

The Sopranos — 4. Sezon Bölüm 13
Kelimeler ve anlamları
848 kelime
Seviye
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
dava avukatı
Sahnedemahkemede dava takip eden kişi
The litigator argued the case in front of the judge
Dava avukatı davayı hakimin önünde savundu
çıkar çatışması
Sahnedekişisel çıkarların resmi görevlerle ters düştüğü durum
The judge resigned due to a conflict of interest
Hakim çıkar çatışması nedeniyle istifa etti
geri dönmek
Sahnedebir yere veya bir konuya yeniden dönmek
I want to go back to my home
Evime geri dönmek istiyorum
geri dönmek
bir yere tekrar gitmek
I will go back to my house
Evime geri döneceğim
çekici
Sahnedefiziksel olarak etkileyici
She looks sexy in that dress
O elbisenin içinde çekici görünüyor
seksi
cinsel arzu uyandıran
He has a sexy voice
Seksi bir sesi var
seksi
cinsel açıdan çekici olan
He looks very sexy in that suit
O takım elbise içinde çok seksi görünüyor
Soru sormak
Sahnedebirinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
ile ilgili
Sahnedebir konu hakkında veya bir şeyle bağlantılı olma durumu
She spoke as regards the new plan
Yeni plan ile ilgili konuştu
ile ilgili
bir konu hakkında veya bir şey ile bağlantılı olarak
As regards the project we need more time
Proje ile ilgili olarak daha fazla zamana ihtiyacımız var
ikna etmeye çalışmak
Sahnedebirinin fikrini değiştirmek için onunla mantıklı bir şekilde konuşmak
I tried to reason with him
Onu ikna etmeye çalıştım
son zamanlarda
Sahnedeyakın geçmişte
I have been very busy lately
Son zamanlarda çok meşguldüm
hiçbir şey
Sahnedekoca bir hiç
He knows jack shit about cars
Arabalar hakkında hiçbir şey bilmiyor
bağırsak
Sahnedegıdaların sindirildiği vücut bölümü
The bowel helps digest food
Bağırsak gıdaların sindirilmesine yardımcı olur
değil veya yok
am not, is not, are not, have not veya has not ifadelerinin standart dışı kısaltması
I ain't seen him
Onu görmedim
değil
am not is not veya are not ifadelerinin gayriresmi kısaltması
I ain't happy about it
Bundan memnun değilim
değilim
birinci tekil şahıs için olumsuzluk bildiren gayriresmi kısaltma
I ain't ready
Hazır değilim
değil
genel olumsuzluk bildiren gayriresmi kısaltma
They ain't coming
Onlar gelmiyor
sahip değil
have not veya has not anlamına gelen resmi olmayan kısaltma
I ain't got time for this
Buna ayıracak vaktim yok
yaşamak
Sahnedebir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
canlı
hayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
bir kişinin veya şeyin var olma biçimi
Fish live in water
Balıklar suda yaşar
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir yerde evinin olması
I live in Istanbul
İstanbul'da yaşıyorum
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
imza atmak
Sahnedekabul ettiğini göstermek için bir belgeye ismini yazmak
Please sign the contract here
Lütfen sözleşmeyi buraya imzalayın
işaret
bir anlamı olan vücut hareketi
He made a sign to be quiet
Sessiz olması için bir işaret yaptı
işaret
özel bir anlamı olan sembol
It is a sign of respect
Bu bir saygı işaretidir
gergedan
Sahnedeburnunda bir veya iki boynuzu olan kalın derili büyük bir hayvan
I saw a rhino at the zoo
Hayvanat bahçesinde bir gergedan gördüm
yinelemek
Sahnedebir şeyi tekrar söylemek
He reiterated his commitment to the project
Projeye olan bağlılığını yineledi
bağırmak
Sahnedebirine yüksek sesle ve öfkeyle hitap etmek
Don't yell at me
Bana bağırma
bitmiş
Sahnedetükenmiş veya artık mevcut olmayan
The milk is gone
Süt bitmiş
hale gelmiş
bir duruma veya koşula dönüşmüş
He has gone mad
Çıldırdı
gitmiş
bir yerden başka bir yere gitmiş
She has gone home
Eve gitti
yok
bir yerde artık bulunmayan
She is gone for the day
O bugünlük gitti
kaybolmuş
artık mevcut olmayan
The cookies are all gone
Kurabiyelerin hepsi bitti
tükenmiş
artık varlığını sürdürmeyen
The milk is gone
Süt bitti
gitmiş
bir yerden uzaklaşmış olan
They have gone to the cinema
Onlar sinemaya gitti
kayıp
artık bulunamayan veya mevcut olmayan
My phone is gone
Telefonum kayıp
eksik
yerinde olmayan
My keys are gone
Anahtarlarım yerinde yok
geçmiş
zamanı sona ermiş olan
The summer is gone
Yaz mevsimi bitti
haksız fiil
Sahnedebir kimseye zarar veren hukuka aykırı eylem
The lawyer filed a claim for a tort
Avukat haksız fiil için dava açtı
pasta
fırında pişmiş yassı bir kek veya tatlı
She made a delicious tort for the party
Partide ikram etmek için lezzetli bir pasta yaptı
husumet
Sahnedebiriyle olan sorun veya anlaşmazlık
I have some beef with him
Onunla bazı sorunlarım var
sığır eti
Sahnedeinekten elde edilen et
I love beef steaks
Sığır eti bifteklerini severim
tiyatro
Sahnedeoyun veya film izlenen yer
We went to the theater last night
Dün gece tiyatroya gittik
ameliyathane
hastanede cerrahi operasyonların yapıldığı oda
The patient is in the theater
Hasta ameliyathanede
savaş alanı
savaşın veya askeri operasyonların yaşandığı bölge
The region was a major theater of war
Bölge önemli bir savaş alanıydı
tiyatro
izleyiciler için sergilenen oyun veya gösteri
We went to the theater to see a play
Bir oyun izlemek için tiyatroya gittik
hamle
Sahnedeyapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
hareket etmek
bir yerini değiştirmek veya yeni bir yere gitmek
We will move to a new house
Yeni bir eve taşınacağız
taşınmak
yaşanılan yeri değiştirmek
We will move to a new house next month
Gelecek ay yeni bir eve taşınacağız
zemin
Sahnedebir odada üzerinde yürüdüğünüz yüzey
Please clean the floor
Lütfen zemini temizleyin
kat
bir binanın katı veya seviyesi
I live on the third floor
Üçüncü katta yaşıyorum
şoke etmek
birini çok şaşırtmak
The news floored him
Haber onu şoke etti
söz hakkı
bir toplantıda veya oturumda konuşma izni
The chairperson gave her the floor
Başkan ona söz hakkı verdi
gazlamak
bir aracın pedalına sonuna kadar basmak
He decided to floor it on the highway
Otoyolda gaza sonuna kadar basmaya karar verdi
küsmek
Sahnedekızgın olduğu için sessiz ve mutsuz olmak
She is sulking in her room
Odasında küsmüş bir şekilde oturuyor
somurtmak
sessiz ve aksi bir tavır takınmak
He began to sulk after the argument
Tartışmadan sonra somurtmaya başladı
Sands Oteli
Sahnedeseyahat ederken kalmak için ücret ödediğiniz yer
I stayed at the Sands Hotel
Sands Oteli'nde kaldım
asistan
Sahnedebaşka birine yardım eden kişi
She is my assistant
O benim asistanım
dahil olmak
Sahnedebir sürecin içinde yer almak
I had a hand in the decision
Kararda benim de dahilim oldu
teslim etmek
bir işi veya belgeyi yetkili birine vermek
Please hand in your homework
Lütfen ödevinizi teslim edin
katılmak
bir etkinliğe katkıda bulunmak
She had a hand in the project
Projeye o da katıldı
katılmak
bir faaliyete veya duruma dahil olmak
I hand in the school event
Okul etkinliğine katılıyorum
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
şaka yapmak
Sahnedeciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
çocuk
genç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
gelmek
Sahnedebir yere ait olmak veya orada doğmuş olmak
I come from Turkey
Ben Türkiye'den geliyorum
gelmek
bir yerden veya kaynaktan meydana gelmek
I come from a small town
Küçük bir kasabadan geliyorum
kaynaklanmak
bir nedenden veya yerden oluşmak
Problems come from stress
Sorunlar stresten kaynaklanır
terapi
Sahnedekişisel sorunlar için profesyonel destek
She is going to counseling
Terapiye gidiyor
danışmanlık
profesyonel tavsiye ve destek
He needs career counseling
Kariyer danışmanlığına ihtiyacı var
danışmanlık
birine yapması gerekenler hakkında verilen öneriler
He received counseling on his career
Kariyeri hakkında danışmanlık aldı
önemli olmak
Sahnedebir şeyin değer veya önem taşıması
It does not matter to me
Bu benim için önemli değil
mesele
Sahnedeele alınması gereken önemli bir konu
This is a private matter
Bu özel bir mesele
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
madde
eşyaların yapıldığı fiziksel temel
Everything is made of matter
Her şey maddeden yapılmıştır
önem
bir şeyin değeri veya gerekliliği
This work is a matter of great importance
Bu iş büyük önem taşıyan bir konu
sorun
çözülmesi gereken güç bir durum
I have a private matter to discuss with you
Seninle konuşmam gereken özel bir sorun var
konu
üzerinde durulan düşünce veya olay
We should focus on the matter at hand
Elimizdeki konuya odaklanmalıyız
madde
fiziksel dünyayı oluşturan temel yapı
Everything in the universe is made of matter
Evrendeki her şey maddeden oluşur
mevzu
üzerine konuşulan veya ilgilenilen durum
Let us talk about a different matter
Farklı bir mevzu hakkında konuşalım
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
sürmek
Sahnedebir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
geçen
şimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
tutum
Sahnedebir şey hakkında düşünme veya hissetme biçimi
She has a positive attitude
Olumlu bir tutumu var
tutum
bir konu hakkındaki düşünce veya bakış açısı
He has a positive attitude towards his work
İşiyle ilgili pozitif bir tutumu var
mahkeme salonu
Sahnedemahkemelerin toplandığı oda
The lawyer entered the courtroom
Avukat mahkeme salonuna girdi
lanet
Sahnedekelimeyi kaba bir şekilde vurgulamak için kullanılır
It is fucking cold outside
Dışarısı lanet soğuk
cinsel ilişki
cinsel birleşme eylemi
They were fucking in the room
Odada cinsel ilişkiye giriyorlardı
geri dönmek
Sahnedebir yere veya bir aktiviteye tekrar gitmek
I will get back to work
İşe geri döneceğim
geri almak
kaybedilen bir şeyi yeniden elde etmek
I want to get back my book
Kitabımı geri almak istiyorum
barışmak
bir sorun yaşadıktan sonra biriyle arayı düzeltmek
They decided to get back together
Tekrar bir araya gelmeye karar verdiler
öcünü almak
birine yaptığı kötülüğe karşılık zarar vermek
He wanted to get back at her
Ondan öcünü almak istedi
ebeveyn
Sahnedebir kişinin annesi veya babası
I love my parents
Ebeveynlerimi seviyorum
ana şirket
başka bir şirketin sahibi olan şirket
The parent company owns several smaller businesses
Ana şirket birkaç küçük işletmeye sahip
ebeveynlik yapmak
bir çocuğun bakımını üstlenip onu büyütmek
They are parenting their children with love
Çocuklarını sevgiyle yetiştiriyorlar
ebeveyn
bir çocuğun annesi veya babası
My parent is very kind
Ebeveynim çok nazik
indirim
Sahnedeürünlerin indirimli fiyatlarla satıldığı etkinlik
The store is having a big sale
Mağazada büyük bir indirim var
satış
Sahnedemalların para karşılığında verilmesi eylemi
The store made a big sale
Mağaza büyük bir satış yaptı
girmek
Sahnedebir yere girmek
Please come into the room
Lütfen odaya girin
dahil olmak
bir durumun veya sürecin parçası olmak
Money does not come into this decision
Para bu karara dahil değil
miras kalmak
bir şeye genellikle miras yoluyla sahip olmak
She came into a lot of money
Ona yüklü miktarda para miras kaldı
sinirlendirmek
Sahnedebirini kızdırmak
Stop pissing me off
Beni sinirlendirmeyi bırak
işemek
idrar yapmak
He needs to piss
İşemesi gerekiyor
çarçur etmek
bir şeyi dikkatsizce veya aptalca harcamak
He pissed away his entire salary on gambling
Tüm maaşını kumarda çarçur etti
büyümek
Sahnedeyaşça büyümek
Children grow quickly
Çocuklar hızlı büyür
yetiştirmek
bitki veya saç gibi şeylerin gelişmesini sağlamak
They grow tomatoes in the garden
Bahçede domates yetiştiriyorlar
artmak
bir şeyin miktarının veya sayısının çoğalması
The demand for goods continues to grow
Ürünlere olan talep artmaya devam ediyor
endişelenmek
bir durum karşısında kaygı duymaya başlamak
I began to grow worried about the weather
Hava durumu hakkında endişelenmeye başladım
büyümek
bir duruma gelmek veya gelişmeye başlamak
The plant started to grow
Bitki büyümeye başladı
hükümsüz dava
Sahnedegeçersiz sayılan ve tekrarlanması gereken dava
The judge declared a mistrial
Hakim davayı hükümsüz ilan etti
feshetmek
Sahnederesmi olarak iptal etmek veya geri almak
They decided to rescind the agreement
Anlaşmayı feshetmeye karar verdiler
bir şekilde
Sahnedenasıl olduğu bilinmeyen bir şekilde
I will finish it somehow
Onu bir şekilde bitireceğim
hevesi kaçmak
Sahnedeuzun süre uğraştıktan sonra bir şeyi sevmeyi bırakmak
She tired of playing the game
Oyunu oynamaktan hevesi kaçtı
bıkmak
bir şeye karşı sabrını veya enerjisini yitirmek
I tire of doing the same work
Aynı işi yapmaktan bıkıyorum
usanmak
bir şeye karşı hevesini veya sabrını kaybetmek
Children tire of their old toys
Çocuklar eski oyuncaklarından usanır
sıkılmak
bir şeyden zamanla bunalmak veya rahatsız olmak
You will tire of this game soon
Bu oyundan yakında sıkılacaksın
yorulmak
bir şeye karşı bıkkınlık duymaya başlamak
I tire of hearing the same excuses
Aynı bahaneleri duymaktan yoruluyorum
batık
Sahnedederinin içine doğru büyüyen
I have an ingrown toenail
Batık bir tırnağım var
soğuk
Sahnededüşük sıcaklık
The winter cold is harsh
Kış soğuğu serttir
soğuk
nezaket veya sevgi göstermeyen
He is a cold person
O soğuk bir insandır
soğuk algınlığı
burun akıntısı ve öksürükle seyreden hastalık
I have a cold
Soğuk algınlığına yakalandım
bilinçsiz
olan bitenin farkında olmayacak şekilde uyanık olmama durumu
He was knocked cold in the fight
Dövüşte darbe alıp bilinçsiz hale geldi
ne halt
Sahnedebir soruyu vurgulamak veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
What the hell are you doing
Ne halt ediyorsun
bu da ne
şaşkınlık veya öfke belirtmek için kullanılan bir ifade
What the hell you broke it
Bu da ne sen onu kırdın
bu da ne
şaşkınlık hüsran veya kayıtsızlık ifade etmek için kullanılır
What the hell is that
Bu da ne
kendi başına
Sahnedetek başına veya yardım almadan
She did it on her own
Bunu kendi başına yaptı
AVM yürüyüşü
Sahnedealışveriş merkezinin içinde egzersiz amaçlı yapılan yürüyüş
Many elderly people do mall-walking to stay active
Birçok yaşlı insan aktif kalmak için AVM yürüyüşü yapıyor
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
yakında
kısa bir süre içinde
I will see you soon
Seni yakında göreceğim
nazikçe
Sahnedekibar ve hoş bir şekilde
She spoke to the children nicely
Çocuklarla nazikçe konuştu
güzelce
iyi veya hoş bir şekilde
They played nicely together
Birlikte güzelce oynadılar
falanca
Sahnedeismi unutulan kişi
Tell whatshername to call me
Falancaya beni aramasını söyle
adı aklıma gelmeyen kadın
ismi hatırlanmayan kadın
I saw whatshername at the store
Mağazada adı aklıma gelmeyen o kadını gördüm
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
Sahnedebir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
boşanmak
Sahnedeevliliği yasal olarak bitirmek
They decided to divorce last year
Geçen yıl boşanmaya karar verdiler
boşanmış kadın
yasal olarak eşinden ayrılmış kadın
She is a divorce who lives happily
O mutlu bir şekilde yaşayan boşanmış bir kadın
boşanmış kadın
yasal olarak eşinden ayrılmış kadın
She is a divorcée
O boşanmış bir kadın
ayırmak
bir şeyle olan bağlantıyı kesmek
It is hard to divorce facts from opinions
Gerçekleri fikirlerden ayırmak zordur
boşanmış kadın
yasal olarak eşinden ayrılmış kadın
She is a divorcée
O boşanmış bir kadın
tekmelemek
Sahnedeayağıyla bir şeye vurmak
He kicked the ball
Topa tekme attı
haz
güçlü bir zevk hissi
I get a kick out of this
Bundan keyif alıyorum
kovmak
birini zorla bir yerden uzaklaştırmak
They kicked him out of the house
Onu evden kovdular
yormak
birini çok fazla yorgun düşürmek
This heavy work kicked me
Bu ağır iş beni çok yordu
savaşa girmek
Sahnedeülkelerin silahlı çatışmaya başlaması
The two countries decided to go to war
İki ülke savaşa girmeye karar verdi
kızdırmak
Sahnedebirini öfkelendirmek
You really pissed him off
Onu gerçekten kızdırdın
defolup gitmek
kaba bir şekilde bir yerden ayrılmak
He told me to piss off
Bana defolup gitmemi söyledi
kızdırmak
birini sinirlendirmek
That noise really pisses me off
O gürültü beni gerçekten çok kızdırıyor
defolmak
bir yerden çekip gitmek
Just piss off and leave me alone
Sadece defol git ve beni yalnız bırak
sikişmiş
Sahnedecinsel ilişkide bulunmuş
They have fucked
Onlar sikişmiş
mahvolmuş
çok kötü bir durumda olan
We are totally fucked
Tamamen mahvolduk
boktan
çok kaba bir sıfat
This fucked car is broken
Bu boktan araba bozuk
bozuk
işlevini yitirmiş veya çalışmayan
This machine is fucked
Bu makine bozuk
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
Sahnedegünümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
küçük
Sahnedeboyutu küçük olan
He has a little dog
Onun küçük bir köpeği var
biraz
az miktarda veya derecede
I am a little tired
Biraz yorgunum
fıkra
Sahnedesonu komik biten kısa hikaye
He told a funny joke
Komik bir fıkra anlattı
şaka
ciddiye alınmaması gereken şey
His excuse was a joke
Bahanesi bir şakaydı
şaka
insanları güldürmek için yapılan komik veya zekice davranış
He played a joke on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
şaka yapmak
gülmek için bir şeyler söylemek veya ciddi olmadığını belirtmek
I was only joking
Sadece şaka yapıyordum
şaka
insanların gülmesini sağlayan veya ciddiye alınmaması gereken söz veya davranış
I told a joke to my friend
Arkadaşıma bir şaka yaptım
kayınbirader
Sahnedeeşin erkek kardeşi
My brother in law is coming to dinner
Kayınbiraderim akşam yemeğine geliyor
kayınbirader veya enişte
eşin erkek kardeşi veya kız kardeşin kocası
He is my brother in law
O benim kayınbiraderim
enişte
kız kardeşin eşi
Her brother in law took the kids to school
Eniştesi çocukları okula götürdü
uyum sağlamak
Sahnedeyeni bir duruma alışmak için değişmek
He needs to adjust to the new city
Yeni şehre uyum sağlaması gerekiyor
ayarlamak
bir şeyi hafifçe değiştirmek
Please adjust the volume
Lütfen sesi ayarla
hırçınlık
Sahnedeöfkeli ve kırıcı duygular veya kelimeler
The divorce was full of acrimony
Boşanma süreci hırçınlık doluydu
yaşamak
Sahnedezor bir durumla başa çıkmak veya deneyimlemek
She went through a hard time
Zor bir zaman geçirdi
onaylanmak
Sahnedebir işlemin veya anlaşmanın resmen kabul edilmesi ya da sonuçlanması
The trade agreement went through yesterday
Ticaret anlaşması dün onaylandı
incelemek
bir şeyi başından sonuna kadar dikkatlice okumak veya kontrol etmek
Please go through these documents
Lütfen bu belgeleri inceleyin
geçmek
bir taraftan diğer tarafa hareket etmek
We will go through the tunnel
Tünelden geçeceğiz
onaylanmak
resmi olarak kabul edilmek veya tamamlanmak
The contract finally went through
Sözleşme sonunda onaylandı
yaşamak
zor bir durumla karşılaşmak
She went through a difficult time
Zor bir dönem yaşadı
son
Sahnedesonunda olan veya gerçekleşen
This is the final chapter
Bu son bölümdür
final
bir dersin sonunda yapılan sınav
I have a final tomorrow
Yarın bir final sınavım var
kesin
değiştirilemez olan
This is my final decision
Bu benim kesin kararım
final
bir yarışmada kazananı belirleyen son oyun
Our team reached the final
Takımımız finale ulaştı
Sayın Hakim
SahnedeBir hakime hitap ederken kullanılan saygılı ifade
Your Honor may I speak
Sayın Hakim konuşabilir miyim
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
ayıklık
Sahnedealkol kullanmama durumu
He is proud of his sobriety
Ayıklığıyla gurur duyuyor
ayıklık
alkol kullanmama durumu
He has maintained his sobriety for five years
Beş yıldır içki kullanmıyor
keyif kaçıran
Sahnedebaşkalarının eğlenmesini engelleyen kişi
He is such a wet blanket at parties
Partilerde tam bir keyif kaçıran
başına gelmek
Sahnedebirinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
tesadüfen yapmak
plan yapmadan bir eylem gerçekleştirmek
I happened to meet him at the park
Onunla parkta tesadüfen karşılaştım
tesadüfen yapmak
planlamadan bir şey yapmak
I happened to meet him
Onunla tesadüfen karşılaştım
denk gelmek
bir şeyin rastlantı sonucu olması
I happened to be there
Tesadüfen orada bulundum
rast gelmek
beklenmedik bir şekilde meydana gelmek
Such things happen to everyone
Böyle şeyler herkesin başına gelir
istemeden yapmak
planlamadan bir şeyle sonuçlanmak
I happened to break the glass
Kadehi yanlışlıkla kırdım
başına gelmek
birinin veya bir şeyin başına bir durumun gelmesi
What happened to your car
Arabana ne oldu
tesadüfen yapmak
bir şeyi şans eseri gerçekleştirmek
I happened to see him at the store
Onu mağazada tesadüfen gördüm
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
kavramak
söylenen bir şeyi zihnen çözümlemek
I understood his instructions clearly
Talimatlarını net bir şekilde kavradım
lütuf
Sahnedebeklenmedik şekilde gelen ve çok yardımcı olan şey
This rain was a godsend for the farmers
Bu yağmur çiftçiler için bir lütuftu
övmek
Sahnedebirini veya bir şeyi takdir ettiğini ifade etmek
The teacher praised the student for her hard work
Öğretmen öğrencisini çok çalışmasından dolayı övdü
ölmek
Sahnedeyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ölmek
yaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
ölmek
canlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
dikkate alındığında
Sahnedebir durum değerlendirilirken hesaba katılan
Given the rain we should stay home
Yağmur dikkate alındığında evde kalmalıyız
kabul edilen durum
kesin olarak doğru sayılan şey
Victory is a given
Zafer kabul edilen bir durumdur
verilmiş
birine teslim edilmiş olan
The key was given to him
Anahtar ona verilmişti
verilmiş
bir şeyin doğru olduğu veya var olduğu varsayıldığında
Given the circumstances he is doing well
Koşullar göz önüne alındığında o gayet iyi durumda
dikkate
bir şeyi göz önüne alarak
Given the weather we should stay home
Havayı dikkate alırsak evde kalmalıyız
koçluk
Sahnedebirinin becerilerini geliştirmek için yapılan eğitim
He is getting professional coaching for his career
Kariyeri için profesyonel koçluk alıyor
koçluk
birine beceri kazandırma süreci
He provides professional coaching
Profesyonel koçluk hizmeti veriyor
koçluk
birine belirli bir konuda rehberlik etme veya öğretme süreci
She needs some coaching to learn this skill
Bu beceriyi öğrenmek için biraz koçluğa ihtiyacı var
yerinde kalmak
Sahnedebulunduğu yeri terk etmemek
Please stay in your seats until the plane stops
Uçak durana kadar lütfen yerlerinizde kalınız
içeride kalmak
dışarı çıkmamak
It is raining, so let's stay in
Yağmur yağıyor, o yüzden içeride kalalım
kalmak
bir süre için bir yerde yaşamak
I am staying in London for a month
Bir ay boyunca Londra'da kalıyorum
evde kalmak
dışarı çıkmayıp bulunulan yerde durmak
I prefer to stay in on rainy days
Yağmurlu günlerde evde kalmayı tercih ederim
evde kalmak
bir yerde bulunmaya devam etmek
I want to stay in tonight
Bu gece evde kalmak istiyorum
evde kalmak
bir yerden ayrılmamak
I prefer to stay in today
Bugün evde kalmayı tercih ediyorum