

The Sopranos — 4. Sezon Bölüm 3
Kelimeler ve anlamları
773 kelime
Seviye
tam
Sahnedevurgulamak için kullanılan
It was a complete surprise
Bu tam bir sürprizdi
tamamlamak
bir işi sona erdirmek
Please complete the form
Lütfen formu tamamlayın
eksiksiz
tüm parçaları olan
The set is now complete
Set artık eksiksiz
tamamlamak
bir şeyin eksik olan kısımlarını bitirmek
You must complete the puzzle
Yapbozu tamamlamalısın
yudumlamak
Sahnedebir seferde az miktarda sıvı içmek
She likes to sip her coffee slowly
Kahvesini yavaşça yudumlamayı sever
yudum
içilen küçük miktardaki sıvı
He took a sip of tea
Çaydan bir yudum aldı
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
kullanmak
bir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
gerekçe göstermek
bir durum için geçerli bir sebep sunmak
She used the rain as a reason for being late
Yağmuru geç kalmak için gerekçe gösterdi
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He misused his power
Yetkisini kötüye kullandı
sık sık
bir şeyin çok kez yapılması veya gerçekleşmesi
I use my computer often
Bilgisayarımı sık sık kullanırım
alışkın olmak
bir şeye deneyim yoluyla aşina olmak
I am used to waking up early
Erken kalkmaya alışkınım
önünde
Sahnedebir şeyin veya birinin ön kısmında bulunan
The car is in front of the house
Araba evin önünde
önünde
birinin veya bir şeyin ilerisindeki konum
She is standing in front of the door
O kapının önünde duruyor
önünde
bir kimsenin veya bir şeyin bulunduğu yer
The car is parked in front of the house
Araba evin önünde park edilmiş
tüccar
Sahnedemal alıp satan kişi
He is a successful trader
O başarılı bir tüccardır
tavsiye
Sahnedene yapılması gerektiği hakkında verilen fikir veya öneri
I need some advice
Biraz tavsiyeye ihtiyacım var
tavsiye
birinin ne yapması gerektiği hakkındaki fikir
I need your advice
Senin tavsiyene ihtiyacım var
sempati
Sahnedebirinin yaşadığı üzüntüyü anlama ve ona acıma duygusu
I feel great sympathy for her loss
Kaybı için ona büyük bir sempati duyuyorum
sempati
bir görüşe veya gruba karşı duyulan destek hissi
She has sympathy for the cause
O bu davaya sempati duyuyor
ay
Sahnedeotuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
yılın on iki bölümünden her biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
göz önünde olan
Sahnedeçok sayıda insan tarafından tanınan
He is a high profile lawyer
O, göz önünde olan bir avukattır
dikkat çeken
çok fazla kamuoyu ilgisi toplayan
The company is involved in a high profile lawsuit
Şirket çok dikkat çeken bir davaya karıştı
dikkat çeken
kamuoyunun çok ilgisini çeken
She handled a high-profile case
O dikkat çeken bir davaya baktı
kıyı
Sahnededeniz veya göl kenarındaki kara parçası
We walked along the shore
Kıyı boyunca yürüdük
kıyı
deniz veya göl kenarındaki kara parçası
We walked along the shore
Kıyı boyunca yürüdük
sıcak
Sahnedeyüksek sıcaklıkta olan
The coffee is hot
Kahve sıcak
hevesli
Sahnedebir şeyi yapmaya çok istekli olan
He is hot to start his new job
Yeni işine başlamak için çok hevesli
popüler
şu an çok ilgi gören
This game is hot
Bu oyun çok popüler
popüler
çok beğenilen veya talep gören
That game is very hot right now
O oyun şu an çok popüler
sıcak
yüksek ısıya sahip olan
The coffee is very hot
Kahve çok sıcak
kemancı
Sahnedekeman çalan kişi
She is a talented violinist
O yetenekli bir kemancı
öğrenim ücreti
Sahnedebir eğitim kurumuna ödenen para
The tuition at this university is high
Bu üniversitenin öğrenim ücreti yüksek
açıklama
Sahnedebir konu hakkındaki görüşlerin veya gerçeklerin sözlü ya da yazılı ifadesi
He made a statement to the press
Basına bir açıklama yaptı
beyan
söylenen veya yazılan şey
He made a strong statement
Güçlü bir beyanda bulundu
hesap özeti
finansal işlemlerin yazılı kaydı
I checked my bank statement
Banka hesap özetimi kontrol ettim
salcı
Sahnedesal ile nehirde seyahat eden kişi
The rafter enjoyed the fast river
Salcı hızlı nehrin tadını çıkardı
mertek
çatıyı destekleyen uzun ahşap parça
The rafter supports the roof
Mertek çatıyı destekler
başvuru
Sahnedebir şey için yapılan resmi yazılı talep
She sent her job application
İş başvurusunu gönderdi
uygulama
bilgisayar veya telefondaki bir yazılım
I downloaded a new application
Yeni bir uygulama indirdim
uygulama
bir şeyin pratik kullanımı
This tool has a useful application
Bu aracın yararlı bir uygulaması var
beni almaya gelmek
Sahnedebirini araçla bir yerden almak
Can you pick me up at six?
Beni saat altıda alabilir misin?
canlandırıcı
insanı daha uyanık veya mutlu hissettiren şey
This coffee is a great pick-me-up
Bu kahve harika bir canlandırıcı
enerji kaynağı
insana enerji veya mutluluk veren şey
I need a quick pick-me-up
Hızlıca enerji verecek bir şeye ihtiyacım var
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
kolej tarzı
Sahnedeözel okul öğrencileri gibi düzenli ve şık giyinen
He wears preppy clothes to work
İşe kolej tarzı kıyafetler giyiyor
danışman
Sahnedesuç örgütlerinde özellikle İtalyan mafyasında yer alan resmi akıl hocası
He is the right hand man and consigliere of the crime boss
O suç örgütü liderinin sağ kolu ve danışmanıdır
destekçi
Sahnedebirini veya bir şeyi seven ve ona yardım eden kimse
He is a big supporter of this club
O bu kulübün büyük bir destekçisi
destekçi
bir kişi veya grubu onaylayan ve onlara yardım eden kimse
She is a strong supporter of this charity
O bu hayır kurumunun güçlü bir destekçisi
maalesef
Sahnedeüzüntü veya hayal kırıklığı yaratan bir şekilde
Unfortunately, I cannot come
Maalesef gelemem
maalesef
üzücü veya hayal kırıklığı yaratan bir şekilde
Unfortunately it is raining today
Maalesef bugün hava yağmurlu
maalesef
bir şeyin üzücü veya şanssız olduğunu belirtmek için kullanılır
Unfortunately the store is closed today
Maalesef mağaza bugün kapalı
talihsiz bir şekilde
kötü şans veya üzüntü gösteren bir tarzda
She responded unfortunately to the bad news
Kötü habere talihsiz bir şekilde tepki verdi
sadede gelmek
Sahnedegereksiz ayrıntıları bir kenara bırakıp konunun özünü anlatmak
Please stop wasting time and get to the point
Lütfen vakit kaybetmeyi bırak ve sadede gel
yapamayan
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olmayan
He was unable to come
Gelemedi
hesap
Sahnedeödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
kontrol etmek
Sahnedebir şeye dikkatlice bakmak
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
hesap
bir hizmet veya yemek için ne kadar borcunuz olduğunu gösteren kağıt parçası
Could we have the check please
Hesabı alabilir miyiz lütfen
ezilen
Sahnedegüç sahipleri tarafından zalimce ve haksızca muamele gören
He fought for the rights of oppressed people
Ezilen insanların hakları için savaştı
ezilen
zalim ve haksız şekilde muamele gören
Many people felt oppressed in that system
Pek çok insan o sistemde ezildiğini hissetti
baskı gören
bir yönetici tarafından haksızca yönetilen
The oppressed villagers rebelled against the ruler
Baskı gören köylüler hükümdara isyan etti
evsiz
Sahnedeevi ve işi olmayan, yer yer gezen kişi
The tramp slept in the park
Evsiz adam parkta uyudu
sessiz
Sahnedeses çıkarmayan
The room was completely silent
Oda tamamen sessizdi
önermek
Sahnedebir fikri değerlendirilmesi için sunmak
I suggest we go home
Eve gitmemizi öneririm
işaret etmek
bir şeyi göstermek veya ima etmek
The evidence suggests he is guilty
Kanıtlar onun suçlu olduğunu gösteriyor
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
gözden kaybolmak
Sahnedegörünmez hale gelmek veya bulunamamak
The sun disappeared behind the clouds
Güneş bulutların arkasında kayboldu
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
yargılamak
Sahnedemahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
İtalyan asıllı Amerikalı
Sahnedehem İtalyan hem de Amerikan kültürüne ait olan
She is Italian American
O, İtalyan asıllı bir Amerikalı
bingo
Sahnedenumaraların okunduğu bir şans oyunu
We play bingo every Friday
Her Cuma bingo oynuyoruz.
cep telefonu
Sahnedearama yapmaya ve internete erişmeye yarayan taşınabilir cihaz
I lost my cell phone yesterday
Dün cep telefonumu kaybettim
telefon
uzaktaki kişilerle konuşmayı sağlayan araç
She answered the phone quickly
Telefona hızlıca cevap verdi
cep telefonu
yanınızda taşıyabileceğiniz küçük telefon
My cell phone is in my bag
Cep telefonum çantamda
cep telefonu
yanınızda taşıyabileceğiniz küçük bir telefon
I forgot my cell phone at home
Cep telefonumu evde unuttum
mobil telefon
yanınızda her yere götürebildiğiniz taşınabilir telefon
Many people use a mobile phone
Birçok insan mobil telefon kullanıyor
hırsız
Sahnedeeşyaları çalan kişi
The thief stole my wallet
Hırsız cüzdanımı çaldı
hırsız
başkasının eşyasını izinsiz alan kimse
The thief stole my phone
Hırsız telefonumu çaldı
hırsız
bir başkasının malını gizlice alan kimse
The thief stole the wallet
Hırsız cüzdanı çaldı
soyguncu
bir yerden zorla mal çalan kişi
The thief was caught by police
Soyguncu polis tarafından yakalandı
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
değişiklik
Sahnedebir yasada veya belgede yapılan küçük değişiklik
The committee proposed an amendment to the law
Komite yasada bir değişiklik önerdi
terim
Sahnedebelirli bir bağlamda kullanılan kelime veya ifade
This is a technical term
Bu teknik bir terimdir
şart
bir anlaşmanın kuralı veya parçası
The terms of the contract are fair
Sözleşmenin şartları adildir
dönem
belirli bir görev süresi veya zaman dilimi
His term in office ends soon
Görev süresi yakında doluyor
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
oy
Sahnedebir seçimde veya kararda belirtilen resmi tercih
He cast his vote for the candidate
Aday için oyunu kullandı
oy vermek
bir seçimde veya toplantıda tercihini belirtmek
I will vote tomorrow
Yarın oy vereceğim
yormak
Sahnedebirini çok yorgun hissettirmek
Walking all day will tire you
Tüm gün yürümek seni yorar
lastik
tekerleğin yola temas eden kauçuk kısmı
The car needs a new tire
Arabanın yeni bir lastiğe ihtiyacı var
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
göze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın
takvim
Sahnedebir yılın günlerini, haftalarını ve aylarını gösteren liste
Check the calendar for the date
Tarih için takvimi kontrol et
bir süre daha kalmak
Sahnedebir yerde ayrılmadan kalmaya devam etmek
Please stick around for a few minutes
Lütfen birkaç dakika daha burada kalın
ayrılmamak
bir yerde bir süre daha kalmak
Please stick around after the meeting
Lütfen toplantıdan sonra ayrılmayın
beklemek
bir süre bir yerde kalmak
You should stick around after the meeting
Toplantıdan sonra bir süre beklemelisin
üniversite
Sahnedeöğrencilerin ileri dereceler için eğitim aldığı ve araştırma yapılan kurum
I study at a big university
Büyük bir üniversitede okuyorum
üniversite
liseden sonra eğitim görülen kurum
They study at the university
Üniversitede okuyorlar
imece usulü yemek
Sahnedeher konuğun paylaşmak için bir yemek getirdiği davet
We are having a potluck dinner
İmece usulü bir akşam yemeği yapıyoruz
ortak yemek
herkesin bir yemek getirdiği sosyal yemek etkinliği
We are hosting a potluck dinner tonight
Bu akşam ortaklaşa bir akşam yemeği veriyoruz
ölü
Sahnedeartık yaşamayan
The flower is dead
Çiçek ölü
bitmiş
çok ciddi bir sorun içinde olan
If the boss finds out I am dead
Eğer patron öğrenirse bittim
tam
çok veya tamamen
The shot was dead center
Atış tam merkezdeydi
uyuşmuş
geçici olarak hissizleşmiş
My leg is dead
Bacağım uyuşmuş
defolup gitmek
Sahnedebirinden kaba bir şekilde uzaklaşmasını istemek
Get lost and leave me alone
Defol git ve beni yalnız bırak
kaybolmak
bir yerin veya yönün bulunamaması durumu
I got lost in the city
Şehirde kayboldum
kaybolmak
nerede olduğunu bilememek
We will get lost in this city
Bu şehirde kaybolacağız
kaybolmak
nerede olduğunu bilememek
I will get lost in the city
Şehirde kaybolacağım
yok etmek
Sahnedebir şeyi tamamen ortadan kaldırmak
The storm will wipe out the crops
Fırtına ekinleri yok edecek
yok etmek
bir şeyi tamamen ortadan kaldırmak
The storm wiped out the entire crop
Fırtına tüm mahsulü yok etti
kaza yapmak
bir şeye aniden çarpmak veya düşmek
He wiped out while riding his bike
Bisiklet sürerken kaza yaptı
affedilemez
Sahnedebağışlanmayacak kadar kötü
His mistake was unforgivable
Onun hatası affedilemezdi
uğraşmak
Sahnedebir şeyi zaman içinde elde etmeye çalışmak
He is working for his goals
Hedefleri için uğraşıyor
çalışmak
bir kurumda veya kişiye bağlı olarak görev yapmak
I work for a global company
Küresel bir şirkette çalışıyorum
uymak
bir durumun veya planın birine uygun olması
This schedule works for me
Bu program bana uyuyor
çalışmak
birinin işinde görev yapmak
I work for a big company
Büyük bir şirket için çalışıyorum
saf
Sahnedetam veya eksiksiz
It was pure luck
Bu tamamen şanstı
saf
başka maddelerle karışmamış
This is pure water
Bu saf sudur
saf
başka hiçbir şeyle karışmamış
This water is pure
Bu su saf
uydurma kelime
Sahnedeanlamı olmayan uydurulmuş sözcük
He invented the word muscia-moosh
O muscia-moosh kelimesini uydurdu
yaramaz
Sahnedekötü davranan veya söz dinlemeyen
He is a naughty child
O yaramaz bir çocuk
yaramaz
kurallara uymayan veya kötü davranan
The naughty child did not listen
Yaramaz çocuk söz dinlemedi
orecchiette makarnası
Sahnedekulak şeklinde küçük bir makarna türü
I cooked orecchiette for dinner
Akşam yemeği için orecchiette pişirdim
katılmak
Sahnedebir etkinliğe gitmek veya bir yerde bulunmak
I will attend the meeting
Toplantıya katılacağım
eşlik etmek
bir şeyle aynı zamanda meydana gelmek
Fever often attends this illness
Ateş genellikle bu hastalığa eşlik eder
ilgilenmek
birine veya bir şeye yardım etmek ya da bakım sağlamak
You should attend to your studies
Derslerinle ilgilenmelisin
beklemek
birinin gelmesine kadar orada bulunmak
He attended the guests at the door
Misafirleri kapıda bekledi
gelmek
Sahnedebir yere ait olmak veya orada doğmuş olmak
I come from Turkey
Ben Türkiye'den geliyorum
gelmek
bir yerden veya kaynaktan meydana gelmek
I come from a small town
Küçük bir kasabadan geliyorum
kaynaklanmak
bir nedenden veya yerden oluşmak
Problems come from stress
Sorunlar stresten kaynaklanır
adamak
Sahnedezamanını veya çabasını bir şeye vermek
He devotes his time to helping others
Zamanını başkalarına yardım etmeye adıyor
trafik
Sahnedeyoldaki araçlar
There is a lot of traffic today
Bugün çok trafik var
trafik
yoldaki araç veya insan akışı
There is a lot of traffic on the road
Yolda çok trafik var
kaçakçılık yapmak
yasa dışı malların alım satımını yapmak
Criminals traffic stolen goods
Suçlular çalıntı malların kaçakçılığını yapıyor
önemsizleştirmek
Sahnedebir şeyi olduğundan daha az önemli göstermek
Do not trivialize his feelings about the situation
Bu durum hakkındaki duygularını önemsizleştirme
başkan
Sahnedebir toplantıyı veya grubu yöneten kişi
The chairman started the meeting
Başkan toplantıyı başlattı
geri dönmek
Sahnedebir yere veya bir aktiviteye tekrar gitmek
I will get back to work
İşe geri döneceğim
geri almak
kaybedilen bir şeyi yeniden elde etmek
I want to get back my book
Kitabımı geri almak istiyorum
barışmak
bir sorun yaşadıktan sonra biriyle arayı düzeltmek
They decided to get back together
Tekrar bir araya gelmeye karar verdiler
öcünü almak
birine yaptığı kötülüğe karşılık zarar vermek
He wanted to get back at her
Ondan öcünü almak istedi
büyücü
Sahnedebüyü yapan kadın
The sorceress cast a powerful spell
Büyücü güçlü bir büyü yaptı
evsiz
Sahnedeyaşayacak bir yeri olmayan
He is homeless
O evsiz
simgesel isim
Sahnedebelirli bir özelliğin veya görüşün kusursuz örneği olarak görülen kişi
He became the poster boy for the movement
O hareketin simgesel ismi oldu
dürüst olmak
Sahnedebirine karşı dürüst olmak veya açıkça konuşmak
I will level with you
Sana karşı dürüst olacağım
aynı seviyede olmak
bir kişi veya şeyle aynı konumda veya standartta olmak
His performance levels with the best players
Onun performansı en iyi oyuncularla aynı seviyede
sözcü
Sahnedebir kurum adına konuşan kimse
The company spokesman announced the news
Şirket sözcüsü haberi duyurdu
iyi geceler
Sahnedeayrılırken veya uyumaya giderken kullanılan bir ifade
Good night, see you tomorrow
İyi geceler, yarın görüşürüz
iyi geceler
gece veda ederken kullanılan ifade
Good night see you tomorrow
İyi geceler yarın görüşürüz
iyi geceler
akşam veda ederken veya uyumaya giderken kullanılan nazik bir ifade
I will see you tomorrow good night
Yarın görüşürüz iyi geceler
güzel bir akşam
akşam saatlerinde geçirilen keyifli vakit
I had a good night with my friends
Arkadaşlarımla güzel bir akşam geçirdim
yukarı gel
Sahnedeyukarıya çıkmak veya yukarıya gelmek
Come on up to the balcony
Balkona yukarı gel
yukarı gel
yukarı yönde bir yere doğru yaklaşmak
Come on up to my office
Ofisime yukarı gel
-sa bile
Sahnedebir şey ne olursa olsun gerçekleşeceğini belirtmek için kullanılır
I will go even if it rains
Yağmur yağsa bile gideceğim
termometre
Sahnedevücut ısısını ölçen araç
I use a thermometer to check my temperature
Ateşimi ölçmek için termometre kullanıyorum
kabul etmek
Sahnedesunulan bir şeyi almak
I will take it
Onu kabul edeceğim
öyle varsaymak
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I take it you agree
Katıldığını varsayıyorum
başa çıkmak
bir sorunla veya durumla mücadele etmek
Can you take it
Bununla başa çıkabilir misin
taşımak
bir şeyi bir yerden başka bir yere yer değiştirmek
Please take it to the kitchen
Lütfen bunu mutfağa taşı
kabul etmek
kendisine sunulanı almak
You should take it as a gift
Onu bir hediye olarak kabul etmelisin
dayanmak
zor bir duruma katlanmak
I cannot take it anymore
Artık buna dayanamıyorum
kabullenmek
bir durumu olduğu gibi kabul etmek
You have to take it as it is
Onu olduğu gibi kabullenmelisin
almak
bir şeyi tutup yanına götürmek
Take it with you
Onu yanına al
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
rol yapmak
Sahnedegerçek olmayan bir durumu doğruymuş gibi davranmak
The children like to pretend they are pirates
Çocuklar korsanmış gibi davranmayı severler
mış gibi yapmak
bir şey gerçek değilken gerçekmiş gibi davranmak
He pretended to be asleep
Uyuyormuş gibi yaptı
mış gibi yapmak
bir şey gerçekmiş gibi davranmak
The kids pretend to be superheroes
Çocuklar süper kahramanmış gibi yapıyor
taklit etmek
bir şeyin gerçek olmadığını bilerek öyleymiş gibi yapmak
The child likes to pretend he is a superhero
Çocuk kahramanmış gibi yapmayı sever
mükemmel
Sahnedeçok iyi
This cake is excellent
Bu kek mükemmel
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
üzüntü
Sahnedeüzgün olma durumu veya hissi
Her eyes were full of sadness
Gözleri üzüntü doluydu
üstü çıplak
Sahnedevücudun üst kısmında kıyafet bulunmayan
The man was topless
Adam üstü çıplaktı