

The Sopranos — 1. Sezon Bölüm 13
Kelimeler ve anlamları
821 kelime
Seviye
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
öğrenmek
bir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
öğrenmek
yeni bir bilgi veya beceri edinmek
I am learning how to play chess
Satranç oynamayı öğreniyorum
sözlü
Sahnedekonuşma yoluyla ifade edilen
Spoken English is different from written English
Sözlü İngilizce, yazılı İngilizceden farklıdır
konuşulan
ağız yoluyla sesler çıkarılarak ifade edilen
English is a spoken language
İngilizce konuşulan bir dildir
konuşmuş
bir konu hakkında söz söylemiş olan
He has spoken about this issue
O bu konu hakkında konuşmuş
kokteyl saati
Sahnedeinsanların genellikle alkollü içecekler içtiği öğleden sonraki zaman dilimi
We usually meet friends during cocktail hour
Arkadaşlarla genellikle kokteyl saatinde buluşuruz
kulak
Sahnedeişitmemizi sağlayan organ
I have two ears
İki kulağım var
kulak
Sahnedebir şeyi fark etme veya değerlendirme yeteneği
She has a good ear for music
Onun iyi bir müzik kulağı var
kulak
bir şeyi anlama veya ayırt etme yeteneği
She has a good ear for music
Müziğe iyi bir kulağı var
erişim
önemli bir kişiye ulaşma ve onu etkileme yetisi
She has the ear of the director
Onun müdüre doğrudan erişimi var
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
istemek
Sahnedebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
bir şeye sahip olmayı dilemek
I wanna drink
Bir şeyler içmek istiyorum
en kötü
Sahnedeen nahoş veya en düşük kaliteli olan
This is the worst movie I have ever seen
Bu, şimdiye kadar izlediğim en kötü film
en kötü
Sahnedekalite bakımından en düşük seviyede olan
This is the worst restaurant in town
Bu şehirdeki en kötü restoran
en feci
en ağır veya en olumsuz durumda olan
It was the worst day of his life
Hayatının en feci günüydü
komşu
Sahnedeyakınınızda yaşayan kimse
He is my new neighbor
O benim yeni komşum
vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Whoa, look at that!
Vay, şuna bak!
gözetim
Sahnedeinsanları veya yerleri yakından izleme eylemi
The police kept the suspect under surveillance
Polis şüpheliyi gözetim altında tuttu
seçmek
Sahnedebir şeyi seçmek veya karar vermek
I will go with the red car
Kırmızı arabayı seçeceğim
eşlik etmek
biriyle birlikte bir yere gitmek
I will go with you to the store
Mağazaya seninle geleceğim
yakışmak
birlikte iyi görünmek veya uygun olmak
This tie goes with your suit
Bu kravat takım elbisene yakışıyor
ilişki kurmak
biriyle veya bir şeyle yakın bağ kurmak veya dahil olmak
I want to go with someone who is kind
Kibar biriyle ilişki kurmak istiyorum
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
kendine gelmek
baygınlıktan sonra tekrar bilincini kazanmak
He came to after the accident
Kazadan sonra kendine geldi
başlamak
bir şeyi yapmaya girişmek
I come to like this song
Bu şarkıyı sevmeye başlıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
We will come to the city soon
Şehre yakında varacağız
ilgili olmak
bir konu hakkında olmak
When it comes to cooking he is an expert
Yemek pişirmek söz konusu olduğunda o bir uzmandır
gelmek
bir noktaya veya duruma ulaşmak
We have come to a difficult decision
Zor bir karara geldik
ayılmak
tekrar bilinci yerine gelmek
The patient started to come to after the surgery
Hasta ameliyattan sonra ayılmaya başladı
kendine gelmek
baygınlıktan sonra bilincin geri dönmesi
She finally came to after the accident
Kazadan sonra nihayet kendine geldi
sonuçlanmak
belirli bir duruma yol açmak
The total bill came to fifty dollars
Toplam fatura elli dolar ile sonuçlandı
uğramak
birini görmek için bir yere gitmek
Please come to my house this evening
Lütfen bu akşam evime uğra
aklına gelmek
bir fikrin veya düşüncenin zihinde belirmesi
The idea came to me suddenly
Fikir aniden aklıma geldi
başvurmak
yardım veya destek için birine gitmek
You can come to me for help
Yardım için bana başvurabilirsin
varmak
belirli bir duruma ulaşmak
The situation has come to an end
Durum sona erdi
çiğ
Sahnedepişmemiş
This meat is uncooked
Bu et çiğ
davranmak
Sahnedebirine karşı belirli bir şekilde hareket etmek
She treats everyone with kindness
Herkese nezaketle davranır
ödül
haz veren şey
This chocolate is a special treat
Bu çikolata özel bir ödül
ısmarlamak
birinin yiyecek veya içecek masrafını karşılamak
I will treat you to lunch today
Bugün öğle yemeğini ben ısmarlayacağım
tedavi etmek
bir hastaya tıbbi bakım uygulamak
The doctor will treat the patient
Doktor hastayı tedavi edecek
bunak
Sahnedeyaşlılık nedeniyle zihinsel yetilerini yitirmiş
The doctor said he is senile
Doktor onun bunak olduğunu söyledi
gelişme
Sahnedeyeni ve ilginç bir olay
There is a new development in the case
Davada yeni bir gelişme oldu
gelişim
büyüme veya iyileşme süreci
The city has seen rapid development
Şehir hızlı bir gelişim gösterdi
inşaat projesi
bir arazi üzerine yeni binalar veya dükkanlar inşa etme süreci
They are building a new housing development
Yeni bir konut projesi inşa ediyorlar
gelişme
büyüme veya iyileşme süreci
The country is showing economic development
Ülke ekonomik gelişme gösteriyor
karar vermek
Sahnedebir konu hakkında seçim yapmak
I need to decide what to eat
Ne yiyeceğime karar vermem lazım
yandaki
Sahnedehemen yanında bulunan
My friend lives next door.
Arkadaşım yanda oturuyor.
ocak
Sahnedeyemek pişirmek için kullanılan cihaz
The stove is hot
Ocak sıcak
mafya lideri
Sahnedemafya örgütünde üst düzey bir yönetici
The capo controls the local neighborhood
Mafya lideri yerel mahalleyi kontrol ediyor
çete lideri
Sahnedesuç örgütü veya grubu yöneticisi
The capo ordered his men to leave
Çete lideri adamlarına gitmelerini emretti
şerefe
Sahnedeiçki içmeden önce söylenen söz
They said cheers and drank
Şerefe dediler ve içtiler
neşelendirmek
birini daha mutlu hissettirmek
I tried to cheer her up
Onu neşelendirmeye çalıştım
tezahürat yapmak
destek veya sevinçle bağırmak
The crowd cheered for the team
Kalabalık takım için tezahürat yaptı
sebze ve meyve
Sahnedetaze olarak toplanmış sebze ve meyveler
They sell local produce in this shop
Bu dükkanda yerel sebze ve meyveler satıyorlar
üretmek
bir şeyi yapmak veya yetiştirmek
The factory produces cars
Fabrika araba üretiyor
sunmak
bir şey talep edildiğinde onu vermek
Please produce your ticket
Lütfen biletinizi sunun
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
Sahnedeanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
düşkün
Sahnedebir şeyi veya birini çok seven
I am fond of chocolate
Çikolataya düşkünüm
beceri
Sahnedebir şeyi iyi yapabilme yeteneği
Reading is an important skill
Okuma önemli bir beceridir
tanıtım
Sahnedebir ürün veya etkinlik hakkında insanları bilgilendirme çalışması
The store is running a promotion for new customers
Mağaza yeni müşteriler için bir tanıtım yapıyor
terfi
daha yüksek bir işe veya rütbeye yükselme
He got a promotion at work
İş yerinde terfi aldı
terfi
daha yüksek veya daha önemli bir işe geçiş
She got a promotion last week
Geçen hafta terfi aldı
sertifika
Sahnedebir şeyi kanıtlayan resmi belge
I received a certificate
Bir sertifika aldım
ortak
Sahnedebirden fazla kişi tarafından kullanılan
They have a shared room
Ortak bir odaları var
paylaştı
bir şeyi başkalarıyla aynı anda kullandı veya sahip oldu
She shared her lunch with me
Öğle yemeğini benimle paylaştı
paylaşmak
bir şeyin bir kısmını başkalarına vermek
I shared my cookie with him
Kurabiyemi onunla paylaştım
ortak
bir başkasıyla benzer özelliklere sahip olmak
They have a shared interest in music
Müziğe karşı ortak bir ilgileri var
paylaşılan
birden fazla kişi tarafından kullanılan
We use a shared computer
Paylaşılan bir bilgisayar kullanıyoruz
ortak
iki veya daha fazla kişi tarafından birlikte yapılan
We have a shared interest
Ortak bir ilgi alanımız var
karamsarlık denizi
Sahnedekötü veya umutsuz bir tavır
He was trapped in a sea of negativity
Karamsarlık denizine hapsolmuştu
ziyaret etmek
Sahnedebirini görmeye gitmek ve onunla vakit geçirmek
I will visit my grandmother
Babaannemi ziyaret edeceğim
ziyaret etmek
bir yere belirli bir süre kalmak için gitmek
I will visit my grandmother tomorrow
Yarın büyükannemi ziyaret edeceğim
musallat olmak
birine kötü bir durum veya sıkıntı vermek
The sickness visited the small town
Hastalık küçük kasabaya musallat oldu
neredeyse kesin
Sahnedebir şeyin doğru olduğundan çok emin olduğunuzu belirtmek için kullanılır
It is dollars to donuts that he will be late
Onun geç kalacağı neredeyse kesin
neredeyse kesin
bir şeyin doğru olduğundan çok emin olmak
It is dollars to donuts that he will win
Onun kazanacağı neredeyse kesin
yüksek ihtimalle
bir şeyin gerçekleşmesinin çok olası olduğunu belirtmek için kullanılır
It is dollars to donuts that it will rain
Yağmur yağması yüksek ihtimalle
bilinçaltı
Sahnedezihnin farkında olunmayan kısmı
It is stored in your subconscious
Bilinçaltınızda saklanır
kararlı
Sahnedebir şeyi yapmayı çok isteyen
He was bent on winning
Kazanmaya kararlıydı
eğri
düz olmayan şekil
The metal pipe is bent
Metal boru eğri
sahtekâr
dürüst veya adil olmayan
He is a bent politician
O sahtekâr bir politikacı
yatkınlık
bir şeye karşı duyulan doğal yetenek veya ilgi
She has a bent for music
Müziğe karşı bir yatkınlığı var
tükenmek
Sahnedesona ermek veya bitmek
We are running out of time
Zamanımız tükeniyor
dışarı koşmak
bir yerden aceleyle ayrılmak
He ran out of the room
Odadan dışarı koştu
götürmek
bir şeyi birine ulaştırmak
He ran out the food to the table
Yemeği masaya götürdü
bitirmek
bir şeyi tamamen kullanıp tüketmek
They ran out of all their money
Tüm paralarını bitirdiler
tükenmek
bir şeyin tamamının kullanılıp bitmesi
We ran out of milk
Sütümüz tükendi
bitirmek
eldeki miktarı tamamen kullanmak
I ran out of time to finish the exam
Sınavı bitirmek için zamanımı tükettim
binmek
Sahnedebir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
SahnedeBirinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
dahil olmak
Sahnedebir durumun veya faaliyetin parçası olmaya başlamak
I want to get in the game
Oyuna dahil olmak istiyorum
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
iletişim kurmak
biriyle haberleşmek veya irtibat sağlamak
I need to get in touch with my boss
Patronumla iletişim kurmam gerekiyor
katılmak
bir grubun veya etkinliğin parçası haline gelmek
I hope to get in the team
Takıma katılmayı umuyorum
davranış
Sahnedebir kişinin hareket etme veya davranma biçimi
His behavior was very good
Davranışı çok iyiydi
davranış
bir kişinin veya şeyin hareket etme biçimi
His behavior is polite
Davranışı çok kibar
bölüm
Sahnedebir sayının başka bir sayıya bölünmesiyle elde edilen sonuç
The quotient of 10 divided by 2 is 5
10'un 2'ye bölümü 5'tir
tehlikeli
Sahnedezarar verme olasılığı olan
This road is dangerous
Bu yol tehlikeli
tehlikeli
zarar veya yaralanma riski taşıyan
It is dangerous to play with fire
Ateşle oynamak tehlikelidir
akşam yemeği
Sahnedegünün genellikle akşam saatlerinde yenen ana öğünü
We are having chicken for dinner
Akşam yemeğinde tavuk yiyoruz
akşam yemeği
günün ana öğünü, genellikle akşam yenir
What's for dinner?
Akşam yemeğinde ne var?
akşam yemeği
günün genellikle akşam yenen ana öğünü
We are having dinner at seven
Akşam yemeğini saat yedide yiyoruz
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
onay veya kabullenme belirtmek için kullanılan ifade
All right I will go to the store
Tamam markete gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
merhaba demek
Sahnedebirine selam vermek veya dikkatini çekmek için kullanılan ifade
I went to say hello to my friend
Arkadaşıma merhaba demek için gittim
önünde
Sahnedebir şeyin veya birinin ön kısmında bulunan
The car is in front of the house
Araba evin önünde
önünde
birinin veya bir şeyin ilerisindeki konum
She is standing in front of the door
O kapının önünde duruyor
önünde
bir kimsenin veya bir şeyin bulunduğu yer
The car is parked in front of the house
Araba evin önünde park edilmiş
numara çevirmek
Sahnedebir telefon numarasını tuşlayarak aramak
Dial the number now
Şimdi numarayı çevir
ayarlamak
Sahnedebir düğmeyi çevirerek ayar değiştirmek
Dial the temperature down
Sıcaklığı düşür
ayarlamak
bir şeyin miktarını veya seviyesini değiştirmek
You can dial the temperature to your liking
Sıcaklığı kendi tercihinize göre ayarlayabilirsiniz
arazi
Sahnedeasfaltlanmış yolların dışında kullanım için tasarlanmış
He bought an off-road vehicle
Bir arazi aracı satın aldı
yol dışı
asfaltlanmış veya kamuya açık yolların dışında
They enjoy driving off-road
Yol dışında sürmekten keyif alıyorlar
saçı kurutmak
Sahnedesıcak hava üfleyen bir cihazla saç kurutmak
I need to blow dry my hair
Saçlarımı kurutmam gerekiyor
kurutma makinesiyle kurutmak
saç kurutma makinesi kullanarak saçı kurutmak
She will blow dry her hair
Saçlarını kurutma makinesiyle kurutacak
fön çekmek
saç kurutma makinesiyle saçı kurutup şekillendirmek
I will blow dry my hair for the party
Parti için saçlarıma fön çekeceğim
fön çekmek
saçı saç kurutma makinesiyle kurutup şekillendirmek
I will blow dry my hair
Saçımı fönle kurutacağım
genellikle
Sahnedeçoğu durumda
I usually wake up at 7 am
Genellikle sabah 7'de uyanırım
acı verici
Sahnedeacı veya rahatsızlık veren
The injury was very painful
Yaralanma çok acı vericiydi
kamkat
Sahnedekabuğu tatlı ve içi ekşi olan küçük oval narenciye meyvesi
I ate a fresh kumquat
Taze bir kamkat yedim
kumkuat
kabuğu tatlı olan küçük oval narenciye meyvesi
I ate a fresh kumquat
Taze bir kumkuat yedim
Mafya
Sahnedeorganize olmuş suçlular grubu
The mob controls the illegal businesses in the city
Mafya şehirdeki yasa dışı işleri kontrol ediyor
kalabalık
büyük bir insan grubu
The mob gathered in the street
Kalabalık sokakta toplandı
mafya
organize suç işleyen bir grup insan
He was involved with the mob
Mafya ile bağlantısı vardı
çift
Sahnedebirbiriyle ilgili iki şeyden oluşan set
I bought a new pair of shoes
Yeni bir çift ayakkabı aldım
çift
birlikte kullanılan iki eşyadan oluşan set
I have a pair of socks
Bir çift çorabım var
eşlemek
iki şeyi bir araya getirerek takım oluşturmak
I need to pair these socks
Bu çorapları eşlemem gerekiyor
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
Birisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
müsabaka
sporcuların yarıştığı organizasyon
The swim meet is tomorrow
Yüzme müsabakası yarın
toplantı
insanların bir araya gelmek için planladığı görüşme
We have a meet at noon
Öğlen bir toplantımız var
huzurevi
Sahnedeyaşlı insanların bakım gördüğü kurum
He lives in a nursing home
O bir huzurevinde yaşıyor
ile başlamak
Sahnedebir şeyi yaparak başlamak
Let's start with the first page
Hadi birinci sayfa ile başlayalım
ile başlamak
Sahnedebir işe ilk adım olarak girişmek
Let us start with the basics
Temellerle başlayalım
minnettar
Sahnedeşükran duyan veya teşekkür eden
I am grateful for your help
Yardımın için minnettarım
aşk hastası
Sahnedebirine karşı duyulan yoğun sevgiden dolayı mantıklı düşünemez hale gelmiş
He is lovesick and cannot focus on his work
Aşk hastası olduğu için işine odaklanamıyor
cinsel ilişkiye girmek
Sahnedecinsel ilişki yaşamak
He finally got lucky after the party
Partiden sonra nihayet cinsel ilişkiye girdi
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
geçen gün
Sahnedebirkaç gün önce
I saw him the other day
Onu geçen gün gördüm
geçen gün
çok eski olmayan bir zaman
I saw him the other day
Onu geçen gün gördüm
geçenlerde
yakın bir zaman
I visited him the other day
Onu geçenlerde ziyaret ettim
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I always forget his name
Onun adını her zaman unutuyorum
yoğun
Sahnedeçok güçlü veya aşırı
The competition was intense
Rekabet yoğundu
kocaman
Sahnedeboyut veya miktar olarak çok büyük
He lives in a huge house
Kocaman bir evde yaşıyor
büyük
son derece önemli veya etkili olan
This is a huge decision for us
Bu bizim için büyük bir karar
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
yahni
Sahnedeetin sıvı içinde yavaşça pişirildiği yemek
She cooked a meat ragout for dinner
Akşam yemeği için etli bir yahni pişirdi
gün
Sahnede24 saatlik süre
I work every day
Her gün çalışıyorum
dönem
özellikle geçmişteki belirli bir zaman dilimi
In my grandfather's day, there were no computers
Büyükbabamın döneminde bilgisayarlar yoktu
özel gün
belirli bir şeyi kutlamak için ayrılmış gün
We celebrate a special day
Biz özel bir gün kutlarız
bir gün
gelecekteki bir zaman
I want to travel the world one day
Bir gün dünyayı gezmek istiyorum
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
hale gelmek
bir şey durumuna geçmeye başlamak
The weather will become cold
Hava soğuk hale gelecek
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
televizyonda
Sahnedetelevizyon yayınında olan veya görünen
I saw a movie on TV
Televizyonda bir film izledim
bükülmüş
Sahnedenormal veya doğru şeklini kaybetmiş
His ankle was twisted after the fall
Düşüşten sonra ayak bileği büküldü
çarpık
tuhaf veya normal olmayan
He has a twisted sense of humor
Onun çarpık bir mizah anlayışı var
sarhoş
alkol etkisiyle yetenekleri azalmış olan
He was too twisted to drive home
Eve süremeyecek kadar sarhoştu
yani
Sahnedesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
bir gün
Sahnedegelecekteki belirsiz bir zamanda
Someday I will travel the world
Bir gün dünyayı gezeceğim
bir gün
gelecekte belirli olmayan bir zaman
I hope to visit Japan someday
Bir gün Japonya'yı ziyaret etmeyi umuyorum
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
hadım etme
Sahnedebir erkek hayvanın veya insanın testislerinin çıkarılması eylemi
Castration is sometimes used to control the behavior of certain animals
Hadım etme bazen bazı hayvanların davranışlarını kontrol etmek için kullanılır
mantık
Sahnedeaçıkça düşünme ve doğru kararlar verme yeteneği
He uses logic to solve the problem
Sorunu çözmek için mantık kullanır
müzik yazılımı
müzik kaydetmek ve düzenlemek için kullanılan bir bilgisayar programı
I use Logic to record my songs
Şarkılarımı kaydetmek için Logic kullanıyorum
kart
Sahnedeoyun oynamak veya bilgi göstermek için kullanılan kalın kağıt parçası
We are playing a game with cards
Kartlarla bir oyun oynuyoruz
olası
gerçekleşmesi muhtemel durum
A promotion is in the cards for him
Terfi alması olası görünüyor
kartlar
alışverişte ödeme yapmak için kullanılan küçük plastik dikdörtgenler
I keep my bank cards in my wallet
Banka kartlarımı cüzdanımda tutuyorum
kart oyunu
numaralar ve semboller içeren kâğıt parçalarıyla oynanan bir oyun
We played cards all night
Bütün gece kart oyunu oynadık
oyun kartı
oyunlarda kullanılan kalın kağıt parçaları
We played a game with cards
Kartlarla bir oyun oynadık
ısrar etmek
Sahnedebir şeyin olması gerektiğini kesin bir dille söylemek
I insist on paying for dinner
Akşam yemeğini ödemek için ısrar ediyorum
daha kötü
Sahnededaha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
daha kötü
daha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
döküntü
Sahnedeciltte oluşan kırmızı ve kaşıntılı lekeler
I have a rash on my arm
Kolumda bir döküntü var
aceleci
çok hızlı ve düşünmeden yapılan
It was a rash decision
Düşüncesizce bir karardı
döküntü
cilt üzerindeki kırmızı lekeler veya tahriş
I have a rash on my arm
Kolumda bir döküntü var
artış
bir şeyin aniden ve çok sayıda ortaya çıkması
There was a rash of robberies
Bir dizi soygun yaşandı
varmak
bir yere ulaşmak
The train is comin
Tren geliyor
gelmek
bir yöne doğru hareket etmek
I am comin
Geliyorum
gelmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
Please come here now
Lütfen şimdi buraya gel
geri dönmek
bir yere tekrar gitmek
I will come back soon
Yakında geri geleceğim
geliyor
bir yöne veya birine doğru yaklaşmak
He is comin to the party
O partiye geliyor
gözünün içine
Sahnededoğrudan ve dürüst bir şekilde
She looked him in the eye
Ona gözünün içine baktı