

The Sopranos — 4. Sezon Bölüm 7
Kelimeler ve anlamları
706 kelime
Seviye
bölüm
Sahnedebir organizasyonun bir parçası
He works in the sales department
Satış bölümünde çalışıyor
reyon
bir mağazanın veya organizasyonun bir kısmı
This is the clothing department
Burası giyim reyonu
bölüm
büyük bir kurumun belirli bir işi yapan parçası
She works in the marketing department
Pazarlama bölümünde çalışıyor
bölüm
belirli bir faaliyet veya ilgi alanı
He works in the sales department
O satış bölümünde çalışıyor
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
beklenmedik kazanç
Sahnedebeklenmedik bir şekilde ele geçen büyük miktarda para
He received a huge windfall from the investment
Yatırımdan büyük bir beklenmedik kazanç elde etti
gönderdi
Sahnedebir şeyi bir yere gitmesi için yola çıkarmak
I sent a letter to my friend
Arkadaşıma bir mektup gönderdim
gönderdi
bir şeyi bir yere yollamak
I sent an email
Bir e-posta gönderdim
gönderdi
bir şeyi bir yere ulaştırılmak üzere yola çıkarmak
He sent a letter to me
Bana bir mektup gönderdi
uygun fiyatlı
Sahnedepahalı olmayan
The car is affordable
Araba uygun fiyatlı
aktarmak
Sahnedebilgi veya bilgiyi birine iletmek
Teachers impart knowledge to their students
Öğretmenler öğrencilerine bilgi aktarır
katmak
bir şeye belirli bir özellik kazandırmak
The spices impart flavor to the soup
Baharatlar çorbaya lezzet katar
söyledi
Sahnedebirine bilgi vermek
He told me the secret
Bana sırrı söyledi
anlattı
bir şeyi detaylarıyla bildirmek
She told a story
Bir hikaye anlattı
söyledi
birine bir şeyi anlatmak veya bildirmek
She told me a secret
Bana bir sır söyledi
kırık
Sahnedesert bir şeydeki çatlak veya kırılma
He has a fracture in his arm
Kolunda bir kırık var
meşru hedef
Sahnedeeleştirilmesi veya saldırıya uğraması normal karşılanan kişi veya şey
Public figures are often fair game for critics
Kamu figürleri genellikle eleştirmenler için meşru hedeftir
meşru hedef
eleştiriye veya saldırıya açık kişi ya da durum
Politicians are fair game for comedians
Politikacılar komedyenler için meşru hedeftir
ana hatlar
Sahnedebir şeyin en önemli kısımları
He explained the broad strokes of the plan
Planın ana hatlarını açıkladı
ana hatlar
ayrıntılara girmeden yapılan genel anlatım
He explained the plan in broad strokes
Planı ana hatlarıyla anlattı
genel özet
küçük detaylar olmadan yapılan genel anlatım
She gave the broad strokes of the report
Raporun genel özetini verdi
ana hatlar
ayrıntılara girmeden bir konunun temel kısımları
He explained the plan in broad strokes
Planı ana hatlarıyla anlattı
pislik
Sahnedekaba veya sinir bozucu erkekler için kullanılan kaba bir tabir
He is such a prick
O tam bir pislik
batırmak
sivri bir uçla küçük bir delik açmak
I pricked my finger with a needle
Parmağıma iğne battı
sivri uç
bir bitki veya nesne üzerindeki küçük keskin nokta
The tool has a small sharp prick at the end
Aletin ucunda küçük keskin bir nokta var
penis
erkek cinsel organı
He injured his penis
O penisini incitti
yıldönümü
Sahnedegeçmişteki bir olayın her yıl kutlanması
Happy wedding anniversary
Evlilik yıldönümünüz kutlu olsun
federal
Sahnedebir ülkenin merkezi hükümetiyle ilgili
The federal government passed a new law
Federal hükümet yeni bir yasa çıkardı
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünmek
belirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
kitap
Sahnedeyazılı sayfaların ciltlenmiş hali
I read a book
Bir kitap okudum
rezervasyon yapmak
bir şeyi önceden ayırmak
I want to book a room
Bir oda ayırtmak istiyorum
kaydetmek
birinin tutuklanmasını polis kayıtlarına resmi olarak işlemek
The police decided to book the suspect
Polis şüpheliyi kaydetmeye karar verdi
kitap
sayfaları olan yazılı bir eser
I am reading a good book
İyi bir kitap okuyorum
para içinde yüzmek
Sahnedeçok fazla paraya sahip olmak
They are rolling in money
Para içinde yüzüyorlar
damlamak
bir yere rahat veya kendinden emin bir şekilde gelmek
He rolled in late to the party
Partiye geç damladı
bulanmak
bir şeyin içinde yuvarlanarak o şeyle kaplanmak
The dog rolled in the mud
Köpek çamura bulandı
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
anlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
oylama
Sahnedebir seçimde veya toplantıda tercih yapma eylemi
Voting is important for democracy
Oylama demokrasi için önemlidir
defolup gitmek
Sahnedebir yeri kaba bir şekilde terk etmek
Fuck out of here right now
Hemen buradan defolup git
erimiş peynirli sandviç
Sahnedeiçinde erimiş peynir bulunan sıcak sandviç
I ordered a tuna melt
Ton balıklı erimiş peynirli sandviç sipariş ettim
yumuşatmak
birinin duygularını etkileyerek onu hassaslaştırmak
Her smile melted my heart
Gülümsemesi kalbimi yumuşattı
erimek
katı halden sıvı hale geçmek
The ice will melt in the sun
Buz güneşte eriyecek
beklemek
Sahnedebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
beklenmek
bir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
ucuz
Sahnededüşük fiyatlı
This shirt is very cheap
Bu gömlek çok ucuz
kalitesiz
düşük kaliteli veya değersiz
This is a cheap plastic toy
Bu kalitesiz bir plastik oyuncak
cimri
para harcamak istemeyen
He is too cheap to buy a gift
Hediye almayacak kadar cimri
ev sahibi
Sahnedebir eve sahip olan kişi
He is a first-time homeowner
O, ilk kez ev sahibi olan biri
ev sahibi
bir eve sahip olan kimse
The homeowner painted the fence
Ev sahibi çiti boyadı
ev sahibi
oturduğu evin mülkiyetine sahip olan kişi
The homeowner decided to renovate the kitchen
Ev sahibi mutfağı yenilemeye karar verdi
vaka
Sahnedepolisin araştırdığı olay
The police are working on the case
Polis vaka üzerinde çalışıyor
kılıf
eşyaları saklamak veya taşımak için kullanılan kutu veya çanta
He put the phone in its case
Telefonu kılıfına koydu
durum
belirli bir durum veya örnek
This is a special case
Bu özel bir durum
sakin
Sahnedegüçlü duygulardan uzak veya rahatlamış
Please stay calm
Lütfen sakin kal
sakinleştirmek
sakin veya rahat hale getirmek
The music calmed her
Müzik onu sakinleştirdi
sakin
endişeli veya kızgın olmayan
He stayed calm during the exam
O sınav sırasında sakin kaldı
sakinleşmek
Sahnededaha az üzgün veya heyecanlı hale gelmek
You need to calm down
Sakinleşmen gerekiyor
sakinleştirmek
birini veya bir durumu huzurlu hale getirmek
He tried to calm down his angry friend
Arkadaşını sakinleştirmeye çalıştı
sakinleşmek
daha az kızgın veya heyecanlı hale gelmek
Please calm down
Lütfen sakinleş
iyilik
Sahnedeyardımsever veya nazik bir davranış
Can you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
desteklemek
bir şeyi onaylamak veya ona razı olmak
Most people favor the new law
Çoğu insan yeni yasayı destekliyor
kayırmak
birine avantaj sağlamak veya ona daha nazik davranmak
The teacher favors some students
Öğretmen bazı öğrencileri kayırıyor
iyilik
birinden rica edilen yardım
Could you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
birisi
Sahnedebilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
biri
bilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
konuşabilmek
bir dilde iletişim kurma becerisi
Do you speak Spanish
İspanyolca konuşabilir misin
konuşmak
tam şu anda bir şeyler ifade etmek
I am speaking right now
Şu anda konuşuyorum
konuşmak
birine sözcükler söylemek
Please speak slowly
Lütfen yavaş konuşun
hitap etmek
birine sözcükler söylemek
He speaks to the crowd
Kalabalığa hitap ediyor
hesap
Sahnedeödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
hesap
bir hizmet veya yemek için ne kadar borcunuz olduğunu gösteren kağıt parçası
Could we have the check please
Hesabı alabilir miyiz lütfen
kontrol etmek
bir şeye dikkatlice bakmak
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
evler
Sahnedeinsanların yaşadığı binalar
There are many houses here
Burada birçok ev var
evler
insanların içinde yaşadığı yapılar
There are many houses on this street
Bu sokakta birçok ev var
konutlar
insanların yaşaması için yapılan binalar
The project will build new houses
Proje yeni konutlar inşa edecek
buyurun
Sahnedebirine bir şey verirken kullanılan ifade
Here you go, your coffee
Buyurun, kahveniz
buyurun
birine bir şey verirken kullanılan ifade
Here you go have a coffee
Buyurun bir kahve alın
bir önceki
Sahnedeson olandan hemen önceki
We had a meeting the week before last
Bir önceki hafta toplantı yaptık
sondan bir önceki
en sonuncudan hemen önce gelen
This is my job before last
Bu benim sondan bir önceki işim
evvelsi gün
bugünden iki gün önceki gün
I saw him the day before last
Onu evvelsi gün gördüm
sahip
Sahnedebir şeye sahip olan kimse
He is the owner of the company
Şirketin sahibi o
sahibi
bir şeye sahip olan kişi
Who is the owner of this car?
Bu arabanın sahibi kim?
taş ustası
Sahnedetaşı kesen ve bu taşla yapı inşa eden kişi
The stonemason shaped the large blocks
Taş ustası büyük blokları şekillendirdi
taklitçi
Sahnedebir başkasını eğlendirmek ya da kandırmak amacıyla onun gibi davranan kişi
The impersonator copied the celebrity perfectly
Taklitçi ünlü kişiyi mükemmel bir şekilde kopyaladı
polislik
Sahnedeyasaları ve kamu düzenini koruma görevi
Better policing makes the streets safer
Daha iyi polislik sokakları daha güvenli hale getirir
takip etmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin arkasından gitmek
He is following me
O beni takip ediyor
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
katılmak
bir etkinlikte veya faaliyette yer almak
Do you want to come on the trip with us
Bizimle geziye katılmak ister misin
haydi
birine acele etmesini veya daha fazla çaba göstermesini söylemek için kullanılır
Come on we are going to be late
Haydi geç kalacağız
hadi
birini acele etmeye veya denemeye teşvik etmek
Come on we will be late
Hadi geç kalacağız
toz
Sahnedehavada uçuşan veya yüzeylerde biriken ince kuru parçacıklar
I need to clean the dust
Tozu temizlemem gerekiyor
toz almak
bir yüzeydeki tozları temizlemek
I need to dust the shelf
Rafın tozunu almam gerekiyor
serpmek
bir yüzeyi ince bir toz tabakasıyla kaplamak
She dusted the cake with sugar
Pastanın üzerine şeker serpti
haklamak
birini öldürmek
The gangster dusted his rival
Gangster rakibini hakladı
barış
Sahnedeçatışmanın olmadığı, sessiz ve sakin durum
We all want peace
Hepimiz barış istiyoruz
barış
savaş veya çatışmanın olmadığı durum
We all want peace in the world
Hepimiz dünyada barış istiyoruz
sulh hakimi
küçük yasal meselelerle ilgilenen yerel görevli
The justice of the peace signed our papers
Sulh hakimi kağıtlarımızı imzaladı
üniversite
Sahnedeliseden sonra öğrencilerin eğitim gördüğü yer
She is studying at college
O üniversitede okuyor
sakrament
SahnedeHristiyanlıkta ruhani lütuf sağladığına inanılan kutsal tören
Baptism is considered a sacrament
Vaftiz bir sakrament olarak kabul edilir
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
geniş salon
Sahnedeevde dinlenmek için kullanılan büyük açık alan
They spend most of their time in the great room
Çoğu zamanlarını geniş salonda geçiriyorlar
oturma odası
evde dinlenmek için kullanılan büyük ve açık alan
The family gathered in the great room
Aile oturma odasında toplandı
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
Sahnedekonuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
yaptı
Sahnedebir şeye sebep olmak
He made me laugh
Beni güldürdü
kurtarmış
çok iyi veya rahat bir durumda olmak
You have got it made with this job
Bu işle hayatını kurtardın
zorlamak
birini bir şey yapmaya mecbur bırakmak
He made me wait outside
Beni dışarıda beklemeye zorladı
kazanmak
çalışarak para elde etmek
He made a lot of money last year
O geçen yıl çok para kazandı
yapılmış
bir şeyi oluşturmak veya meydana getirmek
She made a cake for the party
O parti için bir kek yaptı
yaşamak
Sahnedebir yerde ikamet etmek
I live in London
Londra'da yaşıyorum
yatılı
biriyle aynı evde yaşayan
They have a live-in nanny
Yatılı bir bakıcıları var
lojman kalmak
çalışılan binanın içinde ikamet etmek
The nanny lives in with the family
Bakıcı aileyle birlikte evde kalıyor
oturmak
bir yerde ikamet etmek
I live in a big house
Büyük bir evde oturuyorum
birlikte yaşayan
bir romantik partnerle aynı evde oturan
They are a live-in couple
Onlar birlikte yaşayan bir çift
Yahudi tipi kıvırcık saç
SahnedeYahudi erkeklerle özdeşleşmiş kıvırcık ve yuvarlak saç modeli
He has a distinct jew-fro
Kendine özgü bir Yahudi tipi kıvırcık saçı var
bakış açısı
Sahnedebir konu hakkında düşünme şekli
From my standpoint this is a bad idea
Benim bakış açıma göre bu kötü bir fikir
orospu çocukları
Sahnedeinsanlar için kullanılan çok kaba ve hakaret içerikli bir söz
He yelled at those motherfuckers
O orospu çocuklarına bağırdı
orospu çocuğu
bir kişi için kullanılan çok kaba ve hakaret içerikli söz
That guy is a motherfucker
O adam tam bir orospu çocuğu
içecek
Sahnedeiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
Sahnedesıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
birader
Sahnedebir erkeğe hitap ederken kullanılan samimi sözcük
What's up bro
Naber birader
kardeş
yakın erkek arkadaş veya kardeş
He is my bro
O benim kardeşim
kardeş
erkek kardeş için kullanılan gayriresmi hitap
He is my bro
O benim kardeşim
açıkça
Sahnedekolayca görülebilen veya anlaşılabilen bir şekilde
He is obviously lying
Açıkça yalan söylüyor
düşük maliyetli
Sahnedemaliyeti az olan
We bought a low-cost ticket
Düşük maliyetli bir bilet aldık
onu al
Sahnedebir şeyi eline almak veya yerden kaldırmak
Pick it up from the floor
Onu yerden al
kaldığı yerden devam etmek
duraklamadan sonra tekrar başlamak
Let's pick it up tomorrow
Yarın kaldığımız yerden devam edelim
kapmak
bir şeyi resmi eğitim almadan kendiliğinden öğrenmek
I picked up some Spanish while traveling
Seyahat ederken biraz İspanyolca kaptım
kaldırmak
bir şeyi eline almak veya yukarı kaldırmak
Please pick up the pen
Lütfen kalemi yerden kaldır
güneş gözlüğü
Sahnedegözleri güneşten koruyan gözlük
I wear sunglasses in summer
Yazın güneş gözlüğü takarım
uyuşturucu yuvası
Sahnedeuyuşturucu madde kullanılan veya satılan gizli yer
Police raided the crack den last night
Polis dün gece uyuşturucu yuvasına baskın yaptı
küvet
Sahnedebanyo yapmak için kullanılan büyük kap
The baby is in the bathtub
Bebek küvetin içinde
küvet
içinde banyo yapılan büyük su kabı
The baby is in the bathtub
Bebek küvetin içinde
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
Sahnedeşimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
bitmiş
Sahnedetükenmiş veya artık mevcut olmayan
The milk is gone
Süt bitmiş
hale gelmiş
bir duruma veya koşula dönüşmüş
He has gone mad
Çıldırdı
gitmiş
bir yerden başka bir yere gitmiş
She has gone home
Eve gitti
yok
bir yerde artık bulunmayan
She is gone for the day
O bugünlük gitti
kaybolmuş
artık mevcut olmayan
The cookies are all gone
Kurabiyelerin hepsi bitti
tükenmiş
artık varlığını sürdürmeyen
The milk is gone
Süt bitti
gitmiş
bir yerden uzaklaşmış olan
They have gone to the cinema
Onlar sinemaya gitti
kayıp
artık bulunamayan veya mevcut olmayan
My phone is gone
Telefonum kayıp
eksik
yerinde olmayan
My keys are gone
Anahtarlarım yerinde yok
geçmiş
zamanı sona ermiş olan
The summer is gone
Yaz mevsimi bitti
aslında
Sahnedebir durumun gerçek olduğunu vurgulamak için kullanılır
As a matter of fact, I like it
Aslında bunu seviyorum
gerçekçi
duygulardan arınmış doğrudan ve pratik bir tavırla
She gave a matter of fact explanation
O gerçekçi bir açıklama yaptı
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
Sahnedegöze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın
geri dönmek
Sahnedebir yere tekrar gelmek
I will be back soon
Yakında geri döneceğim
sıyrılmak
Sahnedebir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
verim almak
bir şeyden kazanç veya fayda sağlamak
What did you get out of that class
O dersten ne verim aldın
çıkmak
fiziksel bir yerden ayrılmak
Get out of the room right now
Hemen odadan çık
kaçmak
bir yerden uzaklaşmak
You should get out of the house
Evden kaçmalısın
çıkmak
bir yerden ayrılmak
Get out of my room
Odamdan çık
itiraf etmek
Sahnedebir suçu veya gerçeği kabul etmek
He finally copped to the mistake
Sonunda hatasını itiraf etti
çıkmaz
Sahnedezor ve karmaşık bir durum
I am in a bit of a bind right now
Şu anda biraz çıkmazdayım
bağlamak
bir şeyi iple veya benzeriyle tutturmak
He bound the logs together
Kütükleri birbirine bağladı
kısıtlamak
birinin özgürlüğünü veya eylemlerini sınırlamak
The rules bind their actions significantly
Kurallar onların eylemlerini önemli ölçüde kısıtlıyor
ayna
Sahnedegörüntüyü yansıtan cam yüzey
I look in the mirror
Aynaya bakıyorum
yansıtmak
bir şeyin görüntüsünü yansıtmak
The lake mirrors the mountains
Göl dağları yansıtıyor
evlenmek
Sahnedeevlilik bağıyla bağlanmak
They want to get married
Evlenmek istiyorlar
evli
bir eşe sahip olma durumu
They are married
Onlar evli
evlenmek
nikah kıyarak eş olma
They will get married in June
Onlar haziranda evlenecekler
evlenmek
bir eşe sahip olmak
They want to get married soon
Yakında evlenmek istiyorlar
donat
Sahnedeortasında delik olan tatlı kızarmış kek
I love eating donuts
Donat yemeyi severim
kuruluş
Sahnedebelirli bir amaç için birlikte çalışan insanların grubu
He works for a non-profit organization
Kâr amacı gütmeyen bir kuruluşta çalışıyor
düzenleme
bir şeyleri düzenli bir şekilde planlama ve ayarlama eylemi
Your organization of the files is excellent
Dosyaları düzenlemen mükemmel
uzun
Sahnedeortalamadan daha uzun boylu olan
He is very tall
O çok uzun
uzun
boyu ortalamadan fazla olan
He is a very tall man
O çok uzun bir adam
zorlu
yapılması veya başarılması güç
Finishing this project is a tall order
Bu projeyi bitirmek zorlu bir iş
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
kural gereği
Sahnedetam olarak mevcut kurallara göre
Technically we are closed now
Kural gereği şu an kapalıyız
teknik olarak
kesin kurallara veya gerçeklere uygun olarak
Technically, this is not allowed
Teknik olarak, buna izin verilmiyor
teknik olarak
tam olarak kurallara veya gerçeklere göre
Technically you are not allowed to park here
Teknik olarak buraya park etmenize izin verilmiyor
teknik olarak
tam bir doğrulukla veya gerçekler temelinde
Technically this is a mammal
Teknik olarak bu bir memelidir
ayrıcalık
Sahnedeözel bir avantaj veya fayda
Education is a privilege
Eğitim bir ayrıcalıktır
girmek
Sahnedebir yerin içine girmek
She went into the room
Odaya girdi
surat asmak
kızgın olduğun için sessiz ve mutsuz olmak
He will go into a sulk if you say that
Eğer bunu söylersen surat asar
detaylandırmak
bir konuyu ayrıntılarıyla anlatmak
I do not want to go into the details
Detaylara girmek istemiyorum
yukarısında
Sahnedebir mekanın üst kısımlarında veya yüksek bir noktasında bulunma durumu
The cat is up in the tree
Kedi ağacın tepesinde
dahil
bir şeye dahil olmak
He is too up in this
Buna çok fazla dahil oldu
az
Sahnedebir şeyin miktarının az olması
We are light on supplies
Malzemelerimiz az
ışıkları açık
ışıkları yanık olan
The house has the lights on
Evin ışıkları açık
farkına varmak
bir şeyi aniden keşfetmek veya anlamak
She lighted on a great idea
Harika bir fikir keşfetti
aydınlatmak
bir şeyi daha anlaşılır kılmak
This discovery helps to light on the truth
Bu keşif gerçeği aydınlatmaya yardımcı oluyor
yakmak
bir şeyi ateşe vermek
Light on the fire
Ateşi yak
konum
Sahnedebelirli bir yer veya pozisyon
What is your current location?
Şu anki konumun nedir?
fark
Sahnedebir şeyin yol açtığı değişiklik veya etki
Your help made a big difference
Yardımınız büyük bir fark yarattı
fark
şeylerin aynı olmama durumu
What is the difference between these two?
Bu ikisi arasındaki fark nedir?
fark
iki şeyin birbirinin aynısı olmama durumu
There is a big difference between these colors
Bu renkler arasında büyük bir fark var