sahnedeözür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
affedersiniz
birinin dikkatini çekmek veya küçük bir hata için özür dilemek amacıyla kullanılan ifade
Excuse me can you help me
Affedersiniz bana yardım edebilir misiniz
pardon
duyulmayan veya anlaşılmayan bir şeyi tekrar ettirmek için kullanılan ifade
Excuse me could you say that again
Pardon bunu tekrar söyleyebilir misiniz
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
durdurmak
bir şeyin bir süreliğine gerçekleşmesini engellemek
The court decided to stay the proceedings
Mahkeme davayı durdurmaya karar verdi
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan
I will definitely come
Kesinlikle geleceğim
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
adını söylemek
Sahnedebirinin ismini belirtmek
She named the winner
Kazananın adını söyledi
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
gururlu
Sahnedebir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
kendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
kahverengi
Sahnedeçikolata gibi koyu bir renk
Chocolate is usually brown
Çikolata genellikle kahverengidir
itiraf
Sahnedeyanlış bir şey yaptığını kabul eden beyan
He made a full confession
Tam bir itiraf yaptı
önemli bir olay
Sahnedeçok büyük önemi olan bir durum
Winning the game is a big deal
Maçı kazanmak önemli bir olay
büyük olay
çok önemli olan durum
This is a big deal
Bu büyük bir olay
abartılacak bir şey
pek önem taşımayan durum
It is no big deal
Abartılacak bir şey değil
önemli bir olay
önemli bir konu veya durum
Winning the match is a big deal
Maçı kazanmak önemli bir olay
evli
Sahnedebir eşi olan
Are you married?
Evli misiniz?
bağlı
bir şeye veya fikre güçlü bir şekilde bağlı olma
He is married to his work
İşine çok bağlı
evli
bir eşi olan
They are a married couple
Onlar evli bir çift
aklamak
Sahnedebirini suçtan veya sorumluluktan kurtarmak
The new evidence helped to absolve him of the crime
Yeni kanıtlar onu suçtan aklamaya yardımcı oldu
aklamak
birinin suçsuz veya sorumlu olmadığını resmen belirtmek
The court absolved him of all charges
Mahkeme onu tüm suçlamalardan akladı
her zamanki
Sahnedenormal olan veya düzenli olarak gerçekleşen
I'll have my usual coffee
Her zamanki kahvemi alacağım
devam et
Sahnedebir şeye başlamak veya devam etmek
Please go ahead
Lütfen devam et
onay
bir işe başlamak için verilen resmi izin
We got the go ahead to start
Başlamak için onay aldık
çağırmak
Sahnedebir şeyi özellikle telefonla istemek
I will call for a taxi
Bir taksi çağıracağım
öngörmek
bir şeyin olacağını söylemek
The forecast calls for rain
Hava durumu yağmur öngörüyor
gerektirmek
bir şeyin gerekli olması
This job calls for experience
Bu iş tecrübe gerektirir
uğrayıp almak
birini veya bir şeyi bir yerden almak için oraya gitmek
I will call for you at eight
Seni saat sekizde uğrayıp alacağım
talep etmek
bir şeyin yapılmasını açıkça istemek
The citizens called for justice
Vatandaşlar adalet talep etti
gerektirmek
bir şeyin yapılmasına ihtiyaç duyulması
This situation calls for patience
Bu durum sabır gerektiriyor
çocuklar
Sahnedegenç insan topluluğu
The kids are playing
Çocuklar oynuyor
çocuk
genç bir kişi
I have two kids
İki çocuğum var
seçmek
Sahnedebir şeyi tercih etmek veya seçmek
Pick a color
Bir renk seç
pena
telli çalgıları çalmak için kullanılan küçük alet
He lost his guitar pick
Gitar penasını kaybetti
almak
bir nesneyi elinize almak veya kaldırmak
Pick up your book
Kitabını al
manken
Sahnedefotoğraf çekimleri veya defileler için kıyafetleri sergileyen kişi
She is a famous fashion model
O ünlü bir moda mankeni
model
Sahnedebir ürünün belirli bir tasarımı veya versiyonu
This is the latest model of the car
Bu arabanın en son modeli
modellemek
bir şeyin versiyonunu veya tanımını oluşturmak
They model the data in the system
Verileri sistemde modelliyorlar
örnek
taklit edilmesi gereken iyi bir kişi veya şey
She is a good model for students
O öğrenciler için iyi bir örnek
yer veren
Sahnedebir şeyi parçası olarak içeren veya sunan
The movie is featuring a famous actor
Yeni film ünlü bir oyuncuya yer veriyor
tam
Sahnedeher şeyi kapsayan
It was a total failure
Tam bir başarısızlıktı
tamamen
bütünüyle bir şekilde
I totally agree with you
Sana tamamen katılıyorum
pert etmek
bir araca onarılamayacak kadar hasar vermek
He totaled his car
Arabasını pert etti
toplam
bütün miktar veya sayı
The total is fifty
Toplam elli ediyor
aptal
Sahnedekaba ve saygısız kişi
You are a total fuck-wad
Tam bir aptalsın
kanamak
Sahnedebir yaradan kan kaybetmek
Your finger is bleeding
Parmağın kanıyor
birbirine karışmak
renklerin veya sıvıların yavaşça birbirine geçmesi
The colors began to bleed together
Renkler birbirine karışmaya başladı
gönülden desteklemek
bir takımı veya grubu çok güçlü bir bağlılıkla savunmak
He bleeds for his team
O takımını gönülden destekliyor
para kaybetmek
çok miktarda para kaybetmek
The company is bleeding money
Şirket sürekli para kaybediyor
nazik
Sahnededost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
bakmak
gözlerini bir şeye çevirmek
Look at the map
Haritaya bak
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
görünmek
bir şey gibi izlenim vermek
You are lookin good today
Bugün iyi görünüyorsun
bakmak
gözleri kullanarak bir şeye odaklanmak
I am lookin at the bird
Kuşa bakıyorum
bakmak
gözlerini bir şeye doğru çevirmek
He is lookin at the map
O haritaya bakıyor