

The Sopranos — 4. Sezon Bölüm 2
Kelimeler ve anlamları
767 kelime
Seviye
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
şampanya
SahnedeFransa'dan gelen pahalı ve köpüklü beyaz şarap
We celebrated with a glass of champagne
Bir kadeh şampanya ile kutlama yaptık
şampanya
Fransa'nın Champagne bölgesinde üretilen köpüklü şarap
They drank champagne to celebrate
Kutlamak için şampanya içtiler
şampanya
pahalı bir beyaz köpüklü şarap
They served champagne at the party
Partide şampanya ikram ettiler
köpüklü şarap
kutlamalarda içilen bir tür gazlı beyaz şarap
Many people enjoy sparkling wine
Birçok insan köpüklü şaraptan hoşlanır
mükemmel
Sahnedeçok iyi
This cake is excellent
Bu kek mükemmel
gizli
Sahnedegizli tutulması gereken
This is a confidential document
Bu gizli bir belgedir
ikram etmek
Sahnedebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif
bir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
aşırı tatlı
Sahnederahatsız edici derecede tatlı veya yapmacık
His saccharine comments annoyed me
Onun aşırı tatlı yorumları beni rahatsız etti
lanet
Sahnedekelimeyi kaba bir şekilde vurgulamak için kullanılır
It is fucking cold outside
Dışarısı lanet soğuk
cinsel ilişki
cinsel birleşme eylemi
They were fucking in the room
Odada cinsel ilişkiye giriyorlardı
görünüşe göre
Sahnedegöründüğü kadarıyla
Apparently, he forgot the meeting
Görünüşe göre toplantıyı unuttu
ayrıca
Sahnedeek bir bilgi veya nokta eklemek için kullanılır
Besides, it is too late
Ayrıca, çok geç
haricinde
bir şeyin dışında veya hariç tutularak
No one was there besides me
Benden başka kimse yoktu
ayrıca
söylenene ek olarak
Besides it is getting late
Ayrıca hava kararıyor
ayrıca
söylenenlere ek bir nokta katmak için kullanılır
Besides it is raining outside
Ayrıca dışarıda yağmur yağıyor
tehlikede
Sahnedekaybedilme veya zarar görme riski altında olan
My job is at stake
İşim tehlikede
risk altında
bir şeyin kaybedilme ihtimalinin olduğu durum
His job is at stake
Onun işi risk altında
ballad
Sahnedeyavaş veya romantik bir şarkı veya şiir
He sang a beautiful ballad
Güzel bir ballad söyledi
beslenme çantası
Sahnedeokul veya iş için yiyecek taşımaya yarayan kutu
I put an apple in my lunchbox
Beslenme çantama bir elma koydum
beslenme çantası
evden dışarıya yemek taşımak için kullanılan kutu
I put an apple in my lunchbox
Beslenme çantama bir elma koydum
hoşça kal
Sahnedeayrılırken söylenen söz
He said goodbye to his friend
Arkadaşına hoşça kal dedi
dinlenmek
Sahnedeenerji toplamak için hareket etmeyi veya çalışmayı bırakmak
I need some rest
Biraz dinlenmeye ihtiyacım var
geri kalan
geride kalan kısım
I will do the rest tomorrow
Geri kalanını yarın yapacağım
destek
bir şeyi tutan veya destekleyen nesne
He used a foot rest
Bir ayak desteği kullandı
ereksiyon
Sahnedepenisin sertleşmiş olma durumu
He has a hard on
Penisi sertleşmiş durumda
saplantı
Sahnedebir şeye karşı duyulan aşırı ve mantıksız ilgi
He has a hard on for that new game
O yeni oyuna karşı aşırı bir saplantısı var
sert davranmak
birine karşı çok katı veya acımasız olmak
Do not be so hard on him
Ona bu kadar sert davranma
sert
başkalarına karşı katı veya acımasız olan kişi
My boss is very hard on me
Patronum bana karşı çok sert
yoğurt
Sahnedesüt ve bakterilerle yapılan koyu kıvamlı bir gıda
I like eating yogurt for breakfast
Kahvaltıda yoğurt yemeyi severim
barmen
Sahnedebarda içki servisi yapan görevli
The bartender served us some drinks
Barmen bize içki servisi yaptı
barmen
barlarda içki servis eden kişi
The bartender made a cocktail
Barmen bir kokteyl hazırladı
harika
Sahnedeçok etkileyici veya çok iyi
This view is awesome
Bu manzara harika
müthiş
çok yüksek kalitede veya şaşırtıcı derecede iyi
Your performance was awesome
Performansın müthişti
şahane
çok güzel veya hayranlık uyandırıcı
That is an awesome idea
Bu şahane bir fikir
harika
son derece etkileyici veya keyifli
That movie was awesome
O film harikaydı
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
zinde
Sahnedeiyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
tüy
Sahnedebazı hayvanların vücudunu kaplayan yumuşak kıllar
The cat left fur on the chair
Kedi sandalyede tüy bıraktı
kürk
bir hayvanın derisini kaplayan yumuşak tüy
The cat has soft fur
Kedinin yumuşak kürkü var
kürk
hayvanların vücudunu örten yumuşak tüylü deri
The rabbit has very soft fur
Tavşanın çok yumuşak kürkü var
çekmece
Sahnedemobilyaların içindeki kayar bölme
Put your socks in the drawer
Çoraplarını çekmeceye koy
çekmece
masa veya dolaplarda bulunan çekilerek açılan bölme
Put the keys in the drawer
Anahtarları çekmeceye koy
çizer
resim yapan kimse
He is a talented drawer
O yetenekli bir çizer
külot
iç çamaşırı için kullanılan gayriresmi terim
He put on a clean pair of drawers
Temiz bir külot giydi
yurt dışı
Sahnedeyabancı bir ülkede veya yabancı bir ülkeye
I want to study abroad
Yurt dışında okumak istiyorum
rağmen
Sahnedezıt bir durumu belirtmek için kullanılır
Although it was raining, we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
gelmeyen kişi
Sahnedebeklenen yere gelmeyen kişi
He was a no show for the meeting
Toplantıya gelmedi
Gelmeme
SahnedeRandevuya veya beklenen yere gelmeme durumu
The restaurant charges a fee for a no show
Restoran gelmeme durumu için bir ücret alıyor
Gelmeyen
SahnedeBeklendiği halde gelmeyen kişi
We had a no show for the appointment today
Bugün randevuya gelmeyen biri vardı
doğal olarak
Sahnededoğal bir şekilde
She speaks naturally
Doğal bir şekilde konuşuyor
doğal olarak
normal veya beklenen bir şekilde
She behaves naturally
O doğal davranıyor
elbette
şaşırtıcı olmayan bir şekilde
Naturally he was late
Elbette geç kaldı
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
bal içkisi
Sahnedefermente baldan elde edilen alkollü içecek
He enjoyed a glass of mead
Bir bardak bal içkisinin tadını çıkardı
bal şarabı
baldan yapılan alkollü bir içecek
They drank mead at the feast
Ziyafette bal şarabı içtiler
bal şarabı
baldan yapılan alkollü içecek
They served mead at the feast
Şölende bal şarabı ikram ettiler
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
biriyle karşılıklı konuşmak
We should talk to our neighbors
Komşularımızla sohbet etmeliyiz
anlam
Sahnedebelirli bir mana veya yorum
This word has another sense
Bu kelimenin başka bir anlamı var
mantık
Sahnedeaçık veya makul olma özelliği
What you said makes sense
Söylediklerin mantıklı geliyor
hissetmek
bir şeyin farkına varmak
I sense that something is wrong
Bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyorum
his
bir duygu veya farkındalık
I have a sense of relief
Bir rahatlama hissi içindeyim
topraksı
Sahnededoğa veya toprakla ilgili
I love the earthy smell of rain
Yağmurun topraksı kokusunu severim
ergen
Sahnedeergenlik döneminde olan
He is an adolescent
O bir ergen
ergen
13 ile 19 yaş arasındaki genç kişi
The adolescent is growing fast
Ergen hızla büyüyor
öfke
Sahnedeçok güçlü ve vahşi öfke
He was full of rage
Öfke doluydu
öfke
çok güçlü ve yoğun kızgınlık duygusu
He shouted in a fit of rage
Bir öfke nöbetiyle bağırdı
moda
şu an çok popüler olan şey
These jeans are all the rage
Bu kot pantolonlar şu an çok moda
öfkelenmek
şiddetli bir kızgınlık göstermek
He started to rage at the driver
Sürücüye öfkelenmeye başladı
geri gelmek
Sahnedebir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
geri dönmek
bir dönem sonra yeniden popüler veya başarılı hale gelmek
Vintage clothes are coming back
Vintage kıyafetler yeniden popüler oluyor
kural gereği
Sahnedetam olarak mevcut kurallara göre
Technically we are closed now
Kural gereği şu an kapalıyız
teknik olarak
kesin kurallara veya gerçeklere uygun olarak
Technically, this is not allowed
Teknik olarak, buna izin verilmiyor
teknik olarak
tam olarak kurallara veya gerçeklere göre
Technically you are not allowed to park here
Teknik olarak buraya park etmenize izin verilmiyor
teknik olarak
tam bir doğrulukla veya gerçekler temelinde
Technically this is a mammal
Teknik olarak bu bir memelidir
hiç kimse
Sahnedehiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
hiç kimse
tek bir kişi bile değil
No one is at home
Evde hiç kimse yok
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
See here
Buraya bak
görmek
bir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
görüşmek
biriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
fayans
Sahnedeyerler veya duvarlar için kullanılan düz parça
The bathroom has white tiles
Banyoda beyaz fayanslar var
taş
masa oyunlarında kullanılan küçük kare parça
I need a letter tile
Bir harf taşına ihtiyacım var
fayans döşemek
bir yüzeyi düz parçalarla kaplamak
They will tile the kitchen floor
Mutfak zeminine fayans döşeyecekler
belirleyici
Sahnedeçok önemli ve merkezde olan
This decision will play a pivotal role in our future
Bu karar geleceğimizde belirleyici bir rol oynayacak
zevk
Sahnedebir şeye karşı kişisel beğeni
We have the same taste in music
Müzik konusunda aynı zevke sahibiz
tat
bir şeyi yerken veya içerken hissedilen duygu
This cake has a sweet taste
Bu kekin tatlı bir tadı var
tatmak
kalitesini anlamak için az miktarda denemek
Please taste the soup
Lütfen çorbayı tat
tat
bir şeyin kısa süreliğine yaşanması
She wanted a taste of success
Başarının tadına bakmak istedi
dikkate alarak
Sahnedebir karar verirken belirli bir durumu göz önüne almak
Considering the rain we stayed home
Yağmuru dikkate alarak evde kaldık
düşünmek
bir şeyi dikkatlice düşünmek
I am considering a new job
Yeni bir iş düşünüyorum
hesaba katarak
bir karar vermeden önce bir durumu dikkatlice değerlendirmek
Considering the cost we decided not to buy it
Maliyeti hesaba katarak onu almamaya karar verdik
düşünerek
bir konu hakkında dikkatlice kafa yormak
I am considering the offer
Teklifi düşünüyorum
adaletsiz
Sahnedeadil olmayan veya haksız
This decision is unfair
Bu karar adaletsiz
rota
Sahnedeizlenmesi planlanan yol veya yön
The ship changed its course
Gemi rotasını değiştirdi
kurs
Sahnedebelirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursuna gidiyorum
elbette
evet demek veya onaylamak için kullanılır
Of course I will come
Elbette geleceğim
yemek sırası
bir öğünün bölümlerinden her biri
The first course was soup
İlk yemek sırası çorbaydı
tabii
bir durumun beklendik veya aşikar olduğunu belirtir
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
yemek kısmı
servis edilen bir öğünün bölümlerinden biri
I liked the main course
Ana yemek kısmını sevdim
süreç
bir zaman dilimi veya dönem
During the course of the day
Gün süresince
yol
bir hareketin veya gelişimin izlediği yön
The ship changed its course
Gemi yolunu değiştirdi
parkur
bir spor veya etkinlik için kullanılan arazi
The golf course is very large
Golf parkuru çok geniş
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursu alıyorum
karar vermek
Sahnedebir konu hakkında seçim yapmak
I need to decide what to eat
Ne yiyeceğime karar vermem lazım
inmek
Sahnedeaşağıya doğru hareket etmek
The elevator is going down
Asansör aşağı iniyor
azalmak
miktar veya boyut olarak daha az hale gelmek
The prices went down
Fiyatlar düştü
hapse girmek
hapse gönderilmek veya tutuklanmak
The thief will go down for five years
Hırsız beş yıl hapse girecek
meydana gelmek
bir olayın gerçekleşmesi veya vuku bulması
Tell me what went down last night
Dün gece ne meydana geldiğini anlat bana
inmek
daha yüksek bir yerden daha düşük bir yere hareket etmek
We will go down the stairs
Merdivenlerden aşağı ineceğiz
gerçekleşmek
bir olayın meydana gelmesi
Tell me what went down at the party
Partide neler yaşandığını bana anlat
iyileştirmek
Sahnedebir hastalığı veya sorunu ortadan kaldırmak
The medicine cured her
İlaç onu iyileştirdi
iyileştirmek
hasta birini sağlıklı hale getirmek
The doctor cured the patient
Doktor hastayı iyileştirdi
tuzlayarak saklamak
gıdayı tuz veya dumanla korumak
They cure the meat with salt
Eti tuzlayarak saklarlar
çare
sağlığı geri kazandıran şey
They found a cure for the flu
Gribe bir çare buldular
çevrimiçi
internete veya bir bilgisayar ağına bağlı olma durumu
I am online now
Şu an çevrimiçiyim
sırada
bir şey bekleyen insanların oluşturduğu kuyruk
He is waiting on line to buy a ticket
Bilet almak için sırada bekliyor
çevrimiçi
internete bağlı olma durumu
I am online now
Şu anda çevrimiçiyim
sırada
bir şey için bekleyen insanların oluşturduğu dizi
I am waiting on line to buy a ticket
Bilet almak için sırada bekliyorum
en az
Sahnedebelirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en azından
hiç değilse biraz olsun
It is at least warm here
Burası en azından sıcak
bir
Sahnede1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
bölüm
bir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
at kuyruğu
Sahnedesaçın arkada toplandığı model
She wears her hair in a ponytail
Saçlarını at kuyruğu şeklinde topluyor
bar turu
bir gecede birden fazla mekanı gezilen sosyal etkinlik
We went on a pub crawl in the city center
Şehir merkezinde bir bar turuna çıktık
bar turu
bir gecede birden fazla barda içki içilen sosyal etkinlik
We went on a pub crawl last night
Dün gece bar turuna çıktık
cezalandırılmamış
Sahnedeyanlış bir davranış için ceza almamış olan
The crime went unpunished
Suç cezasız kaldı
cezasız
bir suç veya yanlış eylem için ceza almamış olmak
The criminal left the crime scene unpunished
Suçlu olay yerinden cezasız ayrıldı
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
onay veya kabullenme belirtmek için kullanılan ifade
All right I will go to the store
Tamam markete gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
söylemek
Sahnedebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
bir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
öte yandan
Sahnedefarklı veya karşıt bir fikri sunmak için kullanılır
I wanted to go but then again I was tired
Gitmek istedim ama öte yandan yorgundum
bir yandan da
bir fikrin karşıtını belirtmek için kullanılır
I want to go out but then again I am very tired
Dışarı çıkmak istiyorum ama bir yandan da çok yorgunum
ama
bir düşünceye karşıt bir fikir sunarken kullanılır
I like the movie then again it is too long
Filmi seviyorum ama çok uzun
akşam yemeği
Sahnedegünün genellikle akşam saatlerinde yenen ana öğünü
We are having chicken for dinner
Akşam yemeğinde tavuk yiyoruz
akşam yemeği
günün ana öğünü, genellikle akşam yenir
What's for dinner?
Akşam yemeğinde ne var?
akşam yemeği
günün genellikle akşam yenen ana öğünü
We are having dinner at seven
Akşam yemeğini saat yedide yiyoruz
varsaymak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
Sahnedebir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
ilaç
Sahnedehastalığı tedavi etmek için kullanılan madde
He takes medication every day
Her gün ilaç kullanıyor
ilaç
hastalıkları tedavi etmek için kullanılan madde
She takes her medication daily
O ilacını günlük alır
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
çikolata
Sahnedekakaodan yapılan tatlı bir yiyecek
I love chocolate
Çikolatayı severim
çikolata
kakaodan yapılan tatlı kahverengi bir yiyecek
I like chocolate cake
Çikolatalı keki severim
çikolata
kakaodan yapılan ve genellikle şekerleme olarak yenen kahverengi yiyecek
I like eating dark chocolate
Bitter çikolata yemeyi severim
tanıtım
Sahnedemedyanın ilgisi veya kamuoyuna duyurma
The movie got a lot of publicity
Film medyada çok dikkat çekti
rezalet
Sahnedetoplum içinde gösterilen öfkeli davranış
Please do not make a scene
Lütfen rezalet çıkarma
olay yeri
bir olayın gerçekleştiği yer
Police arrived at the scene
Polis olay yerine ulaştı
çevre
kişinin ilgi duyduğu sosyal ortam veya grup
She is part of the local art scene
O yerel sanat çevresinin bir parçası
sahne
bir oyun, film veya hikayenin bir bölümü
The first scene of the movie was sad
Filmin ilk sahnesi üzücüydü
tanımak
Sahnedebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
traverten
Sahnedemaden sularının çökelmesiyle oluşan bir tür kalker
The floors were made of polished travertine
Zeminler cilalı travertenden yapılmıştı
karşı
Sahnedeiki taraf arasındaki karşıtlığı veya rekabeti belirten sözcük
Real Madrid versus Barcelona
Real Madrid Barcelona'ya karşı
kız
Sahnededişi bir insan
She is a smart girl
O zeki bir kız
kız çocuk
genç bir dişi kişi
The girl is playing
Kız çocuk oynuyor
kız
kadınlar için kullanılan samimi ifade
I am with the girls
Kızlarla beraberim
süre
Sahnedebir şeyin ne kadar sürdüğü
The duration of the movie is two hours
Filmin süresi iki saattir
kamyon dolusu
Sahnedeçok büyük miktarda
I have a truckload of clothes
Bir kamyon dolusu kıyafetim var
garip
Sahnedealışılmışın dışında veya şaşırtıcı
That is a strange sound
Bu garip bir ses
tuhaf
alışılmadık veya sıra dışı
It was a strange dream
Tuhaf bir rüyaydı
garip
normal veya beklenenden farklı olan
It is strange to see snow here
Burada kar görmek garip
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
Sahnedebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
açıkça
Sahnedekolayca görülebilen veya anlaşılabilen bir şekilde
He is obviously lying
Açıkça yalan söylüyor
paraya çevirmek
Sahnedebir şeyi nakit paraya dönüştürmek
I need to cash in these coupons
Bu kuponları paraya çevirmem gerekiyor
paraya çevirmek
kazanılan bir şeyi nakit paraya dönüştürmek
I will cash in my gift card
Hediye kartımı paraya çevireceğim
yararlanmak
bir durumdan fayda sağlamak için yararlanmak
You should cash in on this opportunity
Bu fırsattan yararlanmalısın
nakde çevirmek
bir şeyden para elde etmek
He decided to cash in his stocks
Hisselerini nakde çevirmeye karar verdi
birazdan
Sahnedekısa bir süre içinde
The meeting will begin momentarily
Toplantı birazdan başlayacak
kısa bir süreliğine
çok kısa bir süre için
He paused momentarily
Kısa bir süreliğine durakladı
emlak
Sahnedeinsanların alıp sattığı arazi ve binalar
He works in real estate
O emlak sektöründe çalışıyor
emlakçılık
arazi ve binaların alım satımı ile uğraşan iş kolu
She works in real estate
O emlakçılık sektöründe çalışıyor
gayrimenkul
alınıp satılabilen arazi ve binalar
This is a valuable piece of real estate
Bu değerli bir gayrimenkul parçası
dağınık
Sahnededüzenli veya kontrollü olmayan
His thoughts are all over the place
Düşünceleri çok dağınık
her yerde
bir yerin her tarafında
My papers are all over the place
Kağıtlarım her yerde
sayılmak
Sahnedebir hedefe veya şarta ulaşılmasına yardımcı olmak
This project counts towards your final grade
Bu proje final notuna sayılacak
çağrı cihazı
Sahnedemesaj veya sinyal alan küçük bir elektronik cihaz
He has a beeper
Onun bir çağrı cihazı var
çağrı cihazı
mesaj alan küçük bir elektronik cihaz
The beeper sounded
Çağrı cihazı öttü
nişanlı
Sahnedeevlenmek için sözleşmiş kimse
He is my fiancé
O benim nişanlım
müstakbel eş
evlenilecek olan kişi
I am waiting for my future spouse
Müstakbel eşimi bekliyorum
erkek nişanlı
evlenmek üzere olunan erkek
Her fiancé is a pilot
Onun erkek nişanlısı bir pilot
nişanlı
evlenmek üzere sözlenmiş erkek
My fiancé is coming to dinner
Nişanlım akşam yemeğine geliyor
nişanlı
evlenmeye söz verdiğiniz kişi
She is introducing her fiancé
O nişanlısını tanıştırıyor
nişanlı
evlenmek üzere sözleşmiş erkek
He is my fiancé
O benim nişanlım
hak tanımak
Sahnedebirine bir şey yapma veya elde etme hakkı vermek
This ticket entitles you to a free meal
Bu bilet size ücretsiz yemek hakkı tanıyor
hak tanımak
birine bir şeyi yapma hakkı vermek
This ticket entitles you to a free drink
Bu bilet size ücretsiz bir içecek hakkı tanır
adlandırmak
bir şeye başlık veya isim vermek
He entitled his book The Great Journey
Kitabına Büyük Yolculuk adını verdi
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
Sahnedene demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
kavramak
söylenen bir şeyi zihnen çözümlemek
I understood his instructions clearly
Talimatlarını net bir şekilde kavradım
sağlamak
Sahnedeihtiyaç duyulan bir şeyi vermek
The company supplies electricity
Şirket elektrik sağlıyor
malzeme
belirli bir amaç için gereken şeyler
We need more school supplies
Daha fazla okul malzemesine ihtiyacımız var
stok
kullanım için mevcut olan miktar
We have a large supply of water
Büyük bir su stoğumuz var
müzik grubu
müzik yapan topluluk
The supply performed at the concert
Müzik grubu konserde sahne aldı