

The Sopranos — 4. Sezon Bölüm 4
Kelimeler ve anlamları
717 kelime
Seviye
geçen gün
Sahnedebirkaç gün önce
I saw him the other day
Onu geçen gün gördüm
mağaza
Sahnedeürünlerin satıldığı yer
I am going to the store
Mağazaya gidiyorum
depolamak
bir şeyi sonra kullanmak için bir yere koymak
Store the grain in the barn
Tahılları ahıra depola
bekleyen
gelecekte olması beklenen
There is a surprise in store for you
Seni bir sürpriz bekliyor
mağaza
eşyaların satıldığı bir yer
I went to the store
Mağazaya gittim
öğretti
Sahnedebirine bir yetenek kazandırmak
She taught me to swim
Bana yüzmeyi öğretti
eğitti
birini bir konuda yetiştirmek
He taught his dog to sit
Köpeğini oturması için eğitti
kontrol etti
Sahnedebir şeyin doğru veya kabul edilebilir olduğundan emin olmak
I checked the list for mistakes
Listedeki hataları kontrol ettim
kontrol etti
bir şeyin doğru ya da kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için bakmak
She checked her answers
Cevaplarını kontrol etti
kontrol etti
bir şeyi bilgi edinmek amacıyla dikkatlice incelemek
She checked the calendar for the date
Tarihi öğrenmek için takvimi kontrol etti
kontrol edilmiş
bir şeyin hatalarını bulmak için dikkatlice incelenmiş
I checked the homework
Ödevi kontrol ettim
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
bir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
aniden
Sahnedebeklenmedik bir şekilde ve hızlıca gerçekleşen
All of a sudden, it started to rain
Birdenbire yağmur yağmaya başladı
ani
uyarı olmaksızın hızlıca gerçekleşen
It was an all of a sudden change
Bu ani bir değişiklikti
aniden
beklenmedik bir biçimde birdenbire
All of a sudden the phone rang
Aniden telefon çaldı
eşlik etmek
Sahnedebir yere giderken birine eşlik etmek
I will walk you to the station
Seni istasyona kadar yürüyerek götüreceğim
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
yürümek
bir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
adım adım anlatmak
bir süreci aşama aşama tarif etmek
Let me walk you through the process
Süreci sana adım adım anlatayım
para
Sahnedebir şeyler satın almak için kullanılan madeni veya kağıt ödeme araçları
I have some money
Biraz param var
özür dilemek
Sahnedebir hata için pişmanlık belirtmek
I apologize for being late
Geç kaldığım için özür dilerim
özür dilemek
Sahnedebir hata yaptığında üzgün olduğunu söylemek
I apologize for being late
Geç kaldığım için özür dilerim
özür dilemek
bir hata yaptığını kabul etme eylemi
You should apologize for being late
Geç kaldığın için özür dilemelisin
özür dilemek
yanlış bir şey yaptığını kabul edip üzgün olduğunu belirtmek
I apologize for being late
Geç kaldığım için özür dilerim
patavatsızca
Sahnedesırları açığa vurarak veya uygunsuz bir şekilde
He spoke out of school about the secret plans
Gizli planlar hakkında patavatsızca konuştu
gelin
Sahnedeoğlunun karısı
She is my daughter in law
O benim gelinim
gelin
oğlunun eşi
My daughter in law is a doctor
Gelinim bir doktordur
gelin
birinin oğlunun eşi
My daughter in law is very kind
Gelinim çok nazik
gelin
çocuğun eşi
My daughter-in-law is very kind
Gelinim çok nazik
görünüşe göre
Sahnedegöründüğü kadarıyla
Apparently, he forgot the meeting
Görünüşe göre toplantıyı unuttu
tahammül etmek
Sahnedebir şeye katlanmak veya izin vermek
I will not stand for this behavior
Bu davranışa tahammül etmeyeceğim
aday olmak
bir seçimde adaylığını koymak
She will stand for mayor
Belediye başkanlığına aday olacak
anlamına gelmek
bir şeyi temsil etmek veya ifade etmek
What does this symbol stand for
Bu sembol ne anlama geliyor
öncelikle
Sahnedeher şeyden önce; ilk olarak
First of all, we need a plan
Öncelikle, bir plana ihtiyacımız var
ilk olarak
Sahnedebaşlangıçta
First of all we should discuss the plan
İlk olarak planı tartışmalıyız
her şeyden önce
diğer her şeyden önce gelen
First of all I want to thank you
Her şeyden önce size teşekkür etmek istiyorum
şeker
Sahnedeyiyecekleri tatlandırmak için kullanılan tatlı madde
I put some sugar in my tea
Çayıma biraz şeker koydum
şeker katmak
bir şeyi şekerle tatlandırmak
I sugar my coffee
Kahveme şeker katıyorum
şeker
yiyecek ve içeceklerde kullanılan tatlı madde
I buy sugar
Şeker satın alıyorum
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
hatırlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
uyuşturucu satıcısı
Sahnedeyasa dışı uyuşturucu maddelerin satışını yapan kişi
The police arrested the drug dealer
Polis uyuşturucu satıcısını tutukladı
şişman
Sahnedevücut yapısı geniş veya ağırlığı fazla olan
The fat cat is sleeping
Şişman kedi uyuyor
yüklü
bir şeyi vurgulamak için kullanılan
He received a fat salary
Yüklü bir maaş aldı
yağ
yiyeceklerde bulunan doğal yağlı madde
This food has too much fat
Bu yiyecek çok fazla yağ içeriyor
şarap
Sahnedeüzümden yapılan alkollü içecek
I drink red wine
Kırmızı şarap içerim
ağırlamak
birinin beğenisini kazanmak için ona yemek veya içki ısmarlamak
They wined and dined the potential client
Potansiyel müşteriyi güzelce ağırladılar
katılmak
Sahnedebir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
eşlik etmek
birinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
birleştirmek
iki şeyi birbirine bağlamak
Please join these two pieces of rope
Lütfen bu iki ip parçasını birleştirin
milyon
Sahnedebin tane binlikten oluşan sayı
A million people live here
Burada bir milyon insan yaşıyor
köşe yazısı
Sahnedegazete veya dergilerde belirli bir kişi tarafından düzenli olarak yazılan bölüm
She writes a column for the local newspaper
Yerel gazete için bir köşe yazısı yazıyor
sütun
bir liste veya tablodaki öğelerin dikey düzenlemesi
Read the first column of the table
Tablonun ilk sütununu okuyun
köşe
gazete veya dergide yer alan düzenli yazı
She writes a weekly column for the newspaper
O gazete için haftalık bir köşe yazıyor
sütun
uzun ve ince dikey yapı
The building is supported by a stone column
Bina bir taş sütunla destekleniyor
rustik
Sahnedesade ve eski moda bir tarzda
The cottage has a rustic charm
Kulübenin rustik bir çekiciliği var
izin vermek
Sahnedebir şeyin yapılmasına onay vermek
They allowed us to go home
Eve gitmemize izin verdiler
izin vermek
birinin bir şeyi yapmasına izin vermek
Please allow me to explain
Lütfen açıklama yapmama izin verin
sakin ol
Sahnedesakinleşmek veya endişelenmeyi bırakmak
Just take it easy
Sadece sakin ol
nazik davran
birine karşı sert olmayan bir şekilde yaklaşmak
Take it easy on him during the argument
Tartışma sırasında ona karşı nazik davran
hoşça kal
birine veda etmenin samimi yolu
Take it easy see you tomorrow
Hoşça kal yarın görüşürüz
rahatına bak
sakin kalıp endişelenmemek
You should take it easy during the weekend
Hafta sonu boyunca rahatına bakmalısın
dikkatli
Sahnedetehlike veya hatalardan kaçınmak için özen gösteren
Be careful
Dikkatli ol
kültür
Sahnedebir grubun paylaştığı gelenekler ve inanışlar
Every country has its own culture
Her ülkenin kendi kültürü vardır
kültür
araştırma için büyütülen bakteri grubu
The doctor ordered a bacterial culture test
Doktor bakteri kültürü testi istedi
kültür
araştırma için büyütülen hücre veya organizma grubu
They grew a new cell culture in the lab
Laboratuvarda yeni bir hücre kültürü yetiştirdiler
kültür
bir grubun paylaştığı inançlar ve yaşam biçimi
Turkey has a rich culture
Türkiye zengin bir kültüre sahiptir
danışmak
Sahnedebirine fikrini sormak
I will run it by my boss first
Önce patronuma danışacağım
vaka
Sahnedepolisin araştırdığı olay
The police are working on the case
Polis vaka üzerinde çalışıyor
kılıf
eşyaları saklamak veya taşımak için kullanılan kutu veya çanta
He put the phone in its case
Telefonu kılıfına koydu
durum
belirli bir durum veya örnek
This is a special case
Bu özel bir durum
en ufak
Sahnedemiktar veya derece bakımından çok az olan
I don't have the slightest idea
En ufak bir fikrim yok
en küçük
miktar olarak en az olan
He noticed the slightest movement
En küçük hareketi fark etti
en ufak
mümkün olan en az miktar
I do not have the slightest idea
En ufak bir fikrim yok
kaydolmak
bir listeye veya sisteme adını yazdırarak katılmak
I want to sign up for the course
Kursa kaydolmak istiyorum
kaydolmak
bir etkinliğe veya kuruluşa katılmak için adını yazdırmak
I want to sign up for the yoga class
Yoga kursuna kaydolmak istiyorum
kaydolmak
bir hizmete veya etkinliğe katılmak için kayıt yaptırmak
You need to sign up to join the class
Derse katılmak için kaydolman gerekiyor
kayıt
bir etkinliğe veya faaliyete katılmak için ismini yazma eylemi
You need to complete the sign-up
Kaydı tamamlamanız gerekiyor
eksiklik
Sahnedebir kişinin veya bir şeyin sahip olduğu kusur veya yetersizlik
Everyone has some shortcomings
Herkesin bazı eksiklikleri vardır
eroin
Sahnedemorfinden üretilen güçlü ve yasa dışı bir uyuşturucu
Heroin is a dangerous drug
Eroin tehlikeli bir uyuşturucudur
eroin
Sahnedegüçlü ve bağımlılık yapan yasadışı bir uyuşturucu
Heroin is a dangerous and illegal drug
Eroin tehlikeli ve yasadışı bir uyuşturucudur
dolar
SahnedeABD ve bazı diğer ülkelerin temel para birimi
This book costs ten dollars
Bu kitap on dolar
dolar
ABD ve bazı ülkelerde kullanılan temel para birimi
This book costs ten dollars
Bu kitap on dolar
zorlukla kazanılan
çok çaba sarf edilerek elde edilen
He enjoyed his hard earned success
Zorlukla kazanılan başarısının tadını çıkardı
alın teriyle kazanılan
çok çalışarak elde edilen para veya kazanç
Do not waste your hard earned money
Alın teriyle kazandığın parayı harcama
alın teriyle kazanılmış
çok çalışarak veya büyük çaba harcayarak elde edilmiş
She decided to save her hard earned money
Alın teriyle kazandığı parasını biriktirmeye karar verdi
zor kazanılmış
çok çaba harcayarak elde edilmiş
She spent her hard-earned money wisely
Zor kazanılmış parasını akıllıca harcadı
akşam yemeği
Sahnedegünün genellikle akşam saatlerinde yenen ana öğünü
We are having chicken for dinner
Akşam yemeğinde tavuk yiyoruz
akşam yemeği
günün ana öğünü, genellikle akşam yenir
What's for dinner?
Akşam yemeğinde ne var?
akşam yemeği
günün genellikle akşam yenen ana öğünü
We are having dinner at seven
Akşam yemeğini saat yedide yiyoruz
vergi
Sahnedegelir veya mallar üzerinden hükümete ödenen para
I have to pay my taxes
Vergilerimi ödemem gerekiyor
zorlamak
bir şeye aşırı yük bindirmek
This difficult task taxes my energy
Bu zor görev enerjimi tüketiyor
bak sen şuna
Sahnedebeklenmedik bir durumda şaşkınlık belirtmek için kullanılan bir ifade
I opened the box and lo and behold it was empty
Kutuyu açtım ve bak sen şuna içi boştu
para
Sahnedeküçük bir miktar para
I do not have a single dime
Tek bir kuruşum bile yok
10 sentlik
on sent değerindeki ABD madeni parası
I found a dime on the street
Sokakta bir 10 sentlik buldum
ihbar etmek
birini yetkililere şikayet etmek
He decided to dime on his partner
Ortağını ihbar etmeye karar verdi
hapis cezası
hapiste geçirilen kısa bir süre
He was sentenced to a dime
Ona hapis cezası verildi
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
kısıtlamak
Sahnedebirinin özgürlüğünü veya eylemlerini sınırlamak
The rules bind their actions significantly
Kurallar onların eylemlerini önemli ölçüde kısıtlıyor
bağlamak
bir şeyi iple veya benzeriyle tutturmak
He bound the logs together
Kütükleri birbirine bağladı
çıkmaz
zor ve karmaşık bir durum
I am in a bit of a bind right now
Şu anda biraz çıkmazdayım
yıllar
Sahnedeçok uzun bir zaman süreci
It has been years since I saw her
Onu görmeyeli yıllar oldu
yıl
Sahnedeon iki aylık bir süre
It has been five years
Beş yıl oldu
yaş
bir kişinin hayatta kaldığı süre miktarı
He is ten years old
O on yaşındadır
yıl
üç yüz altmış beş günlük süre
I have lived here for two years
İki yıldır burada yaşıyorum
yıllar
uzun bir zaman dilimi
It has been years since we met
Görüşmeyeli yıllar oldu
sene
on iki aylık bir süre
The project will take one year
Proje bir sene sürecek
koku
Sahnedeburunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
kokusunu almak
bir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
kokmak
bir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
geri dönmek
eski bir konuma veya popülariteye yeniden kavuşmak
The trend began to smell again
Moda tekrar geri dönmeye başladı
gelmek
Sahnedebir yere varmak veya görünmek
He didn't show up for the meeting
Toplantıya gelmedi
ortaya çıkmak
birinin bir yerde görünmesi veya gelmesi
He finally showed up at the party
Sonunda partide göründü
rezil etmek
birini başkalarının önünde utandırmak
She showed him up in front of the team
Onu takımın önünde rezil etti
belirmek
bir arka plan üzerinde kolayca fark edilmek
The stain does not show up on this dark shirt
Bu koyu renkli gömlekte leke belli olmuyor
gölgede bırakmak
birinden daha iyi performans göstererek onu kötü duruma düşürmek
He tried to show up his rival during the match
Maç sırasında rakibini gölgede bırakmaya çalıştı
gölgede bırakmak
birinden daha iyi performans göstererek onu geride bırakmak
He showed up his rival with a better performance
Rakibini daha iyi bir performansla gölgede bıraktı
gelmek
bir etkinliğe katılmak veya bir yere varmak
He did not show up for the party
O partiye gelmedi
hemfikir olmak
Sahnedebiriyle aynı görüşü paylaşmak
We agree on this point
Bu noktada hemfikiriz
hemfikir olmak
Sahnedebirisiyle aynı düşünceye sahip olmak
I agree with you
Seninle hemfikirim
katılmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak ya da bir şeyi kabul etmek
I agree with your plan
Planına katılıyorum
başa çıkmak
Sahnedebir durumla veya sorunla ilgilenmek
I can handle this problem
Bu sorunla başa çıkabilirim
takma ad
kimlik belirlemek için kullanılan isim veya lakap
What is your Twitter handle
Twitter kullanıcı adın nedir
uzatmak
bir şeyi elden ele teslim etmek
Handle the book to your friend
Kitabı arkadaşına uzat
kulp
bir nesneyi tutmaya veya taşımaya yarayan kısım
Please hold the handle of the door
Lütfen kapının kulpunu tut
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
içler acısı
Sahnedeçok kötü ve şok edici
The living conditions in the camp were deplorable
Kamptaki yaşam koşulları içler acısıydı
içler acısı
aşırı derecede kötü veya kabul edilemez
The living conditions were deplorable
Yaşam koşulları içler acısıydı
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
Soru sormak
Sahnedebirinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
sol taraf
Sahnedesol tarafta bulunan kısım
Please turn to the left side
Lütfen sol tarafa dönün
sol taraf
sol yönde bulunan kısım
The shop is on the left side
Dükkan sol tarafta
buharlı gemi
Sahnedebuhar gücüyle çalışan büyük tekne
The steamship crossed the Atlantic Ocean
Buharlı gemi Atlantik Okyanusu'nu geçti
suçlu
Sahnedebir suç işlemiş olan veya kendini suçlu hisseden
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için kendini suçlu hissetti
suçlu
bir hata veya suç işlemekten sorumlu olan
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için kendini suçlu hissetti
suçluluk duyan
bir şeyi yanlış yaptığı için kötü hissetme
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için suçluluk duydu
suçlu
yasalara veya ahlaki kurallara aykırı bir şey yapmış olma
The jury found him guilty
Jüri onu suçlu buldu
memnuniyet
Sahnedebir şeyden mutlu olma hissi
I feel great satisfaction with my work
İşimden büyük memnuniyet duyuyorum
kuzen
Sahnedehala, teyze, amca veya dayı çocukları
She is my cousin
O benim kuzenim
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
öğrenmek
bir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
öğrenmek
yeni bir bilgi veya beceri edinmek
I am learning how to play chess
Satranç oynamayı öğreniyorum
bir süre daha kalmak
Sahnedebir yerde ayrılmadan kalmaya devam etmek
Please stick around for a few minutes
Lütfen birkaç dakika daha burada kalın
ayrılmamak
bir yerde bir süre daha kalmak
Please stick around after the meeting
Lütfen toplantıdan sonra ayrılmayın
beklemek
bir süre bir yerde kalmak
You should stick around after the meeting
Toplantıdan sonra bir süre beklemelisin
satmak
Sahnedebir şeyi para karşılığında vermek
I will sell my old phone
Eski telefonumu satacağım
satmak
kişisel çıkar için birini ele vermek
He sold his partner to the police
Ortağını polise sattı
ikna etmek
birini bir şeye inanmaya ikna etmek
He sold me on the new plan
Beni yeni plana ikna etti
satmak
bir fikri veya planı başkasına kabul ettirmek
He tried to sell his new plan to the team
Yeni planını takıma satmaya çalıştı
ikna olmak
bir şeye inanmaya veya kabul etmeye razı olmak
He was sold on the idea
Bu fikir ona cazip geldi
hiçbir şey
hiçbir anlamda bir şey bulunmaması durumu
She has nothing left to sell
Satacak hiçbir şeyi kalmadı
satmak
para karşılığında bir şeyi vermek
They sell fresh vegetables
Onlar taze sebze satıyorlar
satmak
bir şeyi para karşılığında vermek
They sell fresh bread here
Burada taze ekmek satıyorlar
pislik
Sahnedesevimsiz ya da aptal bir insan için kullanılan çok kaba bir sözcük
Some people call an unpleasant person a cunt
Bazı insanlar hoş olmayan birine pislik derler
orospu
bir kişiye karşı kullanılan çok kaba ve hakaret içerikli bir söz
He was being a complete cunt
Tam bir orospu gibi davranıyordu
am
kadın cinsel organı için kullanılan çok kaba bir sözcük
The word is a vulgar term for female genitalia
O kelime kadın cinsel organı için kaba bir terimdir
yasa dışı ticaret
Sahnedekanunsuz alım satım süreci
He is involved in illegal trafficking
Yasa dışı ticaret ile uğraşıyor
kaçakçılık
yasa dışı alım satım faaliyeti
They were arrested for drug trafficking
Uyuşturucu kaçakçılığından tutuklandılar
taşıma
bir şeylerin bir yerden diğerine hareketi
The trafficking of goods is strictly regulated
Malların taşınması sıkı kurallara tabidir
ikincisi
Sahnedebir listedeki ikinci maddeyi tanıtmak için kullanılır
Second of all, I am too tired
İkincisi, çok yorgunum
uğruna
Sahnedebir amaç veya fayda için
I did it for her sake
Bunu onun uğruna yaptım
sake
pirinçten yapılan Japon alkollü içeceği
I ordered a glass of sake
Bir bardak sake sipariş ettim
uğruna
bir şeyin yapılması için olan amaç veya neden
I did it for the sake of peace
Barış uğruna bunu yaptım
sağlamak
Sahnedebirinin ihtiyacı olan bir şeyi vermek
The company provides free food
Şirket ücretsiz yemek sağlıyor
sağlamak
ihtiyaç duyulan bir şeyi vermek
The company provides free water
Şirket ücretsiz su sağlıyor
şartıyla
bir durumun gerçekleşmesi için gereken koşulu belirtir
You can go out provided you finish your homework
Ödevini bitirmen şartıyla dışarı çıkabilirsin
sağlamak
ihtiyaç duyulan bir şeyi vermek veya sunmak
The hotel provides free breakfast
Otel ücretsiz kahvaltı sağlıyor
donat
Sahnedeortasında delik olan tatlı kızarmış kek
I love eating donuts
Donat yemeyi severim
serbest
Sahnedebir şeyi yapmaya izni olan
You are at liberty to leave whenever you wish
İstediğin zaman gitmekte serbestsin
serbest
bir şeyi yapma izni olmak
You are at liberty to leave whenever you wish
İstediğin zaman gitmekte serbestsin
ile beslenmek
Sahnedebir şey sayesinde gelişmek veya mutlu olmak
He thrives on attention
O ilgiden beslenir
tavuk
Sahnedeetinden ve yumurtasından faydalanılan bir çiftlik hayvanı
The chicken is eating corn
Tavuk mısır yiyor
cesaret oyunu
iki kişinin birbirini geri çekilmeye zorladığı bir durum
We played a game of chicken
Bir cesaret oyununa giriştik
korkak
cesur olmayan
Do not be such a chicken
Bu kadar korkak olma
tamirci
Sahnedebozuk makineleri veya ekipmanları düzeltme işini yapan kişi
The repairman fixed our broken washing machine
Tamirci bozuk çamaşır makinemizi tamir etti
tamirci
bozuk makineleri veya ekipmanları onaran kişi
The repairman fixed my washing machine
Tamirci çamaşır makinemi tamir etti
veya benzeri
Sahnedeveya buna benzer bir şey
Do you want some tea or something?
Çay veya benzeri bir şey ister misin?
falan
veya benzeri bir şey
Do you want coffee or something
Kahve falan ister misin
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
sonunda
Sahnedeuzun bir süre sonra veya sonunda
He eventually found his keys
Sonunda anahtarlarını buldu
sonunda
uzun bir süre veya gecikmeden sonra
He eventually arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir süreden veya gecikmeden sonra
We eventually arrived home
Sonunda eve vardık
bir şekilde
Sahnedenasıl olduğu bilinmeyen bir şekilde
I will finish it somehow
Onu bir şekilde bitireceğim
bilmek
Sahnedebir konu hakkında bilgi sahibi olmak
He knows the answer
O cevabı biliyor
önem taşımak
bir şeyin değerinin veya etkisinin olması
It knows little here
Burada pek bir önemi yok
tanımak
birini veya bir şeyi görüp ayırt edebilmek
She knows her teacher
Öğretmenini tanıyor
bilmek
bir şeyi yapma yeteneğine veya bilgisine sahip olmak
He knows how to swim well
O iyi yüzmeyi bilir
bilmek
zihinde bilgi veya beceriye sahip olmak
She knows the answer
O cevabı biliyor
tarih
Sahnedegeçmiş olayların yazılı kaydı
We learn history at school
Okulda tarih dersi görüyoruz
tarih
geçmiş olayların incelenmesi veya kaydı
I love reading about history
Tarih hakkında okumayı severim
geçmiş
bir kişiyle paylaşılan geçmiş ilişki veya deneyim
They have a long history together
Onların birlikte uzun bir geçmişi var
tarih
geçmişte yaşanmış olayların bütünü
We learn history at school
Okulda tarih öğreniyoruz
en kaliteli
Sahnedeen yüksek kalitede olan
This restaurant serves the finest food in town
Bu restoran şehrin en kaliteli yemeklerini servis ediyor
en kaliteli
çok yüksek kalitede olan
This is the finest wool
Bu en kaliteli yün
polis memuru
bir şehrin kolluk kuvveti üyesi
One of the citys finest helped me find my way
Şehrin polis memurlarından biri yolumu bulmama yardım etti
en kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is the finest silk
Bu en kaliteli ipek
defol git
Sahnedebir yerden kaba bir şekilde ayrılmak
Get the fuck out of my room
Odamdan defol git
hiç kimse
Sahnedehiçbir insan
Nobody is home
Evde hiç kimse yok
önemsiz kimse
hiçbir önemi olmayan kişi
He felt like a nobody
Kendini önemsiz biri gibi hissetti
hiç kimse
hiçbir insan
Nobody was in the room
Odada hiç kimse yoktu
önemsiz biri
önemli veya etkili olmayan kişi
He felt like a nobody at school
Okulda kendini önemsiz biri gibi hissediyordu
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
yüzünden
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
We stayed home because of the rain
Yağmur yüzünden evde kaldık
-den dolayı
bir şeyin sonucu olarak
We stayed at home because of the rain
Yağmurdan dolayı evde kaldık
yüzünden
bir şeyin sebep olduğu durum
The game was canceled because of the rain
Maç yağmur yüzünden iptal edildi
yüzünden
bir durumun nedeni olarak
We stayed home because of the rain
Yağmur yüzünden evde kaldık