

The Sopranos — 2. Sezon Bölüm 2
Kelimeler ve anlamları
695 kelime
Seviye
vız
Sahnedearı veya sinek gibi böceklerin çıkardığı ses
The bee flew past with a bzz
Arı vız diye yanımdan uçtu
uygun zaman
Sahnedebir şey için elverişli veya yerinde olan an
Is this a good time to talk
Konuşmak için uygun zaman mı
keyifli vakit
eğlenceli veya mutlu geçirilen zaman
We had a good time at the party
Partide keyifli vakit geçirdik
eğlence düşkünü
sosyal etkinliklerden ve eğlenmekten hoşlanan
He is a good time person
O eğlence düşkünü bir insan
iyi vakit
keyifli veya eğlenceli geçen bir zaman dilimi
We had a good time at the party
Partide iyi vakit geçirdik
bilerek
Sahnedekazara değil, isteyerek
He did it on purpose
Bunu bilerek yaptı
amaç
bir şeyin yapılma nedeni
His purpose is to help everyone
Onun amacı herkese yardım etmektir
kasten
kazara değil bilinçli olarak yapılmış
He broke the cup on purpose
Bardağı kasten kırdı
kasten
bir şeyi planlayarak yapmak
He broke the glass on purpose
Bardağı kasten kırdı
duyarlı
Sahnedeküçük değişikliklere hızlı tepki veren
The sensor is very sensitive
Sensör çok duyarlıdır
hassas
olaylardan kolayca etkilenen veya üzülen
He is very sensitive
O çok hassastır
hassas
fiziksel olarak kolayca incinebilen
My teeth are sensitive to cold
Dişlerim soğuğa karşı hassastır
hassas
gizli tutulması gereken ve açıklanırsa sorun yaratabilecek
This is a sensitive topic
Bu hassas bir konu
Alıngan
kolayca üzülen veya kırılan
She is very sensitive about her hair
Saçları konusunda çok alıngan
Hassas
fiziksel olarak kolayca acıyan veya etkilenen
I have sensitive skin
Hassas bir cildim var
Duyarlı
başkalarını incitmemeye çalışan
You should be sensitive to his feelings
Onun duygularına karşı duyarlı olmalısın
budala
Sahnedeaptal veya gülünç davranan kişi
He acts like a total dork
Tam bir budala gibi davranıyor
inek
sosyal becerileri zayıf olan kişi
He is a total dork about computers
Bilgisayarlar konusunda tam bir inek
şapşal
aptal veya komik birini tanımlamak için kullanılan gayri resmi bir kelime
He acts like such a dork when he is excited
Heyecanlandığında tam bir şapşal gibi davranıyor
delik
Sahnedekatı bir nesnenin içindeki boşluk
There is a hole in the wall
Duvarda bir delik var
borç batağı
maddi olarak zor durumda olma hali
He is in a deep financial hole
Derin bir borç batağında
boşluk
bir şey eksik olduğunda hissedilen üzüntü veya kayıp duygusu
He felt a hole in his heart after she left
O gittikten sonra kalbinde bir boşluk hissetti
hücre
insanların ceza olarak tutulduğu yer
They threw him in the hole
Onu hücreye attılar
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
biliyor musun
Sahnedeşaşırtıcı bir haberi duyurmak için kullanılan ifade
Guess what I got a job
Biliyor musun bir iş buldum
duygu
Sahnedeiçte yaşanan duygusal durum
Love is a strong feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hava
bir yerin genel havası veya karakteri
The room has a cozy feeling
Odada rahat bir hava var
his
bir şeyin doğru olduğuna dair düşünce veya görüş
I have a feeling it will rain
Yağmur yağacak gibi bir hissim var
duygu
yoğun bir his veya heyecan durumu
Love is a powerful feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hissetmek
fiziksel veya duygusal bir tecrübe yaşamak
I am feeling happy today
Bugün mutlu hissediyorum
duymak
fiziksel bir algıya sahip olmak
I can feel the wind
Rüzgarı duyabiliyorum
sezmek
bir şeyin olduğuna dair düşünceye sahip olmak
I feel that we are lost
Kaybolduğumuzu seziyorum
izlenim
bir şeyin doğru olduğuna dair inanç
I have a feeling he knows
Onun bildiğine dair bir izlenimim var
sezgi
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğuna inanmak
She trusts her intuition
Sezgilerine güveniyor
his
fiziksel veya duygusal bir duyu
I have a strange feeling
Garip bir hissim var
duygu
yoğun bir heyecan durumu
Anger is a strong feeling
Öfke güçlü bir duygudur
duygu
güçlü bir his
Joy is a happy feeling
Neşe mutlu bir duygudur
duygu
güçlü bir duygu hali
She is full of feeling
O duygu dolu biri
umut
iyi şeylerin gerçekleşmesini bekleme hissi
I have a hopeful feeling about this
Bunun hakkında umutlu bir hissim var
düşünce
bir konu hakkında fikir veya tutum sahibi olma
I have a feeling that we should go
Gitmemiz gerektiğine dair bir düşüncem var
fark
Sahnedeşeylerin aynı olmama durumu
What is the difference between these two?
Bu ikisi arasındaki fark nedir?
fark
bir şeyin yol açtığı değişiklik veya etki
Your help made a big difference
Yardımınız büyük bir fark yarattı
fark
iki şeyin birbirinin aynısı olmama durumu
There is a big difference between these colors
Bu renkler arasında büyük bir fark var
gözaltı
Sahnedebir kişinin polis veya yetkililer tarafından tutulması
The suspect was taken into custody
Şüpheli gözaltına alındı
velayet
bir çocuğun bakımı üzerindeki yasal hak
She has custody of the children
Çocukların velayeti onda
velayet
bir çocuğun yasal olarak bakımını üstlenme hakkı
The mother won custody of the children
Anne çocukların velayetini kazandı
velayet
mahkeme tarafından karara bağlanan bir konu
They are fighting for custody of their child
Çocuklarının velayeti için savaşıyorlar
herhangi bir yer
Sahnedeherhangi bir yer veya herhangi bir yere
You can sit anywhere
Herhangi bir yere oturabilirsin
herhangi bir yer
her türlü konum veya yön
You can sit anywhere you want
İstediğin herhangi bir yere oturabilirsin
herhangi bir yer
herhangi bir konum veya mekan
You can sit anywhere you want
İstediğin yere oturabilirsin
hiçbir yer
olumsuz cümlelerde belirtilen herhangi bir konum
I cannot find my keys anywhere
Anahtarlarımı hiçbir yerde bulamıyorum
duran
Sahnedebelirli bir yerde bulunan
The tree is standing there
Ağaç orada duruyor
statü
bir kişinin gruptaki yeri veya itibarı
He has high standing in the community
Toplumda yüksek bir statüsü var
dik durmak
vücut dik şekilde ayaklar üzerinde olmak
He is standing in the middle of the room
O odanın ortasında dik duruyor
mevcut
şu anda var olan veya kabul edilen
This is a standing rule in our school
Bu okulumuzda mevcut bir kuraldır
veya benzeri
Sahnedeveya buna benzer bir şey
Do you want some tea or something?
Çay veya benzeri bir şey ister misin?
falan
Sahnedeveya benzeri bir şey
Do you want coffee or something
Kahve falan ister misin
vurmak
Sahnedebirine veya bir şeye sertçe vurmak
He whacked the ball with the bat
Topa sopayla sertçe vurdu
haklamak
Sahnedebirini öldürmek
The gangster decided to whack his rival
Gangster rakibini haklamaya karar verdi
berbat
çok düşük kaliteli
The movie was whack
Film berbattı
avukat
Sahnedehukuki konularda müvekkillerini temsil eden kişi
He is a good lawyer
O iyi bir avukattır
avukatlık yapmak
biri için avukat olarak hareket etmek
He will lawyer the case
Davaya avukatlık yapacak
avukat
insanlara hukuki tavsiye veren ve onları mahkemede temsil eden kişi
The lawyer defended his client in court
Avukat müvekkilini mahkemede savundu
pislik
Sahnedekaba veya sinir bozucu erkekler için kullanılan kaba bir tabir
He is such a prick
O tam bir pislik
batırmak
sivri bir uçla küçük bir delik açmak
I pricked my finger with a needle
Parmağıma iğne battı
sivri uç
bir bitki veya nesne üzerindeki küçük keskin nokta
The tool has a small sharp prick at the end
Aletin ucunda küçük keskin bir nokta var
penis
erkek cinsel organı
He injured his penis
O penisini incitti
feci
Sahnedebir durumun şiddetini veya miktarını vurgulamak için kullanılan kaba bir ifade
You scared the shit out of me
Beni feci korkuttun
hemşire
Sahnedehasta insanlara bakmak için eğitilmiş kişi
The nurse is very kind
Hemşire çok nazik
hemşire
hastanede hasta insanlara bakan kişi
The nurse works in the hospital
Hemşire hastanede çalışıyor
bırak
Sahnedetutmayı bırakmak
Just let it go
Sadece bırak gitsin
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
They had to let him go
Onu işten çıkarmak zorunda kaldılar
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya konuşmayı bırakmak
Just let it go and relax
Sadece boşver ve rahatla
içip eğlenmek
Sahnedebaşkalarıyla içki içip eğlenerek vakit geçirmek
The group spent the night carousing
Grup geceyi içip eğlenerek geçirdi
-medikçe
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesinin başka bir durumun olmamasına bağlı olduğunu belirtir
You cannot pass unless you study hard
Çok çalışmadıkça geçemezsin
madıkça
başka bir durum olmadıkça
I won't go unless you come
Sen gelmedikçe gitmeyeceğim
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
See here
Buraya bak
görmek
bir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
görüşmek
biriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
baş harf
Sahnedebir kişinin isimlerinin ilk harfleri
His initials are J.D.
Onun baş harfleri J.D.
ilk
başlangıçta olan
The initial reaction was surprise
İlk tepki şaşkınlıktı
baş harflerini atmak
bir belgenin üzerine isminin baş harflerini yazmak
Please initial the form here
Lütfen formu buraya baş harflerinizle imzalayın
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
vejetaryen
Sahnedeet içermeyen beslenme tarzı veya bu şekilde beslenen kişi
I am a vegetarian
Ben vejetaryenim
vejetaryen
et veya hayvansal ürün içermeyen sadece bitkisel gıdalardan oluşan
This meal is vegetarian
Bu yemek vejetaryen
huzursuz
Sahnedekendisini rahat hissetmeyen
I feel uncomfortable here
Burada huzursuz hissediyorum
rahatsız
fiziksel olarak rahatlık vermeyen
This chair is uncomfortable
Bu sandalye rahatsız
ambulans
Sahnedehasta insanları hastaneye götüren araç
The ambulance arrived quickly
Ambulans hızlıca geldi
güvenmek
Sahnedebirine veya bir şeye güven duymak
You can trust in him
Ona güvenebilirsin
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
görünmez
Sahnedegörülemeyen
The ink is invisible
Mürekkep görünmezdir
küfretme
Sahnedekaba veya saldırgan sözler kullanma
He stopped cursing when he saw the teacher
Öğretmeni görünce küfretmeyi bıraktı
başına gelmek
Sahnedebirinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
tesadüfen yapmak
plan yapmadan bir eylem gerçekleştirmek
I happened to meet him at the park
Onunla parkta tesadüfen karşılaştım
tesadüfen yapmak
planlamadan bir şey yapmak
I happened to meet him
Onunla tesadüfen karşılaştım
denk gelmek
bir şeyin rastlantı sonucu olması
I happened to be there
Tesadüfen orada bulundum
rast gelmek
beklenmedik bir şekilde meydana gelmek
Such things happen to everyone
Böyle şeyler herkesin başına gelir
istemeden yapmak
planlamadan bir şeyle sonuçlanmak
I happened to break the glass
Kadehi yanlışlıkla kırdım
başına gelmek
birinin veya bir şeyin başına bir durumun gelmesi
What happened to your car
Arabana ne oldu
tesadüfen yapmak
bir şeyi şans eseri gerçekleştirmek
I happened to see him at the store
Onu mağazada tesadüfen gördüm
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşmak
bir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor
halletmek
Sahnedebir sorunu veya durumu çözmek
I will take care of the dishes
Bulaşıkları ben halledeceğim
ilgilenmek
birinin veya bir şeyin sorumluluğunu almak
She takes care of the children
O çocuklarla ilgileniyor
ilgilenmek
bir şeyin sorumluluğunu üstlenmek veya bakmak
Please take care of the dog
Lütfen köpekle ilgilen
ilaç veya uyuşturucu
Sahnedevücudu etkileyen kimyasal madde
This drug helps you sleep
Bu ilaç uyumanıza yardımcı olur
arkadaş
çok sevilen bir kişi
He is a good drug
O iyi bir arkadaş
ilaç vermek
birine vücudunu etkileyen bir madde vermek
They drug the patient
Hastaya ilaç veriyorlar
tehdit etmek
Sahnedebirini korkutmak veya tehlikede olduğunu hissettirmek
He threatened to call the police
Polisi aramakla tehdit etti
tehdit etmek
birini veya bir şeyi tehlikeye sokmak
Smoking threatens your health
Sigara içmek sağlığını tehdit eder
tehdit etmek
birine zarar vereceğini söyleyerek gözdağı vermek
He threatened to quit his job
İşinden istifa etmekle tehdit etti
kurtulmak
Sahnedebir yerden veya durumdan kaçmak
He tried to break free from the ropes
İplerden kurtulmaya çalıştı
vergi mükellefi
Sahnededevlete vergi ödeyen kimse
The new law helps every taxpayer
Yeni yasa her vergi mükellefine yardımcı oluyor
vergi mükellefi
devlete vergi ödeyen kişi
The taxpayer wants better roads
Vergi mükellefi daha iyi yollar istiyor
eksik
Sahnedeyerinde olmayan
A page is missing
Bir sayfa eksik
kayıp
bulunamayan
The dog is missing
Köpek kayıp
özlemek
birinin yokluğunda üzüntü duymak
I miss you
Seni özlüyorum
eksik
bulunması gereken bir şeyin yerinde olmaması
One page is missing from this book
Bu kitaptan bir sayfa eksik
ıskalamak
bir şeyi hedefleyememek veya yakalayamamak
I missed the ball
Topu ıskaladım
buluşmak
Sahnedeuzun süredir görülmeyen biriyle bir araya gelmek
We caught up with our friends at the cafe
Arkadaşlarımızla kafede buluştuk
yetişmek
öndeki birine ulaşmak
I will catch up with you later
Sana daha sonra yetişeceğim
hal hatır sormak
birinin son zamanlarda neler yaptığını öğrenmek için yapılan sohbet
I need to catch up with my friend
Arkadaşımla hal hatır sormam gerekiyor
etkisini göstermek
bir şeyin zamanla birini olumsuz etkilemesi
Her bad diet is catching up with her
Kötü beslenmesi sonunda üzerinde etkisini gösteriyor
yetişmek
bir başkasıyla aynı noktaya gelmek
I need to catch up with my class
Sınıfıma yetişmem gerekiyor
turna yemişi elma suyu
Sahnedeturna yemişi ve elma suyundan yapılan bir içecek
I drink cran-apple for breakfast
Kahvaltıda turna yemişi ve elma suyu içerim
orta
Sahnedemerkezdeki nokta veya bölüm
He is in the middle of the room
Odanın ortasında
resmî davet
Sahnedesosyal bir toplantı veya parti
It was a formal function
Bu resmî bir davetti
işlev
bir şeyin doğal veya amaçlanan kullanımı
What is the function of this button
Bu düğmenin işlevi nedir
çalışmak
bir şeyin amaçlandığı gibi işlemesi
The machine does not function
Makine çalışmıyor
çalışmak
bir şeyin amaçlandığı gibi iş görmesi
The machine does not function anymore
Makine artık çalışmıyor
Gelmeme
SahnedeRandevuya veya beklenen yere gelmeme durumu
The restaurant charges a fee for a no show
Restoran gelmeme durumu için bir ücret alıyor
gelmeyen kişi
beklenen yere gelmeyen kişi
He was a no show for the meeting
Toplantıya gelmedi
Gelmeyen
Beklendiği halde gelmeyen kişi
We had a no show for the appointment today
Bugün randevuya gelmeyen biri vardı
televizyonda
Sahnedetelevizyon yayınında olan veya görünen
I saw a movie on TV
Televizyonda bir film izledim
bisiklet
Sahnedepedal çevirerek sürülen iki tekerlekli araç
I ride my bicycle to school
Okula bisikletimle giderim
pedal çevirmek
bisiklet sürer gibi bacakları dairesel hareket ettirmek
He started to bicycle his legs
Bacaklarını pedal çevirir gibi hareket ettirmeye başladı
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I always forget his name
Onun adını her zaman unutuyorum
ev
Sahnedeinsanların yaşadığı bina
I live in a big house
Büyük bir evde yaşıyorum
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
kavramak
söylenen bir şeyi zihnen çözümlemek
I understood his instructions clearly
Talimatlarını net bir şekilde kavradım
benzer
Sahnedeneredeyse aynı olan
These two cars are similar
Bu iki araba benzer
sanayileşmek
Sahnedebir bölgenin fabrika kurularak sanayi odaklı hale gelmesi
The country began to industrialize rapidly
Ülke hızla sanayileşmeye başladı
girmek
Sahnedebir yerin içine girmek
She went into the room
Odaya girdi
surat asmak
kızgın olduğun için sessiz ve mutsuz olmak
He will go into a sulk if you say that
Eğer bunu söylersen surat asar
detaylandırmak
bir konuyu ayrıntılarıyla anlatmak
I do not want to go into the details
Detaylara girmek istemiyorum
duruşma
Sahnedebirinin suçlu olup olmadığına karar vermek için yapılan yasal süreç
The trial begins tomorrow
Duruşma yarın başlıyor
deneme
bir şeyin çalışıp çalışmadığını görmek için yapılan test
This is a free trial
Bu ücretsiz bir denemedir
sınav
zorlu veya tatsız bir deneyim
Her life has been full of trials
Hayatı pek çok sınavla doluydu
deneme
bir şeyi yapmanın resmi kuralı veya yolu
This trial follows the standard procedure
Bu deneme standart prosedürü izliyor
disiplin düşkünü
Sahnedekurallara sıkı sıkıya uyulmasını talep eden kişi
Our teacher is a martinet about grammar rules
Öğretmenimiz dilbilgisi kuralları konusunda çok kuralcı
tehlikeye atmak
Sahnedebir şeyi daha zayıf veya daha az etkili hale getirmek
This mistake could compromise the security
Bu hata güvenliği tehlikeye atabilir
uzlaşmak
her iki tarafın da bazı ödünler vererek anlaşmaya varması
We need to compromise to solve the problem
Sorunu çözmek için uzlaşmamız gerekiyor
uzlaşma
tarafların karşılıklı fedakarlıkta bulunduğu anlaşma
We reached a compromise
Bir uzlaşmaya vardık
ziyaret etmek
Sahnedebirini görmeye gitmek ve onunla vakit geçirmek
I will visit my grandmother
Babaannemi ziyaret edeceğim
ziyaret etmek
bir yere belirli bir süre kalmak için gitmek
I will visit my grandmother tomorrow
Yarın büyükannemi ziyaret edeceğim
musallat olmak
birine kötü bir durum veya sıkıntı vermek
The sickness visited the small town
Hastalık küçük kasabaya musallat oldu
emlak
Sahnedeinsanların alıp sattığı arazi ve binalar
He works in real estate
O emlak sektöründe çalışıyor
emlakçılık
arazi ve binaların alım satımı ile uğraşan iş kolu
She works in real estate
O emlakçılık sektöründe çalışıyor
gayrimenkul
alınıp satılabilen arazi ve binalar
This is a valuable piece of real estate
Bu değerli bir gayrimenkul parçası
oluşturmak
Sahnedeyeni bir şey yapmak veya var etmek
I want to create a new account
Yeni bir hesap oluşturmak istiyorum
sıkışmış
Sahnedezor bir durumdan kurtulamayan
I am stuck in traffic
Trafikte sıkıştım
kalmış
bir durumda veya yerde kalmak
I am stuck in traffic
Trafikte kaldım
bıçakladı
birini bıçakla yaralamak
The criminal stuck the guard
Suçlu gardiyanı bıçakladı
üzerine kalmış
istemeden üstlenmek zorunda kalınan görev
I was stuck with this homework
Bu ödev üzerime kaldı
yapışmış
bir yüzeye sabitlenmiş olan
The paper is stuck to the wall
Kâğıt duvara yapışmış
sıkışmış
hareket edemeyen veya açılmayan
The door is stuck
Kapı sıkışmış
mahsur kalmış
bir yerde kapalı kalıp çıkamayan
We are stuck in the elevator
Asansörde mahsur kaldık
takılı kalmış
bir konumda sabitlenen
My foot is stuck in the hole
Ayağım çukurda takılı kaldı
tıkanmış
bir konuda ilerleyemeyen veya düşünemeyen
I am stuck on this answer
Bu cevapta tıkandım
sıkışmış
bir yerde veya durumda hareket edemez hale gelmiş
The door is stuck
Kapı sıkışmış
anladım
Sahnedebir şeyi anlamak
I got it
Anladım
vergi
Sahnedegelir veya mallar üzerinden hükümete ödenen para
I have to pay my taxes
Vergilerimi ödemem gerekiyor
zorlamak
bir şeye aşırı yük bindirmek
This difficult task taxes my energy
Bu zor görev enerjimi tüketiyor
milyon
Sahnedebin tane binlikten oluşan sayı
A million people live here
Burada bir milyon insan yaşıyor
yarı
Sahnedetam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
yarı
Sahnedeoyunların veya maçların eşit iki bölümünden biri
The team played both halves well
Takım her iki yarıyı da iyi oynadı
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki yaşadığınız kişi
I am going out with my better half
Hayat arkadaşımla dışarı çıkıyorum
alınmak
Sahnedebirinin söylediği ya da yaptığı bir şey yüzünden üzülmek ya da kızmak
Please do not take offense at my comment
Lütfen yorumuma alınmayın
alınmak
birinin söylediği veya yaptığı bir şey yüzünden incinmek veya kızmak
He took offense at my joke
Şakama alındı
ne kadar
Sahnedemiktar veya fiyat sormak için kullanılan ifade
How much is this
Bu ne kadar
kamu hizmeti
Sahnedetopluma yararlı ücretsiz çalışma
He had to do community service
Kamu hizmeti yapmak zorundaydı
kamu hizmeti
topluma yardım etmek için yapılan gönüllü iş
He does community service every weekend
O her hafta sonu kamu hizmeti yapıyor
hapsetmek
Sahnedebirini çıkamayacağı bir yere kapatmak
The police locked up the criminal
Polis suçluyu hapsetti
hapsetmek
birini kilitli bir yere koymak
The police locked him up
Polis onu hapsetti
kilitlemek
bir yeri güvenli hale getirmek için kapı ve pencereleri kilitlemek
Please lock up the house
Lütfen evi kilitle
nezarethane
insanların tutulduğu küçük hapishane
The police took him to the lock up
Polis onu nezarethaneye götürdü
hapsetmek
birini bir yere kilitli tutmak
He locked up the prisoner in the room
Mahkumu odaya hapsetti
nezarethane
insanların veya eşyaların tutulduğu kilitli yer
He was kept in the lock up overnight
Geceyi nezarethanede geçirdi
depo
eşyaların güvenli bir şekilde saklandığı yer
We rented a lock-up for our furniture
Mobilyalarımız için bir depo kiraladık
beni yanlış anlamak
Sahnedebirini yanlış şekilde anlamak
Don't get me wrong, I like the car
Beni yanlış anlama, arabayı seviyorum
kalmadı
Sahnedebir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
dışarı
Sahnedebir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
nedeniyle
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
dışında tutmak
birini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
dudak büzmek
Sahnededudakların öne doğru itilmesiyle yapılan yüz ifadesi
She began to pout
Dudak büzmeye başladı
açıkça
Sahnedekolayca görülebilen veya anlaşılabilen bir şekilde
He is obviously lying
Açıkça yalan söylüyor
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
hiç
geçmişte bir noktadan bugüne kadar olan zaman
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
soprano
Sahnedeen yüksek kadın şarkı sesi
She is a talented soprano
O yetenekli bir soprano
nokta
Sahnedebir konunun tartışmaya kapalı olduğunu belirten ifade
I am not going to that party period
O partiye gitmiyorum nokta
nokta
yazı sonunda kullanılan küçük yuvarlak işaret
Put a period at the end of the sentence
Cümlenin sonuna nokta koy
adet
kadın vücudundan gerçekleşen aylık kanama
She is on her period
Adet döneminde
dönem
belirli bir zaman dilimi
This is a difficult period in my life
Bu hayatımdaki zor bir dönem
şeyler
Sahnedebir nesne, fikir veya durum
Some things are hard to explain
Bazı şeyler açıklanması zordur
şey
nesne veya eşya
This is a useful thing
Bu yararlı bir şey
işler
insanların yaptığı eylemler veya olaylar
We have many things to do today
Bugün yapacak çok işimiz var
şeyler
türü ne olursa olsun nesneler veya durumlar
I have many things in my bag
Çantamda birçok şey var
durumlar
genel olaylar veya faaliyetler
Things are going well
Durumlar iyi gidiyor
eşyalar
nesneler veya maddeler
Please put your things away
Lütfen eşyalarını yerine koy
yasa dışı eylem
Sahnedeözellikle birinin ölümüne yol açan suç teşkil eden davranış
Police suspect foul play in his sudden death
Polis onun ani ölümünde yasa dışı bir eylemden şüpheleniyor
cinayet
özellikle cinayet olmak üzere işlenen herhangi bir suç
The police suspect foul play in his death
Polis onun ölümünde cinayet şüphesi olduğunu düşünüyor
emin olmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
sağlamak
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
emin olmak
hiçbir şüphe duymamak
Make sure of the facts
Gerçeklerden emin ol
garantiye almak
bir şeyin doğru olduğundan emin olmak için kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
halka açık
Sahnedeherkesin kullanımına açık olan
This park is public
Bu park halka açık
halk
sıradan insanlardan oluşan grup
The public loves the new law
Halk yeni yasayı sevdi
halka açık
herkesin kullanımına sunulmuş olan
This is a public park
Bu halka açık bir park
topluluk önünde
birçok insanın görüp duyabileceği bir ortam
She spoke in public about the problem
O sorun hakkında topluluk önünde konuştu
hap
Sahnedeküçük ve katı ilaç parçası
I take a pill every morning
Her sabah bir hap alırım
çekilmez kişi
can sıkıcı veya zor biri
He is such a pill
O çok çekilmez biridir
tüylenmek
kumaş yüzeyinde küçük topçuklar oluşması
This sweater tends to pill
Bu kazak tüylenmeye meyilli
hap
yutulması gereken küçük yuvarlak ilaç
Take one pill before you sleep
Uyumadan önce bir hap al