

The Sopranos — 2. Sezon Bölüm 5
Kelimeler ve anlamları
666 kelime
Seviye
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
yalınayak
Sahnedeayakkabı giymemiş şekilde
I like walking barefoot on the beach
Plajda yalınayak yürümeyi severim
yalınayak
ayağında ayakkabı veya çorap olmaması
He likes walking barefoot on the grass
Çimenlerin üzerinde yalınayak yürümeyi sever
işemek
Sahnedeidrar yapmak
He needs to piss
İşemesi gerekiyor
sinirlendirmek
birini kızdırmak
Stop pissing me off
Beni sinirlendirmeyi bırak
çarçur etmek
bir şeyi dikkatsizce veya aptalca harcamak
He pissed away his entire salary on gambling
Tüm maaşını kumarda çarçur etti
olmak
meydana gelmek
What is goin on
Neler oluyor
çıkmak
bir kişiyle romantik ilişki yaşamak
They have been goin for months
Aylardır çıkıyorlar
devam etmek
bir eylemi durmadan sürdürmek
Please go on with your work
Lütfen işine devam et
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I am goin to the store now
Şimdi dükkana gidiyorum
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
olmak
bir olayın gerçekleşmesi
What is goin on here
Burada neler oluyor
gidiyor
bir durumda olmak
How are you doing
Nasıl gidiyor
yapmak
bir eylem gerçekleştirmek
What are you doing
Ne yapıyorsun
davranmak
bir şekilde hareket etmek
You are doin fine
Sen iyi davranıyorsun
bulunmak
bir yerde veya konumda olmak
You are doin at the office
Ofiste bulunuyorsun
yapmak
bir eylemi veya aktiviteyi gerçekleştirmek
What are you doin'
Ne yapıyorsun
yeterli
Sahnedegerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
istenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yazar
Sahnedekitap veya makale yazan kişi
He is a famous writer
O ünlü bir yazardır
binanın önünde
Sahnedebir binanın hemen dışındaki alan
He is waiting out front
O binanın önünde bekliyor
önde
bir yerin en ön kısmı
He is running out front
O en önde koşuyor
kapı önünde
bir binanın önündeki dış alan
I am waiting out front
Kapının önünde bekliyorum
ön taraf
bir şeyin ön yüzü
Wait for me out front
Benim için ön tarafta bekle
demiryolu
Sahnedetrenlerin kullandığı raylar ve sistem
The railroad connects the two cities
Demiryolu iki şehri birbirine bağlar
zorla geçirmek
birine haksız baskı yaparak bir şeyi onaylatmak
They railroaded the new law through the council
Yeni yasayı meclisten zorla geçirdiler
zorlu
Sahnedeyapılması çok çaba veya beceri gerektiren
This puzzle is very challenging
Bu bulmaca çok zorlu
itiraz eden
resmi bir kararın geçerliliğini resmen sorgulayan
He submitted a challenging appeal against the decision
Karara karşı itiraz eden bir dilekçe verdi
bayılmak
Sahnedeaniden bilincini kaybetmek
He felt dizzy and passed out
Baş dönmesi hissetti ve bayıldı
istemek
Sahnedebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
bir şeye sahip olmayı dilemek
I wanna drink
Bir şeyler içmek istiyorum
söylemek
birine bir şeyler bildirmek veya anlatmak
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
anlatmak
bir olayı detaylı şekilde aktarmak
He is tellin me the truth
O bana gerçeği anlatıyor
anlatma
birine konuşarak bilgi verme
He is tellin me a secret
O bana bir sır anlatıyor
nehir
Sahnedeyatağında akan büyük doğal su akıntısı
There is a wide river near our village
Köyümüzün yakınında geniş bir nehir var
nehir
doğal olarak akan büyük su yolu
The river is very long
Nehir çok uzun
akmak
nehir gibi akmak
Tears rivered down her face
Gözyaşları yüzünden aşağı aktı
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
Sahnedegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
görünmek
belirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
hız treni
Sahnedelunaparklarda bulunan, dik inişleri ve dönüşleri olan hızlı tren
I love riding the roller coaster
Hız trenine binmeyi seviyorum
inişli çıkışlı dönem
duygusal açıdan ani değişiklikler içeren durum
Her life has been a total roller coaster lately
Hayatı son zamanlarda tam bir inişli çıkışlı dönemden geçiyor
dalgalanmak
çok hızlı ve öngörülemez şekilde değişmek
Their emotions roller coaster every day
Duyguları her gün dalgalanıp duruyor
hız treni
eğlence parklarında bulunan dik inişleri olan hızlı bir raylı sistem
The roller coaster was very fast
Hız treni çok hızlıydı
inişli çıkışlı dönem
birçok ani değişikliğin yaşandığı durum
My emotions felt like a roller coaster
Duygularım inişli çıkışlı bir dönem gibiydi
istasyon
Sahnedeinsanların çalıştığı veya beklediği yer
I will meet you at the station
Seninle istasyonda buluşacağım
baş seviyesi
bebeğin başının doğum kanalındaki konumu
The baby is at station zero
Bebek sıfırıncı seviyede
yerleştirmek
birini bir görev için belirli bir yere atamak
The army stationed soldiers at the border
Ordu sınıra asker yerleştirdi
çiftlik
koyun veya sığır yetiştirilen büyük arazi
They work on a cattle station
Bir sığır çiftliğinde çalışıyorlar
dilenci
Sahnedebaşkalarından para veya yiyecek isteyen kimse
The beggar asked for some money
Dilenci biraz para istedi
fakirleştirmek
birini veya bir şeyi çok yoksul hale getirmek
The bad economy will beggar the town
Kötü ekonomi kasabayı fakirleştirecek
mahkeme emri
Sahnedemahkeme tarafından verilen resmi yazılı emir
The judge issued a writ for his arrest
Hakim onun tutuklanması için bir mahkeme emri çıkardı
götveren
Sahnedeçok kaba bir hakaret
He is a total cocksucker
O tam bir götveren
boşvermek
Sahnedebir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I always forget his name
Onun adını her zaman unutuyorum
kalkıp
Sahnedebir işi beklenmedik şekilde yapmak
He up and left the party
Partiden kalkıp gitti
çoğunlukla
Sahnedebüyük ölçüde veya genel olarak
The students are mostly from Turkey
Öğrencilerin çoğu Türkiye'den
çoğunlukla
büyük oranda veya genellikle
It is mostly sunny today
Bugün hava çoğunlukla güneşli
arkadaş
Sahnedesevdiğiniz ve birlikte vakit geçirdiğiniz kişi
He is my friend
O benim arkadaşım
Akrabalar
Kan bağı veya evlilik yoluyla birbirine bağlı insan grubu
They are my friends
Onlar benim akrabalarım
destekçiler
bir grubu veya davayı destekleyen insanlar
The museum has many friends who donate money
Müzenin para bağışlayan birçok destekçisi var
arkadaşlar
tanıdığınız ve sevdiğiniz insanlar
I have many friends
Benim birçok arkadaşım var
arkadaşlar
tanıdığınız ve sevdiğiniz kişilerden oluşan grup
I have many friends
Benim birçok arkadaşım var
duyuru
Sahnedebilgi veya uyarı veren yazılı beyan
There is a notice on the wall
Duvarda bir duyuru var
fark etmek
bir şeyi görmek veya dikkat etmek
I noticed a new sign
Yeni bir tabela fark ettim
dikkat
bir şeye dikkatini verme durumu
His new car caught my notice
Yeni arabası dikkatimi çekti
mozzarella
Sahnedesütten yapılan yumuşak beyaz bir peynir
I love mozzarella cheese
Mozzarella peynirini severim
yanlış
Sahnedeahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
çıkarmak
Sahnedebir şeyi bulunduğu yerden dışarı çıkarmak
Take out the trash
Çöpleri dışarı çıkar
paket servis
restorandan alınıp başka yerde yenmek üzere hazırlanan yemekler
Let's get take out tonight
Bu akşam paket servis söyleyelim
etkisiz hale getirmek
bir düşmanı öldürmek veya bir hedefi devre dışı bırakmak
The army plans to take out the target
Ordu hedefi etkisiz hale getirmeyi planlıyor
randevuya çıkarmak
romantik bir buluşma için dışarı götürmek
He took her out for a drink
Onu bir şeyler içmeye randevuya çıkardı
paket yemek
restorandan alınıp başka bir yerde yenen yemek
We ordered some take-out last night
Dün gece paket yemek sipariş ettik
öldürtmek
birinin öldürülmesi için ayarlama yapmak
The gang decided to take out their rival
Çete rakibini öldürtmeye karar verdi
yıkmak
bir yapıyı veya binayı tamamen yok etmek
The army took out the bridge
Ordu köprüyü yıktı
almak
bir şeyi elde etmek veya edinmek
I need to take out a loan for my house
Evim için kredi almam gerekiyor
çıkarmak
bir şeyi bulunduğu yerden dışarı almak
Please take out the trash
Lütfen çöpü dışarı çıkar
mesaj
Sahnedebirine gönderilen bilgi veya ileti
I sent you a message
Sana bir mesaj gönderdim
mesaj atmak
birine bilgi iletmek
I will message him later
Ona daha sonra mesaj atacağım
mesaj
birine iletilen haber veya bilgi
She left a message for you
Sana bir mesaj bıraktı
kısa mesaj
telefona yazılı olarak gönderilen metin
He sent a message by phone
Telefondan bir mesaj gönderdi
mesaj
birine iletilen yazılı içerik
I received a short message
Kısa bir mesaj aldım
not
birine gönderilen yazılı bilgilendirme
Please leave a message
Lütfen bir not bırakın
önünde
Sahnedebir şeyin veya birinin ön kısmında olan
The car is in front of the house
Araba evin önünde
gözü önünde
birinin bulunduğu yer
Do not talk in front of him
Onun gözü önünde konuşma
önünde
bir şeyin veya kişinin doğrudan ilerisindeki alan
He is waiting in front of the door
O kapının önünde bekliyor
önünde
birinin veya bir şeyin karşısındaki konum
The car is in front of the house
Araba evin önünde
fikrini belirtmek
Sahnedebir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
içeri girmek
Sahnedebir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
mevcut olmak
belirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
dahil olmak
bir durumda rol veya görev üstlenmek
Where does the expert come in
Uzman nerede devreye giriyor
gelmek
bir yere ulaşmak veya bir sırada yer almak
She came in first in the race
Yarışta birinci geldi
işe yaramak
bir durumda kullanışlı hale gelmek
This tool will come in handy later
Bu alet sonra işe yarayacak
dahil olmak
bir duruma katılmak veya rol almak
They asked me to come in on the project
Benden projeye dahil olmamı istediler
kanepe
Sahnedeiki veya daha fazla kişinin oturabileceği uzun yumuşak koltuk
I sat on the couch
Kanepeye oturdum
ifade etmek
bir düşünceyi belirli bir biçimde dile getirmek
The request was couched in polite terms
İstek nazik bir dille ifade edilmişti
kazanmak
Sahnededaha fazlasını elde etmek
She gained a lot of experience
Çok deneyim kazandı
kazanmak
bir şeyi elde etmek
He wants to gain experience
Deneyim kazanmak istiyor
kazanç
değer veya miktarda artış
The investment resulted in a gain
Yatırım bir kazançla sonuçlandı
tehdit edici
Sahnedebirini korkutmak veya tehlikede hissettirmek
He made a threatening gesture
Tehdit edici bir hareket yaptı
tehlikeli
zarar verme veya tehlike yaratma olasılığı olan
The dark clouds looked threatening
Karanlık bulutlar tehlikeli görünüyordu
tehdit eden
birini veya bir şeyi tehlikeye sokan
The storm is threatening the city
Fırtına şehri tehdit ediyor
tehditkar
birine korku veya tehlike hissi veren
He gave me a threatening look
Bana tehditkar bir bakış attı
mısır
Sahnedeyiyecek olarak kullanılan sarı tahıl
I love eating grilled corn
Izgara mısır yemeyi severim
mısır
sarı taneleri olan bir tahıl bitkisi
Corn grows in warm climates
Mısır sıcak iklimlerde yetişir
nasır
ayak parmağında oluşan sert ve ağrılı bölge
He has a corn on his toe
Ayak parmağında bir nasır var
diz kapağı
Sahnededizin ön kısmındaki kemik
He injured his kneecap
Diz kapağını incitti
diz kapağından vurmak
birini ceza olarak dizinden vurmak
He was kneecapped for stealing
Çaldığı için diz kapağından vuruldu
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
doğaçlama
Sahnedesenaryosuz yapılan oyunculuk türü
He is great at improv
Doğaçlamada çok iyidir
doğaçlama
Sahnedeönceden hazırlanmış bir metne dayanmayan oyunculuk
The actors performed improv
Oyuncular doğaçlama yaptı
doğaçlama
önceden planlanmamış anlık performans
They did some funny improv on stage
Sahnede komik bir doğaçlama yaptılar
aşırı
Sahnedeson derece
It was an awful long time
Aşırı uzun bir zamandı
çok
çok fazla veya aşırı derecede
He has an awful lot of money
Çok fazla parası var
berbat
çok kötü veya hoş olmayan
The movie was awful
Film berbattı
kötü
çok fena veya nahoş olan
The weather was awful yesterday
Hava dün çok kötüydü
bırakmak
Sahnedebir şeyi yapmayı durdurmak
Leave off shouting
Bağırmayı bırak
dışarıda bırakmak
birini veya bir şeyi listeye dahil etmemek
Please leave my name off the list
Lütfen adımı listeden çıkar
dahil etmemek
bir şeyi listeye veya gruba katmamak
You can leave off his name from the list
Onun adını listeden çıkarabilirsin
fark
Sahnedebir şeyin yol açtığı değişiklik veya etki
Your help made a big difference
Yardımınız büyük bir fark yarattı
fark
şeylerin aynı olmama durumu
What is the difference between these two?
Bu ikisi arasındaki fark nedir?
fark
iki şeyin birbirinin aynısı olmama durumu
There is a big difference between these colors
Bu renkler arasında büyük bir fark var
davranmak
Sahnedebirine karşı belirli bir şekilde hareket etmek
She treats everyone with kindness
Herkese nezaketle davranır
tedavi etmek
Sahnedebir hastaya tıbbi bakım uygulamak
The doctor will treat the patient
Doktor hastayı tedavi edecek
ödül
haz veren şey
This chocolate is a special treat
Bu çikolata özel bir ödül
ısmarlamak
birinin yiyecek veya içecek masrafını karşılamak
I will treat you to lunch today
Bugün öğle yemeğini ben ısmarlayacağım
kendinden memnun
Sahnedekendisiyle aşırı derecede gurur duyan
He had a smug look on his face
Yüzünde kendinden memnun bir ifade vardı
kendini beğenmiş
kendi başarıları hakkında aşırı gururlu
He had a smug look on his face
Yüzünde kendini beğenmiş bir ifade vardı
psikiyatrist
Sahnederuh sağlığı uzmanı
He is seeing a shrink
Bir psikiyatriste gidiyor
çekmek
boyutunun veya miktarının azalması
The shirt shrank in the wash
Gömlek yıkandığında çekti
küçültmek
bir şeyin boyutunu azaltmak
This hot water will shrink your sweater
Bu sıcak su kazağını küçültecek
psikolog
zihinsel sorunları tedavi eden doktor
The shrink helped him feel better
Psikolog onun daha iyi hissetmesine yardımcı oldu
mimar
Sahnedebinaları tasarlayan kişi
He is a talented architect
O yetenekli bir mimardır
mimar
binaları tasarlayan kişi
She is a professional architect
O profesyonel bir mimardır
mimar
binaları tasarlayan kişi
The architect designed a new building
Mimar yeni bir bina tasarladı
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
halletmek
Sahnedebir sorunu veya durumu çözmek
I will take care of the dishes
Bulaşıkları ben halledeceğim
ilgilenmek
birinin veya bir şeyin sorumluluğunu almak
She takes care of the children
O çocuklarla ilgileniyor
ilgilenmek
bir şeyin sorumluluğunu üstlenmek veya bakmak
Please take care of the dog
Lütfen köpekle ilgilen
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
değişim
Sahnedebir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to change the plan
Planı değiştirmem gerekiyor
değişmek
farklı hale gelmek
The weather is starting to change
Hava değişmeye başlıyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
aktarma yapmak
bir araçtan diğerine geçmek
I have to change trains there
Orada tren değiştirmem gerekiyor
değişiklik
yeni bir durum veya farklılık
This is a big change for us
Bu bizim için büyük bir değişiklik
kıyafet değiştirmek
kendine farklı kıyafetler giymek
She went to change for the party
Partiye gitmek için kıyafet değiştirdi
yenisiyle değiştirmek
eski bir eşyayı yenisiyle yenilemek
I need to change the battery
Pili değiştirmem gerekiyor
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
Please change the color of the wall
Lütfen duvarın rengini değiştir
gülmek
Sahnedebir şeyin komik olduğunu belirtmek için ses çıkarmak
He laughs at the joke
Şakaya gülüyor
gülüş
mutlu veya eğlenmişken çıkarılan ses
I heard her laugh
Onun gülüşünü duydum
kahkaha
insanları gülümseten veya eğlendiren şey
That joke was a good laugh
O şaka çok iyi bir kahkahaydı
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
Sahnedebir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
şişirilmiş
Sahnedehava veya kuvvetle hacmi genişletilmiş
The balloon is fully blown
Balon tamamen şişirilmiş
patlatılmış
bir patlama sonucu parçalanmış veya yok edilmiş
The building was blown up by a bomb
Bina bir bomba ile patlatıldı
etkilenmiş
bir şeyden çok etkilenmiş olma durumu
I was blown away by his performance
Performansından çok etkilendim
kokain
yasa dışı bir uyuşturucu için kullanılan argo terim
He has been using blown lately
Son zamanlarda kokain kullanıyor
kuaför
Sahnedesaç kesimi veya bakımı yapılan yer
She went to the salon for a haircut
Saç kesimi için kuaföre gitti
salon
Tartışmalar için insanların düzenli olarak toplandığı yer
The salon hosted many writers
Salonda birçok yazar ağırlandı
salon
evde misafirleri ağırlamak için kullanılan büyük ve şık oda
The guests gathered in the salon
Misafirler salonda toplandı
kuaför
insanların saçlarını kestirmek veya şekillendirmek için gittikleri yer
She went to the salon to get a haircut
O saçını kestirmek için kuaföre gitti
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
bir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
planetaryum
Sahnedeyıldızların ve gezegenlerin izlenebildiği kubbeli bina
We visited the planetarium yesterday
Dün planetaryuma gittik
geçen sefer
Sahnedeşu andan önceki en yakın zaman
I ate sushi last time
Geçen sefer sushi yedim
son kez
diğer hepsinden sonra gelen
This is the last time
Bu son kez
geçen sefer
şu andan hemen önce gerçekleşen
I went there last time
Geçen sefer oraya gittim
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
inanılmaz
Sahnededoğru veya gerçek olması zor olan
That is an unbelievable price
Bu inanılmaz bir fiyat
inanılmaz
çok şaşırtıcı veya inanması güç olan
The result of the game was unbelievable
Maçın sonucu inanılmazdı
inanılmaz
inanılması çok zor veya imkansız olan
It is an unbelievable story
Bu inanılmaz bir hikaye
yetişkin
Sahnedetam olarak büyümüş insan
She is an adult now
O artık bir yetişkin
yetişkin
tamamen büyümüş kişi
He is an adult now
O artık bir yetişkin
yetişkin
tam olarak büyümüş kişi
He is an adult
O bir yetişkin
bölge
Sahnedebelirli bir bölge veya alan
This is a no-parking zone
Burası park yasak bölgesi
bölgelere ayırmak
bir alanı belirli bir kullanım için ayırmak
The city is zoned for residential use
Şehir konut kullanımı için bölgelere ayrılmıştır
odaklanmış durum
tamamen konsantre olma hali
He is in the zone today
Bugün tamamen odaklanmış durumda
dalmak
bir şeye veya birine odaklanmayı bırakıp hayallere dalmak
I tend to zone during lectures
Derslerde dalmaya meyilliyim
yazmak
Sahnedebir belgeye veya alana bilgi eklemek
Write your name here
Adını buraya yaz
oluşturmak
Sahnedebir yüzeyde yazı meydana getirmek
She writes content for the website
Web sitesi için içerik oluşturuyor
çek yazmak
bankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
yazmak
bir sayfada kelimeler oluşturmak
I want to write a story
Bir hikaye yazmak istiyorum
yazmak
bir yüzey üzerinde harfler veya kelimeler meydana getirmek
Please write your name here
Lütfen isminizi buraya yazın
çizgiyi aşmak
Sahnedekabul edilemez bir şey yapmak
Your joke crossed the line
Şakan çizgiyi aştı
gelmek
Sahnedebir yere ulaşma
The train is coming
Tren geliyor
gelecek
yakın zamanda olacak olan
The coming weeks will be busy
Gelecek haftalar yoğun geçecek
gelen
bir yerden bir yere doğru hareket eden
My friend is coming to my house
Arkadaşım evime geliyor
yüzme
Sahnedevücudunu kullanarak suda hareket etme eylemi
Swimming is a great exercise
Yüzmek harika bir egzersizdir
yüzme
suda hareket etme sporu veya etkinliği
Swimming is good for health
Yüzme sağlık için faydalıdır
yüzmek
vücudu kullanarak suda ilerlemek
She is swimming in the pool
O, havuzda yüzüyor
yüzme
vücudunu kullanarak suyun içinde hareket etme
Swimming is a great exercise
Yüzme harika bir egzersizdir
göç
Sahnedebaşka bir ülkeye yerleşmek için gitme eylemi
Immigration laws are very strict
Göç yasaları çok katıdır
deli
Sahnedeakli dengesi yerinde olmayan veya tehlikeli kimse
He acted like a total psycho
Tam bir deli gibi davrandı
psikopat
ruhsal hastalığı olan veya çok tuhaf ve tehlikeli olan kişi
He is acting like a total psycho
Tam bir psikopat gibi davranıyor
ruh hastası
zihinsel durumu çok kararsız olan kimse
She is a psycho who needs help
O yardım alması gereken bir ruh hastası
sapık
alfred hitchcock tarafından yönetilen 1960 yapımı ünlü korku filmi
I watched the movie Psycho yesterday
Dün Sapık filmini izledim
haz
Sahnedegüçlü bir zevk hissi
I get a kick out of this
Bundan keyif alıyorum
tekmelemek
ayağıyla bir şeye vurmak
He kicked the ball
Topa tekme attı
kovmak
birini zorla bir yerden uzaklaştırmak
They kicked him out of the house
Onu evden kovdular
yormak
birini çok fazla yorgun düşürmek
This heavy work kicked me
Bu ağır iş beni çok yordu
boğucu
Sahnedenefes almayı zorlaştıran
The heat in the room was suffocating
Odadaki sıcaklık boğucuydu
ürün
Sahnedesatılmak üzere üretilen şey
This is a new product
Bu yeni bir ürün
sonuç
başka bir şeyin neden olduğu veya ortaya çıkardığı şey
This success is a product of hard work
Bu başarı sıkı çalışmanın bir sonucudur
öğrenmek
Sahnedebir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
yakalanmak
birinin hatalı veya dürüst olmayan bir şey yaptığını keşfetmek
I hope he does not find out
Umarım o yakalanmaz
öğrenmek
bir bilgi veya gerçek hakkında fikir sahibi olmak
I want to find out the truth
Gerçeği öğrenmek istiyorum
konuşmak
Sahnedebirisiyle sohbet etmek amacıyla konuşmak
I need to speak to you
Seninle konuşmam gerekiyor
azarlamak
birisinin kötü davranışı veya hatası hakkında ciddi şekilde konuşmak
The teacher had to speak to the student
Öğretmen öğrenciyi azarlamak zorunda kaldı
hitap etmek
birinin duygularına veya düşüncelerine seslenmek
This movie really speaks to me
Bu film gerçekten duygularıma hitap ediyor
konuşmak
biriyle sohbet etmek veya iletişim kurmak
I need to speak to you
Seninle konuşmam gerekiyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to speak to him
Onunla konuşmam gerekiyor
görüşmek
biriyle karşılıklı sohbet etmek
I want to speak to the manager
Müdürle görüşmek istiyorum
acı çekmek
Sahnedeacı veya sıkıntı hissetmek
He suffered from a bad headache
Şiddetli bir baş ağrısı çekti
televizyon
Sahnedeprogramları izlemek için kullanılan alet veya sistem
I am watching television
Televizyon izliyorum
televizyon
program izlemeye yarayan cihaz veya sistem
I watch television every evening
Her akşam televizyon izlerim
televizyon
programları izlememizi sağlayan cihaz
I am watching television
Televizyon izliyorum
televizyon
hareketli görüntü ve sesin iletilip alınmasını sağlayan sistem
I watch the news on television
Haberleri televizyondan izliyorum
tamir etmek
Sahnedebozulan bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
Can you fix my bike?
Bisikletimi tamir edebilir misin?
zor durum
zor veya nahoş bir durum
They are in a real fix
Onlar gerçekten zor bir durumda
hile karıştırmak
bir yarışma veya oylama sonucunu önceden haksız yere belirlemek
They tried to fix the election
Seçime hile karıştırmaya çalıştılar
sabitlemek
bir şeyi belli bir yerde duracak şekilde tutturmak
Please fix the shelf to the wall
Lütfen rafı duvara sabitleyin
hayvanat bahçesi
Sahnedeesaret altında tutulan yabani hayvan koleksiyonu
The circus kept a small menagerie of animals
Sirkin küçük bir hayvanat bahçesi vardı
yok
Sahnedehayır kelimesinin gayriresmi kullanımı
Do you want to go? Nah.
Gitmek ister misin? Yok.
uzak
Sahnedebir noktadan veya yerden büyük mesafede
The store is too far
Mağaza çok uzak
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
ilerleme
yapılması veya tamamlanması gereken kısım
How far are you with your homework
Ödevinde ne kadar ilerledin
çok daha
önemli ölçüde veya büyük derecede
This car is far better
Bu araba çok daha iyi
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
son zamanlardaki
Sahnedekısa bir süre önce gerçekleşmiş olan
This is a recent photo
Bu yeni bir fotoğraf
yeni
kısa bir süre önce gerçekleşmiş veya yapılmış
This is a recent photo
Bu yeni bir fotoğraf