

The Sopranos — 4. Sezon Bölüm 1
Kelimeler ve anlamları
755 kelime
Seviye
çöl
Sahnedekurak ve genellikle kumlu geniş arazi
It is very hot in the desert
Çölde hava çok sıcaktır
çöl
az yağış alan sıcak ve kuru bölge
The desert is very hot
Çöl çok sıcaktır
terk etmek
zor bir durumda birini yalnız bırakmak
He deserted his family
Ailesini terk etti
hak edilen
birinin layık olduğu şey veya ceza
He finally got his just deserts
Sonunda hak ettiğini buldu
kenara çekmek
Sahnedebir aracı yolun kenarına doğru sürmek
The police officer told him to pull over
Polis memuru ona kenara çekmesini söyledi
üzerine çekmek
bir şeyi bir yüzeyin veya vücudun bir kısmının üzerine örtmek
Please pull the blanket over you
Lütfen battaniyeyi üzerine çek
kenara çekmek
bir aracı yolun kenarına sürüp durdurmak
You should pull over if you are tired
Yorgunsan kenara çekmelisin
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
ağırlığında olmak
Sahnedebelirli bir ağırlığa sahip olmak
This box weighs five kilos
Bu kutu beş kilo ağırlığında
tartmak
bir şeyi dikkatlice düşünmek
I need to weigh my options
Seçeneklerimi tartmam gerekiyor
tartmak
bir şeyin ağırlığını ölçmek
Please weigh the fruit
Lütfen meyveyi tart
ekmek
Sahnedeun ve sudan yapılan gıda
I buy fresh bread
Taze ekmek alırım
ekmek
Sahnedeun ve suyun karıştırılıp fırında pişirilmesiyle yapılan yiyecek
I bought a fresh loaf of bread
Taze bir ekmek aldım
panelemek
yemekleri pişirmeden önce galeta unuyla kaplamak
Bread the fish
Balığı paneleyin
para
eşya satın almak için kullanılan nakit veya para
I need to earn some bread to pay my bills
Faturalarımı ödemek için biraz para kazanmam gerekiyor
baby shower
Sahnedebebek doğmadan önce düzenlenen kutlama
We are having a baby shower next week
Gelecek hafta bir baby shower yapacağız
bebek partisi
hamile bir kadına hediyeler vermek için düzenlenen bir kutlama
We went to her baby shower
Onun bebek partisine gittik
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
veda etmek
Sahnedeayrılırken söylenen sözler
It is time to say goodbye
Veda etme zamanı
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
ölmek
Sahnedeyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ölmek
yaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
ölmek
canlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
park yolu
Sahnedekenarlarında ağaçlar olan geniş yol
We drove along the parkway
Park yolu boyunca sürdük
izlenim vermek
Sahnedebaşkalarına belirli bir intiba bırakmak
He comes off as very friendly
Çok arkadaş canlısı bir izlenim veriyor
çıkmak
bir yerden ayrılmak veya kopmak
The button came off
Düğme koptu
gerçekleşmek
bir olayın meydana gelmesi veya bir şekilde sonuçlanması
The party came off really well
Parti gerçekten çok iyi geçti
gelmek
belirli bir yerden veya kaynaktan çıkmak
This stain does not come off easily
Bu leke kolay kolay çıkmıyor
çıkmak
bir şeyin parçalanarak veya ayrılarak yerinden ayrılması
The button came off my coat
Ceketimin düğmesi çıktı
derin derin düşünmek
Sahnedebir konu üzerinde dikkatlice düşünmek
He pondered the question for a while
Soru üzerine bir süre derin derin düşündü
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
harika
Sahnedehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
harika
çok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
plan
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
plan
bir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
vergi beyannamesi
Sahnedegeliriniz ve vergileriniz hakkında devlete sunduğunuz form
I need to file my tax return by Friday
Cuma gününe kadar vergi beyannamemi vermem gerekiyor
ağaç
Sahnedegövdesi ve dalları olan uzun bir bitki
The tree is tall
Ağaç uzun
ağaç
gövdesi odunsu ve çok yıllık olan büyük bitki
There is a tall tree in the garden
Bahçede uzun bir ağaç var
ağaca tırmandırmak
bir hayvanı ağaca çıkmaya zorlamak
The dog treed the cat
Köpek kediyi ağaca tırmandırdı
aniden
Sahnedebeklenmedik bir şekilde ve hızlıca gerçekleşen
All of a sudden, it started to rain
Birdenbire yağmur yağmaya başladı
ani
uyarı olmaksızın hızlıca gerçekleşen
It was an all of a sudden change
Bu ani bir değişiklikti
aniden
beklenmedik bir biçimde birdenbire
All of a sudden the phone rang
Aniden telefon çaldı
suç
Sahnedeyasaya aykırı olan eylem
Stealing is a crime
Hırsızlık bir suçtur
vatana ihanet
birinin kendi ülkesine karşı yaptığı hainlik
He was punished for the crime of betraying his country
Ülkesine ihanet etme suçundan cezalandırıldı
suç
yasalara aykırı olan eylem
Stealing is a serious crime
Hırsızlık ciddi bir suçtur
üstü kapalı galeri
Sahnedebir binanın yan tarafındaki çatılı açık geçit
The hotel has a beautiful loggia
Otelin güzel bir üstü kapalı galerisi var
tamamen
Sahnedebütünüyle veya hiçbir eksik kalmadan
I am one hundred percent sure
Yüzde yüz eminim
yüzde
Sahnede100'e bölünmüş bir bütünün bir parçası
Fifty percent of the students passed
Öğrencilerin yüzde ellisi başarılı oldu
yüzde
bir bütünün parçası olarak belirtilen miktar oranı
Fifty percent of the students passed the exam
Öğrencilerin yüzde ellisi sınavı geçti
tam zamanında
Sahnedeplanlanan anda varmak
The train arrived right on time
Tren tam zamanında vardı
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
göze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın
gürleme
Sahnedeyüksek ve derin bir ses
I heard a loud boom
Yüksek bir gürleme duydum
hızla büyümek
hızla artmak veya başarılı hale gelmek
The local economy is booming
Yerel ekonomi hızla büyüyor
bom
mikrofon yelken veya kamerayı desteklemek için kullanılan uzun direk
The cameraman used a boom for the shot
Kameraman çekim için bir bom kullandı
patlama
ani ve heyecan verici bir olay
The fireworks went boom in the sky
Havai fişekler gökyüzünde patladı
neden
Sahnedehangi sebeple
How come you are late
Neden geç kaldın
nasıl oldu da
hangi sebeple veya nasıl olduğu sorulurken kullanılır
How come you are late?
Nasıl oldu da geç kaldın?
asansör
Sahnedekatlar arasında dikey ulaşımı sağlayan düzenek
Please wait for the next elevator
Lütfen bir sonraki asansörü bekleyin
asansör
insanları bina içinde yukarı ve aşağı taşıyan makine
The elevator is broken
Asansör bozuk
asansör
binada insanları aşağı yukarı taşıyan makine
The elevator stopped at the third floor
Asansör üçüncü katta durdu
ağız gargarası
Sahnedeağız temizlemek için kullanılan sıvı
Use mouthwash every morning
Her sabah ağız gargarası kullanın
sayın
Sahnedemektup veya e-posta başlangıcında kullanılan nezaket sözü
Dear Mr. Smith
Sayın Bay Smith
sevgili
sevilen veya değer verilen
My dear friend is coming
Sevgili arkadaşım geliyor
eyvah
şaşkınlık veya üzüntü belirten ifade
Oh dear, I forgot my keys
Eyvah, anahtarlarımı unuttum
girmek
Sahnedebir yerin içine girmek veya ulaşmak
I cannot get into the locked room
Kilitli odaya giremiyorum
kabul edilmek
bir okula veya gruba kabul edilmek
She got into a great college
Harika bir koleje kabul edildi
etkilemek
birinin davranışını veya ruh halini değiştirmek
What has gotten into him today
Bugün ona ne oldu böyle
başını belaya sokmak
birini zor veya sorunlu bir duruma düşürmek
His bad choices got him into trouble
Kötü seçimleri başını belaya soktu
sarmak
bir şeye karşı aşırı ilgi duymaya başlamak
I really got into jazz music
Caz müziği beni gerçekten sardı
dahil olmak
bir duruma girmeye başlamak
I want to get into politics
Siyasete dahil olmak istiyorum
girmek
bir şeyin içine girmek
I will get into the car
Arabaya gireceğim
etkilemek
birinin davranışını veya ruh halini değiştirmek
The bad mood got into him
Kötü ruh hali onu etkiledi
ilgi duymak
bir şeye karşı merak veya ilgi beslemeye başlamak
I started to get into jazz music
Caz müziğine ilgi duymaya başladım
girmek
bir durumun veya ortamın içinde yer almaya başlamak
She got into a difficult situation
Zor bir duruma girdi
garaj
Sahnedearabaları park etmek için kullanılan bina
The car is in the garage
Araba garajda
elde etmeye çalışmak
Sahnedebir şeyi başarmak için çabalamak
She seeks a better future
Daha iyi bir gelecek elde etmeye çalışıyor
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
He is seeking a new job
Yeni bir iş arıyor
aramak
bir şeyi bulmak için çaba sarf etmek
They seek a solution
Bir çözüm arıyorlar
aramak
birini veya bir şeyi bulmaya çalışmak
He is seeking his lost cat
Kaybolan kedisini arıyor
kafasını boşaltmak
Sahnedebir şey hakkında düşünmeyi durdurmak
I need to turn off for a while
Bir süreliğine kafamı boşaltmaya ihtiyacım var
kapatmak
bir makineyi veya ışığı durdurmak
Please turn off the light
Lütfen ışığı kapatın
kapatmak
bir cihazın veya makinenin çalışmasını durdurmak
Please turn off the lamp
Lütfen lambayı kapat
soğutan şey
birinin birine veya bir şeye olan ilgisini azaltan durum
Rude behavior is a real turn off
Kaba davranış insanı gerçekten soğutuyor
sapmak
seyahat edilen yoldan veya patikadan ayrılmak
Turn off the highway at the next exit
Bir sonraki çıkıştan otobandan sap
soğutmak
birinin ilgisini kaybetmesine veya tiksinmesine neden olmak
His rude behavior turned me off
Onun kaba davranışı benden soğuttu
eklenen
Sahnedebir şeyi daha büyük veya fazla yapmak için katılan
The added sugar made the coffee sweet
Eklenen şeker kahveyi tatlı yaptı
ek
ilave olarak eklenen
There is an added fee
Ek bir ücret var
eklemek
bir şeyi başka bir şeye katmak
He added salt to the soup
Çorbaya tuz ekledi
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
sinyal
Sahnedearacın döneceği yönü belli eden yanıp sönen lamba
He forgot to use his blinker
Sinyalini kullanmayı unuttu
göz kırpan
gözlerini sık sık kapatıp açan kimse
He is a nervous blinker
O gözlerini sık kırpan biridir
dağıtmak
Sahnedebir şeyi herkese vermek
The teacher handed out the papers
Öğretmen kağıtları dağıttı
dağıtmak
bir şeyi birine vermek
The teacher will hand out the books
Öğretmen kitapları dağıtacak
yokuş aşağı
Sahnedeaşağıya doğru eğimli veya inen
The bike went downhill quickly
Bisiklet hızla yokuş aşağı indi
kötüye gidiş
Sahnedebir durumun giderek kötüleşmesi veya başarısız olması
The project went downhill after he left
O gittikten sonra proje kötüye gitti
efsane
Sahnedebüyük başarılarıyla tanınan çok ünlü kişi
He is a football legend
O bir futbol efsanesi
efsane
geçmişten gelen çok eski bir hikaye
The legend of King Arthur is famous
Kral Arthur efsanesi ünlüdür
efsane
doğru olmayabilecek çok eski bir hikaye
It is only a local legend
Bu sadece yerel bir efsane
ortaya çıkmak
Sahnedebir durumun sonunda aslında nasıl olduğunun anlaşılması
It turned out to be true
Doğru olduğu ortaya çıktı
dönüşmek
gelişim göstererek bir şeye dönüşmek
He turned out to be a good student
İyi bir öğrenci oldu
ortaya çıkmak
gerçek durumun sonradan anlaşılması
It turned out that he was lying
Yalan söylediği ortaya çıktı
söndürmek
ışığı kapatmak
Turn out the lights
Işıkları söndür
boşaltmak
bir kabın veya cebin içindekileri dışarı çıkarmak
He turned out his pockets to find the coin
Bozuk parayı bulmak için ceplerini boşalttı
geri çevirmek
birini kabul etmeyi veya ona yardım etmeyi reddetmek
They turned out the man who asked for help
Yardım isteyen adamı geri çevirdiler
katılmak
bir topluluğa veya etkinliğe hazır bulunmak
Many people turned out for the concert
Konsere pek çok insan katıldı
sonuçlanmak
belirli bir şekilde gelişmek veya bitmek
The cake turned out delicious
Kek harika sonuçlandı
üretmek
büyük miktarlarda mal ortaya koymak
The factory turns out many toys
Fabrika çok sayıda oyuncak üretiyor
dışarı salmak
hayvanları açık bir alana bırakmak
The farmer turned out the cows
Çiftçi inekleri dışarı saldı
ortaya çıkmak
bir gerçeğin sonradan fark edilmesi
It turned out that the key was in the drawer
Anahtarın çekmecede olduğu ortaya çıktı
sonuçlanmak
bir durumun belirli bir şekilde bitmesi
The meeting turned out well
Toplantı iyi sonuçlandı
söndürmek
bir ışık kaynağını kapatmak
Please turn out the light before sleeping
Uyumadan önce lütfen ışığı söndür
toplanmak
bir olay için insanların bir araya gelmesi
Many people turned out for the protest
Protesto için birçok insan toplandı
gerçekleşmek
olayların belirli bir seyir izlemesi
The situation turned out quite complicated
Durum oldukça karmaşık bir şekilde gerçekleşti
anlaşılmak
bir şeyin aslında öyle olduğunun fark edilmesi
It turned out he was right all along
Onun başından beri haklı olduğu anlaşıldı
çıkmak
bir kişinin sonradan farklı bir karakterde görülmesi
The stranger turned out to be an old friend
Yabancı eski bir arkadaş çıktı
neticelenmek
bir durumun belli bir şekilde bitişe ulaşması
Their long search turned out in failure
Uzun aramaları başarısızlıkla neticelendi
sundae
Sahnedeüzerine sos ve süslemeler eklenmiş dondurmalı tatlı
I want a chocolate sundae
Çikolatalı bir sundae istiyorum
boş
Sahnedeiçinde hiçbir şey bulunmayan
The room is empty
Oda boş
boş
amaçtan veya değerden yoksun
These are empty promises
Bunlar boş vaatler
boşaltmak
bir kabın içindekileri dışarı çıkarmak
Please empty the trash
Lütfen çöpü boşalt
dökülmek
bir akarsuyun daha büyük bir su kütlesine boşalması
The river empties into the sea
Nehir denize dökülür
söyleme
Sahnedebirine konuşarak bilgi verme
She is telling the truth
O doğruyu söylüyor
anlatma
olayları hikaye gibi aktarma
She is telling a story
Bir hikaye anlatıyor
kehanet
gelecekte ne olacağına dair yapılan açıklama
The fortune telling was accurate
Kehanet doğru çıktı
anlatma
birine bir şey söyleme eylemi
She is telling a story
O bir hikaye anlatıyor
elli
Sahnede50 sayısı
I have fifty dollars
Elli dolarım var
elli
elli sayısı
I am fifty years old
Elli yaşındayım
sosis
Sahnedederi benzeri bir kılıf içindeki kıyılmış et
I like to eat sausage
Sosis yemeyi severim
hafifletmek
Sahnedekötü bir duyguyu veya ağrıyı daha az şiddetli hale getirmek
This medicine helps to relieve the pain
Bu ilaç ağrıyı hafifletmeye yardımcı olur
kurtarmak
birini bir sorumluluktan veya görevden uzaklaştırmak
He was relieved of his duties
Görevinden alındı
nöbetini devralmak
birinin işteki yerini almak
I will relieve you at six
Saat altıda nöbetini devralacağım
tuvaletini yapmak
vücuttan idrar atmak
He needed to relieve himself
Tuvaletini yapması gerekiyordu
şant
Sahnedevücuttaki sıvıyı taşımak için kullanılan küçük tüp
The surgeon inserted a shunt to relieve pressure
Cerrah basıncı azaltmak için bir şant yerleştirdi
yönlendirmek
birini veya bir şeyi başka bir yere hareket ettirmek
The train was shunted onto another track
Tren başka bir hatta yönlendirildi
anlaşma
Sahnedeiki veya daha fazla kişi arasında yapılan plan
We made an arrangement to meet at noon
Öğlen buluşmak için bir anlaşma yaptık
düzen
şeylerin yerleştirilme veya düzenlenme biçimi
The arrangement of the furniture is nice
Mobilyaların düzeni güzel
anlaşma
insanlar arasında yapılan plan
We have an arrangement to meet tomorrow
Yarın buluşmak için bir anlaşmamız var
masraf
Sahnedebir şey için harcanan para
The travel expense was high
Seyahat masrafı yüksekti
tartışma
Sahnedefikir ayrılığı nedeniyle öfkeyle konuşma eylemi
They are arguing about money
Para hakkında tartışıyorlar
olumsuz
Sahnedekötü veya pozitif olmayan
He has a negative attitude
Olumsuz bir tavrı var
olumsuz
Sahnedeiyi olmayan veya zararlı olan
He has a negative attitude
Olumsuz bir tavrı var
negatif
sıfırdan küçük değer veya yük
This number is negative
Bu sayı negatif
olumsuz
olumlu olmayan veya hayır anlamına gelen
He gave a negative answer
Olumsuz bir cevap verdi
bahsetmek
Sahnedebir şeyden kısaca söz etmek
He didn't mention the price
Fiyattan bahsetmedi
değinmek
bir konuya kısaca değinmek
Please mention your experience in the letter
Lütfen mektupta deneyiminizden değinin
bahsetmek
birinden veya bir şeyden söz etmek
He mentioned the book to me
Kitaptan bana bahsetti
pislik
Sahnedekaba veya hoş olmayan kişi
He is such a twat
O tam bir pislik
am
kadın cinsel organı
He used the word twat
O am kelimesini kullandı
aptal
aptal veya sevimsiz bir kimse
Don't be such a twat
Bu kadar aptal olma
gerizekalı
aptal veya sevimsiz kişi
Stop acting like a twat
Bir gerizekalı gibi davranmayı bırak
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
üzerine
Sahnedebir şeyin üstünde veya üzerine
He placed the book upon the table
Kitabı masanın üzerine koydu
firar etmek
Sahnedehapsedildiği bir yerden çıkmak
The prisoner escaped from jail
Mahkum hapishaneden firar etti
gözlem
bir şeyi dikkatle dinleme veya izleme eylemi
His escape of the surroundings was intense
Çevreyi gözlemlemesi yoğundu
aklından çıkmak
bir bilgiyi hatırlayamamak veya bir şeyi anlayamamak
His name escapes me right now
İsmi şu an aklımdan çıkıyor
kaçmak
bir yerden veya durumdan kurtulup uzaklaşmak
The prisoners tried to escape
Mahkumlar kaçmaya çalıştı
emekli olmak
Sahnedeiş hayatını sonlandırıp çalışmayı bırakmak
He wants to retire next year
Gelecek yıl emekli olmak istiyor
çekilmek
bulunduğu odadan çıkıp başka bir yere gitmek
He retired to his room to read
Okumak için odasına çekildi
emekli olmak
genellikle yaşlılık sebebiyle çalışmayı bırakmak
My father will retire next year
Babam gelecek yıl emekli olacak
emekliye ayrılmak
çalışma hayatını sonlandırmak
She is planning to retire soon
Yakında emekliye ayrılmayı planlıyor
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
onay veya kabullenme belirtmek için kullanılan ifade
All right I will go to the store
Tamam markete gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
tuzak kurmak
Sahnedebirini suçlu göstermek için plan yapmak
They set him up
Ona tuzak kurdular
kurmak
Sahnedebir şeyi kullanıma hazır hale getirmek
I will set up the computer
Bilgisayarı kuracağım
ayarlamak
bir durumun meydana gelmesini sağlamak
He set up a meeting for tomorrow
Yarın için bir toplantı ayarladı
ayarlamak
birine bir şey sağlamak veya birini biriyle tanıştırmak
We set up a meeting for them
Onlar için bir toplantı ayarladık
kurulum
bir sistemin veya ekipmanın düzenlenme biçimi
The computer set-up is very simple
Bilgisayar kurulumu çok basit
kumpas
birini suçlu göstermek için tasarlanan hileli plan
He realized that the arrest was a set-up
Tutuklanmanın bir kumpas olduğunu anladı
düzenlemek
bir şeyi belirli bir sıraya veya konuma koymak
Please set up the chairs for the meeting
Lütfen toplantı için sandalyeleri düzenleyin
kurmak
bir şeyi yerine yerleştirip kullanıma hazır hale getirmek
They set up the new computer system
Yeni bilgisayar sistemini kurdular
hazırlamak
bir şeyi başlaması için uygun duruma getirmek
We need to set up the agenda for today
Bugünün gündemini hazırlamamız gerekiyor
hazırlamak
bir şeyi kullanıma hazır hale getirmek
I set up the new computer
Yeni bilgisayarı hazırladım
aşırı
Sahnedegerekenden çok fazla
They have money up the ass
Fazlasıyla paraları var
duruşma
Sahnedebirinin suçlu olup olmadığına karar vermek için yapılan yasal süreç
The trial begins tomorrow
Duruşma yarın başlıyor
deneme
Sahnedebir şeyin çalışıp çalışmadığını görmek için yapılan test
This is a free trial
Bu ücretsiz bir denemedir
sınav
zorlu veya tatsız bir deneyim
Her life has been full of trials
Hayatı pek çok sınavla doluydu
deneme
bir şeyi yapmanın resmi kuralı veya yolu
This trial follows the standard procedure
Bu deneme standart prosedürü izliyor
-medikçe
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesinin başka bir durumun olmamasına bağlı olduğunu belirtir
You cannot pass unless you study hard
Çok çalışmadıkça geçemezsin
madıkça
başka bir durum olmadıkça
I won't go unless you come
Sen gelmedikçe gitmeyeceğim
Yahudi
SahnedeYahudi dinine veya kökenine sahip kişi
He is a Jew
O bir Yahudi
üzerindeki baskıyı azaltmak
Sahnedebirinin üzerindeki eleştiri veya stresi azaltmak
He took the blame to take the heat off his sister
Kızının üzerindeki baskıyı azaltmak için suçu üstlendi
zor
Sahnedekolay olmayan; güç
He had a rough year
Zor bir yıl geçirdi
pürüzlü
düzgün olmayan yüzey
The rock is rough
Kaya pürüzlü
yaklaşık
tam olmayan veya kesinlik içermeyen
This is just a rough estimate
Bu sadece yaklaşık bir tahmin
sert
nazik olmayan güç kullanımı
The game was very rough
Oyun çok sertti
tehlikeli
Sahnedezarar verme olasılığı olan
This road is dangerous
Bu yol tehlikeli
tehlikeli
zarar veya yaralanma riski taşıyan
It is dangerous to play with fire
Ateşle oynamak tehlikelidir
külot
Sahnedekadınlar veya kız çocukları için bir iç çamaşırı
She bought new panties
Yeni külotlar aldı
külot
kadınların alt kısma giydiği iç çamaşırı
She bought new panties
Yeni külot satın aldı
dönem
Sahnedeyılın dört zaman diliminden biri
Each season lasts three months
Her mevsim üç ay sürer
sezon
bir televizyon veya radyo dizisinin bölümleri
I am watching the second season
İkinci sezonu izliyorum
tatlandırmak
yemeğe tuz veya baharat eklemek
Season the chicken with some salt
Tavuğu biraz tuzla tatlandır
mevsim
bir yılın belirli bir aktivite için ayrılmış dönemi
Summer is my favorite season
Yaz benim en sevdiğim mevsim
versiyon
Sahnedebir şeyin belirli bir biçimi
This is the new version of the book
Bu, kitabın yeni versiyonu
yardım
Sahnedebirine yardım etme eylemi
Do you need any assistance?
Yardıma ihtiyacınız var mı?
berbat
Sahnedeçok kötü veya düşük kaliteli
This movie is shit
Bu film berbat
kandırmak
birini kandırmak veya ona yalan söylemek
Are you shitting me
Benimle dalga mı geçiyorsun
ortaya çıkarmak
Sahnedegizli olan bir şeyi göstermek
She revealed the secret
Sırrı ortaya çıkardı
köken
Sahnedebir kişinin ailesi ve geçmiş hayatı
They come from different backgrounds
Farklı kökenlerden geliyorlar
arka plan
bir resmin veya sahnenin arkasında kalan kısım
The mountains are in the background
Dağlar arka planda
bilgilendirmek
birine önemli bilgiler vermek
The manager will background the team on the new project
Müdür yeni proje hakkında ekibi bilgilendirecek
arka plan
kullanıcının doğrudan müdahalesi olmadan çalışan bilgisayar işlemi
This app runs in the background
Bu uygulama arka planda çalışır
geçmiş
bir kişinin sosyal kültürel veya ailevi geçmişi
He has a musical background
Onun müzikal bir geçmişi var
vesaire
Sahnedelistelenmemiş benzeri diğer şeylerin olduğunu belirtmek için kullanılır
We need paper pens etc
Kağıt kalem vesaire lazım
-dığı sürece
Sahnedebir durumun gerçekleştiği müddetçe
You can stay as long as you are quiet
Sessiz olduğun sürece burada kalabilirsin
kadar uzun
bir şeyin devam ettiği süre veya mesafe
The movie was not as long as the book
Film kitap kadar uzun değildi
sürece
bir koşula bağlı olarak
You can stay as long as you are quiet
Sessiz olduğun sürece kalabilirsin
şartıyla
bir koşulun gerçekleşmesi durumunda
I will go as long as you come too
Sen de gelirsen gitme şartıyla geleceğim
iade etmek
Sahnedeödenen parayı geri vermek
The store will refund your money
Mağaza paranızı iade edecek
para iadesi
geri ödenen para
I requested a full refund
Tam para iadesi talep ettim
Polonya sosisi
Sahnededomuz etinden yapılan bir tür sosis
I bought some kielbasa at the market
Marketten biraz Polonya sosisi aldım
tür
Sahnedebirbirleriyle çiftleşebilen canlılar grubu
There are many species of birds
Birçok kuş türü vardır
tür
ortak özelliklere sahip canlılar kategorisi
There are many species of birds in the forest
Ormanda birçok kuş türü var
geri dönmek
Sahnedebir yere veya bir konuya yeniden dönmek
I will come back to this topic later
Bu konuya daha sonra geri döneceğim
hatırlamak
bir şeyi tekrar anımsamak
The answer came back to me
Cevap aklıma geldi
hatırlatmak
birinin bir şeyi yeniden aklına getirmesini sağlamak
This photo comes back to my mind
Bu fotoğraf aklıma geliyor
geri dönmek
daha önce bulunulan bir yere veya kişiye gitmek
I will come back to the house later
Eve daha sonra geri döneceğim
akla gelmek
bir şeyin zihinde yeniden belirmesi
The song's name will come back to me
Şarkının adı aklıma gelecek
tekrar ele almak
bir konuyu yeniden düşünmeye başlamak
Let us come back to the main topic
Hadi ana konuyu tekrar ele alalım
belki
Sahnedemuhtemelen
Maybe he is late
Belki geç kalmıştır
belki
belirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal