

The Sopranos — 1. Sezon Bölüm 8
Kelimeler ve anlamları
711 kelime
Seviye
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
yol açmak
bir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
sevgili
Sahnederomantik bir ilişki içinde olunan kişi
Everyone likes my girlfriend
Herkes benim sevgilimi seviyor
kadın arkadaş
arkadaş olan kadın
She is my female friend
O benim kadın arkadaşım
kız arkadaş
bir rol için uygun olma nitelikleri
She is my girlfriend and has the qualities for this role
O benim kız arkadaşım ve bu rol için gereken niteliklere sahip
kız arkadaş
romantik bir ilişki içinde olunan kişi
She is my girlfriend
O benim kız arkadaşım
önünde
Sahnedebir şeyin veya birinin ön kısmında olan
The car is in front of the house
Araba evin önünde
gözü önünde
birinin bulunduğu yer
Do not talk in front of him
Onun gözü önünde konuşma
önünde
bir şeyin veya kişinin doğrudan ilerisindeki alan
He is waiting in front of the door
O kapının önünde bekliyor
önünde
birinin veya bir şeyin karşısındaki konum
The car is in front of the house
Araba evin önünde
duygu
Sahnededuygusal durum veya ruh hali
Love is a wonderful feeling
Aşk harika bir duygudur
his
zihinde veya vücutta hissedilen güçlü duygu
I have a bad feeling
Kötü bir hissim var
hissetmek
fiziksel bir duyum yaşamak
I am feeling tired
Yorgun hissediyorum
duygulanmak
bir duygu veya his yaşamak
I am feeling sad
Kendimi üzgün hissediyorum
hissetmek
bir duyguya veya fiziksel bir hisse sahip olmak
I am feelin happy today
Bugün mutlu hissediyorum
giyinmek
Sahnedeüstüne kıyafet giymek
I get dressed for school
Okul için giyiniyorum
ark
Sahnedebir derecenin altmışta biri olan açısal ölçü birimi
The angle is one arc
Açı bir arktır
kavis çizmek
Sahnedepürüzsüz ve eğimli bir yolda hareket etmek
The ball arced over the fence
Top çitin üzerinden kavis çizerek geçti
hikaye gelişimi
Sahnedebir hikayenin olaylarının tatmin edici bir ilerleme yaratacak şekilde düzenlenmesi
The movie has a very satisfying story arc
Filmin çok tatmin edici bir hikaye gelişimi var
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
Sahnedebirine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
gizlice çıkmak
Sahnedebir yerden sessizce ve gizlice ayrılmak
He tried to sneak out of the house
Evden gizlice çıkmaya çalıştı
gizlice çıkarmak
bir şeyi görülmeden veya fark edilmeden dışarı götürmek
I managed to sneak the phone out of the room
Telefonu odadan gizlice çıkarmayı başardım
dans
Sahnedemüzik eşliğinde yapılan ritmik hareket sanatı
They performed a traditional dance
Geleneksel bir dans sergilediler
dans etmek
müziğe göre vücudunu hareket ettirmek
They dance together
Birlikte dans ederler
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
The station dance is Alpha
İstasyonun ismi Alfa
dans eşi
birlikte bir şeyler yaptığınız kişi
He was her dance for the night
O gece onun dans eşiydi
dans
insanların dans ettiği sosyal toplanma
We are going to a dance tonight
Bu akşam bir dansa gidiyoruz
dans etmek
vücudunu müzikle uyumlu hareket ettirmek
She likes to dance at parties
Partilerde dans etmeyi sever
pislikler
Sahnedeçok hoş olmayan veya dürüst olmayan insanlar
Those guys are total scumbags
O adamlar tam birer pislik
Hanımlar ve beyler
SahnedeBir gruba hitap etmenin nazik bir yolu
Ladies and gentlemen, welcome to the show
Hanımlar ve beyler, gösteriye hoş geldiniz
hanımlar ve beyler
bir gruba hitap etmenin nazik yolu
Ladies and gentlemen please welcome our guest
Hanımlar ve beyler lütfen misafirimizi karşılayın
olursa diye
Sahnedebir şeyin olması ihtimaline karşı önlem olarak
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağarsa diye şemsiye al
olur da
bir durumun gerçekleşme ihtimaline karşı
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağar diye şemsiyeni al
olası duruma karşı
bir şeyin gerçekleşme ihtimaline karşı hazırlıklı olmak
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağma ihtimaline karşı bir şemsiye al
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
gerekli
Sahnedeyapılması veya olması gereken
Sleep is necessary for health
Uyku sağlık için gereklidir
gerekli
yapılması gereken veya ihtiyaç duyulan şey
It is necessary to drink water every day
Her gün su içmek gereklidir
daima
Sahnedeher zaman değişmez bir şekilde
He invariably arrives late
O daima geç kalır
düğün provası yemeği
Sahnededüğün provasının ardından verilen yemek
We attended the rehearsal dinner last night
Dün gece düğün provası yemeğine katıldık
peşinden koşmak
Sahnedebir şeyi elde etmek veya başarmak için çabalamak
You should go after your dreams
Hayallerinin peşinden gitmelisin
saldırmak
birini sert bir şekilde eleştirmek veya suçlamak
The critics went after his new book
Eleştirmenler onun yeni kitabına saldırdı
peşinden gitmek
bir şeyi yakalamaya veya elde etmeye çalışmak
You should go after your dreams
Hayallerinin peşinden gitmelisin
kimlik
Sahnedebelirli bir kişi olma durumu
The police confirmed his identity
Polis onun kimliğini doğruladı
kimlik
Sahnedebir kişiyi veya şeyi o yapan özellikler
She is trying to discover her true identity
O gerçek kimliğini keşfetmeye çalışıyor
eşitlik
iki ifadenin birbirine eşit olduğunu gösteren matematiksel ifade
This expression is a simple equality
Bu ifade basit bir eşitliktir
kimlik
bir kişinin kim olduğu veya kim olduğunu iddia ettiği durum
The passport shows her identity
Pasaport onun kimliğini gösteriyor
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
şimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
çok sıkı
Sahnedebir işi büyük bir çabayla yapmak
He worked his ass off to finish the project
Projeyi bitirmek için çok sıkı çalıştı
cumhuriyet
Sahnedekendi hükümeti olan devlet
Turkey is a republic
Türkiye bir cumhuriyettir
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
Sahnedebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
kaldırmak
Sahnedebir şeyi daha yüksek bir konuma taşımak
Can you lift this box
Bu kutuyu kaldırabilir misin
arabayla bırakmak
bir araçla ücretsiz olarak bir yere götürmek
He gave me a lift
Beni arabayla bıraktı
asansör
bir binada insanları veya eşyaları katlar arasında aşağı yukarı taşıyan cihaz
The lift is broken so we must take the stairs
Asansör bozuk olduğu için merdivenleri kullanmalıyız
iyileştirmek
bir şeyi daha iyi veya daha çekici hale getirmek
This paint will lift the look of the room
Bu boya odanın görünümünü iyileştirecek
vakit geçirmek
Sahnedebir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
Sahnedebir şey için para vermek
I spend money on food
Yiyeceğe para harcıyorum
harcamak
bir amaç için para zaman veya emek kullanmak
I spent all my money
Tüm paramı harcadım
harcamak
bir şey karşılığında para vermek
I spend money on food
Yemek için para harcıyorum
geçirmek
bir şeyi yaparak zaman kullanmak
We spend time together
Birlikte zaman geçiriyoruz
dahil etmek
Sahnedebir şeyi bütünün bir parçası olarak eklemek
We should incorporate these ideas into the plan
Bu fikirleri plana dahil etmeliyiz
şirketleştirmek
yasal bir iş kuruluşu oluşturmak
They decided to incorporate the business
İşi şirketleştirmeye karar verdiler
araya girmek
Sahnedekonuşma sırasında bir şey söylemek
He decided to interject during the discussion
Tartışma sırasında araya girmeye karar verdi
telefon
Sahnedeuzaktaki biriyle konuşmak için kullanılan cihaz
I have a new telephone
Yeni bir telefonum var
telefon etmek
birini telefon kullanarak aramak
I will telephone my friend later
Arkadaşıma daha sonra telefon edeceğim
hesap defteri
Sahnedefinansal işlemlerin kaydedildiği defter
He entered the transaction in the ledger
İşlemi hesap defterine kaydetti
etkinlikler
Sahnedezaman geçirmek için yapılan işler
We have many fun activities today
Bugün birçok eğlenceli etkinliğimiz var
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
değişim
Sahnedebir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to change the plan
Planı değiştirmem gerekiyor
değişmek
farklı hale gelmek
The weather is starting to change
Hava değişmeye başlıyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
aktarma yapmak
bir araçtan diğerine geçmek
I have to change trains there
Orada tren değiştirmem gerekiyor
değişiklik
yeni bir durum veya farklılık
This is a big change for us
Bu bizim için büyük bir değişiklik
kıyafet değiştirmek
kendine farklı kıyafetler giymek
She went to change for the party
Partiye gitmek için kıyafet değiştirdi
yenisiyle değiştirmek
eski bir eşyayı yenisiyle yenilemek
I need to change the battery
Pili değiştirmem gerekiyor
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
Please change the color of the wall
Lütfen duvarın rengini değiştir
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
varmak
Sahnedebelirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
kendine gelmek
baygınlıktan sonra tekrar bilincini kazanmak
He came to after the accident
Kazadan sonra kendine geldi
başlamak
bir şeyi yapmaya girişmek
I come to like this song
Bu şarkıyı sevmeye başlıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
We will come to the city soon
Şehre yakında varacağız
ilgili olmak
bir konu hakkında olmak
When it comes to cooking he is an expert
Yemek pişirmek söz konusu olduğunda o bir uzmandır
gelmek
bir noktaya veya duruma ulaşmak
We have come to a difficult decision
Zor bir karara geldik
ayılmak
tekrar bilinci yerine gelmek
The patient started to come to after the surgery
Hasta ameliyattan sonra ayılmaya başladı
kendine gelmek
baygınlıktan sonra bilincin geri dönmesi
She finally came to after the accident
Kazadan sonra nihayet kendine geldi
sonuçlanmak
belirli bir duruma yol açmak
The total bill came to fifty dollars
Toplam fatura elli dolar ile sonuçlandı
uğramak
birini görmek için bir yere gitmek
Please come to my house this evening
Lütfen bu akşam evime uğra
aklına gelmek
bir fikrin veya düşüncenin zihinde belirmesi
The idea came to me suddenly
Fikir aniden aklıma geldi
başvurmak
yardım veya destek için birine gitmek
You can come to me for help
Yardım için bana başvurabilirsin
varmak
belirli bir duruma ulaşmak
The situation has come to an end
Durum sona erdi
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
geç
belirlenen zamandan sonra olan
I am late for work
İşe geç kaldım
yazar
Sahnedekitap veya makale yazan kişi
He is a famous writer
O ünlü bir yazardır
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılıp başka bir yere gitmek
It is time to go out
Dışarı çıkma zamanı geldi
gezmek
eğlenmek için evden ayrılmak
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
sönmek
yanmayı veya çalışmayı durdurmak
The lights suddenly went out
Işıklar aniden söndü
gönderilmek
bir yere ulaştırılmak üzere yola çıkmak
The invitations went out yesterday
Davetiyeler dün gönderildi
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılıp dışarı gitmek
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
dışarı çıkmak
sosyal nedenlerle evden ayrılıp bir yere gitmek
We will go out for dinner tonight
Bu akşam akşam yemeği için dışarı çıkacağız
Mafya
Sahnedeorganize olmuş suçlular grubu
The mob controls the illegal businesses in the city
Mafya şehirdeki yasa dışı işleri kontrol ediyor
kalabalık
büyük bir insan grubu
The mob gathered in the street
Kalabalık sokakta toplandı
mafya
organize suç işleyen bir grup insan
He was involved with the mob
Mafya ile bağlantısı vardı
kırıntı
Sahnedeyiyeceklerin çok küçük parçası
There is a crumb on your shirt
Gömleğinde bir kırıntı var
polis
Sahnedepolis teşkilatının bir üyesi
The cop stopped the car
Polis arabayı durdurdu
almak
Sahnedebir şeyi ele geçirmek veya elde etmek
I copped a new shirt at the store
Mağazadan yeni bir gömlek aldım
okumak
Sahnedeyazılı kelimeleri görüp anlamak
I read a book every month
Her ay bir kitap okurum
rol okumak
bir rol için metin okuyarak seçmelere katılmak
She will read for the part
Rol için seçmelere katılacak
almak
telsizle konuşurken birinin söylediklerini duymak ve anlamak
Do you read me
Beni alabiliyor musun
okumak
birinin düşüncelerini söylemeden anlamak
I can read your mind
Aklını okuyabiliyorum
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
elbette
birini onaylamak veya beklendik bir durumu belirtmek için kullanılan ifade
Can you help me? Of course
Bana yardım edebilir misin? Elbette
elbette
bir şeyin beklendiğini veya aşikar olduğunu belirtmek için kullanılır
Of course I will help you
Elbette sana yardım edeceğim
affedersiniz
Sahnedeözür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
pardon
duyulmayan veya anlaşılmayan bir şeyi tekrar ettirmek için kullanılan ifade
Excuse me could you say that again
Pardon bunu tekrar söyleyebilir misiniz
affedersiniz
birinin dikkatini çekmek veya özür dilemek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me can you help me
Affedersiniz bana yardım edebilir misiniz
pardon
birinin dikkatini çekmek veya özür dilemek için söylenen söz
Excuse me I did not see you
Pardon sizi görmedim
domuz eti
Sahnededomuzdan elde edilen et
I do not eat pork
Domuz eti yemem
sevişmek
biriyle cinsel ilişkiye girmek
They porked all night
Bütün gece seviştiler
sevişmek
biriyle cinsel ilişkiye girmek
He bragged that he had porked her
Onunla seviştiğiyle övündü
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
Sahnedekonuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
kalmadı
Sahnedebir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
dışarı
Sahnedebir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
dışında tutmak
Sahnedebirini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
nedeniyle
bir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
kapı
Sahnedebina veya oda girişindeki hareketli panel
Close the door please
Lütfen kapıyı kapat
kapı
girişe izin vermek için açılıp kapanan hareketli panel
The door is open
Kapı açık
kapı
bir odaya girmek için açılan panel
He is at the door
O kapıda
kapı
bir odaya veya binaya girişi kapatmaya yarayan hareketli engel
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
uygulamak
Sahnedebir şeyi belirli bir amaç için kullanmak
You should apply these methods
Bu yöntemleri uygulamalısın
geçerli olmak
bir durum için etkili veya doğru olmak
This rule does not apply here
Bu kural burada geçerli değil
başvurmak
resmi olarak bir şey istemek
I want to apply for a job
Bir işe başvurmak istiyorum
sürmek
bir şeyi bir yüzeyin üzerine yaymak
Please apply this cream to your skin
Lütfen bu kremi cildine sür
yoğunlaşmak
bir şeye tüm dikkati ve çabayı vermek
You must apply yourself to your studies
Derslerine yoğunlaşmalısın
başvurmak
bir şey için resmi talepte bulunmak
I applied for a new job
Yeni bir iş için başvurdum
müracaat etmek
resmi bir istek göndermek
She applied to the university
Üniversiteye müracaat etti
uygulamak
bir şeyi bir amaç için kullanmak
Apply this cream to your skin
Bu kremi cildine uygula
çabalamak
bir şeyi yapmak için gayret göstermek
You must apply more effort
Daha çok çabalamalısın
malum kişi
Sahnedeadını anmak istemediğimiz veya herkesin bildiği kişi
I saw you know who yesterday
Dün malum kişiyi gördüm
aşağılık herif
Sahnedehoşlanmadığınız bir kişi için kullanılan kaba bir söz
Do not trust that motherfucker
O aşağılık herife güvenme
orospu çocuğu
birine karşı kullanılan çok kaba ve aşağılayıcı bir küfür
That motherfucker stole my wallet
O orospu çocuğu cüzdanımı çaldı
herif
bir kişi için kullanılan çok kaba bir ifade
The motherfucker ruined everything
O herif her şeyi mahvetti
bayılmak
Sahnedeaniden bilincini kaybetmek
She fainted from the heat
Sıcaktan bayıldı
hafif
gücü veya enerjisi eksik olan
The sound was faint
Ses hafifti
hafif
çok küçük veya zayıf olan
I heard a faint sound
Hafif bir ses duydum
halsiz
gücü veya enerjisi az olan
She felt faint after the long walk
Uzun yürüyüşten sonra halsiz hissetti
insan altı
Sahnedeinsan özelliklerine sahip olmayan
They lived in subhuman conditions
İnsanlık dışı koşullarda yaşadılar
kitap
Sahnedebirbirine bağlanmış basılı sayfalar
I have two books in my bag
Çantamda iki kitap var
kitaplar
Sahnedeüzerinde yazı veya resim bulunan sayfalardan oluşan nesne
I have many books on my shelf
Rafımda çok kitap var
muhasebe kayıtları
mali işlemlerin kaydedildiği defterler
The accountant is checking the books
Muhasebeci hesap kayıtlarını kontrol ediyor
görüş
bir kişinin kendi düşüncesi veya standardı
In my book honesty is the best policy
Bana göre dürüstlük en iyi politikadır
tebrikler
Sahnedebir başarıyı kutlamak için söylenen sözler
Congratulations on your new job
Yeni işin için tebrikler
sohbet
Sahnedeönemsiz konular hakkında gayriresmi konuşma
We had a little chitchat before the meeting
Toplantıdan önce biraz sohbet ettik
muhabbet
hafif ve samimi konuşma
They were making chitchat in the hall
Koridorda muhabbet ediyorlardı
gevezelik
sıradan ve gayriresmi konuşma
Stop the chitchat and get to work
Gevezeliği bırakın ve işinize bakın
sohbet
önemsiz konularda yapılan gündelik konuşma
They enjoyed some chitchat
Biraz sohbetin tadını çıkardılar
katletmek
Sahnedebirini veya bir şeyi öldürmek
The knight slew the dragon
Şövalye ejderhayı katletti
çok güldürmek
birini çok fazla güldürmek
His jokes slay me
Şakaları beni çok güldürüyor
harika iş çıkarmak
bir şeyi çok iyi yaparak herkesi etkilemek
You slayed that performance
O performansta harika iş çıkardın
katletmek
birini veya bir şeyi öldürmek
The hero slayed the monster
Kahraman canavarı katletti
gerekçe
Sahnedebir şeyin geçerli sebebi
They have grounds to complain
Şikayet etmek için gerekçeleri var
arazi
bir binanın çevresindeki arazi
They walked around the school grounds
Okul arazisinde yürüdüler
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
elbette
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
kanser
Sahnedehücrelerin anormal şekilde büyüdüğü ciddi bir hastalık
He is fighting cancer
Kanserle savaşıyor
kanser
bir grup veya sisteme büyük zarar veren kişi veya şey
Corruption is a cancer to the organization
Yozlaşma kurum için bir kanserdir
savaştı
Sahnedebir kavgaya veya savaşa katılmak
They fought for their freedom
Özgürlükleri için savaştılar
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
niyetlenmek
Sahnedebir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
demek istemek
konuşurken bir şeyi açıklamak için kullanılan ifade
I mean to say that we are late
Geç kaldığımızı demek istiyorum
müthiş
çok iyi veya yetenekli
She plays a mean tennis match
O müthiş bir tenis maçı çıkarıyor
yani
konuşurken duraksamak veya açıklık getirmek için kullanılan söz
I mean it is not raining today
Yani bugün yağmur yağmıyor
anlamına gelmek
bir şeyin ne olduğunu belirtmek
A red light means stop
Kırmızı ışık dur anlamına gelir
yöntem
bir işi yapmanın yolu
They used a simple mean to fix it
Bunu düzeltmek için basit bir yöntem kullandılar
temsil etmek
bir fikri ifade etmek veya göstermek
The flag means our country
Bayrak ülkemizi temsil eder
nişan yüzüğü
Sahnedeevlilik sözü olarak verilen yüzük
He gave her a beautiful engagement ring
Ona güzel bir nişan yüzüğü verdi
etnik
Sahnedeortak bir kültüre veya kökene sahip bir insan grubuyla ilgili
They serve delicious ethnic food here
Burada lezzetli etnik yemekler servis ediyorlar
etnik
ortak bir kültürel veya ulusal kökene ait olan
They are from different ethnic groups
Onlar farklı etnik gruplardan geliyor
çalışkan
Sahnedeher zaman çok çaba sarf eden
He is a hard working student
O çalışkan bir öğrencidir
sıçmak
vücuttan dışkı çıkarmak
He is shitting in the bathroom
O banyoda sıçıyor
kandırmak
gerçek olmayan bir şey söylemek
You are shittin me
Beni kandırıyorsun
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
hı hı
Sahnedeevet demek veya dinlediğini göstermek için kullanılan bir ses
Uh huh I understand what you mean
Hı hı ne demek istediğini anlıyorum
hı hı
evet veya onay belirtmek için çıkarılan ses
Do you agree? Uh huh
Katılıyor musun? Hı hı
anlıyorum
dinleyicinin anladığını göstermek veya bir duraksama için kullanılan ses
Go on. Uh huh
Devam et. Anlıyorum
evet
onaylama veya dinlediğini belirtme amacıyla kullanılan gayriresmi ifade
Uh-huh I understand what you mean
Evet ne demek istediğini anlıyorum
hı hı
onay veya anlaşıldığını göstermek için kullanılan ifade
Uh huh I understand your point
Hı hı fikrini anlıyorum
tatil
Sahnedeişe veya okula ara verilen dinlenme süresi
I am on vacation
Tatildeyim
eğlenmeye çıkmak
Sahnedesosyal bir etkinlik için dışarı çıkmak
We are steppin out tonight for a party
Bu gece bir parti için dışarı çıkıyoruz
malikane
Sahnedegeniş araziye sahip büyük ev
The manor has a huge garden
Malikanenin kocaman bir bahçesi var
ne
Sahnedeöfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan vurgu
What the hell is happening
Ne halt oluyor burada
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
yerel
Sahnedebelirli bir bölge veya topluluk ile ilgili olan
We buy our food from a local market
Yiyeceklerimizi yerel bir pazardan alıyoruz
yerel otobüs
güzergah üzerindeki tüm duraklarda duran otobüs
I take the local bus to work
İşe gitmek için yerel otobüsü kullanıyorum
yerli
belirli bir bölgede yaşayan kişi
The locals are very friendly here
Buradaki yerliler çok cana yakın
yerel mekan
belirli bir amaç için kullanılan bina veya alan
He met his friends at his local
Arkadaşlarıyla yerel mekanında buluştu
yürümek
Sahnedebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
eşlik etmek
bir yere giderken birine eşlik etmek
I will walk you to the station
Seni istasyona kadar yürüyerek götüreceğim
adım adım anlatmak
bir süreci aşama aşama tarif etmek
Let me walk you through the process
Süreci sana adım adım anlatayım
gazete
Sahnedegünlük olarak basılan haber yayını
I read the newspaper every morning
Her sabah gazete okurum
iddianame
Sahnedebirinin suçlu olduğuna dair resmi beyan
The grand jury issued an indictment
Büyük jüri bir iddianame hazırladı
iddianame
birinin suç işlediğine dair resmi suçlama
The court released the indictment
Mahkeme iddianameyi yayınladı
psikiyatrist
Sahnederuh sağlığı uzmanı
He is seeing a shrink
Bir psikiyatriste gidiyor
çekmek
boyutunun veya miktarının azalması
The shirt shrank in the wash
Gömlek yıkandığında çekti
küçültmek
bir şeyin boyutunu azaltmak
This hot water will shrink your sweater
Bu sıcak su kazağını küçültecek
psikolog
zihinsel sorunları tedavi eden doktor
The shrink helped him feel better
Psikolog onun daha iyi hissetmesine yardımcı oldu
yüz dolar
Sahnedeyüz dolarlık kağıt para
I have a g-note in my wallet
Cüzdanımda yüz dolar var
hiç şaşmamalı
Sahnedeşaşırtıcı değil
No wonder he is tired
Yorgun olmasına şaşmamalı
şaşmamalı
bir durumun beklenir veya şaşırtıcı olmadığını ifade etmek için kullanılır
No wonder he is tired
Yorgun olmasına şaşmamalı
Deccal
Sahnedeİsa Mesihin düşmanı olduğuna inanılan kişi
He is portrayed as the antichrist in the movie
Filmde deccal olarak tasvir ediliyor
Deccal
SahnedeHristiyan inancında Mesihin düşmanı olan kötü figür
The antichrist represents a figure of evil
Deccal bir kötülük figürünü temsil eder
Mesih karşıtı
SahnedeMesihe veya Hristiyanlığa karşı olan kişi
He acts like an antichrist toward the church
Kiliseye karşı mesih karşıtı biri gibi davranıyor
deccal
Hristiyan inancına göre Mesih'in güçlü bir düşmanı
The movie is about the antichrist
Film Deccal hakkındadır
yok etmek
Sahnedebir canlı grubunu veya türünü tamamen öldürmek
The pest control team exterminated the rats
Haşere kontrol ekibi fareleri yok etti
yok etmek
bir şeyi tamamen ortadan kaldırmak
They exterminated the pests in the house
Evdeki haşereleri yok ettiler
uğramak
Sahnedekısa bir süreliğine bir yere gitmek
I need to pop into the shop
Mağazaya uğramam gerekiyor
aklına gelmek
bir düşüncenin aniden zihinde belirmesi
A new idea just popped into my head
Aklıma yeni bir fikir geldi
şüphesiz
Sahnedehiç şüphe olmaksızın
This is undoubtedly the best movie I have seen
Bu şüphesiz şimdiye kadar gördüğüm en iyi film