

The Sopranos — Season 1 Episode 8
Kelimeler ve anlamları
711 kelime
Seviye
gazete
Sahnedegünlük olarak basılan haber yayını
I read the newspaper every morning
Her sabah gazete okurum
düşünmek
Sahnedefikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir konuyu dikkatle zihninden geçirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
rahatsız olmak
Sahnedebir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
minnettar olmak
bir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
takdir etmek
bir şeyin değerini veya kalitesini anlamak
I appreciate good art
İyi sanatı takdir ederim
takdir etmek
bir şeyin önemini veya değerini anlamak
I appreciate the effort you put into this
Bunun için harcadığın çabayı takdir ediyorum
icat etmek
Sahnedeyeni bir şey tasarlamak veya yapmak
Who invented the telephone?
Telefonu kim icat etti?
istemek
Sahnedebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
bir şeye sahip olmayı dilemek
I wanna drink
Bir şeyler içmek istiyorum
yatırım
Sahnededaha fazla para kazanmak için bir şeye yatırılan para
This is a good investment
Bu iyi bir yatırım
yatırım
gelecekte kâr elde etmek amacıyla harcanan para
Education is a long-term investment
Eğitim uzun vadeli bir yatırımdır
Yatırım
kar elde etmek amacıyla para yatırılan şey
This investment will grow over time
Bu yatırım zamanla büyüyecek
yatırım
daha sonra kar elde etmek amacıyla bir şeye konulan para
This investment will make money
Bu yatırım para kazandıracak
yatırım
gelecekte kâr elde etmek amacıyla bir şeye para yatırma
This investment will grow over time
Bu yatırım zamanla büyüyecek
üye
Sahnedebir gruba veya topluluğa dahil olan kişi
She is a member of the club
O kulübün bir üyesi
üye
bir gruba veya topluluğa ait olan kişi
She is a member of the club
O, kulübün bir üyesi
hatırlamak
bir şeyi unutmamış olmak
I remember your name
İsmini hatırlıyorum
anımsamak
bir şeyi zihne geri getirmek
I try to recall the answer
Cevabı anımsamaya çalışıyorum
baskı grubu
Sahnedehükümet kararlarını etkilemeye çalışan insanlar
They formed a lobby to change the law
Yasayı değiştirmek için bir lobi oluşturdular
lobi
bir binanın girişindeki geniş oda
I will wait for you in the lobby
Seni lobide bekleyeceğim
lobi yapmak
politikacıları veya yetkilileri etkilemeye çalışmak
They lobbied the government for a new law
Yeni bir yasa için hükümete lobi yaptılar
lobi
bir binanın girişindeki geniş açık alan
We waited in the hotel lobby
Otel lobisinde bekledik
lobicilik yapmak
siyasette kararları etkilemeye çalışmak
They are lobbying for a new law
Yeni bir yasa için lobicilik yapıyorlar
önünde
Sahnedebir şeyin veya birinin ön kısmında olan
The car is in front of the house
Araba evin önünde
hasta
Sahnedetıbbi bakım alan kişi
The doctor sees the patient
Doktor hastayı muayene ediyor
sabırlı
beklerken veya sorunlarla uğraşırken sakin kalan
Please be patient
Lütfen sabırlı olun
görüntü
Sahnedebir şeyin görsel temsili
The image is very clear
Görüntü çok net
imaj
Sahnedeinsanların bir kişi veya şirket hakkında sahip olduğu fikir
The company wants to improve its public image
Şirket kamuoyundaki imajını düzeltmek istiyor
görüntülemek
bir şeyin görsel bir kopyasını oluşturmak
Doctors can image the body with this machine
Doktorlar bu makineyle vücudu görüntüleyebilir
sosis
Sahnedederi benzeri bir kılıf içindeki kıyılmış et
I like to eat sausage
Sosis yemeyi severim
incinmiş
Sahnedefiziksel veya duygusal acı hissetmek
He felt deeply hurt
Derinden incinmiş hissetti
incitmek
birine veya bir şeye fiziksel ya da duygusal zarar vermek
Don't hurt your brother
Kardeşini incitme
kırgın
üzgün veya alınmış hissetmek
She felt hurt by his words
Onun sözleri yüzünden kırgın hissetti
acıtmak
birine fiziksel acı vermek
Don't hurt your knee
Dizini acıtma
kara para aklama
Sahnedeyasadışı yollarla kazanılan parayı meşru gösterme işlemi
They were arrested for money laundering
Kara para aklamaktan tutuklandılar
orman
Sahnedegeniş bir ağaçlık alan
They live near the forest
Ormanın yakınında yaşıyorlar
suçlayıcı
Sahnedebirinin suçlu olduğunu gösteren
The police found incriminating evidence
Polis suçlayıcı kanıtlar buldu
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
züppe
Sahnedebaşkalarından üstün olduğunu düşünen kibirli kimse
He is such a snooty-ass person
O çok züppe bir insan
dans partisi
Sahnedeinsanların dans ettiği sosyal etkinlik
We went to the dance last night
Dün gece dans partisine gittik
dans etmek
müziğe göre vücudunu hareket ettirmek
They dance together
Birlikte dans ederler
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
The station dance is Alpha
İstasyonun ismi Alfa
kural
Sahnedebir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
yönetmek
bir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
tam burada
Sahnedetam olarak bu noktada veya yerde
I will wait for you right here
Seni tam burada bekleyeceğim
baraka
Sahnedekötü durumdaki derme çatma yapı
He lives in a small shanty
Küçük bir barakada yaşıyor
denizci şarkısı
denizcilerin çalışırken söyledikleri şarkı
The sailors sang a shanty while working
Denizciler çalışırken bir denizci şarkısı söylediler
merak
Sahnedebir şeyi öğrenme veya anlama isteği
I have an interest in science
Bilime karşı merakım var
faiz
ödünç alınan para için ödenen ek ücret
The bank charges a high interest rate
Banka yüksek bir faiz oranı uyguluyor
hobi
boş zamanlarda yapmaktan hoşlanılan etkinlik
Reading is one of my interests
Okumak hobilerimden biridir
pay
bir işteki ortaklık veya hisse durumu
He has an interest in the company
Şirkette bir payı var
ilgilendirmek
birinin bir şeye merak duymasını veya dikkat etmesini sağlamak
This book interests me
Bu kitap ilgimi çekiyor
yoksulluk
Sahnedeçok fakir olma durumu
Many people live in poverty
Birçok insan yoksulluk içinde yaşıyor
utanmış
Sahnedeutanç veya suçluluk hisseden
He felt ashamed of his mistake
Hatasından dolayı utandı
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
hemen şimdi
tam olarak bu anda
I must go right now
Hemen şimdi gitmem gerekiyor
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
hemen
tam şu anda gerçekleşen
I need to leave right now
Hemen ayrılmam gerekiyor
yakalanmak
Sahnedebirinin kaçmasını engellemek
The thief tried to run away but he got caught
Hırsız kaçmaya çalıştı ama yakalandı
dinlemek
Sahnedekonuşan birine veya bir sese dikkatini vermek
Please listen to me
Lütfen beni dinle
dinlemek
seslere dikkat etmek
Listen to the music
Müziği dinle
duygu
Sahnededuygusal durum veya ruh hali
Love is a wonderful feeling
Aşk harika bir duygudur
his
zihinde veya vücutta hissedilen güçlü duygu
I have a bad feeling
Kötü bir hissim var
hissetmek
fiziksel bir duyum yaşamak
I am feeling tired
Yorgun hissediyorum
duygulanmak
bir duygu veya his yaşamak
I am feeling sad
Kendimi üzgün hissediyorum
hissetmek
bir duyguya veya fiziksel bir hisse sahip olmak
I am feelin happy today
Bugün mutlu hissediyorum
yetiştirmek
Sahnedebir çocuğu yetişkin olana kadar büyütmek
She brought up three children alone
Üç çocuğu tek başına yetiştirdi
bahsetmek
bir konudan bahsetmeye başlamak
Don't bring up the wedding
Düğünden bahsetme
yükseltmek
birini daha yüksek bir seviyeye veya takıma taşımak
The coach brought up the young player
Koç genç oyuncuyu üst takıma çıkardı
yetiştirmek
bir çocuğu büyüyene kadar bakıp eğitmek
She brought up three children alone
Üç çocuğunu tek başına yetiştirdi
yukarı getirmek
bir şeyi bulunduğu yerden alıp üst kata taşımak
Please bring up my bag from the car
Lütfen çantamı arabadan yukarı getir
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen söylemek
The police will bring him up on charges
Polis onu suçlayacak
bilgilendirmek
birine bir durumla ilgili en son bilgileri vermek
She will bring you up on the latest situation
O seni son durum hakkında bilgilendirecek
yükseltmek
bir durumu veya seviyeyi daha iyi hale getirmek
We need to bring up our grades
Notlarımızı yükseltmemiz gerekiyor
geçirdi
Sahnedezamanı bir şeyi yaparak kullandı
She spent the day reading
Günü okuyarak geçirdi
bitkin
çok yorgun veya enerjisi kalmamış
I am completely spent
Tamamen bitkinim
harcadı
bir şey karşılığında para verdi
He spent all his money
Bütün parasını harcadı
tükenmiş
zaten kullanılmış veya tüketilmiş
The battery is spent
Pil tükenmiş
ücret talep etmek
Sahnedebir mal veya hizmet karşılığında para istemek
The hotel charges for breakfast
Otel kahvaltı için ücret talep ediyor
suçlamak
Sahnedebirini yasal olmayan bir şey yapmakla resmen itham etmek
The police charged him with robbery
Polis onu soygunla suçladı
şarj etmek
bir cihaza elektrik enerjisi yüklemek
I need to charge my phone
Telefonumu şarj etmem gerekiyor
sorumluluk
birinin bakmakla yükümlü olduğu kişi veya şey
The children were in her charge
Çocuklar onun sorumluluğundaydı
milyon
Sahnedebin tane binlikten oluşan sayı
A million people live here
Burada bir milyon insan yaşıyor
oturum
Sahnedebir etkinliğin gerçekleştiği zaman dilimi
The training session starts at ten
Eğitim oturumu saat onda başlar
oturum
bir faaliyet için ayrılan zaman dilimi
The training session lasted two hours
Eğitim oturumu iki saat sürdü
mayonez
Sahnedesandviçlerde kullanılan kremsi bir sos
I like mayo on my sandwich
Sandviçimde mayonez severim
Mayıs
yılın on iki ayından biri
May is the fifth month
Mayıs beşinci aydır
diyalog
Sahnedekişiler arasındaki karşılıklı konuşma
They had a long dialogue about the problem
Sorun hakkında uzun bir diyalog kurdular
diyalog
karşılıklı yapılan konuşma
We had a productive dialogue
Verimli bir diyalog kurduk
ahır
Sahnedeekinlerin saklandığı veya hayvanların barındığı çiftlik binası
The horses are in the barn
Atlar ahırda
mağaza
ev eşyaları satan perakende şirketi
I bought this chair from that barn
Bu sandalyeyi o mağazadan satın aldım
yeni
Sahnedeyeni yapılmış veya eski olmayan
I need a fresh start
Yeni bir başlangıca ihtiyacım var
taze
bayatlamamış, temiz ve hoş
The bread is fresh
Ekmek taze
taze
yeni ve en son edinilen bilgi
I got fresh news about the event
Etkinlikle ilgili taze haberler aldım
küstah
kaba veya saygısız bir şekilde cüretkar olma
Don't be fresh with me
Bana karşı küstah olma
düşünmek
Sahnedebir konu hakkında görüşe sahip olmak
I thought you were busy
Meşgul olduğunu düşünmüştüm
düşünme
dikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
düşünce
zihinden geçen fikir veya inanış
He had a strange thought
Aklına tuhaf bir düşünce geldi
saygı
Sahnedebaşkalarına karşı gösterilen nazik davranış ve özen
We show respect for our elders
Yaşlılarımıza saygı gösteririz
saygı duymak
Sahnedebir kişi veya şey hakkında olumlu düşüncelere sahip olmak
I respect my teacher
Öğretmenime saygı duyarım
yön
bir şeyin belirli bir parçası veya detayı
He is right in this respect
O bu yönden haklı
soyadı
Sahnedehangi aileye ait olduğunuzu gösteren isim
What is your last name?
Soyadınız nedir?
Görüşürüz
Sahnedebirine veda ederken kullanılan ifade
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
kovboy hastalığı
Sahnedekovboy olma durumuyla ilgili şaka yollu hastalık
He keeps acting like a cowboy so he must have cowboy-itis
Sürekli kovboy gibi davranıyor yani kovboy hastalığına yakalanmış olmalı
porno film
Sahnedecinsel ilişki görüntüleri içeren film
He watched a porno film
O bir porno film izledi
pornografi
cinsel içerikli yayınlar veya materyaller
Pornography is banned here
Pornografi burada yasaktır
eklemek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye katmak
Add some salt to the soup
Çorbaya biraz tuz ekle
artırmak
bir şeyin miktarını veya değerini büyütmek
They added to their existing debt
Mevcut borçlarını artırdılar
dikkat eksikliği
odaklanmayı zorlaştıran bir bozukluk
He has ADD and struggles to focus
Onun dikkat eksikliği var ve odaklanmakta zorlanıyor
eklemek
daha fazla şey söylemek
He added that he will be late
Geç kalacağını da ekledi
şey
Sahnedenesne veya konu
What is that thing
O şey nedir
randevu
Sahnedeönceden kararlaştırılmış görüşme veya buluşma
I have an appointment with the doctor
Doktorla bir randevum var
randevu
önceden belirlenmiş bir buluşma veya ziyaret
I have a doctor's appointment
Doktor randevum var
randevu
belirli bir zamanda birisiyle buluşma planı
I have a doctor's appointment tomorrow
Yarın doktor randevum var
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
başlamak
Sahnedebir işe veya geziye başlamak
It is time to go on our trip
Gezimize başlama zamanı
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going on here
Burada neler oluyor
çıkmak
bir yolculuğa veya tatile gitmek
They go on a vacation every summer
Her yaz tatile çıkarlar
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
katılmak
bir etkinliğe veya faaliyete dahil olmak
We decided to go on the tour
Tura katılmaya karar verdik
açılmak
bir cihazın veya ışığın çalışmaya başlaması
The heater goes on at night
Isıtıcı gece açılır
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
uzatmak
bir konuyu sıkıcı olacak şekilde uzun uzun anlatmak
He likes to go on about his job
İşi hakkında uzun uzun konuşmayı sever
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
binmek
lunaparktaki bir eğlence aracına binmek
Let us go on the roller coaster
Hız trenine binelim
girmek
dijital bir platforma erişmek
I often go on social media
Sık sık sosyal medyaya girerim
bozulmak
düzgün çalışmayı bırakmak
The machine went on suddenly
Makine aniden bozuldu
randevuya çıkmak
romantik bir partnerle buluşmak
They will go on a date tonight
Bu akşam randevuya çıkacaklar
eklenmek
bir şeyin üzerine yerleştirilmesi veya bir bütüne dahil edilmesi
These labels go on the boxes
Bu etiketler kutuların üzerine konur
araştırma
Sahnedebir konunun detaylı incelenmesi
They conducted a study on the new medicine
Yeni ilaç üzerine bir araştırma yaptılar
çalışmak
bir konu hakkında bilgi edinmek için zaman harcamak
I study English every day
Her gün İngilizce çalışırım
çalışma odası
okuma yazma veya çalışma için kullanılan oda
He is in his study
O çalışma odasında
hızlı öğrenen
bir şeyi çabuk kavrayan kimse
She is a fast study
O hızlı öğrenen biridir
İtalyan asıllı Amerikalı
Sahnedehem İtalyan hem de Amerikan kültürüne ait olan
She is Italian American
O, İtalyan asıllı bir Amerikalı
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
değişim
Sahnedebir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
yarı
Sahnedeoyunların veya maçların eşit iki bölümünden biri
The team played both halves well
Takım her iki yarıyı da iyi oynadı
yarı
tam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki yaşadığınız kişi
I am going out with my better half
Hayat arkadaşımla dışarı çıkıyorum
zor
Sahnedeyapılması veya baş edilmesi kolay olmayan
This is a tough question
Bu zor bir soru
dayanıklı
çok güçlü veya cesur olan
He is a tough man
O dayanıklı bir adamdır
kötü şans
kötü bir durumu önemsemediklerini belirtmek için kullanılır
Tough luck for you
Senin için kötü şans
yardım paketi
Sahnedeihtiyacı olan birine gönderilen faydalı eşyaların bulunduğu kutu
My mother sent me a care package
Annem bana bir yardım paketi gönderdi
görecilik
Sahnedegerçeklerin veya değerlerin mutlak değil duruma bağlı olduğu düşüncesi
He argued that moral relativism is necessary in a global society
Küresel bir toplumda ahlaki göreciliğin gerekli olduğunu savundu
çalışmak
Sahnedebir kurumda veya kişiye bağlı olarak görev yapmak
I work for a global company
Küresel bir şirkette çalışıyorum
uymak
bir durumun veya planın birine uygun olması
This schedule works for me
Bu program bana uyuyor
uğruna çalışmak
bir hedefi gerçekleştirmek için çaba göstermek
We are working for a better future
Daha iyi bir gelecek için çalışıyoruz
çil
Sahnedeciltteki küçük kahverengi leke
She has freckles on her nose
Burnunda çiller var
et
Sahnedegıda olarak kullanılan hayvan eti
I like meat
Eti severim
et
yiyecek olan hayvan eti
We eat meat for dinner
Akşam yemeği için et yeriz
öz
bir şeyin en önemli veya temel kısmı
This is the meat of the story
Hikayenin can alıcı noktası burası
vajina
kadın cinsel organı için kullanılan argo bir terim
They used that word in a vulgar way
O kelimeyi kaba bir şekilde kullandılar
hayat kadını
Sahnedepara karşılığı cinsel ilişkiye giren kadın
The novel features a character who is a call girl
Roman hayat kadını olan bir karakteri konu alıyor
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
Sahnedene demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
konu
Sahnedetartışılan veya üzerinde konuşulan tema
This is a difficult subject
Bu zor bir konu
tebaa
bir hükümdarın yönetimi altında yaşayan kişi
He is a subject of the king
Kralın bir tebaasıdır
maruz bırakmak
birini hoş olmayan bir duruma sokmak
He subjected the prisoner to torture
Mahkumu işkenceye maruz bıraktı
tebaa
bir hükümdarın yönetimi altındaki kimse
The king protected his subjects
Kral tebaasını korudu
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılıp başka bir yere gitmek
It is time to go out
Dışarı çıkma zamanı geldi
dışarı çıkmak
bir yerden veya odadan ayrılmak
Please go out now
Lütfen şimdi dışarı çık
gezmek
eğlenmek için evden ayrılmak
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
sönmek
yanmayı veya çalışmayı durdurmak
The lights suddenly went out
Işıklar aniden söndü
yayımlanmak
bir haberin veya bilginin herkese duyurulması
The invitations went out yesterday
Davetiyeler dün yayımlandı
çıkmak
biriyle romantik bir ilişki yaşamak
They have been going out for a year
Bir yıldır çıkıyorlar
dışarı çıkmak
bir yere gitmek için evden ayrılmak
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
dışarıya çıkmak
restoranda yemek yemek
We go out for dinner every Friday
Her cuma akşam yemeği için dışarıya çıkarız
sönmek
yanmayı durdurmak
The campfire went out during the night
Kamp ateşi gece boyunca söndü
ışığı sönmek
ışık vermeyi durdurmak
The light in my room went out
Odamdaki ışık söndü
kesin
Sahnedeaçık ve şüpheye yer bırakmayan
I need a definite answer
Kesin bir cevaba ihtiyacım var
kesin
gerçekleşmesi veya doğru olması kesin olan
It is a definite plan
Bu kesin bir plan
itham etmek
Sahnedebir kişiyi resmi olarak suçlamak
The court decided to indict him
Mahkeme onu itham etmeye karar verdi
söylenti
Sahnededoğru olmayabilecek bir hikaye
I heard a rumor about him
Onun hakkında bir söylenti duydum
söylenti
doğruluğu kanıtlanmamış yayılan bilgi
I heard a rumor about the new project
Yeni proje hakkında bir söylenti duydum
sakalsız
Sahnedeyüzünde tüy veya sakal bulunmayan
He looks younger when he is clean shaven
Sakalsızken daha genç görünüyor
varmak
bir yere ulaşmak
The train is comin
Tren geliyor
gelmek
bir yöne doğru hareket etmek
I am comin
Geliyorum
gelmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
Please come here now
Lütfen şimdi buraya gel
geri dönmek
bir yere tekrar gitmek
I will come back soon
Yakında geri geleceğim
geliyor
bir yöne veya birine doğru yaklaşmak
He is comin to the party
O partiye geliyor
gururlu
Sahnedekendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
bir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
aksi takdirde
Sahnededurum farklı olsaydı
Run otherwise you will be late
Koş yoksa geç kalacaksın
başka türlü
başka bir şekilde veya farklı olarak
I thought otherwise
Ben farklı düşündüm
aksi takdirde
aksi durumda veya başka bir şey olursa
Hurry up, otherwise you will be late
Acele et, aksi takdirde geç kalacaksın
başka türlü
başka bir şekilde
I could not do otherwise
Ben başka türlü yapamazdım
salam
Sahnedekurutulmuş bir sosis türü
I like salami
Salamı severim
salam
genellikle soğuk yenen kurutulmuş et
I eat salami for breakfast
Kahvaltıda salam yerim
park görevlisi
Sahnedehatalı park eden araçlara ceza kesen kişi
The officer gave him a parking ticket
Görevli ona park cezası verdi
model
Sahnedebir ürünün belirli bir tasarımı veya versiyonu
This is the latest model of the car
Bu arabanın en son modeli
modellemek
bir şeyin versiyonunu veya tanımını oluşturmak
They model the data in the system
Verileri sistemde modelliyorlar
örnek
taklit edilmesi gereken iyi bir kişi veya şey
She is a good model for students
O öğrenciler için iyi bir örnek
manken
fotoğraf çekimleri veya defileler için kıyafetleri sergileyen kişi
She is a famous fashion model
O ünlü bir moda mankeni
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
çekici
cinsel olarak çekici olan
She is real
O çekici
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sinerji
Sahnedebir araya gelen şeylerin ayrı etkilerinden daha büyük bir sonuç yaratması
The merger created powerful synergy
Birleşme güçlü bir sinerji yarattı
sinerji
bir grubun birlikte çalışarak oluşturduğu ortak güç
Teamwork creates synergy
Ekip çalışması sinerji yaratır
iş birliği
birlikte çalışan bir grubun oluşturduğu ortak güç
The team has a great synergy
Ekibin harika bir iş birliği var
karşılaşma
Sahnedebiriyle beklenmedik şekilde karşılaşmak
I had a brief encounter with an old friend
Eski bir arkadaşımla kısa bir karşılaşmam oldu
karşılaşmak
beklenmedik bir şekilde biriyle veya bir durumla yüz yüze gelmek
I did not expect to encounter him there
Onunla orada karşılaşmayı beklemiyordum
karşılaşmak
beklenmedik bir durum veya olayla yüz yüze gelmek
I encountered many problems
Birçok sorunla karşılaştım
gangster
Sahnedebir suç çetesine üye olan kişi
The gangster lived in a big house
Gangster büyük bir evde yaşıyordu
pizza
Sahnedepeynir ve malzemelerle yapılan yuvarlak İtalyan yemeği
I love eating pizza
Pizza yemeyi severim
ünlü
Sahnedea, e, i, o, u harfleriyle temsil edilen ses
The letter A is a vowel
A harfi bir ünlü harftir
ne
Sahnedeöfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan vurgu
What the hell is happening
Ne halt oluyor burada
ortak yayınlanan
Sahnedebirçok gazete veya medya kuruluşunda aynı anda yayınlanan
This comic strip is syndicated in many newspapers
Bu karikatür birçok gazetede ortak yayınlanıyor