

The Sopranos — 4. Sezon Bölüm 5
Kelimeler ve anlamları
650 kelime
Seviye
geri aramak
Sahnedesizi daha önce arayan birini telefonla tekrar aramak
I will call you back later
Seni daha sonra geri arayacağım
geri çağırmak
birinden geri gelmesini istemek
The boss called the employee back to the office
Patron çalışanı ofise geri çağırdı
geri aramak
daha önce sizi arayan birine telefon etmek
I will call back later
Daha sonra geri arayacağım
tekrar aramak
birine yeniden telefon etmek
Please call back tomorrow
Lütfen yarın tekrar arayın
kayıt
Sahnederesmi yazılı kayıt
The teacher checked the register
Öğretmen kayıt defterini kontrol etti
yazar kasa
mağazalarda para tutmak ve fiş yazdırmak için kullanılan makine
He put the money in the register
Parayı yazar kasaya koydu
kaydolmak
bir şeye katılmak için ismini resmi bir listeye eklemek
You need to register for the course
Kurs için kaydolman gerekiyor
farkına varmak
bir şeyi fark etmek veya algılamak
I did not register his surprise
Şaşkınlığının farkına varmadım
bedava
Sahnedepara ödemeden
I got this book for nothing
Bu kitabı bedavaya aldım
boşuna
hiçbir sonuç elde etmeden
All my hard work was for nothing
Tüm sıkı çalışmam boşunaydı
kaba
Sahnedenazik olmayan
He was very rude to the waiter
Garsona karşı çok kabaydı
nachos
Sahnedepeynir ve baharatlı kızarmış mısır cipsi
I love eating nachos
Nachos yemeyi severim
başa baş
doğrudan rekabet veya çatışma içinde
The two candidates will go head to head in the debate
İki aday tartışmada başa baş mücadele edecek
yüz yüze
iki kişinin doğrudan birbirine dönük olması
We had a head to head meeting today
Bugün yüz yüze bir toplantı yaptık
başa baş
bir yarışmada rakiple doğrudan mücadele etmek
The players went head to head in the final
Oyuncular finalde başa baş mücadele etti
karşı karşıya
iki taraf arasındaki doğrudan mücadele
The two candidates had a head-to-head debate
İki aday karşı karşıya bir tartışma yaptı
affedersiniz
Sahnedeözür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
pardon
duyulmayan veya anlaşılmayan bir şeyi tekrar ettirmek için kullanılan ifade
Excuse me could you say that again
Pardon bunu tekrar söyleyebilir misiniz
affedersiniz
birinin dikkatini çekmek veya özür dilemek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me can you help me
Affedersiniz bana yardım edebilir misiniz
pardon
birinin dikkatini çekmek veya özür dilemek için söylenen söz
Excuse me I did not see you
Pardon sizi görmedim
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
uzunluk
Sahnedebir şeyin bir ucundan diğer ucuna olan ölçüsü
The length of the table is two meters
Masanın uzunluğu iki metredir
uzunluk
bir şeyin mesafesi veya miktarı
They measured the lengths of the ropes
İplerin uzunluklarını ölçtüler
neredeyse
Sahnedegerçekleşmesine çok az kalması
It is near lunchtime
Neredeyse öğle yemeği vakti
yakın
uzak olmayan
The park is near my house
Park evimin yakınında
yaklaşmak
bir şeye doğru gelmek
The runner nears the finish line
Koşucu bitiş çizgisine yaklaşıyor
yakın
kısa bir mesafede bulunan
My house is near the park
Evim parka yakın
escolar balığı
Sahnedeyağlı ve beyaz etli bir balık türü
I ate grilled escolar at the restaurant
Restoranda ızgara escolar balığı yedim
etkilemek
Sahnedebirinde hayranlık veya saygı uyandırmak
He wanted to impress his boss
Patronunu etkilemek istedi
iz bırakmak
birinin duygu veya düşünceleri üzerinde güçlü bir etki yaratmak
Her kindness impressed me
Kibarlığı bende iz bıraktı
etki etmek
güçlü bir his uyandırmak
The music impressed the crowd
Müzik kalabalığı etkiledi
etkilemek
birinin hayranlığını veya saygısını kazanmak
He tried to impress his boss
Patronunu etkilemeye çalıştı
sağlararası
Sahnedekişinin hayattayken yaptığı hukuki devir
He created an inter vivos trust
O hayattayken geçerli bir vakıf kurdu
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
Sahnedekonuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
anıt
Sahnedebir kişiyi veya olayı anmak için yapılan yapı
The monument is in the city center
Anıt şehir merkezindedir
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
anlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
kaybetmek
Sahnedebir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
kaybetmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
takip edememek
birinin ne dediğini anlayamamak
You are losing me
Beni takip edemiyorsun
kaybetmek
bir şeyin yerini bilememek
I always lose my keys
Anahtarlarımı her zaman kaybederim
yenilmek
bir oyunda mağlup duruma düşmek
We did not want to lose the game
Oyunu kaybetmek istemedik
ölmek
bir yakınını kaybetmek
She lost her father last year
Babasını geçen yıl kaybetti
kaybetmek
bir yarışmada kazanamamak
They will lose the match
Maçı kaybedecekler
kaybetmek
elinde tuttuğun bir şeyi yitirmek
I do not want to lose this chance
Bu şansı kaybetmek istemiyorum
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
kaybetmek
bir eşyayı yanlış yere koyup bulamamak
Did you lose your wallet
Cüzdanını mı kaybettin
yitirmek
daha önce sahip olunan bir şeyi artık bulundurmamak
He lost his job yesterday
Dün işini kaybetti
kaybetmek
artık sahip olmamak
I lost my focus
Odak noktamı kaybettim
siktir git
Sahnedebirine kızgınlık göstermek için kullanılan kaba bir ifade
Don't say fuck you to me
Bana siktir git deme
Çince
SahnedeÇin'de konuşulan dil
I am learning to speak Chinese
Çince konuşmayı öğreniyorum
Çin yemeği
Çin'e özgü yemek pişirme tarzı
I love Chinese food
Çin yemeklerini severim
Çinli
Çin ile ilgili olan
He is Chinese
O Çinli
endişelenmek
Sahnedebir durum hakkında kaygılı veya huzursuz hissetmek
Do not worry about the exam
Sınav hakkında endişelenme
adına
Sahnedebirinin adına veya onun çıkarları için
I am writing on behalf of my client
Müvekkilim adına yazıyorum
-e kadar
Sahnedebelirli bir zamana kadar
Wait till tomorrow
Yarına kadar bekle
yazar kasa
dükkanlarda paranın saklandığı cihaz
The cashier opened the till
Kasiyer yazar kasayı açtı
kadar
belirli bir vakte dek
I will work till five
Beşe kadar çalışacağım
dek
bir eylemin olacağı zamana kadar
Wait till she arrives
O gelene dek bekle
latte
Sahnedeespresso ve sıcak sütle hazırlanan bir kahve
I would like a latte please
Lütfen bir latte istiyorum
bir yere koşmak
Sahnedebir yere hızlıca gitmek
He runs to the door
Kapıya koşar
varmak
belirli bir fiyat miktar veya toplam seviyeye ulaşmak
The costs run to ten dollars
Masraflar on dolara varıyor
sığınmak
zor durumdayken destek veya teselli için birine gitmek
Children run to their parents
Çocuklar ebeveynlerine sığınır
koşmak
bir yere veya kişiye doğru hızlıca gitmek
The child ran to his mother
Çocuk annesine koştu
denetçi
Sahnedefinansal kayıtları resmi olarak inceleyen kimse
The auditor checked the company records
Denetçi şirket kayıtlarını kontrol etti
bir kez
SahnedeSadece bir kez gerçekleşen
I saw him one time
Onu bir kez gördüm
bir defalık
Tek seferlik olan
This is a one time offer
Bu bir defalık bir tekliftir
bir seferlik
bir kez gerçekleşmiş veya yapılmış olan
This is a one time payment
Bu bir seferlik bir ödemedir
tek kullanımlık
sadece bir kez kullanılan veya gerçekleşen
This is a one-time offer
Bu tek kullanımlık bir teklif
fikrini belirtmek
Sahnedebir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
tüyo
Sahnedegizli olan bir bilgiyi başkasına söylemek
He gave me a useful tip about the exam
Sınav hakkında bana faydalı bir tüyo verdi
uç
bir şeyin sivri uç kısmı
The tip of the pencil is broken
Kalemin ucu kırık
bahşiş
hizmet karşılığında verilen ekstra para
He left a big tip
Büyük bir bahşiş bıraktı
çöp yığını
atıkların veya toprağın oluşturduğu büyük yığın
The truck took the waste to the tip
Kamyon atıkları çöp yığınına götürdü
teşekkür
Sahnedeminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
keyif almak
Sahnedebir şeyden zevk almak
I enjoy reading books
Kitap okumaktan keyif alırım
neredeyse hiç
Sahnedeçok az veya neredeyse hiç
I can hardly hear you
Seni neredeyse hiç duyamıyorum
halletmek
Sahnedebir sorunu veya durumu çözmek
I will take care of the dishes
Bulaşıkları ben halledeceğim
ilgilenmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin sorumluluğunu almak
She takes care of the children
O çocuklarla ilgileniyor
ilgilenmek
bir şeyin sorumluluğunu üstlenmek veya bakmak
Please take care of the dog
Lütfen köpekle ilgilen
daha kötü
Sahnededaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
daha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
vaktinde
Sahnedebir şeye geç kalmamış olma durumu
We arrived just in time for the train
Trene tam vaktinde yetiştik
zamanında
geç kalmadan
We arrived at the cinema in time
Sinemaya zamanında vardık
namlu
Sahnedemermilerin ateşlendiği silahın uzun metal kısmı
The bullet left the barrel
Mermi namludan çıktı
varil
depolama için kullanılan büyük yuvarlak kap
The wine is in a barrel
Şarap bir varilde
hızla ilerlemek
belirli bir yöne doğru çok hızlı hareket etmek
The car barreled down the road
Araba yolda hızla ilerledi
namlu
merminin çıktığı silahın uzun metal kısmı
He cleaned the barrel of the gun
Silahın namlusunu temizledi
hoşça kal
Sahnedeayrılırken kullanılan bir kelime
Bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
bay bay
veda etmenin kısa ve gayriresmi yolu
Bye, mom
Bay bay anne
saçma
Sahnedemantıksız veya aptalca
That is a crazy idea
Bu saçma bir fikir
çok düşkün
bir şeye veya birine çok ilgi duyan
I am crazy about this song
Bu şarkıya bayılıyorum
deli
zihinsel olarak rahatsız
He is acting crazy
Deli gibi davranıyor
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
Vay
şaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
dışarıdan
Sahnedebir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
çarpmak
Sahnedebir şeye vurmak veya çarpmak
I bumped into the table
Masaya çarptım
yerinden etmek
birini bulunduğu konumdan çıkarmak veya değiştirmek
I was bumped from the flight
Uçuştan çıkarıldım
cinsel ilişkiye girmek
cinsel ilişkiye girmek
They bumped
Cinsel ilişkiye girdiler
şişlik
bir yüzeydeki küçük kabarık alan
He has a bump on his head
Başında bir şişlik var
yerinden etmek
birini bulunduğu pozisyondan çıkarmak
They bumped me from the flight
Havayolu beni uçuştan çıkardı
artış
miktarda veya seviyede ani yükseliş
We need a salary bump
Maaş artışına ihtiyacımız var
tok ses
müzikte derin ve ağır bas sesi
I can hear the bass bump
Basın tok sesini duyabiliyorum
çıkarmak
birini bulunduğu yerden uzaklaştırmak
They bumped him from the team
Onu takımdan çıkardılar
peşinden gitmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
uymak
Sahnedebirinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
izlemek
Sahnedebirinin faaliyetlerini dikkatle gözlemlemek
Follow the latest news
En son haberleri izle
ardından gelmek
bir şeyden sonra meydana gelmek
Night follows day
Günden sonra gece gelir
kaybetme
Sahnedebir şeye artık sahip olamamak
He is losing his keys
O anahtarlarını kaybediyor
yenilme
bir yarışmayı veya oyunu kaybetme durumu
They are losing the match
Takımımız maçı kaybediyor
kaybetme
bir şeye artık sahip olmamak
He is losing weight
O kilo kaybediyor
yitirme
bir şeyin yerini bulamamak
She is always losing her keys
O her zaman anahtarlarını yitiriyor
en kötü
Sahnedekalite bakımından en düşük seviyede olan
This is the worst restaurant in town
Bu şehirdeki en kötü restoran
en kötü
en nahoş veya en düşük kaliteli olan
This is the worst movie I have ever seen
Bu, şimdiye kadar izlediğim en kötü film
en feci
en ağır veya en olumsuz durumda olan
It was the worst day of his life
Hayatının en feci günüydü
konut
Sahnedebirinin yaşadığı yer
This is his permanent residence
Bu onun kalıcı konutudur
polis
Sahnedepolis teşkilatının bir üyesi
The cop stopped the car
Polis arabayı durdurdu
almak
bir şeyi ele geçirmek veya elde etmek
I copped a new shirt at the store
Mağazadan yeni bir gömlek aldım
zeplin
Sahnedegazla doldurulmuş küçük bir hava aracı
The blimp flew over the stadium
Zeplin stadyumun üzerinden uçtu
zeplin
küçük ve gövdesi sert olmayan hava taşıtı
We saw a blimp flying over the stadium
Stadyumun üzerinde uçan bir zeplin gördük
içeride beklemek
Sahnedebir yerin içinde kalmak veya beklemek
I will wait in the lobby
Lobide bekleyeceğim
içeride durmak
bir yere girip orada ayrılmadan beklemek
Please wait in while I get the key
Ben anahtarı alana kadar lütfen içeride durun
sırada beklemek
bir şey için insanların oluşturduğu kuyrukta durmak
We waited in to buy the tickets
Bilet almak için sırada bekledik
içeride beklemek
bir yerde dışarı çıkmadan durmak
I will wait in for the delivery
Teslimat için içeride bekleyeceğim
sosis
Sahnedederi benzeri bir kılıf içindeki kıyılmış et
I like to eat sausage
Sosis yemeyi severim
kalça
Sahnedebel ile üst uyluk arasındaki yan bölge
She put her hand on her hip
Elini kalçasına koydu
havalı
modern ve modaya uygun
This is a very hip cafe
Burası çok havalı bir kafe
uymak
Sahnedebir şeyin bir yere girecek doğru boyutta veya şekilde olması
The key fits the lock perfectly
Anahtar kilide tam uyuyor
uygun
belirli bir durum için doğru olan
He is not fit for the job
Bu iş için uygun değil
formda
güçlü ve fiziksel olarak sağlıklı
She exercises to stay fit
Formda kalmak için egzersiz yapıyor
nöbet
aniden gelen güçlü bir duygu veya davranış
He had a fit of anger
Bir öfke nöbeti geçirdi
borç biriktirmek
Sahnedebir borcun veya faturanın artmasına neden olmak
He ran up a huge bill at the hotel
Otelde yüklü bir fatura biriktirdi
koşarak yaklaşmak
Sahnedebirine veya bir şeye doğru hızlıca hareket etmek
The child ran up to his mother
Çocuk annesine doğru koştu
hızlanma koşusu
bir atlama veya atıştan önce hız kazanmak için yapılan kısa koşu
The athlete took a short run up before the jump
Atlet atlamadan önce kısa bir hızlanma koşusu yaptı
hazırlık dönemi
önemli bir olaydan önceki hazırlık süresi
There is excitement in the run up to the election
Seçim öncesindeki hazırlık döneminde büyük bir heyecan var
hazırlık dönemi
bir olaydan önceki zaman dilimi
He was busy in the run-up to the concert
Konser öncesindeki hazırlık döneminde meşguldü
hızlıca hazırlamak
bir şeyi aceleyle yapmak
I can run up a quick lunch for you
Senin için hızlıca bir öğle yemeği hazırlayabilirim
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
katlanmak
Sahnedezor bir duruma dayanmak
I cannot take this anymore
Buna artık katlanamıyorum
telefona bakmak
gelen bir telefon çağrısını cevaplamak
I need to take this call
Bu aramayı cevaplamam gerekiyor
diyet kola
Sahnededaha az kalori içeren şekerli ve gazlı bir içecek
I will have a diet coke
Ben bir diyet kola alayım
muhasebeci
Sahnedefinansal kayıtları tutan ve kontrol eden kişi
The accountant checked the company books
Muhasebeci şirket defterlerini kontrol etti
muhasebeci
finansal kayıtları tutan kişi
She works as an accountant
Muhasebeci olarak çalışıyor
bol şans
Sahnedebirine başarı veya şans dilemek için kullanılır
Good luck on your exam
Sınavında bol şans
başarılar
birine başarı veya mutluluk dileme
I wish you good luck with your exam
Sınavında sana başarılar dilerim
şans
başarı veya olumlu sonuç
Winning that game required some good luck
O oyunu kazanmak biraz şans gerektirdi
sıkışmış
Sahnedezor bir durumdan kurtulamayan
I am stuck in traffic
Trafikte sıkıştım
kalmış
bir durumda veya yerde kalmak
I am stuck in traffic
Trafikte kaldım
bıçakladı
birini bıçakla yaralamak
The criminal stuck the guard
Suçlu gardiyanı bıçakladı
üzerine kalmış
istemeden üstlenmek zorunda kalınan görev
I was stuck with this homework
Bu ödev üzerime kaldı
yapışmış
bir yüzeye sabitlenmiş olan
The paper is stuck to the wall
Kâğıt duvara yapışmış
sıkışmış
hareket edemeyen veya açılmayan
The door is stuck
Kapı sıkışmış
mahsur kalmış
bir yerde kapalı kalıp çıkamayan
We are stuck in the elevator
Asansörde mahsur kaldık
takılı kalmış
bir konumda sabitlenen
My foot is stuck in the hole
Ayağım çukurda takılı kaldı
tıkanmış
bir konuda ilerleyemeyen veya düşünemeyen
I am stuck on this answer
Bu cevapta tıkandım
sıkışmış
bir yerde veya durumda hareket edemez hale gelmiş
The door is stuck
Kapı sıkışmış
umursamak
Sahnedebir şeyi önemsemek
I do not give a fuck about what they think
Ne düşündüklerini umursamıyorum
güller
Sahnededikenleri olan, güzel kokulu bir bahçe çiçeği
Roses are beautiful flowers
Güller güzel çiçeklerdir
güller
hoş kokulu bir çiçek türü
Roses are my favorite flowers
Güller en sevdiğim çiçeklerdir
uzak durmak
Sahnedebir şeyden veya birinden kaçınmak
You should steer clear of that area
O bölgeden uzak durmalısın
gün
Sahnede24 saatlik süre
I work every day
Her gün çalışıyorum
dönem
Sahnedeözellikle geçmişteki belirli bir zaman dilimi
In my grandfather's day, there were no computers
Büyükbabamın döneminde bilgisayarlar yoktu
özel gün
belirli bir şeyi kutlamak için ayrılmış gün
We celebrate a special day
Biz özel bir gün kutlarız
bir gün
gelecekteki bir zaman
I want to travel the world one day
Bir gün dünyayı gezmek istiyorum
orada yukarda
Sahnededaha yüksek bir yerde
The bird is up there
Kuş orada yukarda
yukarıda
daha önce belirtilen yer
The bird is up there in the tree
Kuş yukarıda ağaçta
pantolon
Sahnedevücudun alt kısmını örten giysi
I am wearing black pants
Siyah pantolon giyiyorum
berbat
çok düşük kaliteli veya kötü
This movie was pants
Bu film berbattı
küçük düşürmek
birinin pantolonunu şaka olsun diye indirip onu utandırmak
He decided to pants his friend to embarrass him
Arkadaşını utandırmak için pantolonunu indirdi
pantolon
bacakları örten bir giysi türü
I bought new blue pants
Yeni mavi bir pantolon aldım
hızlıca
Sahnedehızlı bir şekilde veya gecikmeden
He ran quickly to the bus
Otobüse hızlıca koştu
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
sürpriz
Sahnedebeklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
sürpriz
beklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
şaşırmak
beklenmedik bir durum karşısında hayrete düşmek
I am surprised by the gift
Hediyeye şaşırdım
seçim
Sahnedeoylama yoluyla birini seçme süreci
People vote in the election
İnsanlar seçimde oy kullanır
seçim
Sahnedebir lideri seçmek veya bir karar almak için yapılan resmi oylama süreci
The country held an election yesterday
Ülke dün bir seçim yaptı
seçim
oy vererek birini seçme süreci
The election is tomorrow
Seçim yarın
seçim
kamu görevine gelecek kişiyi oylama yoluyla belirleme süreci
The election is next month
Seçim gelecek ay
telefonu kapatmak
Sahnedetelefon konuşmasını bitirmek
He did not want to hang up
Telefonu kapatmak istemedi
asmak
bir şeyi duvara veya başka bir yüzeye iliştirmek
Hang up your coat
Ceketini as
takıntı
bir şey hakkındaki endişe veya zorluk hissi
He has a hang up about his age
Yaşıyla ilgili bir takıntısı var
bırakmak
bir işi veya aktiviteyi sona erdirmek
He decided to hang up his career
Kariyerini noktalamaya karar verdi
kafaya takmak
bir şeyi gereğinden fazla düşünmek veya ona odaklanmak
He is hung up on that small mistake
O küçük hatayı kafaya takıyor
yapraklar
Sahnedebir ağacın düz yeşil kısımları
The leaves of the tree are green
Ağacın yaprakları yeşildir
ayrılmak
bir yerden başka bir yere gitmek
He leaves home at eight
Saat sekizde evden ayrılır
bırakmak
bir şeyi olduğu yerde tutmak
He leaves his keys on the table
Anahtarlarını masanın üzerinde bırakır
yarışçı
Sahnedeyarışlara katılan kişi
The professional racer won the competition
Profesyonel yarışçı yarışmayı kazandı
grip
Sahnedeateş ve öksürükle seyreden yaygın bir hastalık
I have the flu
Grip oldum
çocuklar
Sahnedebirden fazla genç kişi
Many children go to school
Birçok çocuk okula gider
çocuklar
bir kişinin erkek veya kız evlatları
She has three children
Üç çocuğu var
çocuklar
genç insan yavruları
The children are playing in the park
Çocuklar parkta oynuyorlar
gençler
gelişme çağındaki insanlar
These children are studying for their exam
Bu gençler sınavlarına çalışıyorlar
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
suçlu
Sahnedebir suç işlemiş olan veya kendini suçlu hisseden
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için kendini suçlu hissetti
suçlu
bir hata veya suç işlemekten sorumlu olan
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için kendini suçlu hissetti
suçluluk duyan
bir şeyi yanlış yaptığı için kötü hissetme
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için suçluluk duydu
suçlu
yasalara veya ahlaki kurallara aykırı bir şey yapmış olma
The jury found him guilty
Jüri onu suçlu buldu
düşünmek
Sahnedefikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir konuyu dikkatle zihninden geçirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir şeyi dikkatlice değerlendirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
bir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
sabır
Sahnedesakince bekleme yeteneği
Please have some patience
Lütfen biraz sabır gösterin
sabır
kızmadan sakin bir şekilde bekleme yeteneği
Learning requires a lot of patience
Öğrenmek çok sabır gerektirir
değişebilirlik
Sahnededeğişme veya değiştirilme yeteneği
The mutability of these plans makes them unreliable
Bu planların değişebilirliği onları güvenilmez kılıyor
değişkenlik
Sahnededeğişime uğrayabilme niteliği
Her emotional mutability surprised us all
Onun duygusal değişkenliği hepimizi şaşırttı
klinik
Sahnedetıbbi tedavi alınan yer
The clinic is open on Mondays
Klinik Pazartesi günleri açıktır
eğitim kursu
belirli bir beceri üzerine yapılan kısa ve yoğun eğitim
He attended a tennis clinic last weekend
Geçen hafta sonu bir tenis eğitimine katıldı