

The Sopranos — 4. Sezon Bölüm 11
Kelimeler ve anlamları
631 kelime
Seviye
gömmek
Sahnedebir şeyle tamamen örtmek
The house was buried in snow
Ev kara gömüldü
gömmek
Sahnedebir ölüyü toprağa koymak
They buried the body
Cesedi gömdüler
ezmek
bir takımı büyük bir farkla yenmek
They buried the other team 5-0
Diğer takımı 5-0 ile ezdiler
gömmek
bir şeyi bulunamayacak bir yere koymak
The dog likes to bury its bone
Köpek kemiğini gömmeyi sever
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
elbette
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
pirinç
Sahnedeyemeklerde kullanılan bir tahıl türü
I like to eat rice
Pirinç yemeyi severim
önemli olmak
Sahnedebir şeyin değer veya önem taşıması
It does not matter to me
Bu benim için önemli değil
mesele
Sahnedeele alınması gereken önemli bir konu
This is a private matter
Bu özel bir mesele
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
madde
eşyaların yapıldığı fiziksel temel
Everything is made of matter
Her şey maddeden yapılmıştır
önem
bir şeyin değeri veya gerekliliği
This work is a matter of great importance
Bu iş büyük önem taşıyan bir konu
sorun
çözülmesi gereken güç bir durum
I have a private matter to discuss with you
Seninle konuşmam gereken özel bir sorun var
konu
üzerinde durulan düşünce veya olay
We should focus on the matter at hand
Elimizdeki konuya odaklanmalıyız
madde
fiziksel dünyayı oluşturan temel yapı
Everything in the universe is made of matter
Evrendeki her şey maddeden oluşur
mevzu
üzerine konuşulan veya ilgilenilen durum
Let us talk about a different matter
Farklı bir mevzu hakkında konuşalım
doğru
Sahnedegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
ziyaret etmek
Sahnedebirini görmeye gitmek ve onunla vakit geçirmek
I will visit my grandmother
Babaannemi ziyaret edeceğim
ziyaret etmek
bir yere belirli bir süre kalmak için gitmek
I will visit my grandmother tomorrow
Yarın büyükannemi ziyaret edeceğim
musallat olmak
birine kötü bir durum veya sıkıntı vermek
The sickness visited the small town
Hastalık küçük kasabaya musallat oldu
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
yüzde
Sahnede100'e bölünmüş bir bütünün bir parçası
Fifty percent of the students passed
Öğrencilerin yüzde ellisi başarılı oldu
tamamen
bütünüyle veya hiçbir eksik kalmadan
I am one hundred percent sure
Yüzde yüz eminim
yüzde
bir bütünün parçası olarak belirtilen miktar oranı
Fifty percent of the students passed the exam
Öğrencilerin yüzde ellisi sınavı geçti
geçen sefer
Sahnedeşu andan önceki en yakın zaman
I ate sushi last time
Geçen sefer sushi yedim
son kez
diğer hepsinden sonra gelen
This is the last time
Bu son kez
geçen sefer
şu andan hemen önce gerçekleşen
I went there last time
Geçen sefer oraya gittim
fıkra
Sahnedesonu komik biten kısa hikaye
He told a funny joke
Komik bir fıkra anlattı
şaka yapmak
Sahnedegülmek için bir şeyler söylemek veya ciddi olmadığını belirtmek
I was only joking
Sadece şaka yapıyordum
şaka
ciddiye alınmaması gereken şey
His excuse was a joke
Bahanesi bir şakaydı
şaka
insanları güldürmek için yapılan komik veya zekice davranış
He played a joke on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
şaka
insanların gülmesini sağlayan veya ciddiye alınmaması gereken söz veya davranış
I told a joke to my friend
Arkadaşıma bir şaka yaptım
hafta sonu tatili
SahnedeCuma akşamından pazar gecesine kadar olan zaman
We are going on a trip for the weekend
Hafta sonu tatili için bir geziye çıkıyoruz
hafta sonu
cumartesi ve pazar günleri
I will go to the park this weekend
Bu hafta sonu parka gideceğim
korkutmak
Sahnedebirini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
korku
Sahnedeani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
satın aldı
Sahnedepara ödeyerek bir şeyi edinmek
I bought a new car
Yeni bir araba satın aldım
enginar
Sahnedeyaprakları olan yeşil bir sebze
I love eating artichokes
Enginar yemeyi severim
çünkü
Sahnedebir durumun nedenini açıklamak için kullanılır
I am happy because I passed the test
Mutluyum çünkü sınavı geçtim
dönüşmek
Sahnedebaşka bir şeye dönüşmek veya değişmek
The caterpillar turned into a butterfly
Tırtıl bir kelebeğe dönüştü
sapağa girmek
farklı bir yola veya patikaya girmek için yön değiştirmek
Turn into the next street
Bir sonraki sokağa gir
dönüşmek
bir şeyin başka bir şeye dönüşmesi
The caterpillar will turn into a butterfly
Tırtıl kelebeğe dönüşecek
dönüşmek
bir şeyin başka bir şeye değişmesi
The caterpillar will turn into a butterfly
Tırtıl kelebeğe dönüşecek
yapardı
Sahnedegeçmişte düzenli olarak yapılan eylem
He used to swim every day
Her gün yüzerdi
alışık olmak
bir duruma alışmış veya rahat olmak
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışığım
eskiden
geçmişte düzenli olarak yapılan alışkanlıklar
I used to play football
Eskiden futbol oynardım
eskiden yapmak
geçmişte düzenli olarak yapılan bir alışkanlık veya eylem
I used to play football
Eskiden futbol oynardım
alışkın olmak
bir deneyim yoluyla bir şeye aşina olmak
I am used to waking up early
Erken kalkmaya alışkınım
takdir
Sahnedeiyi bir iş için verilen resmi övgü
She received a commendation for her excellent work
Çalışması için takdir aldı
biliyor musun
Sahnedekonuşurken dikkat çekmek veya zaman kazanmak için kullanılan ifade
You know what we should go home
Biliyor musun eve gitmeliyiz
bilirsin ya
konuşmacının adını söylemek istemediği bir şeye atıfta bulunmak için kullanılır
He is doing you know what again
Yine bilirsin ya, onu yapıyor
malum şey
ismini söylemek istemediğimiz şey
I forgot to buy you know what
Malum şeyi almayı unuttum
yaklaşmak
Sahnedebirinin yanına doğru yürümek
He went up to her and said hello
Ona yaklaştı ve merhaba dedi
çıkmak
daha yüksek bir yere hareket etmek
He went up the stairs
Merdivenlerden yukarı çıktı
artmak
değer veya miktar olarak yükselmek
Prices go up every year
Fiyatlar her yıl artar
karşı karşıya gelmek
biriyle rekabet etmek veya çatışmak
Our team will go up against the champions
Takımımız şampiyonlara karşı mücadele edecek
yükselmek
daha yüksek bir yere doğru hareket etmek
The elevator will go up to the top floor
Asansör en üst kata yükselecek
yükselmek
daha yüksek bir yere veya seviyeye çıkmak
Prices will go up soon
Fiyatlar yakında yükselecek
civarında
Sahnedebir yerin yakınındaki alan
Many trees are around the school
Okulun civarında çok ağaç var
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
aşina
bir şeyi nasıl kullanacağını veya idare edeceğini bilmek
She knows her way around the office
Ofis konusunda bilgisi var
tersine
bir şeyin yönünü veya sonucunu değiştirmek
We must turn the situation around
Durumu tersine çevirmeliyiz
iki kez
Sahnedeiki defa
I called him twice
Onu iki kez aradım
gizlice izlemek
Sahnedebirini gizlice takip etmek veya gözetlemek
They used a camera to spy on him
Onu gizlice izlemek için bir kamera kullandılar
gizlice izlemek
birini haberi olmadan izlemek
He tried to spy on his neighbors
Komşularını gizlice izlemeye çalıştı
gözetlemek
birini fark ettirmeden takip etmek
The detective decided to spy on the suspect
Dedektif şüpheliyi gözetlemeye karar verdi
doğum
Sahnedebebeğin dünyaya gelme süreci
The birthing process is natural
Doğum süreci doğaldır
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
kesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
öğrenmek
Sahnedebir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
yakalanmak
birinin hatalı veya dürüst olmayan bir şey yaptığını keşfetmek
I hope he does not find out
Umarım o yakalanmaz
öğrenmek
bir bilgi veya gerçek hakkında fikir sahibi olmak
I want to find out the truth
Gerçeği öğrenmek istiyorum
inşa etmek
Sahnedeparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
bir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
artmak
bir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
oluşturmak
zamanla bir şeyi meydana getirmek veya kurmak
We want to build a strong team
Güçlü bir ekip oluşturmak istiyoruz
önemli
Sahnedeçok anlamlı veya önemli
There is a significant difference
Önemli bir fark var
strateji
Sahnedebir amaca ulaşmak için izlenen yöntem
We need a new strategy
Yeni bir stratejiye ihtiyacımız var
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
terapi
Sahnedezihinsel veya fiziksel bir durum için uygulanan tedavi
She goes to therapy once a week
Haftada bir kez terapiye gidiyor
tedavi
Sahnedebir hastalığın veya yaralanmanın iyileşmesine yardımcı olan uygulama
She is starting physical therapy today
O bugün fizik tedaviye başlıyor
dürtü
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik güçlü arzu veya istek
I had a sudden urge to laugh
Aniden gülme isteği duydum
teşvik etmek
birini bir şey yapmaya kuvvetle yönlendirmek
I urge you to follow your dreams
Hayallerinin peşinden gitmeni şiddetle tavsiye ederim
ısrar etmek
birinden bir şey yapmasını kuvvetle istemek
He urged me to tell the truth
Doğruyu söylemem için bana ısrar etti
teşvik
birini bir şey yapmaya ikna etme çabası
Her words were a strong urge to study
Onun sözleri ders çalışmak için güçlü bir teşvikti
tek
Sahnedesadece bir tane olan
I need a single sheet of paper
Tek bir kağıda ihtiyacım var
bekar
Sahnedeevli olmayan
He is currently single
O şu anda bekar
tek banknot
bir dolarlık kağıt para
He paid with a single
Tek bir banknotla ödeme yaptı
tek vuruş
beyzbolda vurucunun birinci kaleye ulaşmasını sağlayan vuruş
The player hit a single
Oyuncu tek vuruş yaptı
tekli
bir albümü tanıtmak için yayınlanan kısa müzik kaydı
They released a new single yesterday
Dün yeni bir tekli yayınladılar
tek
yalnızca bir tane olan
I have a single dollar left
Geriye sadece tek bir dolarım kaldı
yıl
Sahnede12 aylık zaman birimi
Happy New Year
Mutlu yıllar
yıl
12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
katılmak
Sahnedebir etkinlikte veya olayda yer almak
Everyone participated in the game
Herkes oyuna katıldı
tutmak
Sahnedebelirli bir miktar para gerektirmek
It costs ten dollars
On dolar tutuyor
mal olmak
bir şeye mal olmak
This mistake cost him his job
Bu hata ona işine mal oldu
mal olmak
bir şey için ödenmesi gereken para miktarı
This jacket costs fifty dollars
Bu ceket elli dolara mal oluyor
havadan sudan konuşmak
Sahnederahat bir şekilde sohbet etmek
We sat down and shot the breeze
Oturduk ve havadan sudan konuştuk
havadan sudan konuşmak
rahat ve resmi olmayan bir şekilde konuşmak
We sat on the porch to shoot the breeze
Havadan sudan konuşmak için verandaya oturduk
pislik
Sahnedekaba veya sinir bozucu erkekler için kullanılan kaba bir tabir
He is such a prick
O tam bir pislik
batırmak
sivri bir uçla küçük bir delik açmak
I pricked my finger with a needle
Parmağıma iğne battı
sivri uç
bir bitki veya nesne üzerindeki küçük keskin nokta
The tool has a small sharp prick at the end
Aletin ucunda küçük keskin bir nokta var
penis
erkek cinsel organı
He injured his penis
O penisini incitti
üzülmek
Sahnedebir şeyden dolayı üzüntü veya pişmanlık duymak
I am sorry about the mistake
Hata yaptığım için üzgünüm
milyon
Sahnedebin tane binlikten oluşan sayı
A million people live here
Burada bir milyon insan yaşıyor
dalga geçmek
Sahnedebirininle kaba bir şekilde gülmek
Stop making fun of me
Benimle dalga geçmeyi bırak
alay etmek
birini küçük düşürmek için gülmek
They make fun of his accent
Onun aksanıyla alay ediyorlar
alay edilen
kaba bir şekilde gülünmüş olan
She was made fun of
Onunla alay edildi
dalga geçmek
birisiyle kötü niyetle alay etmek
Do not make fun of your classmates
Sınıf arkadaşlarınla dalga geçme
iş arkadaşı
Sahnedebirlikte çalışılan kişi
He is my associate
O benim iş arkadaşım
ilişkilendirmek
iki şey arasında zihinsel bir bağ kurmak
I associate summer with the beach
Yazı plajla ilişkilendiririm
zerre
Sahnedebir şeyin çok küçük bir parçası veya noktası
There is a speck of dust on the table
Masanın üzerinde bir toz zerresi var
düzen
Sahnedeşeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
emir
bir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
sipariş etmek
bir restoranda yemek ya da içecek istemek
I want to order a pizza
Bir pizza sipariş etmek istiyorum
araştırmak
Sahnedebir konuyu veya durumu incelemek
I will look into this problem
Bu sorunu araştıracağım
içine bakmak
bir şeyin içine doğru gözlerini çevirmek
She looked into the box
O kutunun içine baktı
adetli
Sahnedekadının aylık kanama dönemi
She is irritable because she is on the rag
Adetli olduğu için sinirli
aklına gelmek
Sahnedebirinin zihninde belirlemek
It didn't occur to me
Aklıma gelmedi
jest
Sahnedesembolik bir anlam taşıyan davranış
It was a kind gesture
Nazik bir hareketti
el hareketi
bir şeyi ifade etmek için yapılan vücut hareketi
She made a small gesture
Küçük bir el hareketi yaptı
ışıklandırma
Sahnedebir yerdeki ışığın düzenlenme biçimi
I like the lighting in this room
Bu odadaki ışıklandırmayı seviyorum
aydınlatma
görmemizi sağlayan doğal veya yapay ışık
The natural lighting is great here
Buradaki doğal aydınlatma harika
aydınlatma sistemi
ışık üreten cihazlar veya ekipmanlar
The studio has professional lighting
Stüdyoda profesyonel bir aydınlatma sistemi var
eşlik etmek
Sahnedebiriyle beraber bir yere gitmek
Do you want to come with me
Benimle gelmek ister misin
beraberinde gelmek
bir şeyle beraber sunulmak
The phone comes with a charger
Telefon şarj cihazıyla birlikte gelir
birlikte gelmek
bir şeyin parçası olarak sunulmak veya satılmak
This phone comes with a charger
Bu telefon şarj aletiyle birlikte geliyor
beraberinde gelmek
bir şey ile aynı zamanda var olmak veya gerçekleşmek
This phone comes with a charger.
Bu telefonun yanında şarj aleti gelir.
bir yere varmak
Sahnedebaşarıya ulaşmak veya ilerlemek
You need to work hard to get anywhere
Bir yere varmak için çok çalışmalısın
ilerleme kaydetmek
bir konuda mesafe almak veya gelişme sağlamak
I do not feel like I am getting anywhere with this project
Bu projede ilerleme kaydettiğimi hissetmiyorum
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
yoksulluk
Sahnedeçok fakir olma durumu
Many people live in poverty
Birçok insan yoksulluk içinde yaşıyor
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
onay veya kabullenme belirtmek için kullanılan ifade
All right I will go to the store
Tamam markete gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
bir tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip bir grup
This is some kind of plant
Bu bir tür bitki
plan
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
plan
bir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
anlaşma
Sahnedeiki veya daha fazla kişi arasında yapılan plan
We made an arrangement to meet at noon
Öğlen buluşmak için bir anlaşma yaptık
düzen
şeylerin yerleştirilme veya düzenlenme biçimi
The arrangement of the furniture is nice
Mobilyaların düzeni güzel
anlaşma
insanlar arasında yapılan plan
We have an arrangement to meet tomorrow
Yarın buluşmak için bir anlaşmamız var
sorumlu
Sahnedekontrolü veya yetkisi olan
Who is in charge here?
Burada kim sorumlu?
sorumlu
bir şey üzerinde kontrol veya yetkiye sahip olma
She is in charge of the project
Projeden o sorumlu
sorumlu
kontrol veya sorumluluğa sahip olma durumu
She is in charge of the project
O projeden sorumlu
yetkili
kontrolü elinde bulunduran kişi
Who is in charge here
Burada yetkili kim
sorumlu
bir işin denetimini veya yönetimini elinde bulunduran kişi
She is in charge of the department
Departmandan o sorumlu
baca
Sahnededumanı binanın dışına taşıyan dikey boru
Smoke comes out of the chimney
Duman bacadan çıkar
randevu
Sahnedeönceden kararlaştırılmış görüşme veya buluşma
I have an appointment with the doctor
Doktorla bir randevum var
randevu
önceden belirlenmiş bir buluşma veya ziyaret
I have a doctor's appointment
Doktor randevum var
randevu
belirli bir zamanda birisiyle buluşma planı
I have a doctor's appointment tomorrow
Yarın doktor randevum var
biliyor musun
Sahnededinleyicinin dikkatini çekmek veya düşünürken vakit kazanmak için kullanılan ifade
Know what I have a better idea
Biliyor musun daha iyi bir fikrim var
malum şeyler
konuşmacının adını açıkça söylemek istemediği bir şeye atıfta bulunan ifade
They are doing know-what
Malum şeyleri yapıyorlar
şey
adı belirtilmeyen şey
I need to buy the know what for the car
Araba için gereken şeyi almam gerekiyor
sürmek
Sahnedehareket halindeki bir aracı kontrol ederek kullanmak
She wants to ride her new bike
Yeni bisikletini sürmek istiyor
lunapark aracı
eğlence parklarında insanların keyif için bindiği mekanik araç
The roller coaster is a fun ride
Hız treni eğlenceli bir lunapark aracıdır
araç yolculuğu
bir vasıta ile yapılan seyahat
The ride to the airport was long
Havaalanına araç yolculuğu uzundu
sürekli eleştirmek
birini sürekli rahatsız etmek veya eleştirmek
Stop riding me about my mistakes
Hatalarım hakkında beni sürekli eleştirmeyi bırak
binmek
bir aracın üzerine oturup gitmek
I like to ride my bike
Bisikletime binmeyi seviyorum
sürmek
bir hayvanın üzerine oturup onu yönlendirmek
She loves to ride horses
O at sürmeyi seviyor
yolculuk yapmak
bir taşıtla yolculuk etmek
We ride the bus to school
Okula otobüsle gidiyoruz
gezinti
bir araca binerek yapılan kısa süreli yolculuk
They went for a ride
Bir gezintiye çıktılar
iğne
Sahnedesivri uçlu kısa ve ince metal parça
She dropped a pin on the floor
Yere bir iğne düşürdü
şifre
bir şeye erişmek için kullanılan gizli numara
Enter your pin
Şifrenizi girin
suç atmak
birine suç veya sorumluluk yüklemek
They tried to pin the theft on him
Hırsızlığı onun üzerine atmaya çalıştılar
iğnelemek
bir şeyi iğne kullanarak bir yüzeye sabitlemek
Please pin this paper to the wall
Lütfen bu kağıdı duvara iğneleyin
gemi
Sahnedeinsanları veya hayvanları taşımak için kullanılan büyük gemi
Noah built a giant ark
Nuh dev bir gemi inşa etti
gemi
kutsal hikayelerde anlatılan büyük bir tekne
Noah built a large ark
Nuh büyük bir gemi inşa etti
musallat olmak
Sahnedebir yere hayalet olarak gelmek
Ghosts haunt this old house
Hayaletler bu eski eve musallat olur
rahat bırakmamak
sürekli sıkıntı veya endişe vermek
The memory of the accident haunts him
Kazanın anısı onu rahat bırakmıyor
uğrak yeri
birinin eğlenmek veya sosyalleşmek için sık sık gittiği yer
This cafe is a popular haunt for local students
Bu kafe yerel öğrenciler için popüler bir uğrak yeridir
sık uğramak
bir yere çok sık gitmek
He likes to haunt this local cafe
O bu yerel kafeye sık uğramayı sever
eski
Sahnededaha önce olan veya var olan
He is a former president
O eski bir başkandır
tavsiye
Sahnedene yapılması gerektiği hakkında verilen fikir veya öneri
I need some advice
Biraz tavsiyeye ihtiyacım var
tavsiye
birinin ne yapması gerektiği hakkındaki fikir
I need your advice
Senin tavsiyene ihtiyacım var
iyi geçinmek
Sahnedebirisiyle dostça bir ilişkiye sahip olmak
I get along with my brother
Kardeşimle iyi geçiniyorum
idare etmek
bir durumla başa çıkmak veya ilerlemeye devam etmek
How are you getting along with your new job
Yeni işinle nasıl idare ediyorsun
eşlik etmek
birinin yanında bulunmak
You can get along with us
Bize eşlik edebilirsin
ayrılmak
bir yerden başka bir yere gitmek
It is time for us to get along
Bizim ayrılma vaktimiz geldi
iyi geçinmek
biriyle uyumlu ve dostça bir ilişkiye sahip olmak
My sister and I get along well
Kız kardeşimle iyi geçiniriz
davet etmek
Sahnedebirini gelmeye veya katılmaya çağırmak
I will invite him to join us
Onu bize katılmaya davet edeceğim
davet etmek
birini bir yere veya etkinliğe çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
davet
bir yere gitmek veya bir şey yapmak için yapılan sözlü veya yazılı istek
I received an invite to the wedding
Düğüne bir davet aldım
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünmek
belirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
kaçmak
Sahnedebirinden veya bir şeyden hızla uzaklaşmak
The cat ran away from the dog
Kedi köpekten kaçtı
kaçmak
tehlikeden kurtulmak amacıyla bir yerden hızla uzaklaşmak
The boy ran away from the danger
Çocuk tehlikeden kaçtı
çiçeklenme
Sahnedebitkilerin çiçeklerini açtığı süreç
The garden is beautiful with the blooming flowers
Bahçe çiçek açan bitkilerle çok güzel
algılamak
Sahnedebir şeyin farkına varmak
She perceived a change in his mood
Onun ruh halindeki değişimi algıladı
yaşamak
Sahnedebir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
canlı
hayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
bir kişinin veya şeyin var olma biçimi
Fish live in water
Balıklar suda yaşar
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir yerde evinin olması
I live in Istanbul
İstanbul'da yaşıyorum
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
çalışmak
Sahnedebir konu hakkında bilgi edinmek için zaman harcamak
I study English every day
Her gün İngilizce çalışırım
çalışma odası
okuma yazma veya çalışma için kullanılan oda
He is in his study
O çalışma odasında
hızlı öğrenen
bir şeyi çabuk kavrayan kimse
She is a fast study
O hızlı öğrenen biridir
araştırma
bir konunun detaylı incelenmesi
They conducted a study on the new medicine
Yeni ilaç üzerine bir araştırma yaptılar
karşı teklif
Sahnedebir teklife yanıt olarak sunulan yeni teklif
He made a counteroffer to the company
Şirkete bir karşı teklif sundu
her zaman
Sahnedesürekli veya çok sık
He talks all the time
O her zaman konuşur
yanında
Sahnedebir şeye veya birine çok yakın
He sat next to me
O benim yanımda oturdu
neredeyse
bir durumun gerçekleşmesine çok az kalması
It is next to impossible
Bu neredeyse imkansız
sıradaki
mevcut olandan sonra gelen
Who is next to go
Gitmek için sıradaki kim
yanında
bir şeyin çok yakınında
The book is next to the lamp
Kitap lambanın yanında
tahammül etmek
Sahnedebir şeye katlanmak veya izin vermek
I will not stand for this behavior
Bu davranışa tahammül etmeyeceğim
aday olmak
bir seçimde adaylığını koymak
She will stand for mayor
Belediye başkanlığına aday olacak
anlamına gelmek
bir şeyi temsil etmek veya ifade etmek
What does this symbol stand for
Bu sembol ne anlama geliyor