

The Sopranos — 1. Sezon Bölüm 9
Kelimeler ve anlamları
802 kelime
Seviye
yapman lazım
Sahnedebir şeyi yapmanın zorunlu veya gerekli olduğunu belirtir
You gotta see this movie
Bu filmi izlemen lazım
yapman lazım
bir şeyi yapmanın zorunlu olması
You gotta see this movie
Bu filmi görmen lazım
av tüfeği
Sahnedeküçük metal parçacıkları fırlatan bir silah
He used a shotgun
Bir av tüfeği kullandı
ön koltuk
şoförün yanındaki yolcu koltuğu
I call shotgun
Ön koltuk benim
tek nefeste içmek
bir içeceği kutu veya şişeden çok hızlı şekilde tüketmek
He shotgunned the cold beer
Bira kutusunu tek nefeste içti
ateş etmek
bir ateşli silah kullanarak atış yapmak
He shotgunned at the target
Hedefe doğru ateş etti
yanlış
Sahnedeahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
oral seks
Sahnedeağız yoluyla gerçekleştirilen cinsel eylem
Oral sex is a form of sexual intimacy
Oral seks bir tür cinsel yakınlıktır
baskı yapmak
Sahnedebirine bir şey yaptırmaya çalışmak
They pressured him to sign the paper
Kağıdı imzalaması için ona baskı yaptılar
basınç
bir şeye karşı uygulanan itme gücü
The water pressure is high
Su basıncı yüksek
baskı
taleplerin neden olduğu stres veya endişe hissi
He is under a lot of pressure
Çok fazla baskı altında
hesaplamak
Sahnedebir durumu anlamak için mantık yürütmek
If you do the math, you will see it is too expensive
Hesapladığında, bunun çok pahalı olduğunu göreceksin
sever
Sahnedebir şeyi çok seven kimse
He is a music lover
O bir müziksever
sevgili
romantik veya cinsel ilişki yaşanan kişi
They are secret lovers
Onlar gizli sevgililer
sevgili
başka biriyle romantik ilişki yaşayan kimse
They are happy lovers
Onlar mutlu sevgililer
affetmek
Sahnedebir hatayı hoşgörüyle karşılamak
Please excuse my foolish error
Lütfen aptalca hatamı affedin
bahane
Sahnedebir durumu açıklamak için sunulan gerekçe
He has a good excuse
Onun iyi bir bahanesi var
affedersiniz
nazikçe dikkat çekmek veya özür dilemek için kullanılan ifade
Excuse me may I pass
Affedersiniz geçebilir miyim
bahane
bir hatayı açıklamak için sunulan neden
Do not make an excuse for being late
Geç kaldığın için bahane üretme
doğanlar
Sahnedeavlanmasıyla tanınan bir kuş türü
Falcons are very fast birds
Doğanlar çok hızlı kuşlardır
bir şey
Sahnedebir nesne, gerçek veya durum
I have something for you
Senin için bir şeyim var
bir şey
tam olarak ne olduğu belirtilmeyen nesne
I have somethin for you
Senin için bir şeyim var
belirsiz bir şey
ismi veya ne olduğu bilinmeyen nesne
She is looking for somethin
O bir şey arıyor
inmek
Sahnedebir araçtan veya yerden ayrılmak
I will get off the bus at the next stop
Bir sonraki durakta otobüsten ineceğim
bırakmak
birine yönelik bir davranışı durdurmak
Get off my back
Peşimi bırak
cezadan kurtulmak
bir şey için cezalandırılmaktan kaçınmak
He got off with a fine
Cezadan bir para cezasıyla kurtuldu
kapatmak
bir telefon görüşmesini bitirmek
I need to get off the phone now
Şimdi telefonu kapatmam gerekiyor
inmek
bir yerden veya taşıttan ayrılmak
Please get off the bus
Lütfen otobüsten inin
yarı
Sahnedetam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
yarı
oyunların veya maçların eşit iki bölümünden biri
The team played both halves well
Takım her iki yarıyı da iyi oynadı
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki yaşadığınız kişi
I am going out with my better half
Hayat arkadaşımla dışarı çıkıyorum
erkek kardeşler
Sahnedeaynı anne babadan gelen erkek çocuklar
My brothers are coming to dinner
Erkek kardeşlerim akşam yemeğine geliyor
erkek kardeşler
aynı anne ve babaya sahip olan erkekler
I have two brothers
İki erkek kardeşim var
erkek kardeşler
aynı anne babaya sahip erkek çocuklar
I have two brothers
İki erkek kardeşim var
erkek kardeşler
erkek olan kardeşler
They are brothers
Onlar erkek kardeşler
memleket
Sahnedekişinin doğduğu veya büyüdüğü yer
I love my hometown
Memleketimi seviyorum
ayrılma
Sahnedebir yerden gitmek
I am leaving the house now
Şimdi evden ayrılıyorum
artık
bir işlemden sonra geriye kalan madde
This ash is a leaving of the fire
Bu kül ateşten geriye kalan bir artığıdır
bırakmak
birini veya bir şeyi belirli bir durumda tutmak
The news left him speechless
Haber onu suskun bıraktı
sushi
Sahnedebalık veya sebzeli soğuk pirinçten yapılan bir Japon yemeği
I like eating sushi
Sushi yemeyi severim
sushi
Sahnedesirke ile tatlandırılmış pirinç ve çiğ balık veya diğer malzemelerle yapılan Japon yemeği
Sushi is a healthy meal
Sushi sağlıklı bir yemektir
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
yani
Sahnedesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
uzak
Sahnedemesafesi çok olan
He lives in a remote village
Uzak bir köyde yaşıyor
kumanda
uzaktan kumanda edilen elektronik cihaz
I lost the remote for the TV
Televizyonun kumandasını kaybettim
uzaktan yönetmek
bir şeyi uzak bir mesafeden kontrol etmek
You can remote your computer from home
Bilgisayarınızı evden uzaktan yönetebilirsiniz
dolaylı
doğrudan olmayan veya yakın olmayan
He is remotely related to me
Bana dolaylı yoldan akraba
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
gözetmek
bir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
direnmek
Sahnedebir şeyi kabul etmeyi veya uymayı reddetmek
They resisted the new rules
Yeni kurallara direndiler
inmek
Sahnedeaşağıya doğru hareket etmek
The elevator is going down
Asansör aşağı iniyor
azalmak
miktar veya boyut olarak daha az hale gelmek
The prices went down
Fiyatlar düştü
hapse girmek
hapse gönderilmek veya tutuklanmak
The thief will go down for five years
Hırsız beş yıl hapse girecek
meydana gelmek
bir olayın gerçekleşmesi veya vuku bulması
Tell me what went down last night
Dün gece ne meydana geldiğini anlat bana
inmek
daha yüksek bir yerden daha düşük bir yere hareket etmek
We will go down the stairs
Merdivenlerden aşağı ineceğiz
duygu
Sahnededuygusal durum veya ruh hali
Love is a wonderful feeling
Aşk harika bir duygudur
his
zihinde veya vücutta hissedilen güçlü duygu
I have a bad feeling
Kötü bir hissim var
hissetmek
fiziksel bir duyum yaşamak
I am feeling tired
Yorgun hissediyorum
duygulanmak
bir duygu veya his yaşamak
I am feeling sad
Kendimi üzgün hissediyorum
hissetmek
bir duyguya veya fiziksel bir hisse sahip olmak
I am feelin happy today
Bugün mutlu hissediyorum
dürtü
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik güçlü arzu veya istek
I had a sudden urge to laugh
Aniden gülme isteği duydum
teşvik etmek
birini bir şey yapmaya kuvvetle yönlendirmek
I urge you to follow your dreams
Hayallerinin peşinden gitmeni şiddetle tavsiye ederim
ısrar etmek
birinden bir şey yapmasını kuvvetle istemek
He urged me to tell the truth
Doğruyu söylemem için bana ısrar etti
teşvik
birini bir şey yapmaya ikna etme çabası
Her words were a strong urge to study
Onun sözleri ders çalışmak için güçlü bir teşvikti
dalga
Sahnedesuyun veya havanın üzerindeki hareketli çıkıntı
The waves are very big today
Bugün dalgalar çok büyük
dalga
bir şeyin popülaritesinde veya etkinliğinde görülen ani artış
There is a new wave of interest in jazz
Caz müziğine karşı yeni bir ilgi dalgası var
el sallama
selam vermek için elin yandan yana hareketi
She gave a friendly wave
Dostça bir el sallama yaptı
sallanmak
bir yandan diğer yana tekrarlı hareket etmek
The trees wave in the wind
Ağaçlar rüzgarda sallanıyor
sallamak
havada bir şeyi ileri geri hareket ettirmek
Wave the flag to show support
Destek göstermek için bayrağı salla
el sallamak
selam vermek veya işaret etmek için eli bir yandan diğer yana hareket ettirmek
She waved at her friend
O arkadaşına el salladı
çocuk
Sahnedegenç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
şaka yapmak
Sahnedeciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
kavurucu
Sahnedeözellikle güneş veya hava için aşırı sıcak olan
It was a blistering hot day today
Bugün kavurucu sıcak bir gündü
berbat
Sahnedeçok kötü veya nahoş
The weather is lousy today
Bugün hava berbat
olmak
Sahnedefarklı bir duruma geçmek
It has gotten cold
Hava soğudu
almak
bir şeyi elde etmek
I have gotten a letter
Bir mektup aldım
varmış
bir yere ulaşmış olma durumu
I have gotten to the station
İstasyona varmış durumdayım
sivilce
Sahnedeciltte çıkan küçük kırmızı şişlik
I have a zit on my nose
Burnumda bir sivilce var
gözetim
Sahnedebir işin doğru yapıldığından emin olmak için izlenmesi eylemi
The committee has oversight of the project
Komite proje üzerinde gözetim yetkisine sahip
gözden kaçırma
bir şeyi fark etmeme sonucu oluşan hata
It was a simple oversight
Basit bir gözden kaçırmaydı
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
hata
Sahnedeyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
onay veya kabullenme belirtmek için kullanılan ifade
All right I will go to the store
Tamam markete gideceğim
jest
Sahnedesembolik bir anlam taşıyan davranış
It was a kind gesture
Nazik bir hareketti
el hareketi
Sahnedebir şeyi ifade etmek için yapılan vücut hareketi
She made a small gesture
Küçük bir el hareketi yaptı
düşünmek
Sahnedefikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir konuyu dikkatle zihninden geçirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir şeyi dikkatlice değerlendirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
yetiştirmek
Sahnedebir çocuğu yetişkin olana kadar büyütmek
She brought up three children alone
Üç çocuğu tek başına yetiştirdi
bahsetmek
bir konudan bahsetmeye başlamak
Don't bring up the wedding
Düğünden bahsetme
yetiştirmek
bir çocuğu büyüyene kadar bakıp eğitmek
She brought up three children alone
Üç çocuğunu tek başına yetiştirdi
yukarı getirmek
bir şeyi bulunduğu yerden alıp üst kata taşımak
Please bring up my bag from the car
Lütfen çantamı arabadan yukarı getir
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen söylemek
The police will bring him up on charges
Polis onu suçlayacak
plastik
Sahnedeşekillendirilebilen sentetik bir malzeme
This bottle is made of plastic
Bu şişe plastikten yapılmıştır
plastik
kimyasal maddelerden üretilen hafif ve dayanıklı malzeme
Plastic bottles are bad for the environment
Plastik şişeler çevre için kötüdür
duyarlı
Sahnedeküçük değişikliklere hızlı tepki veren
The sensor is very sensitive
Sensör çok duyarlıdır
hassas
olaylardan kolayca etkilenen veya üzülen
He is very sensitive
O çok hassastır
hassas
fiziksel olarak kolayca incinebilen
My teeth are sensitive to cold
Dişlerim soğuğa karşı hassastır
hassas
gizli tutulması gereken ve açıklanırsa sorun yaratabilecek
This is a sensitive topic
Bu hassas bir konu
Alıngan
kolayca üzülen veya kırılan
She is very sensitive about her hair
Saçları konusunda çok alıngan
Hassas
fiziksel olarak kolayca acıyan veya etkilenen
I have sensitive skin
Hassas bir cildim var
Duyarlı
başkalarını incitmemeye çalışan
You should be sensitive to his feelings
Onun duygularına karşı duyarlı olmalısın
onu al
Sahnedebir şeyi eline almak veya yerden kaldırmak
Pick it up from the floor
Onu yerden al
kaldığı yerden devam etmek
duraklamadan sonra tekrar başlamak
Let's pick it up tomorrow
Yarın kaldığımız yerden devam edelim
kapmak
bir şeyi resmi eğitim almadan kendiliğinden öğrenmek
I picked up some Spanish while traveling
Seyahat ederken biraz İspanyolca kaptım
kaldırmak
bir şeyi eline almak veya yukarı kaldırmak
Please pick up the pen
Lütfen kalemi yerden kaldır
nasıl olursa olsun
Sahnedehangi şekilde olursa olsun
However you do it, it is fine
Nasıl yaparsan yap, sorun değil
ancak
zıtlık belirtmek için kullanılır
It was raining; however, we went out
Yağmur yağıyordu; ancak dışarı çıktık
ancak
iki ifade arasındaki zıtlığı belirtmek için kullanılır
It is raining; however, we will go out.
Hava yağmurlu; ancak dışarı çıkacağız.
aşırı
Sahnedeçok büyük veya ciddi
The heat was extreme
Sıcaklık aşırıydı
üzgün
Sahnedemutsuz veya endişeli hissetme durumu
She felt upset after the argument
Tartışmadan sonra üzgün hissetti
sürpriz galibiyet
daha güçlü bir rakibe karşı kazanılan beklenmedik zafer
The small team caused a major upset
Küçük takım büyük bir sürpriz galibiyet elde etti
üzmek
birini üzgün veya endişeli hissettirmek
Please do not upset her
Lütfen onu üzme
bozmak
bir şeyin düzenini veya işleyişini aksatmak
The rain upset our plans
Yağmur planlarımızı bozdu
itimat etmek
Sahnedebirine güven duymak
You can trust his advice
Onun tavsiyesine itimat edebilirsin
güven
birinin dürüstlüğüne veya güvenilirliğine duyulan inanç
I have trust in you
Sana güvenim var
güvenmek
birinin dürüst veya güvenilir olduğuna inanmak
I trust my friend
Arkadaşıma güvenirim
güven
anlam taşıyan tek bir dil birimi
Trust is a word
Güven bir kelimedir
düzenlemek
Sahnedebir şeyi belirli bir zamanda planlamak veya organize etmek
I will organize a meeting
Bir toplantı düzenleyeceğim
düzenlemek
bir şeyleri belirli bir sıraya koymak
I need to organize my desk
Masamı düzenlemem gerekiyor
düzenlemek
bir şeyi belirli bir zamanda planlamak veya hazırlamak
I need to organize a party for my friend
Arkadaşım için bir parti düzenlemem gerekiyor
istismarcı
Sahnedekendi çıkarı için başkalarına zarar veren kimse
He is a dangerous predator
O tehlikeli bir istismarcı
yırtıcı
beslenmek için diğer hayvanları avlayan hayvan
The lion is a powerful predator
Aslan güçlü bir yırtıcıdır
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
görev
Sahnedeyapılması gereken iş veya sorumluluk
It is my duty to help you
Sana yardım etmek benim görevim
görev
yapılması gereken işler
It is your duty to help him
Ona yardım etmek senin görevin
görev
yapılması gereken iş veya sorumluluk
It is my duty to help others
Başkalarına yardım etmek benim görevim
gümrük vergisi
mallar üzerinden ödenen vergi
You must pay duty on these goods
Bu mallar için gümrük vergisi ödemelisiniz
bıkmış
Sahnedesıkılma veya rahatsız olma nedeniyle istememe
I am tired of this noise
Bu gürültüden bıktım
yorgun
dinlenme veya uyuma ihtiyacı duyma
I am very tired
Çok yorgunum
bitkin
çok yorgun olup gücü tükenme
He felt tired after work
İşten sonra bitkin hissetti
yorgun
uykuya veya dinlenmeye ihtiyaç duyma hissi
I am very tired after work
İşten sonra çok yorgunum
pislik
Sahnedehoş olmayan veya aptal kişi
He is such a douche bag
O tam bir pislik
pislik herif
çok rahatsız edici veya itici bir insan
He acted like a total douchebag at the party
O partide tam bir pislik herif gibi davrandı
üzerinde durmak
Sahnedebir yüzeyin üzerinde durur pozisyonda olmak
The book sits on the table
Kitap masanın üzerinde duruyor
üye olmak
bir kurul veya komitede görev yapmak
She sits on the school board
Okul yönetim kurulunda üye olarak görev yapıyor
bekletmek
bir işi yapmayı veya karara bağlamayı ertelemek
The manager is sitting on the report
Müdür raporu bekletiyor
üzerine oturmak
bir şeyin veya birinin ağırlığını vermek
Please do not sit on the fragile chair
Lütfen kırılgan sandalyenin üzerine oturma
eylemsiz kalmak
bir konuda harekete geçmek yerine hiçbir şey yapmamak veya beklemek
Do not sit on the report
Raporu bekletme
çok çekici
Sahnedeçok çekici veya seksi (argo)
She looks smoking in that dress
O elbisenin içinde çok çekici görünüyor
sigara içme
tütün dumanını soluma eylemi
Smoking is forbidden here
Burada sigara içmek yasaktır
beyzbol
Sahnedesopa ve topla oynanan bir oyun
I like playing baseball
Beyzbol oynamayı severim
beyzbol topu
beyzbol sporunda kullanılan küçük sert top
He threw the baseball to the pitcher
Beyzbol topunu atıcıya fırlattı
yeğen
Sahnedekardeşin oğlu
My nephew is five years old
Yeğenim beş yaşında
herhangi bir yer
Sahnedeherhangi bir yer veya herhangi bir yere
You can sit anywhere
Herhangi bir yere oturabilirsin
herhangi bir yer
her türlü konum veya yön
You can sit anywhere you want
İstediğin herhangi bir yere oturabilirsin
herhangi bir yer
herhangi bir konum veya mekan
You can sit anywhere you want
İstediğin yere oturabilirsin
hiçbir yer
olumsuz cümlelerde belirtilen herhangi bir konum
I cannot find my keys anywhere
Anahtarlarımı hiçbir yerde bulamıyorum
başa çıkmak
Sahnedebir durumla veya sorunla ilgilenmek
I can handle this problem
Bu sorunla başa çıkabilirim
takma ad
kimlik belirlemek için kullanılan isim veya lakap
What is your Twitter handle
Twitter kullanıcı adın nedir
uzatmak
bir şeyi elden ele teslim etmek
Handle the book to your friend
Kitabı arkadaşına uzat
kulp
bir nesneyi tutmaya veya taşımaya yarayan kısım
Please hold the handle of the door
Lütfen kapının kulpunu tut
sınıf
Sahnedeokuldaki yıl veya aşama
My son is in the second grade
Oğlum ikinci sınıfta
notlandırmak
bir çalışmaya puan veya not vermek
The teacher is grading the exams
Öğretmen sınavları notlandırıyor
kalite
bir şeyin ne kadar iyi olduğunun seviyesi
They sell only top grade meat
Sadece en yüksek kalitede et satıyorlar
stres
Sahnedezor durumların neden olduğu endişe veya zihinsel gerginlik
High stress affects your health
Yüksek stres sağlığınızı etkiler
vurgulamak
bir şeye özel önem vermek
I want to stress this point
Bu noktayı vurgulamak istiyorum
gerilme
bir nesne üzerine uygulanan kuvvet
The bridge cannot take too much stress
Köprü çok fazla gerilmeye dayanamaz
stres yaratmak
birini kaygılı veya endişeli hale getirmek
This project stresses me
Bu proje bende stres yaratıyor
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
rüşvet vermek
Sahnedebirinin haksız şekilde davranmasını sağlamak için bir şey vermek
He tried to bribe the judge
Hakime rüşvet vermeye çalıştı
rüşvet vermek
Sahnedebirine bir şey yaptırmak için hediye veya para vermek
She bribed the guard with a gift
Gardiyana hediye vererek rüşvet verdi
rüşvet vermek
birini etkilemek için gizlice para vermek
He tried to bribe the official
Yetkiliye rüşvet vermeye çalıştı
rüşvet
dürüst olmayan bir şey yapması için birine verilen para
They accepted a large bribe
Büyük bir rüşvet kabul ettiler
çıkar
Sahnedebir şeyle ilgili maddi veya manevi pay
She has financial interests in the region
Bölgede finansal çıkarları var
korkutmak
Sahnedebirini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
korku
ani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
plaka
Sahnedearaçların üzerine takılan ve kimliğini belirten numaralı metal levha
The license plate is new
Plaka yeni
plaka
araçların üzerindeki resmi kayıt numarasını gösteren metal levha
The car has a new license plate
Arabanın yeni bir plakası var
komşu
Sahnedeyakınınızda yaşayan kimse
He is my new neighbor
O benim yeni komşum
uyarmak
Sahnedebirini bir tehlike veya durum hakkında haberdar etmek
The alarm alerted everyone to the fire
Alarm herkesi yangına karşı uyardı
uyanık
tamamen uyanık ve net düşünebilen
He is very alert
O çok uyanık
uyarı
size tehlikeyi bildiren bir mesaj
I got a weather alert
Bir hava durumu uyarısı aldım
koşmak
Sahnedeayaklarıyla hızlıca hareket etmek
He runs to the park
O parka koşar
yaygın olmak
bir grupta ortak özellik olarak bulunmak
Intelligence runs in their family
Onların ailesinde zekâ yaygındır
yönetmek
bir şeyden sorumlu olmak
She runs the local hospital
O yerel hastaneyi yönetiyor
ayak işleri
bir işi halletmek veya bir şey almak için yapılan kısa geziler
I have a few quick runs to do today
Bugün yapmam gereken birkaç ayak işi var
çalınmış
Sahnedeizinsiz alınmış
The police found the stolen car
Polis çalınmış arabayı buldu
çalıntı
izinsiz olarak alınan
My bike was stolen
Bisikletim çalındı
çalıntı
yasa dışı yollarla alınmış eşya
The police found the stolen items
Polis çalıntı eşyaları buldu
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please continue reading
Lütfen okumaya devam et
sürmek
olmaya veya gerçekleşmeye devam etmek
The rain continued all day
Yağmur tüm gün sürdü
sürdürmek
bir şeyi kararlılıkla yapmaya devam etmek
He continued his studies
Çalışmalarını sürdürdü
devam etmek
bir eylemi kesintisiz sürdürmek
They decided to continue the meeting
Toplantıya devam etmeye karar verdiler
aile
Sahnedekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
beyler
Sahnedeerkekler için kullanılan gayriresmi bir kelime
Hey fellas, what's up?
Selam beyler, naber?
berbat
Sahnedeçok kötü veya düşük kaliteli
This movie is shit
Bu film berbat
kandırmak
birini kandırmak veya ona yalan söylemek
Are you shitting me
Benimle dalga mı geçiyorsun
muayenehane
Sahnedebir uzman profesyonelin çalıştığı iş yeri
She has a medical practice
Onun bir doktor muayenehanesi var
alıştırma
bilgiyi veya beceriyi ölçmek için verilen soru veya görevler dizisi
He completed the practice questions before the exam
Sınavdan önce alıştırma sorularını tamamladı
uygulamak
bir davranışı düzenli bir şekilde sürdürmek
He makes it a practice to read
O okumayı alışkanlık haline getirdi
pratik yapmak
becerini geliştirmek için bir şeyi tekrar etmek
You need to practice piano
Piyano pratiği yapman gerekiyor
pratik yapmak
gelişmek için bir şeyi tekrar tekrar yapmak
I practice piano every day
Her gün piyano pratiği yapıyorum
tam
Sahnedetüm parçaları içeren
Please write your full name
Lütfen tam adınızı yazın
dolu
mümkün olduğunca çok şeyle doldurulmuş
The glass is full of water
Bardak suyla dolu
tam
mümkün olan en yüksek derecede
He has full control
O tam kontrole sahip
tok
yeterince yemek yemiş olma durumu
I am full after that meal
O yemekten sonra tokum
beklemek
Sahnedekısa bir süre beklemek veya durmak
Please hold on a moment
Lütfen bir an bekleyin
sıkıca tutmak
bir şeyi sıkıca kavramak
Hold on to the rail
Korkuluğa sıkıca tutun
hakimiyet
birisi üzerindeki güç veya etki
He has a firm hold on the team
Takım üzerinde sıkı bir hakimiyeti var
tutmak
bir şeyi bulunduğu konumda bırakmamak
Hold on to your ticket
Biletinizi elinizde tutun
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
tavsiye etmek
Sahnedebir şeyin iyi veya yararlı olduğunu söylemek
I recommend this book
Bu kitabı tavsiye ederim
saygısızca konuşmak
Sahnedekaba veya saygısız bir şekilde konuşmak
Do not mouth off to your parents
Ebeveynlerine karşı saygısızca konuşma
ispiyonlamak
birinin yaptığı hatayı yetkililere bildirmek
He is ratting on his friend
O arkadaşını ispiyonluyor
ispiyonlamak
birinin yasa dışı eylemlerini gizlice yetkililere bildirmek
He was rattin on his friends
Arkadaşlarını ispiyonluyordu
para aşırmak
Sahnedeparayı yasal olmayan yollarla azar azar almak
The accountant skimmed money from the fund
Muhasebeci fondan gizlice para aşırdı
göz gezdirmek
bir şeyi hızlıca ve dikkatlice okumadan incelemek
I skimmed the article
Makaleye göz gezdirdim
kaymak almak
sütün üzerindeki yağı almak
She skimmed the cream off the milk
Sütün üzerinden kaymağı aldı
yağsız süt
yağı alınmış süt
I prefer drinking skim milk
Yağsız süt içmeyi tercih ederim
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
Sahnedefarklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim