

The Sopranos — 2. Sezon Bölüm 10
Kelimeler ve anlamları
703 kelime
Seviye
geri geri üzerinden geçmek
Sahnedebir aracın bir şeyin üzerinden geri geri gitmesi
I backed over my bike by accident
Bisikletimin üzerinden yanlışlıkla geri geri geçtim
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
otuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
yılın on iki bölümünden her biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ölmek üzere
Sahnedeölüme çok yakın olmak
The plant is dying
Bitki ölmek üzere
can atmak
bir şeyi yapmayı çok istemek
I am dying to see you
Seni görmek için can atıyorum
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
Sahnedebir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
geçen yıl
Sahnedeiçinde bulunduğumuz yıldan hemen önceki yıl
I moved here last year
Geçen yıl buraya taşındım
geçen sene
içinde bulunduğumuz yıldan bir önceki yıl
It was colder last year
Geçen sene daha soğuktu
acayip
Sahnedebir durumu vurgulamak için kullanılan günlük bir ifade
It is freakin cold today
Bugün acayip soğuk
acayip
bir şeyi kuvvetle vurgulamak için kullanılan argo ifade
This is freakin amazing
Bu acayip harika
lanet
bir şeye duyulan öfkeyi vurgulayan kaba bir söz
Shut that freakin door
Kapat şu lanet kapıyı
lanet
çok sinir bozucu veya rahatsız edici
Stop that freakin noise
Şu lanet sesi kes
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
suç
Sahnedeyasaya aykırı olan eylem
Stealing is a crime
Hırsızlık bir suçtur
vatana ihanet
birinin kendi ülkesine karşı yaptığı hainlik
He was punished for the crime of betraying his country
Ülkesine ihanet etme suçundan cezalandırıldı
suç
yasalara aykırı olan eylem
Stealing is a serious crime
Hırsızlık ciddi bir suçtur
postacı
Sahnedepostaları dağıtan kişi
The mailman comes every morning
Postacı her sabah gelir
postacı
posta dağıtmakla görevli kişi
The mailman brings letters every day
Postacı her gün mektup getirir
geri dönmek
Sahnedebir yere veya konuya tekrar gitmek
I will go right back to work
Hemen işe geri döneceğim
sağ bek
futbolda savunmanın sağındaki mevki
He plays as a right back
O sağ bek olarak oynuyor
hemen
çok kısa bir süre içinde
I will be right back
Hemen geri geleceğim
tekrar çalışır durumda
bir kesintiden sonra yeniden faal hale gelmek
The system is right back
Sistem tekrar çalışır durumda
çöp
Sahnedeistenmeyen atık malzeme
Please take out the garbage
Lütfen çöpü dışarı çıkar
kalitesiz
Sahnedeçok düşük nitelikli
This movie is total garbage
Bu film tamamen kalitesiz
çöp
atılan istenmeyen yiyecekler veya diğer şeyler
Take out the garbage
Çöpleri dışarı çıkar
çöp
atılması gereken istenmeyen maddeler
Please take out the garbage
Lütfen çöpü dışarı çıkar
çikolata
Sahnedekakaodan yapılan tatlı kahverengi bir yiyecek
I like chocolate cake
Çikolatalı keki severim
çikolata
kakaodan yapılan tatlı bir yiyecek
I love chocolate
Çikolatayı severim
çikolata
kakaodan yapılan ve genellikle şekerleme olarak yenen kahverengi yiyecek
I like eating dark chocolate
Bitter çikolata yemeyi severim
birikim
Sahnedegelecekte kullanmak için ayrılan para
She put her saving into the bank
Birikimini bankaya yatırdı
koruma
bir şeyi zarar görmekten alıkoyma
We are saving the forest
Ormanı koruyoruz
tasarruf
bir şeyi azaltmak veya daha az kullanmak
This habit helps in saving energy
Bu alışkanlık enerji tasarrufu yapmaya yardımcı olur
ampul
Sahnedeelektrik geçtiğinde ışık veren cam küre
Please screw in the new lightbulb
Lütfen yeni ampulü vidalayın
ampul
içinden elektrik geçtiğinde ışık üreten cam nesne
I need to change the lightbulb
Ampulü değiştirmem gerekiyor
yaban tavşanı
Sahnedetavşana benzeyen uzun kulaklı bir hayvan türü
The hare ran quickly across the field
Yaban tavşanı tarlada hızla koştu
kapatmak
Sahnedebir şeyin çalışmasını durdurmak
Please shut the computer
Bilgisayarı kapat
susturmak
birinin konuşmasını engellemek
He tried to shut her
Onu susturmaya çalıştı
dışarıda bırakmak
birini bir grubun veya etkinliğin dışında tutmak
They shut him out of the conversation
Onu konuşmanın dışında bıraktılar
resim
Sahnedegörsel bir temsil
I drew a picture
Bir resim çizdim
hayal etmek
zihinde canlandırmak
I can't picture it
Bunu hayal edemiyorum
genel durum
bir durumun tamamı veya ana fikri
You need to understand the whole picture
Genel durumu anlaman gerekiyor
film
sinemada gösterilen hareketli görüntü
We saw a funny picture at the cinema
Sinemada komik bir film izledik
dikkatli ol
Sahnedeyakın tehlikeye karşı tetikte kalmak
Look out for cars when you cross
Karşıdan karşıya geçerken arabalara dikkat et
manzaralı olmak
bir binanın veya pencerenin belirli bir yöne bakması
Our room looks out over the sea
Odamız denize bakıyor
gözlemek
bir şeyin gelmesini beklemek veya takip etmek
Look out for my bus at the station
İstasyonda otobüsümü gözle
dikkat etmek
tehlikeye karşı tetikte olmak
Look out for the car
Arabaya dikkat et
dikkat etmek
tehlikeye karşı tetikte olmak
Look out there is a car coming
Dikkat et araba geliyor
hissetti
Sahnededokunma veya duygu yoluyla fark etmek
I felt the cold wind
Soğuk rüzgarı hissettim
keçe
Sahnedepreslenmiş yünden yapılan yumuşak kumaş
This hat is made of felt
Bu şapka keçeden yapılmıştır
utandı
utangaç veya tuhaf hissetmek
He felt awkward at the party
Partide kendini tuhaf hissetti
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
reddetmek
Sahnedebir şeyi yapmayı veya kabul etmeyi istemediğini söylemek
He refused the offer
Teklifi reddetti
reddetmek
bir şeyi yapmayacağını belirtmek
He refused to help me
Bana yardım etmeyi reddetti
reddetmek
bir şeyi yapmayacağını veya kabul etmeyeceğini söylemek
He refused the offer
Teklifi reddetti
çöp
atılan atık malzeme
Please take out the refuse
Lütfen çöpü dışarı çıkar
tanımlandı
Sahnedebirinin veya bir şeyin kim olduğunu veya ne olduğunu belirlemek
The police identified the suspect
Polis şüpheliyi tanımladı
yormak
Sahnedebirini çok yormak
Working all day exhausts me
Tüm gün çalışmak beni yoruyor
egzoz
motorlu taşıtların dışarı attığı atık gaz
The exhaust from the car is black
Arabadan çıkan egzoz siyahtır
tüketmek
bir şeyi hiç kalmayana kadar kullanmak
They exhausted their savings
Birikimlerini tükettiler
girmek
Sahnedebir yerin içine girmek
She went into the room
Odaya girdi
detaylandırmak
Sahnedebir konuyu ayrıntılarıyla anlatmak
I do not want to go into the details
Detaylara girmek istemiyorum
surat asmak
kızgın olduğun için sessiz ve mutsuz olmak
He will go into a sulk if you say that
Eğer bunu söylersen surat asar
raf
Sahnedeeşyaları tutmak için kullanılan çerçeve veya raf
Put the shoes on the rack
Ayakkabıları rafa koy
göğüsler
bir kadının vücudunun üst ön kısmı
She has a large rack
Büyük göğüsleri var
zorlamak
zihinsel veya fiziksel stres yaratmak
I rack my brain to remember
Hatırlamak için beynimi zorluyorum
yatak
üzerinde uyumak için kullanılan mobilya
It is time to hit the rack
Yatağa girme vakti geldi
yalan söyleme
Sahnededoğru olmayan bir şeyi bilerek söylemek
He is lying to his parents
Ailesine yalan söylüyor
boş boş yatmak
faydalı hiçbir şey yapmadan vakit geçirmek
Stop lying around all day
Bütün gün boş boş yatmayı bırak
uzanma
bir yüzey üzerinde yatay konumda bulunma
He is lying on the sofa
Koltukta uzanıyor
uzanmak
yatay bir konumda bulunmak
He is lying on the bed
O yatakta uzanıyor
boşvermek
Sahnedebir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I always forget his name
Onun adını her zaman unutuyorum
yaprak
Sahnedebitkilerin ve ağaçların yassı yeşil kısmı
Many leaves fall from the tree in autumn
Sonbaharda ağaçtan çok sayıda yaprak dökülür
ayrılmak
bir yerden veya bir kişiden uzaklaşmak
I will leave now
Şimdi ayrılacağım
tabaka
bir maddenin çok ince ve düz parçası
He used a thin leaf of gold for decoration
Süsleme için ince bir altın tabaka kullandı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
yol açmak
bir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
varsaymak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
yatırmak
Sahnedebir hesaba veya yere para vermek
I need to pay in some cash
Biraz nakit para yatırmam gerekiyor
para yatırmak
bir banka hesabına para koymak
I need to pay in some money tomorrow
Yarın biraz para yatırmam gerekiyor
para yatırmak
banka hesabına para eklemek
I need to pay in this check at the bank
Bu çeki bankaya yatırmam gerekiyor
ciddi
Sahnedezarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
ciddi
dikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ciddi
şaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ciddi
miktarı veya derecesi yüksek olan
It is a serious problem
Bu ciddi bir problem
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
kabul etti
Sahnedebir şeye olumlu yanıt verdi
She accepted the offer
Teklifi kabul etti
kabullendi
bir durumun doğruluğunu onayladı
He accepted his mistake
Hatasını kabullendi
kabul etmek
teklif edilen bir şeyi almak
She accepted the invitation
Daveti kabul etti
kabul edilmiş
bir şeyi almayı veya yapılmasına izin vermeyi onaylayan
Her application was accepted
Başvurusu kabul edildi
kol
Sahnedeomuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
silahlandırmak
silah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
silah
savaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
kol
büyük bir organizasyonun belirli bir iş alanıyla ilgilenen bölümü
This is the research arm of the company
Bu şirketin araştırma koludur
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
bir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
tıklatmak
Sahnedebir şeye hafifçe ve art arda vurmak
Tap the glass gently
Cama hafifçe vurun
tap dansı
özel ayakkabılarla yapılan bir dans türü
She likes tap dance
Tap dansını seviyor
musluk
suyun akışını kontrol eden düzenek
Turn off the tap please
Lütfen musluğu kapat
telefonu dinlemek
birinin özel telefon görüşmelerini gizlice dinlemek
The detective tapped the criminal's phone
Dedektif suçlunun telefonunu dinledi
misafir tuvaleti
Sahnedeevlerde bulunan küçük tuvalet
Where is the powder room?
Misafir tuvaleti nerede?
misafir tuvaleti
genellikle evlerde misafirlerin kullanımı için ayrılmış küçük tuvalet
May I use your powder room
Misafir tuvaletinizi kullanabilir miyim
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılıp başka bir yere gitmek
It is time to go out
Dışarı çıkma zamanı geldi
gezmek
eğlenmek için evden ayrılmak
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
sönmek
yanmayı veya çalışmayı durdurmak
The lights suddenly went out
Işıklar aniden söndü
gönderilmek
bir yere ulaştırılmak üzere yola çıkmak
The invitations went out yesterday
Davetiyeler dün gönderildi
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılıp dışarı gitmek
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
dışarı çıkmak
sosyal nedenlerle evden ayrılıp bir yere gitmek
We will go out for dinner tonight
Bu akşam akşam yemeği için dışarı çıkacağız
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
bir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
üzüntü
Sahnedeyaşanan bir durumdan dolayı duyulan keder
It is a shame that the store is closed
Mağazanın kapalı olması büyük bir üzüntü
utanç
yanlış bir şey yaptığınızda hissedilen acı verici duygu
He felt a deep sense of shame
Derin bir utanç hissetti
ayıplamak
birinin yaptığı bir davranış yüzünden onu kötü hissettirmek
They shamed him for lying
Yalan söylediği için onu ayıpladılar
dava
Sahnedemahkemeye taşınan hukuki uyuşmazlık
He filed a lawsuit against the company
Şirkete karşı dava açtı
kolay
Sahnedeyapılması veya anlaşılması zor olmayan
This math test was easy
Bu matematik sınavı kolaydı
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
rahat
endişeli olmayan ve sakin
She has an easy personality
O rahat bir kişiliğe sahip
kolay
yapılması zor olmayan
This math problem is easy
Bu matematik problemi kolay
hasta
Sahnedekendini iyi hissetmeyen
I feel sick today
Bugün hasta hissediyorum
müthiş
çok iyi veya etkileyici argo
That car is sick
Bu araba müthiş
iğrenç
tiksinme duygusu uyandıran
This is a sick joke
Bu iğrenç bir şaka
bıkkın
bir şeyden uzun süre maruz kaldığı için sıkılmış olma durumu
I am sick of this noise
Bu gürültüden bıktım
parça
Sahnedebütünün bir kısmı
The engine has many parts
Motorun birçok parçası var
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
yönlendirmek
Sahnedebir araca veya tekneye yön vermek
It is hard to steer the car
Arabayı yönlendirmek zordur
tosun
et için yetiştirilen genç erkek sığır
The farmer has a strong steer
Çiftçinin güçlü bir tosunu var
yönlendirmek
bir şeyin veya aracın gidişatını kontrol etmek
He steered the boat to the shore
Tekneyi kıyıya yönlendirdi
birincilik
Sahnedeyarışmada veya sıralamada ilk sırayı alma durumu
She won the first place in the race
O yarışta birinciliği kazandı
başlangıç
bir durumun başladığı ilk nokta
Let us go back to the first place
Hadi başlangıca geri dönelim
ilk durum
bir şeyin asıl veya orijinal hali
That was not the case in the first place
İlk durum böyle değildi
ilk olarak
bir sürecin veya durumun başlangıcında
I did not want to go there in the first place
Oraya zaten ilk olarak gitmek istememiştim
uyumsuzluk
Sahnedeanlaşma veya huzur eksikliği
There was disharmony in the group
Grupta uyumsuzluk vardı
tekrar çalışır
Sahnedebir kesintiden sonra yeniden faal durumda olmak
The electricity is back on now
Elektrikler şimdi geri geldi
sırt çevirmek
birini desteklemeyi veya önemsemeyi bırakmak
You should not back on your friends
Arkadaşlarına sırt çevirmemelisin
etki etmek
birinin itibarını veya durumunu etkilemek
This decision will back on your reputation
Bu karar itibarını etkileyecek
tekrar çalışıyor
bir şeyin durdurulduktan sonra yeniden çalışır hale gelmesi
The heating is back on
Isıtıcı tekrar çalışıyor
tanıtım
Sahnedebir ürün veya hizmetin reklamıyla ilgili olan
This promotional email offers a discount
Bu tanıtım e-postası indirim sunuyor
karar vermek
Sahnedebir konu hakkında seçim yapmak
I need to decide what to eat
Ne yiyeceğime karar vermem lazım
kaçak
Sahnedeyakalanmamak için kaçmak
The criminal is on the lam
Suçlu kaçak durumda
kaçmak
bir yerden hızla uzaklaşmak
The thief decided to lam when he heard the sirens
Sirenleri duyduğunda hırsız kaçmaya karar verdi
tüymek
bir tehlikeden kurtulmak için aceleyle gitmek
He chose to lam to escape the danger
Tehlikeden kurtulmak için tüymeyi seçti
lame
genellikle kıyafetlerde kullanılan parlak ve metalik kumaş
She wore a gold lamé dress
Altın rengi lame bir elbise giydi
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
geçim kaynağı
Sahnedebirinin ana gelir kaynağı
Teaching is my bread and butter
Öğretmenlik benim geçim kaynağım
orada
Sahnedekonuşmacının gerisinde veya geçmişte kalan bir yerde
I left my bag back there
Çantamı orada bıraktım
öncesinde
daha önce bahsedilen bir yer veya zaman
We talked about that back there
Bunun hakkında az önce konuşmuştuk
orada
daha önce bulunduğumuz yer
I left my coat back there
Ceketimi orada bıraktım
uzun süre
Sahnedeuzun bir süre devam eden
I have lived here for a long time
Uzun süredir burada yaşıyorum
uzun zaman
olayların gerçekleştiği ölçülen süre
I have waited for a long time
Uzun zaman bekledim
uzun süreli
uzun bir süre boyunca devam eden
This is a long time project
Bu uzun süreli bir proje
uzun süreli
bir durumda veya ilişkide uzun süredir bulunan
She is a long-time member of this club
O bu kulübün uzun süreli bir üyesi
uzun süre
uzun bir zaman dilimi
I have not seen you for a long time
Seni uzun süredir görmedim
bıkkın
Sahnedeçok uzun süredir devam eden bir durumdan dolayı yorgun ve mutsuz hissetmek
I am fed up with this weather
Bu havadan bıktım
bıkmış
bir durumdan dolayı sıkılmış veya mutsuz
I am fed up with this weather
Bu havadan bıktım
bıkmış
bir durumun çok uzun sürmesi nedeniyle mutsuz veya sabırsız hissetmek
I am fed up with this weather
Bu havadan bıktım
bıkmış
bir durumdan artık hoşlanmamak veya sıkılmak
I am fed up with this weather
Bu havadan bıktım
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
giysi
vücudu örtmek için kullanılan eşyalar
This shop sells sports wear
Bu mağaza spor giysileri satıyor
giymek
üzerinde kıyafet bulunması
I wear a coat in winter
Kışın palto giyerim
giymek
vücudun kıyafetle kaplı olması
She wears a beautiful dress
O güzel bir elbise giyiyor
giymek
üzerinde bir giysi bulundurmak
He wears a blue shirt
O mavi bir gömlek giyiyor
takmak
vücudunda aksesuar veya benzeri bir şey taşımak
You should wear a mask
Bir maske takmalısın
giymek
bir kıyafeti üzerine geçirmek
Wear your jacket before leaving
Çıkmadan önce ceketini giy
giymek
vücuduna kıyafet geçirmek
She wears her new shoes
O yeni ayakkabılarını giyiyor
internete bağlanmak
Sahnedeinternete erişim sağlamak
I need to go online to check my emails
E-postalarımı kontrol etmek için internete bağlanmam gerekiyor
iş arkadaşı
Sahnedebirlikte çalışılan kişi
He is my associate
O benim iş arkadaşım
ilişkilendirmek
iki şey arasında zihinsel bir bağ kurmak
I associate summer with the beach
Yazı plajla ilişkilendiririm
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek veya tamamlamak
I need to finish up my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
yaş
Sahnedebir kişinin yaşadığı süre
Age is just a number
Yaş sadece bir sayıdır
çağ
belirli özelliklerle tanınan zaman dilimi
We live in the digital age
Dijital çağda yaşıyoruz
yaşlanmak
daha yaşlı hale gelmek
Everyone ages
Herkes yaşlanır
yaşlanmak
zaman geçtikçe daha yaşlı hale gelmek
People age as time passes
İnsanlar zaman geçtikçe yaşlanır
gidiş
Sahnedebir yerden başka bir yere hareket etme eylemi
Our going was delayed by the rain
Gidişimiz yağmur yüzünden gecikti
demek
bir şeyin içeriğini veya sesini ifade etmek
That is how the story goes
Hikaye böyle diyor
olmakta olan
şu anda gerçekleşen
What is going on here
Burada neler oluyor
başlamak
bir işe girişmek veya devam etmek
I am going on with my work
İşimle devam ediyorum
gidiş
bir yerden başka bir yere hareket etme eylemi
His going was very sudden
Onun gidişi çok aniydi
gitme
bir yerden ayrılma eylemi
I am going home now
Şimdi eve gidiyorum
gidiş
bir yerden başka bir yere hareket etme durumu
The going was slow on the muddy road
Çamurlu yolda gidiş yavaştı
boyamak
Sahnedebir yüzeyi boya ile renklendirmek
I will paint the wall
Duvarı boyayacağım
boya
yüzeyleri renklendirmek için kullanılan sıvı madde
The paint is blue
Boya mavi
resim yapmak
boya kullanarak resim oluşturmak
She likes to paint
O resim yapmayı sever
resmetmek
bir durumu veya kişiyi kelimelerle betimlemek
The report paints a sad picture of the situation
Rapor durumu üzücü bir şekilde resmediyor
ölçek
Sahnedebir şeyin boyutu veya kapsamı
We need to understand the scale of this problem
Bu sorunun ölçeğini anlamamız gerekiyor
pul
balıkların derisini kaplayan küçük sert parçalar
The fish has shiny scales
Balığın parlak pulları var
tırmanmak
dik bir yere yukarı doğru çıkmak
The climber scaled the wall
Dağcı duvara tırmandı
gam
müzik notalarının belirli bir sıraya göre dizilmesi
She practiced the piano scale
O piyano gamı çalıştı
fon
Sahnedebelirli bir amaç için ayrılmış para
They started a fund for the new library
Yeni kütüphane için bir fon başlattılar
fon
belirli bir amaç için ayrılmış para miktarı
The government created a fund for education
Hükümet eğitim için bir fon oluşturdu
finanse etmek
bir şey için gereken parayı sağlamak
They will fund the project
Projeyi finanse edecekler
fon
belirli bir amaç için para toplayan kuruluş
The fund supports local schools
Fon yerel okulları destekliyor
vakit geçirmek
Sahnedebelirli bir şekilde zaman harcamak
I spend time with my family
Ailemle vakit geçiririm
vakit geçirmek
bir şey yaparak zamanı değerlendirmek
I like to spend time with my friends
Arkadaşlarımla vakit geçirmeyi severim
zaman harcamak
bir işe vakit ayırmak
Do not spend too much time on this game
Bu oyuna çok fazla zaman harcama
paylamak
Sahnedebirine kızgın bir şekilde bağırmak veya onu sertçe eleştirmek
The boss really gave it to him for being late
Patron, geç kaldığı için onu gerçekten payladı
cezalandırmak
birine ağır bir ceza uygulamak
They gave it to the cheaters
Hile yapanları ağır cezalandırdılar
vermek
bir şeyi birine uzatmak
Please give it to him
Lütfen onu ona ver
vermek
bir şeyi birine ulaştırmak
Please give it to her
Lütfen onu ona ver
teslim etmek
bir şeyi birinin eline geçirmek
Give it to the teacher
Onu öğretmene teslim et
azarlamak
yanlış bir şey yaptığı için birine kızmak
My boss will give it to me
Patronum beni azarlayacak
söylemek
birine bir şeyi doğrudan ifade etmek
Just give it to me straight
Sadece bana doğrudan söyle
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
göndermek
bir şeyi veya birini bir yere ulaştırmak amacıyla yola çıkarmak
Please send the letter to my house
Lütfen mektubu evime gönder
kılıf
Sahnedeeşyaları saklamak veya taşımak için kullanılan kutu veya çanta
He put the phone in its case
Telefonu kılıfına koydu
durum
belirli bir durum veya örnek
This is a special case
Bu özel bir durum
vaka
polisin araştırdığı olay
The police are working on the case
Polis vaka üzerinde çalışıyor
valiz
Sahnedeseyahat ederken kıyafet taşımak için kullanılan büyük çanta
I packed my suitcase
Valizimi hazırladım
rakip
Sahnedeyarışılan veya mücadele edilen kişi
He defeated his opponent
Rakibini yendi
nezaket
Sahnedenazik ve kibar davranış
Please show some courtesy to the guests
Lütfen misafirlere biraz nezaket gösterin
nezaket
kibar davranış ve iyi görgü kuralları
He treated everyone with courtesy
Herkese nezaketle davrandı
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
yayına çıkmak
bir televizyon veya radyo programında yer almak
The actor will go on the show tonight
Oyuncu bu gece programa çıkacak
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
devam etmek
sürmek veya ilerlemek
We must go on with our work
İşimizi yapmaya devam etmeliyiz
başlamak
bir faaliyete girişmek
I will go on a diet tomorrow
Yarın diyete başlayacağım
uzun uzun konuşmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
He went on about his old job
Eski işi hakkında uzun uzun konuştu
girmek
bir web sitesini veya hizmeti kullanmak
I go on the internet every day
Her gün internete girerim
cadı gibi
Sahnedecadılara özgü nitelikleri olan
She has a mysterious witchy vibe
Gizemli cadı gibi bir havası var
ayrıntılar
Sahnedenet ve kesin detaylar
Tell me the specifics
Bana ayrıntıları anlat
ayrıntılar
bir durumla ilgili kesin bilgiler
We need to discuss the specifics later
Ayrıntıları daha sonra konuşmamız gerek
detaylar
konuyla ilgili özel bilgiler
She asked for the specifics of the deal
Anlaşmanın detaylarını sordu
başa çıkmak
Sahnedebir durumla veya sorunla ilgilenmek
I can handle this problem
Bu sorunla başa çıkabilirim
takma ad
kimlik belirlemek için kullanılan isim veya lakap
What is your Twitter handle
Twitter kullanıcı adın nedir
uzatmak
bir şeyi elden ele teslim etmek
Handle the book to your friend
Kitabı arkadaşına uzat
kulp
bir nesneyi tutmaya veya taşımaya yarayan kısım
Please hold the handle of the door
Lütfen kapının kulpunu tut
harika
Sahnedehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
harika
çok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
seçmek
Sahnedebir şeyi seçmek veya karar vermek
I will go with the red car
Kırmızı arabayı seçeceğim
eşlik etmek
biriyle birlikte bir yere gitmek
I will go with you to the store
Mağazaya seninle geleceğim
yakışmak
birlikte iyi görünmek veya uygun olmak
This tie goes with your suit
Bu kravat takım elbisene yakışıyor
ilişki kurmak
biriyle veya bir şeyle yakın bağ kurmak veya dahil olmak
I want to go with someone who is kind
Kibar biriyle ilişki kurmak istiyorum
teşekkür ederim
Sahnedeminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlığı göstermenin nazik bir yolu
A simple thank you goes a long way
Basit bir teşekkür çok şey ifade eder
teşekkürler
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Please say thank you for the gift
Lütfen hediye için teşekkürler de
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim