

The Sopranos — 4. Sezon Bölüm 8
Kelimeler ve anlamları
642 kelime
Seviye
koleksiyon
Sahnedebir araya getirilmiş nesneler grubu
He has a large stamp collection
Onun büyük bir pul koleksiyonu var
koleksiyon
bir kişinin bir araya getirdiği nesneler grubu
He has a large stamp collection
Onun büyük bir pul koleksiyonu var
teslim alma
sipariş edilen bir şeyi alma işlemi
You can come for the collection of your order
Siparişinizi teslim almak için gelebilirsiniz
koleksiyon
bir araya getirilmiş nesneler bütünü
She has a large collection of stamps
Onun büyük bir pul koleksiyonu var
birebir
iki şeyin birbiriyle doğrudan eşleşmesi durumu
The chart shows a one to one mapping of the data
Tablo verilerin birebir eşleşmesini gösteriyor
ikili
yalnızca iki kişi arasında gerçekleştirilen
We had a one to one meeting to solve the issue
Sorunu çözmek için ikili bir toplantı yaptık
birebir
her öğenin diğer bir öğeyle tam olarak eşleştiği ilişki
We had a one-to-one meeting
Birebir bir görüşme yaptık
istemek
Sahnedebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
bir şeye sahip olmayı dilemek
I wanna drink
Bir şeyler içmek istiyorum
pislik
Sahnedesevimsiz ya da aptal bir insan için kullanılan çok kaba bir sözcük
Some people call an unpleasant person a cunt
Bazı insanlar hoş olmayan birine pislik derler
orospu
bir kişiye karşı kullanılan çok kaba ve hakaret içerikli bir söz
He was being a complete cunt
Tam bir orospu gibi davranıyordu
am
kadın cinsel organı için kullanılan çok kaba bir sözcük
The word is a vulgar term for female genitalia
O kelime kadın cinsel organı için kaba bir terimdir
gün
Sahnede24 saatlik süre
I work every day
Her gün çalışıyorum
dönem
Sahnedeözellikle geçmişteki belirli bir zaman dilimi
In my grandfather's day, there were no computers
Büyükbabamın döneminde bilgisayarlar yoktu
özel gün
belirli bir şeyi kutlamak için ayrılmış gün
We celebrate a special day
Biz özel bir gün kutlarız
bir gün
gelecekteki bir zaman
I want to travel the world one day
Bir gün dünyayı gezmek istiyorum
boşvermek
Sahnedebir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I always forget his name
Onun adını her zaman unutuyorum
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı belirten bir ifade
Damn it, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
lanet olsun
hayal kırıklığı veya öfke belirtmek için kullanılan bir ünlem
Damn it I missed the bus
Lanet olsun otobüsü kaçırdım
tuhaf
Sahnedecinsel açıdan garip veya alışılmadık
This is a kinky joke
Bu tuhaf bir şaka
sıra dışı
alışılmadık cinsel tercihlere sahip olan
They have kinky preferences
Sıra dışı tercihleri var
fantezi
alışılmadık cinsel uygulamalar içeren
He likes kinky games
O fantezi oyunlarına düşkündür
señorita
İspanyolca'da genç kadınlar için kullanılan bir hitap şekli
Good morning, señorita
Günaydın, señorita
genç kadın
İspanyolca konuşulan ülkelerden genç kadın
The señorita smiled at us
Genç kadın bize gülümsedi
şerefsiz
Sahnedeçok kötü veya itici bir insan
Get away from me you scumbag
Defol git buradan şerefsiz
pislik
ahlaksız veya dürüst olmayan kimse
He is such a scumbag
O tam bir pislik
muhteşem
Sahnedeçok çekici veya güzel
You look gorgeous in that dress
Bu elbisenin içinde muhteşem görünüyorsun
ahır
Sahnedeatların tutulduğu bina
The horse is in the stable
At ahırda
stabil
değişmesi veya hareket etmesi beklenmeyen
The patient is stable
Hasta stabil
vulva
Sahnededişi dış cinsel organlar
The vulva is the external part of the female reproductive system
Vulva, kadın üreme sisteminin dış kısmıdır
çatışma
Sahnedebir kavga veya savaş
The soldiers were in combat
Askerler çatışmadaydı
sakin
Sahnedebir yerde yaşayan kişi
I am a resident of this city
Bu şehrin bir sakiniyim
asistan doktor
bir hastanede eğitimine devam eden doktor
He is a resident doctor
O bir asistan doktor
sakin
belli bir yerde yaşayan kimse
She is a resident of this city
O bu şehrin bir sakini
haber vermek
Sahnedebirine bir şey hakkında bilgi vermek
Please let us know if you can come
Gelebilirseniz lütfen bize haber verin
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
yüzde
Sahnedebir bütünün 100 üzerinden ifade edilen oranı
What is the percentage of water in the body?
Vücuttaki suyun yüzdesi nedir?
kolayca
Sahnedeherhangi bir zorluk yaşamadan
I solved the puzzle with no problem
Bulmacayı kolayca çözdüm
Sorun değil
teşekkürlere yanıt olarak veya bir durumun sorun olmadığını belirtmek için kullanılır
Thanks for your help. No problem.
Yardımın için teşekkürler. Sorun değil.
-e kadar
Sahnedebir zamana kadar olan süre
Wait til tomorrow
Yarına kadar bekle
belirginleştirmek
Sahnedebir şeyin daha kolay fark edilmesini sağlamak
This dress brings out her beauty
Bu elbise onun güzelliğini belirginleştiriyor
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya getirmek
Please bring out the chairs
Lütfen sandalyeleri dışarı çıkar
yayınlamak
bir eseri halkın kullanımına sunmak
They will bring out a new movie
Yeni bir film yayınlayacaklar
ortaya çıkarmak
bir şeyi fark edilebilir hale getirmek
The sun brings out the colors of the flowers
Güneş çiçeklerin renklerini ortaya çıkarır
-e doğru
Sahnedebirine veya bir şeye doğru olan yön
She walked toward the door
Kapıya doğru yürüdü
doğru
birine veya bir şeye yönelik
He walked toward the door
O kapıya doğru yürüdü
amacıyla
bir şeyi yapma amacıyla
They saved money toward a new car
Yeni bir araba almak amacıyla para biriktirdiler
doğru
birinin veya bir şeyin yönünde
He walked toward the door
Kapıya doğru yürüdü
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
ameliyat
Sahnedevücudun içindeki bir şeyi düzeltmek veya çıkarmak için yapılan tıbbi işlem
He needs heart surgery
Kalp ameliyatına ihtiyacı var
cerrahi müdahale
bir doktor tarafından gerçekleştirilen operasyon
The surgery was successful
Ameliyat başarılıydı
muayenehane
doktor veya diş hekiminin hastaları kabul ettiği yer
The doctor is at his surgery
Doktor muayenehanesinde
dolap
Sahnedeeşyaları saklamak için kullanılan küçük oda veya dolap
Put your coat in the closet
Paltonu dolaba koy
gizli
başkalarından saklanan veya gizli tutulan
He is a closet fan of that band
O bu grubun gizli bir hayranı
söylemek
Sahnedebir şeyi dile getirmek veya konuşmak
If you have a problem just say so
Eğer bir sorunun varsa sadece söyle
onay
resmi onay veya izin
I need the boss's say-so
Patronun onayına ihtiyacım var
egzersiz
Sahnedesağlıklı veya güçlü kalmak için yapılan fiziksel aktivite
I do exercise every morning
Her sabah egzersiz yaparım
kullanmak
bir hakka sahip olduğunu belirtmek veya o hakkı kullanmak
You can exercise your right to vote
Oy verme hakkınızı kullanabilirsiniz
alıştırma
bir beceriyi öğrenmek veya geliştirmek için yapılan etkinlik
This is a grammar exercise
Bu bir dil bilgisi alıştırmasıdır
alıştırma
bir beceriyi geliştirmek için yapılan görev
I have to do this math exercise
Bu matematik alıştırmasını yapmam gerekiyor
soyadı
Sahnedehangi aileye ait olduğunuzu gösteren isim
What is your last name?
Soyadınız nedir?
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan
I will definitely come
Kesinlikle geleceğim
feminist
Sahnedekadınların eşit haklara sahip olması gerektiğine inanan kişi
She is a strong feminist
O güçlü bir feministtir
hortum
Sahnedesu taşımak için kullanılan esnek boru
The garden hose is long
Bahçe hortumu uzundur
hortumla yıkamak
birini veya bir şeyi hortumla yıkamak
I will hose the car
Arabayı hortumla yıkayacağım
çorap
bacakları ve ayakları örten giysi
She wore silk hose
İpek çoraplar giydi
kazıklamak
birini parasını alarak kandırmak
He hosed me on the deal
Anlaşmada beni kazıkladı
affedersiniz
Sahnedeözür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
pardon
duyulmayan veya anlaşılmayan bir şeyi tekrar ettirmek için kullanılan ifade
Excuse me could you say that again
Pardon bunu tekrar söyleyebilir misiniz
affedersiniz
birinin dikkatini çekmek veya özür dilemek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me can you help me
Affedersiniz bana yardım edebilir misiniz
pardon
birinin dikkatini çekmek veya özür dilemek için söylenen söz
Excuse me I did not see you
Pardon sizi görmedim
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
yayına çıkmak
bir televizyon veya radyo programında yer almak
The actor will go on the show tonight
Oyuncu bu gece programa çıkacak
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
devam etmek
sürmek veya ilerlemek
We must go on with our work
İşimizi yapmaya devam etmeliyiz
başlamak
bir faaliyete girişmek
I will go on a diet tomorrow
Yarın diyete başlayacağım
uzun uzun konuşmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
He went on about his old job
Eski işi hakkında uzun uzun konuştu
Bana inan
Sahnedebirinin söylediklerine güvenmesini istemek
Believe me, it is true
Bana inan, bu doğru
inan bana
birinden söylediklerinize güvenmesini istemek
Believe me I did not lie
İnan bana yalan söylemedim
tamamen
Sahnedeçok iyi veya eksiksiz bir şekilde
It is perfectly normal
Bu tamamen normal
bağlanmak
Sahnedebir amaca veya sözüne sadık kalmak
I cannot commit to this project
Bu projeye bağlanamam
işlemek
bir suç gerçekleştirmek
He committed a serious crime
Ciddi bir suç işledi
intihar etmek
kendi yaşamına kasten son vermek
He decided to commit suicide
İntihar etmeye karar verdi
kaydetmek
bir kamera ile hareketli görüntüleri yakalamak
They committed the event to film
Olayı filme kaydettiler
yaşamak
Sahnedezor bir durumla başa çıkmak veya deneyimlemek
She went through a hard time
Zor bir zaman geçirdi
onaylanmak
bir işlemin veya anlaşmanın resmen kabul edilmesi ya da sonuçlanması
The trade agreement went through yesterday
Ticaret anlaşması dün onaylandı
incelemek
bir şeyi başından sonuna kadar dikkatlice okumak veya kontrol etmek
Please go through these documents
Lütfen bu belgeleri inceleyin
geçmek
bir taraftan diğer tarafa hareket etmek
We will go through the tunnel
Tünelden geçeceğiz
kanser
Sahnedehücrelerin anormal şekilde büyüdüğü ciddi bir hastalık
He is fighting cancer
Kanserle savaşıyor
kanser
Sahnedebir grup veya sisteme büyük zarar veren kişi veya şey
Corruption is a cancer to the organization
Yozlaşma kurum için bir kanserdir
alt kat
Sahnedebinanın mevcut katının altındaki kat
He is downstairs
O alt katta
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
Sahnedekonuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
anladım
Sahnedebir şeyi anlamak
I got it
Anladım
tam tersi
Sahnedebir durumun tersi
You can say it in English or vice versa
Bunu İngilizce söyleyebilirsin veya tam tersi
kazanan
Sahnedebir oyunu veya yarışmayı kazanan kişi
The winner gets a prize
Kazanan bir ödül alır
kazanan
Sahnedeçok iyi veya başarılı olan kişi veya şey
This new idea is a real winner
Bu yeni fikir tam bir kazanan
galip
bir yarışma veya rekabeti kazanan kişi
He was the winner
Galip oydu
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
anlaşma
Sahnedeiki veya daha fazla kişi arasında yapılan plan
We made an arrangement to meet at noon
Öğlen buluşmak için bir anlaşma yaptık
düzen
şeylerin yerleştirilme veya düzenlenme biçimi
The arrangement of the furniture is nice
Mobilyaların düzeni güzel
anlaşma
insanlar arasında yapılan plan
We have an arrangement to meet tomorrow
Yarın buluşmak için bir anlaşmamız var
düzelmek
Sahnedebulutların veya sorunların ortadan kalkması
The weather finally cleared up
Hava sonunda düzeldi
bulaşmak
Sahnedebirine veya bir şeye kasten sorun çıkarmak
Don't fuck with me
Benimle bulaşma
uğraşmak
birini rahatsız etmek veya onunla alay etmek
Please stop fucking with my phone
Lütfen telefonumla uğraşmayı bırak
bulaşmak
birini kışkırtmak veya ona meydan okumak
You really should not fuck with that gang
O çeteye kesinlikle bulaşmamalısın
defol
Sahnedebirine kaba şekilde gitmesini söylemek
Just fuck off and leave me alone
Sadece defol ve beni yalnız bırak
defolup gitmek
bir yerden ayrılmak veya birisiyle uğraşmayı bırakmak
I told him to fuck off
Ona defolup gitmesini söyledim
oturup dinlenmek
Sahnedevücudunu alt kısmı üzerine dayayıp dinlenmek
You can sit down here
Buraya oturup dinlenebilirsin
masada yenen yemek
insanların masaya oturarak yediği yemek
We had a sit-down meal
Masada yenen bir yemek yedik
oturma eylemi
bir şeyi protesto etmek için topluca oturarak yapılan eylem
The workers held a sit-down in the factory
İşçiler fabrikada bir oturma eylemi yaptılar
oturup konuşmak
biriyle resmi veya planlı bir görüşme yapmak
We should sit down to discuss the contract
Sözleşmeyi görüşmek için oturup konuşmalıyız
birisi
Sahnedebilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
biri
bilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
düzenli
Sahnedesık sık veya belirli zamanlarda olan
I exercise on a regular basis
Düzenli olarak egzersiz yaparım
normal
Sahnedealışılmış veya tipik
It was just a regular day
Sadece normal bir gündü
müdavim
bir yere sık giden kişi
He is a regular at this cafe
O bu kafenin müdavimidir
düzenli
belirli aralıklarla tekrarlanan veya standart olan
The bus arrives at regular intervals
Otobüs düzenli aralıklarla gelir
sıradan
her zamanki gibi olan veya tipik
This is my regular route to work
Bu işe gitmek için kullandığım sıradan yol
fotoğraf
Sahnedekamera ile çekilen resim
I took a photo
Bir fotoğraf çektim
fotoğraf
kamera ile çekilen basılı veya dijital görüntü
I took a photo of the cat
Kedinin bir fotoğrafını çektim
tuz
Sahnedeyemeklere tat vermek için kullanılan yaygın bir mineral
Pass me the salt, please
Lütfen tuzu uzat
tuzlamak
yiyeceğin üzerine tuz eklemek
You should salt the meat before cooking it
Eti pişirmeden önce tuzlamalısın
uzmanlaşmak
Sahnedebelli bir alanda yoğunlaşmak
He decided to specialize in criminal law
Ceza hukuku alanında uzmanlaşmaya karar verdi
uzmanlaşmak
zamanının veya ilgisinin çoğunu tek bir şeye vermek
He wants to specialize in cardiology
Kardiyoloji alanında uzmanlaşmak istiyor
birleşim
Sahnedefarklı şeylerin karışımı
This is a great combination of flavors
Bu harika bir lezzet birleşimi
şifre
bir kilidi açmak için kullanılan sayı dizisi
I forgot the combination
Şifreyi unuttum
kombinasyon
bir araya getirilmiş hareketler dizisi
The dancer performed a difficult combination
Dansçı zor bir kombinasyon sergiledi
hizmetinde
Sahnedebirine aşırı derecede hizmet ve ilgi gösterme durumu
She waits on him hand and foot
Ona dört dörtlük hizmet ediyor
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
bahsetmek
bir konu hakkında bir şeyler söylemek
They talked about the project
Projeden bahsettiler
zaman
Sahnedeolayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
vakit
belirli bir deneyim veya yaşam tarzı
We had a great time
Harika vakit geçirdik
an
bir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
yarı
Sahnedeoyunların veya maçların eşit iki bölümünden biri
The team played both halves well
Takım her iki yarıyı da iyi oynadı
yarı
tam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki yaşadığınız kişi
I am going out with my better half
Hayat arkadaşımla dışarı çıkıyorum
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
takdir
Sahnedebir şeyin değerini veya anlamını anlama yeteneği
He shows appreciation for hard work
Sıkı çalışma için takdir gösteriyor
minnettarlık
teşekkür etme veya minnet duyma hissi
I want to show my appreciation
Minnettarlığımı göstermek istiyorum
kıtırlaştırmak
Sahnedebir şeyi ısıtarak kuru ve sert hale getirmek
Toast the bread until it is crisp
Ekmeği kıtırlaşana kadar kızartın
serin ve taze
özellikle hava için taze ve canlandırıcı
The autumn air was crisp
Sonbahar havası serin ve tazeydi
cips
ince dilimlenmiş kızartılmış patates atıştırmalığı
I ate a salty crisp
Tuzlu bir cips yedim
gıcır banknot
yeni ve temiz kağıt para
He gave me a crisp ten dollar bill
Bana on dolarlık gıcır bir banknot verdi
ilginç bir şekilde
Sahnedeilgi çekici bir biçimde
Interestingly, she agreed with me
İlginç bir şekilde, bana katıldı
cuma günleri
Sahnedehaftanın perşembeden sonra ve cumartesiden önce gelen günü
I go to the gym on Fridays
Cuma günleri spor salonuna giderim
Cuma günleri
haftanın Cumartesi gününden önceki günü
We have a meeting on Fridays
Cuma günleri toplantımız var
liman işçileri sendikası
Sahnedenakliye ve liman sektöründeki çalışanların oluşturduğu grup
The longshore union went on strike for better wages
Liman işçileri sendikası daha iyi ücretler için greve gitti
boynuzlu
Sahnedekarısı tarafından aldatılan erkek
He felt like a cuckold
Kendini boynuzlu hissetti
intikam almak
Sahnedekendisine zarar veren birinden öç almak
I will get back at him
Ondan intikam alacağım
takviye kablosu
Sahnedearaç aküsünü başka bir aküye bağlayarak çalıştırmaya yarayan kalın kablo
I need jumper cables to start my car
Arabamı çalıştırmak için takviye kablosuna ihtiyacım var
ayağa kalkmak
Sahnedeoturur veya yatar durumdayken ayaklanmak
I need to get up to reach the book
Kitaba ulaşmak için ayağa kalkmam gerekiyor
kılık
giyilen bir kıyafet takımı
She wore a funny get-up to the party
Partiye komik bir kılıkla geldi
bir şeyle meşgul olmak
bir faaliyetin veya durumun içinde yer almak
What are you getting up to today?
Bugün nelerle meşgulsün?
yukarı çıkmak
daha yüksek bir konuma ulaşmak
You need to get up to the second floor
İkinci kata çıkman gerekiyor
uyandırmak
birini uykudan kaldırmak
Please get the children up early
Lütfen çocukları erkenden uyandır
kalkıp gitmek
bir yerden uzaklaşmak
I have to get up and leave now
Şimdi kalkıp gitmem gerekiyor
ayağa kalkmak
oturur veya yatar pozisyondan dik duruma geçmek
I get up early every morning
Her sabah erken ayağa kalkarım
dayak
Sahnedebirini dövme eylemi veya fiziksel ceza
He received a severe beating
Sert bir dayak yedi
yenmek
birini veya bir şeyi mağlup etmek
Our team is beating them
Takımımız onları yeniyor
dövmek
bir şeye veya birine art arda vurmak
He is beating the drum
Davula vuruyor
vuruş
düzenli tekrarlanan ses veya hareket
I can hear the beating of the drum
Davulun vuruşunu duyabiliyorum
hassas
Sahnedekolayca kırılabilen veya zarar görebilen
The glass vase is very delicate
Cam vazo çok hassastır
hassas
dikkat ve özen gerektiren
This is a delicate situation
Bu hassas bir durum
hassas
dikkatle ele alınması gereken
Please handle this delicate vase with care
Lütfen bu hassas vazoyu dikkatle tut
kişi
Sahnedeinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
Sahnedetek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
sohbet
Sahnedekişiler arasındaki karşılıklı konuşma
We had a long conversation
Uzun bir sohbet ettik
pint
Sahnedesıvılar için kullanılan yaklaşık 0,47 litrelik ölçü birimi
I would like a pint of milk
Bir pint süt istiyorum
tanım
Sahnedebir kelimenin ne anlama geldiğinin açıklaması
What is the definition of this word?
Bu kelimenin tanımı nedir?
belirginlik
kasların görünür şekli ve yapısı
He has great muscle definition
Kasları çok belirgin
tanım
bir kelimenin veya şeyin ne anlama geldiğinin açıklaması
I need the definition of this word
Bu kelimenin tanımına ihtiyacım var
seçmek
Sahnedebir şeyi almaya veya yapmaya karar vermek
I will go for the cake
Keki seçeceğim
geçerli olmak
bir durumun birisi veya bir şey için geçerli olması
The same rule goes for everyone
Aynı kural herkes için geçerlidir
hedeflemek
bir amaca ulaşmaya çalışmak
I will go for the win
Galibiyeti hedefliyorum
ayrılmak
bir yerden hareket etmeye hazırlanmak
I have to go for today
Bugün için ayrılmalıyım
peşinden gitmek
bir şeyin gerçekleşmesi için çabalamak
You should go for your dreams
Hayallerinin peşinden gitmelisin
geçerli olmak
birinin veya bir şeyin durumuna uygun düşmek
This rule goes for everyone
Bu kural herkes için geçerli
girişmek
bir şeyi elde etmeye veya yapmaya çalışmak
I will go for the top prize
Büyük ödül için girişiyorum
fiyat biçilmek
belirli bir bedele sahip olmak
This painting goes for a high price
Bu tabloya yüksek bir fiyat biçiliyor
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı amaçlamak
We go for an early start tomorrow
Yarın erken başlamaya niyetleniyoruz
uymak
birine uygun veya doğru olmak
That color goes for your skin tone
O renk tenine uyuyor
desteklemek
birini seçmek veya tutmak
I go for the local team
Yerel takımı destekliyorum
çabalamak
bir amaca ulaşmaya gayret etmek
You should go for your dreams
Hayallerin için çabalamalısın
tercih etmek
bir şeyi istemek veya seçmek
I think I will go for the salad
Sanırım salatayı tercih edeceğim
basmak
Sahnedeayağını bir şeyin içine koymak
He stepped in the mud
Çamura bastı
yerine geçmek
birinin görevini geçici bir süreliğine üstlenmek
I will step in for my sick colleague
Hasta arkadaşımın yerine ben geçeceğim
pot kırmak
birini kazara üzecek bir şey söylemek veya yapmak
You stepped in it when you mentioned his ex
Eski sevgilisinden bahsettiğinde pot kırdın
müdahale etmek
bir duruma karışarak dahil olmak
The police had to step in
Polis müdahale etmek zorunda kaldı
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
kabul etmek
Sahnedesunulan bir şeyi almak
I will take it
Onu kabul edeceğim
öyle varsaymak
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I take it you agree
Katıldığını varsayıyorum
başa çıkmak
bir sorunla veya durumla mücadele etmek
Can you take it
Bununla başa çıkabilir misin
taşımak
bir şeyi bir yerden başka bir yere yer değiştirmek
Please take it to the kitchen
Lütfen bunu mutfağa taşı
kabul etmek
kendisine sunulanı almak
You should take it as a gift
Onu bir hediye olarak kabul etmelisin
dayanmak
zor bir duruma katlanmak
I cannot take it anymore
Artık buna dayanamıyorum