

The Sopranos — 3. Sezon Bölüm 5
Kelimeler ve anlamları
676 kelime
Seviye
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
bir sürü
Sahnedebir şeyden fazla sayıda veya miktarda bulunması
I have a lotta homework tonight
Bu gece yapacak bir sürü ödevim var
bir sürü
Sahnedeçok sayıda olan
She has a lotta friends
Bir sürü arkadaşı var
çok
büyük bir miktar
I have a lotta work to do
Yapacak çok işim var
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
fahişe
Sahnedepara karşılığı cinsel ilişkiye giren kişi
She is a prostitute
O bir fahişe
başarısız kişi
Sahnedebaşarılı olamamış kişi
Don't be such a loser
Bu kadar başarısız biri olma
kötü kaybeden
kaybettiğinde üzülen veya sinirlenen kişi
He acts like a sore loser when he plays games
Oyun oynarken kötü bir kaybeden gibi davranır
kaybeden
bir oyunda veya yarışmada yenilen kişi
The loser of the game was sad
Oyunun kaybedeni üzgündü
onay
Sahnedebirinin veya bir şeyin iyi ya da kabul edilebilir olduğuna dair düşünce
She nodded to show her approval
Onayını göstermek için başını salladı
onay
resmi kabul veya izin
He needs his boss's approval
Patronunun onayına ihtiyacı var
bilgin olsun
Sahnedebirine bir şey hakkında bilgi vermek için kullanılır
Just so you know the meeting is at five
Bilgin olsun toplantı saat beşte
bakmak
Sahnedebirini veya bir şeyi görmek için gözlerini ona çevirmek
Look at that bird
Şu kuşa bak
incelemek
Sahnedebir şeyi dikkatlice araştırmak veya düşünmek
I need to look at the documents
Belgeleri incelemem gerekiyor
meşru
Sahnedeyasalara veya kurallara uygun
He has a legitimate reason for being late
Geç kaldığı için meşru bir sebebi var
sorumlu
Sahnedekontrolü veya yetkisi olan
Who is in charge here?
Burada kim sorumlu?
sorumlu
bir şey üzerinde kontrol veya yetkiye sahip olma
She is in charge of the project
Projeden o sorumlu
sorumlu
kontrol veya sorumluluğa sahip olma durumu
She is in charge of the project
O projeden sorumlu
yetkili
kontrolü elinde bulunduran kişi
Who is in charge here
Burada yetkili kim
sorumlu
bir işin denetimini veya yönetimini elinde bulunduran kişi
She is in charge of the department
Departmandan o sorumlu
risk
Sahnedekötü bir şeyin olma ihtimali
Smoking is a health risk
Sigara içmek bir sağlık riskidir
riske atmak
bir şeyi tehlikeye atmak
Don't risk your life
Hayatını riske atma
Risk
oyuncuların bölgeleri fethetmeye çalıştığı bir strateji oyunu
We played Risk last night
Dün gece Risk oynadık
riske atmak
bir şeyi zarar görme ihtimaliyle karşı karşıya bırakmak
He did not want to risk his life
Hayatını riske atmak istemedi
ruh
Sahnedeinsanın ruhsal yanı
The anima is considered the essence of a person
Ruh bir insanın özü olarak kabul edilir
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
biriyle karşılıklı konuşmak
We should talk to our neighbors
Komşularımızla sohbet etmeliyiz
iltifat etmek
Sahnedebirine övgüde bulunmak
He complimented her on her dress
Onun elbisesine iltifat etti
gelmek
Sahnedebir yere ulaşma
The train is coming
Tren geliyor
gelecek
yakın zamanda olacak olan
The coming weeks will be busy
Gelecek haftalar yoğun geçecek
gelen
bir yerden bir yere doğru hareket eden
My friend is coming to my house
Arkadaşım evime geliyor
kariyer
Sahnedezaman içinde sürdürülen iş veya meslek
She wants a career in medicine
Tıp alanında bir kariyer istiyor
kariyer
kişinin uzun süre boyunca yaptığı iş veya meslek
She has a successful career in medicine
Tıpta başarılı bir kariyeri var
çalışma dönemi
bir kişinin belirli bir alanda geçirdiği zaman
The athlete ended her career after ten years
Sporcu çalışma dönemini on yılın sonunda bitirdi
hakaret
Sahnedebirine karşı söylenen kırıcı söz
That comment was a terrible insult
O yorum korkunç bir hakaretti
hakaret etmek
birine kaba bir şey söylemek veya yapmak
Don't insult me
Bana hakaret etme
ağır
Sahnedehoş olmayan şekilde güçlü veya zalimce
The winter here is very harsh
Buradaki kış çok şiddetlidir
sert
kaba veya öfkeli bir şekilde konuşmak
He was very harsh with his staff
Personeline karşı çok sertti
acımasız
birinin keyfini veya eğlencesini bozacak şekilde davranmak
That was a harsh comment
Bu acımasızca bir yorumdu
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
istenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
parça parça
Sahnedeparçalara ayrılmış durumda
The clock fell apart
Saat parça parça oldu
ayrı
beraber olmayan
They live apart
Onlar ayrı yaşıyorlar
ayrı
bir arada olmayan
They live apart from each other
Birbirlerinden ayrı yaşıyorlar
ayrı
parçalara bölünmüş
The machine fell apart
Makine parçalara ayrıldı
müşteri
Sahnedebir hizmet için ödeme yapan kişi
The lawyer met with his client
Avukat müşterisiyle buluştu
anlaşma
Sahnedeiki veya daha fazla kişi arasında yapılan plan
We made an arrangement to meet at noon
Öğlen buluşmak için bir anlaşma yaptık
düzen
şeylerin yerleştirilme veya düzenlenme biçimi
The arrangement of the furniture is nice
Mobilyaların düzeni güzel
anlaşma
insanlar arasında yapılan plan
We have an arrangement to meet tomorrow
Yarın buluşmak için bir anlaşmamız var
vergi
Sahnedegelir veya mallar üzerinden hükümete ödenen para
I have to pay my taxes
Vergilerimi ödemem gerekiyor
zorlamak
bir şeye aşırı yük bindirmek
This difficult task taxes my energy
Bu zor görev enerjimi tüketiyor
dışkı
Sahnedevücuttan atılan katı atık
The doctor asked for a stool sample
Doktor dışkı örneği istedi
tabure
sırtlığı veya kolçağı olmayan oturak
Sit on the stool
Tabureye otur
paylaşmak
Sahnedebir şeyi başkalarıyla kullanmak ya da onlara vermek
I will share my food with you
Yemeğimi seninle paylaşacağım
pay
bir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
ortak kullanmak
bir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
paylaşmak
bir şeyi başkalarıyla aynı anda birlikte kullanmak
We share the same office
Aynı ofisi paylaşıyoruz
borçlu olmak
Sahnedebirine para veya bir şey verme zorunluluğu
I owe you ten dollars
Sana on dolar borçluyum
dayandırmak
bir şeyi bir nedene bağlamak
He owes his success to hard work
Başarısını çok çalışmaya dayandırıyor
borçlu olmak
birine para veya bir şey vermek zorunda olmak
I owe you five dollars
Sana beş dolar borçluyum
ziyaret etmek
Sahnedebirini görmeye gitmek ve onunla vakit geçirmek
I will visit my grandmother
Babaannemi ziyaret edeceğim
ziyaret etmek
Sahnedebir yere belirli bir süre kalmak için gitmek
I will visit my grandmother tomorrow
Yarın büyükannemi ziyaret edeceğim
musallat olmak
birine kötü bir durum veya sıkıntı vermek
The sickness visited the small town
Hastalık küçük kasabaya musallat oldu
kapikola
Sahnedeİtalyanlara özgü kürlenmiş bir domuz eti çeşidi
I bought some cappicola for the sandwich
Sandviç için biraz kapikola aldım
geçen yıl
Sahnedeiçinde bulunduğumuz yıldan hemen önceki yıl
I moved here last year
Geçen yıl buraya taşındım
geçen sene
içinde bulunduğumuz yıldan bir önceki yıl
It was colder last year
Geçen sene daha soğuktu
istemek
Sahnedebir şeyi istediğini söylemek
I will ask for a glass of water
Bir bardak su isteyeceğim
davetiye çıkarmak
kötü bir olayın gerçekleşmesine neden olacak şekilde davranmak
You are asking for trouble by staying out late
Geç saatlere kadar kalarak başını belaya davetiye çıkarıyorsun
istemek
bir şey istediğini belirtmek
She will ask for help
O yardım isteyecek
davetiye çıkarmak
kötü bir durumun gerçekleşmesine neden olacak şekilde davranmak
You are asking for trouble
Başını derde sokuyorsun
nefes nefese
Sahnedeefor sonrası nefes almakta zorlanmak
I am out of breath
Nefes nefeseyim
nefes nefese
hızlı hareket sonucu rahat nefes alamama durumu
I am out of breath after running
Koştuktan sonra nefes nefese kaldım
soluksuz
akciğerlere yeterince hava alamama durumu
The diver was out of breath
Dalgıç soluksuz kalmıştı
güç gösterisi
Sahnedebaşkalarına karşı gereksiz otorite kurma isteği
He is on a power trip again
Yine güç gösterisi yapıyor
etki
Sahnedebir şeyin başka bir şey üzerinde yarattığı sonuç
The medicine had a good effect
İlacın iyi bir etkisi oldu
anlam
bir sözün ifade ettiği amaç
He said something to that effect
O bu anlama gelen bir şey söyledi
eşya
bir kişiye ait olan özel mülk
He gathered his personal effects
Kişisel eşyalarını topladı
bin
Sahnede1.000 sayısı
I have a thousand books
Bin kitabım var
ölmek
Sahnedeyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ölmek
yaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
ölmek
canlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
götveren
Sahnedeçok kaba bir hakaret
He is a total cocksucker
O tam bir götveren
sinirlendirmek
Sahnedebirini gergin veya heyecanlı hissettirmek
Don't wind him up before the test
Sınavdan önce onu sinirlendirme
kendini bulmak
sonunda belirli bir durumda olmak
We wound up getting lost
Sonunda kaybolduk
kurmalı
sıkılaştırılan bir yay ile çalışan
He has a wind up toy
Kurmalı bir oyuncağı var
bitirmek
bir şeyi sona erdirmek
We will wind up the meeting soon
Toplantıyı yakında bitireceğiz
şaka
birini kandırmak için yapılan eğlenceli oyun
That was just a wind up
Bu sadece bir şakaydı
dahil olmak
bir işin veya durumun içine girmek
He did not expect to wind up in this debate
Bu tartışmaya dahil olmayı beklemiyordu
pislik
Sahnedekaba veya sinir bozucu erkekler için kullanılan kaba bir tabir
He is such a prick
O tam bir pislik
batırmak
sivri bir uçla küçük bir delik açmak
I pricked my finger with a needle
Parmağıma iğne battı
sivri uç
bir bitki veya nesne üzerindeki küçük keskin nokta
The tool has a small sharp prick at the end
Aletin ucunda küçük keskin bir nokta var
penis
erkek cinsel organı
He injured his penis
O penisini incitti
yavaş
Sahnededüşük hızda olan
The train is very slow
Tren çok yavaş
yavaş
düşük bir hızla veya az bir hareketle gerçekleşen
Business was slow today
Bugün işler yavaştı
yavaşlatmak
bir şeyin hızını azaltmak
You must slow down
Yavaşlamalısın
yavaş
düşük hızda hareket eden
The train is very slow
Tren çok yavaş
gizli gözetleme
Sahnedepolisin bir yeri veya kişiyi gizlice izlemesi
The police are on a stakeout
Polis gizli gözetleme yapıyor
gizli gözetleme
bilgi toplamak amacıyla bir yeri gizlice izlemek
The police are on a stakeout
Polis gizli gözetleme yapıyor
görev
Sahnedeyapılması gereken iş veya sorumluluk
It is my duty to help you
Sana yardım etmek benim görevim
görev
yapılması gereken işler
It is your duty to help him
Ona yardım etmek senin görevin
görev
yapılması gereken iş veya sorumluluk
It is my duty to help others
Başkalarına yardım etmek benim görevim
gümrük vergisi
mallar üzerinden ödenen vergi
You must pay duty on these goods
Bu mallar için gümrük vergisi ödemelisiniz
şerefsiz
Sahnedebirini aşağılamak için kullanılan çok kaba bir söz
He is a sonofabitch.
O bir şerefsiz.
insafsız
Sahnedeçok kaba veya nazik olmayan bir kişi
Stop being such a bastard
Bu kadar insafsız olmayı bırak
çalışkan kişi
çok sıkı ve yorulmadan çalışan kimse
He is a hard working bastard
O çok çalışkan biridir
evlilik dışı çocuk
evli olmayan ebeveynlerden dünyaya gelen çocuk
The child was born a bastard
Çocuk evlilik dışı doğmuştu
pislik
sevmediğin bir kişi için kullanılan kaba veya kırıcı bir ifade
He acted like a complete bastard
Tam bir pislik gibi davrandı
beş para etmez
Sahnedehiçbir değeri olmayan kişi
He is a piece of shit
O beş para etmez biridir
pislik
kötü karakterli kişi
You are a piece of shit
Sen bir pisliksin
pislik
iğrenç veya değersiz bir kimse
He is a total piece of shit
O tam bir pislik
pislik
çok hoş olmayan veya aşağılık bir kişi
He is a total piece of shit
O tam bir pislik
çöp
çok düşük kaliteli veya değersiz şey
This car is a piece of shit
Bu araba tam bir çöp
ikram etmek
Sahnedebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif
bir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
fazla mesai
Sahnedeolağan süreyi aşan ek süre
I worked overtime yesterday
Dün fazla mesai yaptım
fazla mesai
Sahnedenormal çalışma saatlerini aşan çalışma karşılığında alınan ücret
He earned extra money by working overtime
Fazla mesai yaparak ekstra para kazandı
cevap
Sahnedebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
ilgilenmek
Sahnedebir şeye ilgi duymak veya katılmak
I don't go in for politics
Siyasetle ilgilenmem
katılmak
bir etkinliğe dahil olmak veya onunla ilgilenmek
I decided to go in for the competition
Yarışmaya katılmaya karar verdim
ketum
Sahnedebilgi vermekten kaçınan
He was cagey about his plans
Planları hakkında ketum davranıyordu
terapi
Sahnedezihinsel veya fiziksel bir durum için uygulanan tedavi
She goes to therapy once a week
Haftada bir kez terapiye gidiyor
tedavi
Sahnedebir hastalığın veya yaralanmanın iyileşmesine yardımcı olan uygulama
She is starting physical therapy today
O bugün fizik tedaviye başlıyor
polis
Sahnedepolis teşkilatının bir üyesi
The cop stopped the car
Polis arabayı durdurdu
almak
bir şeyi ele geçirmek veya elde etmek
I copped a new shirt at the store
Mağazadan yeni bir gömlek aldım
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
Sahnedeanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
uğruna ölmek
Sahnedebir şey için hayatını vermeye hazır olmak
He would die for his family
O ailesi uğruna ölür
uğrunda ölmek
birisi veya bir şey için hayatını feda etmek
Soldiers are ready to die for their country
Askerler ülkeleri uğruna ölmeye hazırdır
enfes
aşırı iyi veya arzu edilen
This chocolate cake is to die for
Bu çikolatalı kek enfes
canını feda etmek
bir şeyi savunmak için hayatını vermek
Soldiers died for their country
Askerler ülkeleri için canlarını feda etti
kadar
Sahnedebelirli bir vakte dek
I will work till five
Beşe kadar çalışacağım
-e kadar
belirli bir zamana kadar
Wait till tomorrow
Yarına kadar bekle
yazar kasa
dükkanlarda paranın saklandığı cihaz
The cashier opened the till
Kasiyer yazar kasayı açtı
dek
bir eylemin olacağı zamana kadar
Wait till she arrives
O gelene dek bekle
yeterince iyi
Sahnedearzu edilen standartta veya kalitede
Her performance was not up to snuff
Performansı yeterince iyi değildi
standartlara uygun
gerekli veya kabul edilebilir kalite seviyesi
Her performance is up to snuff
Performansı standartlara uygun
yalancı
Sahnededoğru olmayan şeyler söyleyen kişi
He is a liar
O bir yalancı
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba göstermek
I am tryin to learn English
İngilizce öğrenmeye çalışıyorum
kemoterapi
SahnedeKanser hücrelerini öldürmek için ilaçların kullanıldığı tıbbi tedavi
She is receiving chemo for her cancer
Kanseri için kemoterapi alıyor
kemoterapi
İlaçlar kullanılarak uygulanan kanser tedavisi
The doctor recommended chemo
Doktor kemoterapi önerdi
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
uyandırmak
Sahnedebir duygunun veya tepkinin oluşmasını sağlamak
The story aroused my curiosity
Hikaye merakımı uyandırdı
uyandırmak
bir duygu veya tepkiye neden olmak
His behavior aroused suspicion
Davranışları şüphe uyandırdı
her seferinde
Sahnedebir şey her gerçekleştiğinde
Every time I see him I smile
Onu her gördüğümde gülümsüyorum
rastlamak
Sahnedebiriyle tesadüfen karşılaşmak
I ran into an old friend
Eski bir arkadaşıma rastladım
sorun yaşamak
bir problem veya zorlukla karşılaşmak
We ran into some problems
Bazı sorunlar yaşadık
çarpmak
hareket halindeyken bir şeye vurmak
He ran into the wall
Duvara çarptı
bulmak
belli bir miktara veya seviyeye ulaşmak
The costs ran into thousands
Masraflar binleri buldu
çarpmak
hareket halindeyken kazara bir nesneye vurmak
I ran into a tree while skiing
Kayak yaparken bir ağaca çarptım
sorun yaşamak
beklenmedik bir problemle karşılaşmak
We ran into trouble with the car
Araba ile sorun yaşadık
rastlamak
biriyle beklenmedik bir şekilde karşılaşmak
I ran into an old friend today
Bugün eski bir arkadaşıma rastladım
karışmak
renklerin veya sıvıların birbirinin içine geçmesi
The blue paint ran into the yellow paint
Mavi boya sarı boyaya karıştı
rastlamak
biriyle tesadüfen karşılaşmak
I ran into my old teacher at the park
Parkta eski öğretmenime rastladım
donmak
Sahnedesıvının katı hale geçmesi
Water will freeze at zero degrees
Su sıfır derecede donar
dondurucu
aşırı derecede soğuk olan hava
The weather outside is freezing
Dışarıdaki hava dondurucu
dondurmak
bir faaliyetin veya işlemin geçici olarak durdurulması
The company decided to freeze the hiring process
Şirket işe alım sürecini dondurmaya karar verdi
donmak
çok soğuyup buz haline gelmek
Water will freeze at zero degrees
Su sıfır derecede donar
yok
Sahnedehayır kelimesinin gayriresmi kullanımı
Do you want to go? Nah.
Gitmek ister misin? Yok.
hasta
Sahnedekendini iyi hissetmeyen
I feel sick today
Bugün hasta hissediyorum
müthiş
çok iyi veya etkileyici argo
That car is sick
Bu araba müthiş
iğrenç
tiksinme duygusu uyandıran
This is a sick joke
Bu iğrenç bir şaka
bıkkın
bir şeyden uzun süre maruz kaldığı için sıkılmış olma durumu
I am sick of this noise
Bu gürültüden bıktım
bakmak
gözlerini bir şeye çevirmek
Look at the map
Haritaya bak
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
görünmek
bir şey gibi izlenim vermek
You are lookin good today
Bugün iyi görünüyorsun
bakmak
gözleri kullanarak bir şeye odaklanmak
I am lookin at the bird
Kuşa bakıyorum
bakmak
gözlerini bir şeye doğru çevirmek
He is lookin at the map
O haritaya bakıyor
iş arkadaşı
birlikte çalışılan veya bağlantı kurulan kimseler
She has many business associates
Onun birçok iş arkadaşı var
ilişkilendirmek
zihinsel olarak bağlantı kurmak veya biriyle vakit geçirmek
Most people associate summer with holidays
Çoğu insan yazı tatillerle ilişkilendirir
iş arkadaşı
birlikte çalıştığınız kimse
She works with several close associates
Birkaç yakın iş arkadaşıyla çalışıyor
ön lisans
iki yıllık üniversite derecesi
She earned an associate's degree in nursing
Hemşirelik alanında ön lisans derecesi aldı
ameliyat
Sahnedevücudun içindeki bir şeyi düzeltmek veya çıkarmak için yapılan tıbbi işlem
He needs heart surgery
Kalp ameliyatına ihtiyacı var
cerrahi müdahale
bir doktor tarafından gerçekleştirilen operasyon
The surgery was successful
Ameliyat başarılıydı
muayenehane
doktor veya diş hekiminin hastaları kabul ettiği yer
The doctor is at his surgery
Doktor muayenehanesinde
dolu
Sahnedemümkün olduğunca çok şeyle doldurulmuş
The glass is full of water
Bardak suyla dolu
tam
tüm parçaları içeren
Please write your full name
Lütfen tam adınızı yazın
tam
mümkün olan en yüksek derecede
He has full control
O tam kontrole sahip
tok
yeterince yemek yemiş olma durumu
I am full after that meal
O yemekten sonra tokum
yeniden açmak
Sahnedekapanmış olan bir şeyi tekrar açmak
The shop will reopen tomorrow
Mağaza yarın yeniden açılacak
ön cam
Sahnedebir aracın ön kısmındaki cam
The windshield is dirty
Ön cam kirli
ön cam
bir aracın ön penceresi
A stone hit the windshield
Ön cama bir taş çarptı
yat
Sahnedekeyif için kullanılan büyük tekne
He owns a luxury yacht
Lüks bir yatı var
yat
yarış veya keyif amaçlı kullanılan tekne
They spent the weekend on a yacht
Hafta sonunu bir yatta geçirdiler
tanımlamak
Sahnedebir şeyi tanımak veya adlandırmak
Can you identify the man in the photo
Fotoğraftaki adamı tanımlayabilir misiniz
tespit etmek
birinin veya bir şeyin kim veya ne olduğunu belirlemek
The police identified the suspect
Polis şüpheliyi tespit etti
tanımak
birinin kim olduğunu veya bir şeyin ne olduğunu anlamak
I can identify the bird by its sound
Bu kuşu sesinden tanıyabilirim
özdeşleşmek
bir kişi veya durumla kendini bir tutmak ya da yakın hissetmek
I identify with the main character in this book
Bu kitaptaki ana karakterle özdeşleşiyorum
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Is anybody here
Burada kimse var mı
herhangi biri
herhangi bir kişi
Does anybody want cake?
Herhangi biri kek ister mi?
kimse
belirli olmayan bir kişi
I didn't see anybody
Kimseyi görmedim
olmak
farklı bir duruma geçmek
It is getting dark
Hava kararıyor
almak
bir şeyi elde etmek
I am getting a gift
Bir hediye alıyorum
girmek
bir yerin içine dahil olmak
She is gettin in the car
O arabaya giriyor
çıkarmak
bir şeyi üzerinden almak
I am getting my coat off
Montumu çıkarıyorum
almak
bir şeyi elde etmek
I am gettin a new phone
Yeni bir telefon alıyorum
bilmiş
Sahnedeher şeyi bildiğini iddia eden ve rahatsız edici davranan kişi
Stop acting like a wisenheimer
Bilmişlik yapmayı bırak
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
konuşmak
birine kelimeler söylemek
He is talkin to me
Benimle konuşuyor
konuşmak
bir konu hakkında biriyle konuşmak
We are talking about our plans
Planlarımız hakkında konuşuyoruz
satıcı
Sahnedebir şeyi satan kişi veya şirket
The vendor sells fresh fruit
Satıcı taze meyve satıyor