

The Sopranos — 5. Sezon Bölüm 4
Kelimeler ve anlamları
791 kelime
Seviye
form
Sahnedebir kişinin fiziksel veya zihinsel durumu
He is in good shape
O iyi bir formda
şekil
bir şeyin dış biçimi veya hatları
The clouds have a strange shape
Bulutlar garip bir şekle sahip
şekillendirmek
bir şeye belirli bir biçim kazandırmak
You can shape the clay with your hands
Kili ellerinle şekillendirebilirsin
şekil
bir şeyin dış görünüşü veya ana hatları
Everything has a shape
Her şeyin bir şekli vardır
açıkça
Sahnedeaçık ve net bir biçimde
He straight up lied to me
Bana açıkça yalan söyledi
buzsuz
buz eklenmeden servis edilen
I like my whiskey straight up
Viskimi buzsuz severim
dürüstçe
doğrudan ve açık bir şekilde
Tell me straight up what you think
Ne düşündüğünü bana dürüstçe söyle
dürüstçe
açık ve doğru bir şekilde
He told me straight up that he was leaving
Bana gideceğini dürüstçe söyledi
dürüst
tamamen açık ve içten konuşan
He was straight-up with me about the problem
Sorun hakkında bana karşı dürüsttü
saçmalık
Sahnedeaptalca veya gerçek dışı konuşma
That is total bullshit
Bu tamamen saçmalık
saçmalamak
doğru olmayan şeyler söylemek
Stop bullshitting me and tell the truth
Bana saçmalamayı bırak ve doğruyu söyle
gevezelik etmek
rahat ve resmi olmayan bir şekilde sohbet etmek
We were just bullshitting in the kitchen
Mutfakta öylece gevezelik ediyorduk
insanlar
Sahnedebir grup insan, özellikle aile veya arkadaşlar
My folks are coming to visit
Ailem ziyarete geliyor
aile
aile bireyleri
I am visiting my folks this weekend
Bu hafta sonu ailemi ziyarete gidiyorum
halk
sıradan insanların geleneksel kültürüyle ilgili
She likes to listen to folk music
O halk müziği dinlemeyi sever
zeki
Sahnedehızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
akıllı
Sahnedemantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
şık
iyi giyimli veya temiz görünüşlü
He looks very smart in his suit
O takım elbisesiyle çok şık görünüyor
silahlandırmak
Sahnedesilah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
kol
omuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
silah
savaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
kol
büyük bir organizasyonun belirli bir iş alanıyla ilgilenen bölümü
This is the research arm of the company
Bu şirketin araştırma koludur
matkap
Sahnededelik açmak için kullanılan alet
He used a drill to make a hole
Delik açmak için matkap kullandı
tatbikat
acil durumlar için yapılan uygulama çalışması
We have a fire drill today
Bugün yangın tatbikatımız var
sorguya çekmek
birine art arda çok soru sormak
The teacher drilled the students with questions
Öğretmen öğrencileri sorularla sorguya çekti
delmek
bir alet kullanarak bir nesnede delik açmak
He will drill a hole in the wall
Duvara bir delik açacak
cinsel
Sahnededoğrudan cinsel aktivite ile bağlantılı
He was asked about his sexual history
Ona cinsel geçmişi soruldu
cinsel
seks ile ilgili olan
Sexual health is important
Cinsel sağlık önemlidir
cinsel
fiziksel veya romantik yakınlık ile ilgili
They share a sexual attraction
Birbirlerine karşı cinsel çekim duyuyorlar
cinsel
cinsel arzu veya yönelim ile ilgili olan
Sexual attraction is a natural feeling
Cinsel çekim doğal bir duygudur
hayırlı alamet
Sahnedeibranice iyi bir haber veya müjde anlamında kullanılan ifade
They wished him siman tov for his new job
Yeni işi için ona hayırlı alamet dilediler
iyi işaret
Sahnedeşanslı veya olumlu bir gösterge
Finding a four leaf clover is a siman tov
Dört yapraklı yonca bulmak iyi bir işarettir
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
popülerlik
Sahnedebirçok kişi tarafından sevilme veya tanınma durumu
His popularity grew after he won the game
Oyunu kazandıktan sonra popülerliği arttı
uyuyor
Sahnedeuyku durumunda olan
The baby is asleep
Bebek uyuyor
kırık
Sahnedehasarlı veya bozuk olan
The screen is broken
Ekran kırık
bozulmuş
artık geçerli olmayan
The promise was broken
Söz bozuldu
bozuk
artık düzgün çalışmayan
The coffee machine is broken
Kahve makinesi bozuk
eğitilmiş
eğitim verilerek söz dinler hale getirilmiş
The horse is fully broken
At tamamen eğitilmiş
oyuncak
Sahnedeçocukların oynaması için yapılan nesne
This is a new toy
Bu yeni bir oyuncak
oyalanmak
bir şeyle ciddiyetsizce oynamak
He was toying with his food
Yemeğiyle oyalanıyordu
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
sürmek
Sahnedebir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
üniversite
Sahnedeliseden sonra öğrencilerin eğitim gördüğü yer
She is studying at college
O üniversitede okuyor
oturmak
Sahnedeağırlığı kalçaya vererek sandalye veya zemin üzerinde durma eylemi
Please sit on this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
oturmak
Sahnedebir yerde bulunmak veya kalmak
Please sit on that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturtmak
birinin oturmasını sağlamak
I will seat the guests
Misafirleri oturtacağım
poz vermek
bir sanatçıya veya fotoğrafçıya çizilmesi için hareketsiz durmak
I sat for a portrait
Bir portre için poz verdim
oturmak
vücudun ağırlığını kalçalar üzerinde dinlendirme pozisyonunda olmak
Please sit in that chair
Lütfen o sandalyeye otur
yemin etmek
Sahnedeciddi bir söz vermek
He vowed to return
Geri döneceğine yemin etti
hazımsızlık
Sahnedeyiyeceklerden kaynaklanan mide ağrısı veya rahatsızlığı
I have indigestion after eating spicy food
Baharatlı yemek yedikten sonra hazımsızlık çekiyorum
beklemek
Sahnedekısa bir süre beklemek veya durmak
Please hold on a moment
Lütfen bir an bekleyin
sıkıca tutmak
bir şeyi sıkıca kavramak
Hold on to the rail
Korkuluğa sıkıca tutun
hakimiyet
birisi üzerindeki güç veya etki
He has a firm hold on the team
Takım üzerinde sıkı bir hakimiyeti var
tutmak
bir şeyi bulunduğu konumda bırakmamak
Hold on to your ticket
Biletinizi elinizde tutun
tutunmak
bir şeye sıkıca sarılmak
Please hold on to the railing
Lütfen tırabzana tutunun
vergiden düşmek
Sahnedebir masrafı vergi hesabından silmek
You can write off business expenses
İş masraflarını vergiden düşebilirsiniz
gözden çıkarmak
bir şeyin önemsiz olduğuna veya dikkate değer olmadığına karar vermek
Do not write off this opportunity yet
Bu fırsatı henüz gözden çıkarma
vergi indirimi
vergilendirilebilir gelirden düşülebilen harcama
They recorded the equipment as a write-off
Ekipmanı vergi indirimi olarak kaydettiler
doğu yakası
Sahnedeşehrin doğu tarafında yer alan bölge
He lives on the eastside of town
Şehrin doğu yakasında oturuyor
kaybetmek
Sahnedebir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
artık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
takip edememek
birinin ne dediğini anlayamamak
You are losing me
Beni takip edemiyorsun
kaybetmek
bir şeyin yerini bilememek
I always lose my keys
Anahtarlarımı her zaman kaybederim
yenilmek
bir oyunda mağlup duruma düşmek
We did not want to lose the game
Oyunu kaybetmek istemedik
ölmek
bir yakınını kaybetmek
She lost her father last year
Babasını geçen yıl kaybetti
kaybetmek
bir yarışmada kazanamamak
They will lose the match
Maçı kaybedecekler
kaybetmek
elinde tuttuğun bir şeyi yitirmek
I do not want to lose this chance
Bu şansı kaybetmek istemiyorum
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
kaybetmek
bir eşyayı yanlış yere koyup bulamamak
Did you lose your wallet
Cüzdanını mı kaybettin
yitirmek
daha önce sahip olunan bir şeyi artık bulundurmamak
He lost his job yesterday
Dün işini kaybetti
kaybetmek
artık sahip olmamak
I lost my focus
Odak noktamı kaybettim
kaybetmek
bir şeye artık sahip olmamak
I often lose my keys
Anahtarlarımı sık sık kaybederim
selam
Sahnedemerhaba veya hoşça kal demek için kullanılan samimi bir ifade
He said salut to his friend
Arkadaşına selam dedi
eğilim
Sahnededoğal bir eğilim veya tercih
He has a proclivity for hard work
Çok çalışmaya karşı bir eğilimi var
eğilim
bir şeyi yapmaya yönelik doğal yatkınlık
He has a proclivity for hard work
Onun çok çalışmaya bir eğilimi var
karşı çıkmak
Sahnedebir şeye karşı hareket etmek
I don't want to go against my parents
Aileme karşı gelmek istemiyorum
geçen sefer
Sahnedeşu andan önceki en yakın zaman
I ate sushi last time
Geçen sefer sushi yedim
son kez
diğer hepsinden sonra gelen
This is the last time
Bu son kez
geçen sefer
şu andan hemen önce gerçekleşen
I went there last time
Geçen sefer oraya gittim
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
fikir
Sahnedebir düşünce veya inanç
He has a strange notion about it
Bu konuda garip bir fikri var
saymak
Sahnedebir şeyi belli bir şekilde görmek veya kabul etmek
I consider him a friend
Onu bir arkadaşım olarak görüyorum
düşünmek
Sahnedebir konu üzerinde dikkatlice düşünmek
I will consider your offer
Teklifinizi düşüneceğim
dikkate almak
bir karar verirken belirli bir durumu düşünmek
You should consider the cost before buying it
Satın almadan önce maliyeti dikkate almalısın
bir parçası
Sahnedebir grubun veya organizasyonun üyesi olmak
I am part of the team
Takımın bir parçasıyım
tür
Sahnedekategori veya sınıf
What type of music do you like
Ne tür müzik seversin
tip
benzer özelliklere sahip grup
He is a weird type of person
O tuhaf bir tip
yazmak
klavye ile yazı yazmak
I am typing an email
Bir e-posta yazıyorum
gruplandırmak
kan gibi biyolojik örnekleri ayırmak
The doctor typed his blood
Doktor kan grubunu belirledi
orijinal
Sahnedebir şeyin ilk veya başlangıç hali
This is the original version
Bu orijinal versiyon
özgün
yeni ve yaratıcı bir şekilde farklı
His ideas are very original
Fikirleri çok özgün
acınası
Sahnedeçok kötü veya işe yaramaz
Your effort was pathetic
Çaban acınasıydı
acınası
acıma veya küçümseme uyandıran
His excuse was pathetic
Mazereti acınasıydı
uyarmak
Sahnedebirini olası bir tehlike hakkında bilgilendirmek
I warned him about the rain
Onu yağmur hakkında uyardım
tartışmak
Sahnedebir konu hakkında biriyle konuşmak
We need to discuss the plan
Planı tartışmamız gerekiyor
minnettar
Sahnedeşükran duyan veya teşekkür eden
I am grateful for your help
Yardımın için minnettarım
popülerlik yarışması
Sahnedekişilerin yeteneklerinden ziyade sevilme düzeyine göre kazananın belirlendiği bir yarışma
The election felt like a popularity contest
Seçim bir popülerlik yarışması gibi hissettirdi
hı hı
evet veya onay belirtmek için çıkarılan ses
Do you agree? Uh huh
Katılıyor musun? Hı hı
anlıyorum
dinleyicinin anladığını göstermek veya bir duraksama için kullanılan ses
Go on. Uh huh
Devam et. Anlıyorum
hı hı
evet demek veya dinlediğini göstermek için kullanılan bir ses
Uh huh I understand what you mean
Hı hı ne demek istediğini anlıyorum
evet
onaylama veya dinlediğini belirtme amacıyla kullanılan gayriresmi ifade
Uh-huh I understand what you mean
Evet ne demek istediğini anlıyorum
hı hı
onay veya anlaşıldığını göstermek için kullanılan ifade
Uh huh I understand your point
Hı hı fikrini anlıyorum
içgüdü
Sahnededüşünmeden bir şeyi bilmenin doğal yolu
Birds build nests by instinct
Kuşlar içgüdüyle yuva yapar
googol
Sahnede1 rakamının yanına 100 tane sıfır yazılarak elde edilen sayı
A googol is an incredibly large number
Googol inanılmaz derecede büyük bir sayıdır
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
yaşında
Sahnedebelirli bir yaşı doldurmuş olma
She is ten years old
O on yaşında
yaşında
belirli bir yaştaki kişi
She is a ten-year-old girl
O on yaşında bir kız
yaşında
belirli bir yaşta olan
She is a five-year-old girl
O beş yaşında bir kız
alet
Sahnedebelirli bir iş için kullanılan el cihazı
A hammer is a useful tool
Çekiç yararlı bir alettir
aptal
aptal veya sinir bozucu kimse
He is such a tool
O tam bir aptal
donatmak
bir iş için gereken ekipmanı veya beceriyi sağlamak
The company is tooling the staff for the new project
Şirket yeni proje için personeli donatıyor
yarışma
Sahnedeinsanların kazanmaya çalıştığı bir etkinlik
She entered a photo contest
Bir fotoğraf yarışmasına katıldı
itiraz etmek
yasal bir ortamda bir şeye karşı çıkmak
He decided to contest the decision
Karara itiraz etmeye karar verdi
his
zihinde veya vücutta hissedilen güçlü duygu
I have a bad feeling
Kötü bir hissim var
duygu
duygusal durum veya ruh hali
Love is a wonderful feeling
Aşk harika bir duygudur
hissetmek
fiziksel bir duyum yaşamak
I am feeling tired
Yorgun hissediyorum
duygulanmak
bir duygu veya his yaşamak
I am feeling sad
Kendimi üzgün hissediyorum
hissetmek
bir duyguya veya fiziksel bir hisse sahip olmak
I am feelin happy today
Bugün mutlu hissediyorum
Kahretsin
Sahnedekızgınlık veya hayal kırıklığı belirten bir ünlem
God damn I lost my keys
Kahretsin anahtarlarımı kaybettim
Lanet olası
öfke göstermek için kullanılan kaba bir sıfat
Move that god damn car
Çek şu lanet olası arabayı
pay
Sahnedebir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
paylaşmak
Sahnedebir şeyi başkalarıyla kullanmak ya da onlara vermek
I will share my food with you
Yemeğimi seninle paylaşacağım
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
ortak kullanmak
bir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
paylaşmak
bir şeyi başkalarıyla aynı anda birlikte kullanmak
We share the same office
Aynı ofisi paylaşıyoruz
dönüşmek
Sahnedebaşka bir şeye dönüşmek veya değişmek
The caterpillar turned into a butterfly
Tırtıl bir kelebeğe dönüştü
sapağa girmek
farklı bir yola veya patikaya girmek için yön değiştirmek
Turn into the next street
Bir sonraki sokağa gir
dönüşmek
bir şeyin başka bir şeye dönüşmesi
The caterpillar will turn into a butterfly
Tırtıl kelebeğe dönüşecek
dönüşmek
bir şeyin başka bir şeye değişmesi
The caterpillar will turn into a butterfly
Tırtıl kelebeğe dönüşecek
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşmak
bir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor
sessiz
Sahnedeses çıkarmayan
The room was completely silent
Oda tamamen sessizdi
roman
Sahnedeuzun, kurgusal bir hikaye anlatan kitap
I am reading a novel
Bir roman okuyorum
yeni
daha önce var olmayan
This is a novel way to solve the problem
Bu sorunu çözmenin yeni bir yolu
normal
Sahnedealışılmış veya tipik
It was just a regular day
Sadece normal bir gündü
müdavim
bir yere sık giden kişi
He is a regular at this cafe
O bu kafenin müdavimidir
düzenli
sık sık veya belirli zamanlarda olan
I exercise on a regular basis
Düzenli olarak egzersiz yaparım
düzenli
belirli aralıklarla tekrarlanan veya standart olan
The bus arrives at regular intervals
Otobüs düzenli aralıklarla gelir
sıradan
her zamanki gibi olan veya tipik
This is my regular route to work
Bu işe gitmek için kullandığım sıradan yol
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
Sahnedeanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
bir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
yayınlamak
Sahnedebilgiyi birçok kişiyle paylaşmak veya duyurmak
The company put out a new report today
Şirket bugün yeni bir rapor yayınladı
söndürmek
bir yangını durdurmak
Please put out the fire
Lütfen ateşi söndür
zahmet etmek
biri için çaba göstermek veya zahmete girmek
I don't want to put you out
Seni zahmete sokmak istemiyorum
dışarı koymak
bir şeyi başkalarının görebileceği veya kullanabileceği bir yere koymak
Put out the trash
Çöpü dışarı çıkar
rahatsız
canı sıkılmış veya gücenmiş
She felt put out by his rude comment
Onun kaba yorumu yüzünden rahatsız oldu
rahatsız etmek
birine zahmet vermek veya fazladan iş çıkarmak
I hope I am not putting you out
Umarım seni rahatsız etmiyorumdur
yayınlamak
bir şeyi halkın erişimine sunmak
The company put out a new report
Şirket yeni bir rapor yayınladı
Yahudi
SahnedeYahudilerle veya Yahudilik diniyle ilgili olan
He is Jewish
O Yahudidir
av tüfeği
Sahnedeküçük metal parçacıkları fırlatan bir silah
He used a shotgun
Bir av tüfeği kullandı
ön koltuk
şoförün yanındaki yolcu koltuğu
I call shotgun
Ön koltuk benim
tek nefeste içmek
bir içeceği kutu veya şişeden çok hızlı şekilde tüketmek
He shotgunned the cold beer
Bira kutusunu tek nefeste içti
ateş etmek
bir ateşli silah kullanarak atış yapmak
He shotgunned at the target
Hedefe doğru ateş etti
oturmak
Sahnedebir sandalyeye veya benzeri bir yere oturmak
Please have a seat
Lütfen oturun
kötü adam
Sahnedekötü şeyler yapan kişi
Every story has a villain
Her hikayenin bir kötü adamı vardır
hasta
Sahnedekendini iyi hissetmeyen
I feel sick today
Bugün hasta hissediyorum
müthiş
çok iyi veya etkileyici argo
That car is sick
Bu araba müthiş
iğrenç
tiksinme duygusu uyandıran
This is a sick joke
Bu iğrenç bir şaka
bıkkın
bir şeyden uzun süre maruz kaldığı için sıkılmış olma durumu
I am sick of this noise
Bu gürültüden bıktım
Aman
SahnedeŞaşkınlık veya vurgu belirtmek için kullanılan gayriresmi bir ünlem
Lordy look at all this mess
Aman şu karmaşaya bak
içine bakmak
Sahnedebir yerin veya kabın içini kontrol etmek için göz atmak
Please look in the drawer to find your keys
Anahtarlarını bulmak için çekmecenin içine bak
uğramak
bir kişiyi veya yeri kısa süreliğine ziyaret etmek
I will look in on my neighbor later
Daha sonra komşuma uğrayacağım
albüm
Sahnedebir sanatçı tarafından yayınlanan şarkılar koleksiyonu
She released a new album
O yeni bir albüm yayınladı
fotoğraf albümü
fotoğrafların konulduğu boş sayfalı kitap
Look at this old photo album
Bu eski fotoğraf albümüne bak
albüm
tek bir diskteki müzik parçaları koleksiyonu
Her new album is great
Onun yeni albümü harika
yaşamak
bir durumu veya olayı tecrübe etmek
I am having a bad day
Kötü bir gün yaşıyorum
sahip olmak
bir şeyi elinde veya bünyesinde bulundurmak
Having a car is very useful
Bir arabaya sahip olmak çok kullanışlıdır
yemek
yiyecek tüketmek
I am havin lunch now
Şu an öğle yemeğimi yiyorum
ağırlamak
birini evinde misafir etmek
We are havin guests tonight
Bu akşam misafir ağırlıyoruz
sahip olmak
bir şeyi mülkiyetinde bulundurmak
I am havin a surprise for you
Senin için bir sürprizim var
geçirmek
zamanı belli bir şekilde harcamak
We are havin a good time
İyi vakit geçiriyoruz
yaşamak
belirli bir zaman dilimini deneyimlemek
We are havin a bad day
Kötü bir gün yaşıyoruz
ertelemek
Sahnedebir şeyin daha geç olmasını sağlamak
They delayed the meeting
Toplantıyı ertelediler
gecikme
bir şeyin olması gerekenden daha geç gerçekleşmesi
There was a delay in our flight
Uçuşumuzda bir gecikme oldu
karar vermek
Sahnedebir konu hakkında seçim yapmak
I need to decide what to eat
Ne yiyeceğime karar vermem lazım
ayrı
Sahnedediğerlerinden farklı veya birleşmemiş olan
They have separate rooms
Onların ayrı odaları var
ayrılmak
Sahnederomantik veya evlilik ilişkisini sonlandırmak
They decided to separate last year
Geçen yıl ayrılmaya karar verdiler
ayırmak
nesneleri birbirinden uzaklaştırmak
Please separate the red and white clothes
Lütfen kırmızı ve beyaz kıyafetleri ayırın
ayırmak
birbirine bağlı olan şeyleri birbirinden uzaklaştırmak
You should separate the red socks from the white ones
Kırmızı çorapları beyazlardan ayırmalısın
günlük
Sahnedegünlük notların veya randevuların kaydedildiği defter
I write my appointments in my daybook
Randevularımı günlüğüme yazarım
berbat
Sahnedeçok kötü veya düşük kaliteli
This movie is shit
Bu film berbat
kandırmak
birini kandırmak veya ona yalan söylemek
Are you shitting me
Benimle dalga mı geçiyorsun
sıkıca yapıştırmak
Sahnedegüçlü bir yapıştırıcı kullanarak sağlamca tutturmak
She crazy-glued the broken vase
O kırık vazoyu sıkıca yapıştırdı
medeni
Sahnedeiyi tavırları olan ve saygılı davranan
Try to have a civilized discussion
Medeni bir tartışma yapmaya çalışın
medeni
gelişmiş bir topluma sahip olan
They live in a civilized society
Medeni bir toplumda yaşıyorlar
medeni
kibar ve görgülü
We had a civilized discussion
Medeni bir tartışma yaptık
medeni
gelişmiş ve nazik bir toplum veya kişi
We should have a civilized conversation
Medeni bir konuşma yapmalıyız
üstü açık
Sahnedetavanı katlanabilen veya çıkarılabilen araba
He bought a red convertible
Kırmızı, üstü açık bir araba satın aldı
dönüştürülebilir
kolayca değişebilen veya değiştirilebilen şey
This sofa is convertible into a bed
Bu kanepe yatağa dönüştürülebilir
fırın
Sahnedeekmek ve pasta gibi ürünlerin yapılıp satıldığı yer
I bought some bread at the bakery
Fırından biraz ekmek aldım
ürün
Sahnedesatılmak üzere üretilen şey
This is a new product
Bu yeni bir ürün
sonuç
başka bir şeyin neden olduğu veya ortaya çıkardığı şey
This success is a product of hard work
Bu başarı sıkı çalışmanın bir sonucudur
haber vermek
Sahnedebirine bir durumu bildirmek
I will let you know when I arrive
Vardığımda sana haber vereceğim
kuru
Sahnedesu veya nem içermeyen
The grass is dry
Çimler kuru
sıkıcı
ilginç olmayan
The history lecture was dry
Tarih dersi sıkıcıydı
ayık
alkol almamış olan
He has been dry for a year
Bir yıldır ayık
tükenmiş
enerjisi veya kaynağı kalmamış
My motivation for this project is dry
Bu proje için motivasyonum tükendi
kurutmak
bir şeydeki suyu uzaklaştırmak
Dry your hands with a towel
Ellerini bir havluyla kurula
paylaşma
Sahnedebir şeyin bir kısmını başkalarına verme
They are sharing the cake
Keki paylaşıyorlar
paylaşma
bir şeyi başkalarıyla aynı anda kullanma
We are sharing the umbrella
Şemsiyeyi paylaşıyoruz
beni yanlış anlamak
Sahnedebirini yanlış şekilde anlamak
Don't get me wrong, I like the car
Beni yanlış anlama, arabayı seviyorum
otçu
Sahnededüzenli olarak esrar kullanan kimse
He is a total pothead
O tam bir otçu