

The Sopranos — 6. Sezon Bölüm 3
Kelimeler ve anlamları
706 kelime
Seviye
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
giysi
vücudu örtmek için kullanılan eşyalar
This shop sells sports wear
Bu mağaza spor giysileri satıyor
giymek
üzerinde kıyafet bulunması
I wear a coat in winter
Kışın palto giyerim
giymek
vücudun kıyafetle kaplı olması
She wears a beautiful dress
O güzel bir elbise giyiyor
giymek
üzerinde bir giysi bulundurmak
He wears a blue shirt
O mavi bir gömlek giyiyor
takmak
vücudunda aksesuar veya benzeri bir şey taşımak
You should wear a mask
Bir maske takmalısın
giymek
bir kıyafeti üzerine geçirmek
Wear your jacket before leaving
Çıkmadan önce ceketini giy
giymek
vücuduna kıyafet geçirmek
She wears her new shoes
O yeni ayakkabılarını giyiyor
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
hale gelmek
bir şey durumuna geçmeye başlamak
The weather will become cold
Hava soğuk hale gelecek
örneğin
Sahnedeörnek vermek için kullanılır
I like fruit, for example, apples
Meyveleri severim, örneğin elmaları
örnek
bir şeyin neye benzediğini gösteren durum veya nesne
This is a good example of modern art
Bu modern sanat için iyi bir örnektir
lanet
bir kelimeyi veya duyguyu vurgulamak için kullanılır
that is a fuckin good song
bu lanet olası iyi bir şarkı
dalga geçmek
biriyle şaka yapmak veya oynamak
i am just fuckin with you
sadece seninle dalga geçiyorum
lanet olası
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kaba bir söz
it is a fuckin hot day
bu lanet olası sıcak bir gün
lanet olası
bir şeyi vurgulamak için kullanılan çok kaba bir söz
That is a fuckin big mistake
Bu lanet olası büyük bir hata
lanet
vurgu yapmak için kullanılan kaba bir söz
That was a fuckin mess
Bu tam bir lanet felaketti
lanet
bir şeyi vurgulamak için kullanılan çok kaba bir söz
It is fuckin cold outside
Hava lanet soğuk
konuşabilmek
Sahnedebir dilde iletişim kurma becerisi
Do you speak Spanish
İspanyolca konuşabilir misin
konuşmak
biriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
konuşmak
tam şu anda bir şeyler ifade etmek
I am speaking right now
Şu anda konuşuyorum
konuşmak
birine sözcükler söylemek
Please speak slowly
Lütfen yavaş konuşun
hitap etmek
birine sözcükler söylemek
He speaks to the crowd
Kalabalığa hitap ediyor
evlenmek
Sahnedebirisiyle hayatını birleştirmek
They decided to marry last year
Geçen yıl evlenmeye karar verdiler
adamak
bir şeye kendini tamamen bağlamak
He married his life to music
Hayatını müziğe adadı
evlenmek
biriyle eş olmak
They want to marry soon
Yakında evlenmek istiyorlar
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
güçlü yön
Sahnedebir kişinin sahip olduğu beceri veya iyi özellik
Patience is my greatest strength
Sabır benim en güçlü yönümdür
güç
bir şeyin etkili veya önemli olma durumu
The strength of the evidence is high
Kanıtların gücü yüksek
kuvvet
fiziksel çaba gerektiren işleri yapabilme yeteneği
He has great physical strength
Onun büyük bir fiziksel gücü var
şüphesiz
Sahnedehiçbir kuşku olmadan kesinlikle
He will no doubt come to the party
O şüphesiz partiye gelecek
gelmek
Sahnedebir yere varmak veya gelmek
He should be along soon
Yakında gelir
ultrason
Sahnedevücut içindeki görüntüleri oluşturmak için ses dalgaları kullanan tıbbi bir test
The doctor ordered an ultrasound
Doktor bir ultrason istedi
iğneleme
Sahnedebirini değersiz hissettirmek için yapılan kaba yorum
He used a neg to make her feel insecure
Onu güvensiz hissettirmek için bir iğneleme yaptı
karamsar
olumlu veya umutlu olmayan kişi
He is such a neg at work
O işte çok karamsar biri
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
sevgi
Sahnedebirine karşı duyulan sevgi veya yakınlık hissi
She has a deep affection for her dog
Köpeğine karşı derin bir sevgisi var
ibne
Sahnedeeşcinsel erkekler için kullanılan saldırgan ve hakaret içerikli söz
Do not use that offensive word
O saldırgan kelimeyi kullanma
sigara
İngiliz İngilizcesinde gayriresmi sigara anlamına gelen kelime
Can you pass me a fag
Bana bir sigara uzatır mısın
bitkin
Sahnedeçok yorgun ve halsiz hissetme
I am beat after working all day
Bütün gün çalıştıktan sonra bitkinim
yenmek
birini veya bir şeyi mağlup etmek
They beat the champion
Şampiyonu yendiler
devriye bölgesi
bir polisin veya görevlinin düzenli olarak dolaştığı bölge
The officer walked his beat every evening
Memur her akşam devriye bölgesinde yürürdü
çırpmak
malzemeleri bir aletle karıştırmak
Beat the eggs before cooking
Pişirmeden önce yumurtaları çırpın
erken varmak
bir yere bir başkasından daha önce ulaşmak
I will try to beat you to the station
İstasyona senden önce varmaya çalışacağım
daha iyi olmak
bir şeyden daha arzu edilir veya tercih edilebilir olmak
Nothing beats a cold drink on a hot day
Sıcak bir günde soğuk bir içecekten daha iyisi yoktur
bitkin
çok yorgun
I am completely beat after work
İşten sonra tamamen bitkinim
ayrılmak
bir yerden gitmek
Let us beat it before it starts raining
Yağmur başlamadan önce hadi ayrılalım
ritim
düzenli tekrarlanan ses veya hareket
I like the beat of this song
Bu şarkının ritmini seviyorum
kazak
Sahnedeüst vücut için giyilen sıcak tutan kıyafet
I wear a sweater in winter
Kışın kazak giyerim
kazak
vücudun üst kısmına giyilen giysi
Wear a sweater
Bir kazak giy
örgü kazak
genellikle yünden yapılan örme giysi
I bought a wool sweater
Yün bir örgü kazak aldım
sevgililer
Sahnederomantik bir ilişki yaşayan çift
Look at those two lovebirds holding hands
El ele tutuşan şu sevgililere bir bak
cennet papağanı
genellikle evcil hayvan olarak beslenen küçük ve renkli bir kuş türü
The lovebird is very colorful
Cennet papağanı çok renklidir
tarz
Sahnedebir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
He has a unique style of writing
Onun kendine özgü bir yazım tarzı var
stil
bir şeyin yapılış veya görünüş biçimi
I like the style of this house
Bu evin stilini seviyorum
şekillendirmek
birinin saçını belirli bir şekilde düzenlemek veya biçimlendirmek
She likes to style her hair every morning
Her sabah saçını şekillendirmeyi seviyor
adlandırmak
birine ad veya unvan vermek
He was styled the leader of the group
Grubun lideri olarak adlandırıldı
şenlik
Sahnedebüyük bir kutlama veya parti
The scouts had a big jamboree
İzciler büyük bir şenlik düzenledi
stand-up
Sahnedebir komedyenin seyirci önünde ayakta yaptığı komedi gösterisi
I love watching standup comedy
Stand-up komedi izlemeyi seviyorum
ayaklı pano
reklam için kullanılan büyük ve dik duran model
There is a cardboard standup of the singer in the store
Mağazada şarkıcının karton bir ayaklı panosu var
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
durdurmak
Sahnedebir süreci veya çalışmayı sona erdirmek
The company killed the project
Şirket projeyi durdurdu
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
The frost will kill the plants
Don olayı bitkileri öldürecek
katletmek
bir insanı kasten öldürmek
The soldiers killed the king
Askerler kralı katletti
katil
birini öldüren kişi
The police caught the killer
Polis katili yakaladı
kahretmek
birine büyük duygusal acı vermek
His words killed me
Sözleri beni kahretti
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
Sahnedekonuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
problem
Sahnedezorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun
başa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
çamaşır
Sahnedeyıkanması gereken veya yıkanmış giysiler
I need to fold the laundry
Çamaşırları katlamam gerekiyor
kirli çamaşırlar
yıkanması gereken kirli giysiler
Put your laundry in the basket
Kirli çamaşırlarını sepete koy
çamaşır
yıkanması gereken giysiler
I need to do the laundry
Çamaşır yıkamam gerekiyor
çamaşırhane
giysilerin yıkandığı ve kurutulduğu yer
The laundry is on the first floor
Çamaşırhane birinci kattadır
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
hiç
geçmişte bir noktadan bugüne kadar olan zaman
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
öğün
Sahnedegünün belirli bir saatte yenen yemek
Breakfast is the first meal of the day
Kahvaltı günün ilk öğünüdür
yemek
belirli bir vakitte yenen yiyecek
We had a nice meal
Güzel bir yemek yedik
fikrini belirtmek
Sahnedebir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
yatırımcı
Sahnedebir işe veya projeye kar elde etmek amacıyla para yatıran kişi
The investor decided to fund the new startup
Yatırımcı yeni girişimi finanse etmeye karar verdi
Yatırımcı
Sahnedebir işe para sağlayan kişi
The investor backed the new company
Yatırımcı yeni şirketi destekledi
Finansör
kar elde etmek için bir işe sermaye yatıran kişi
The financier expects a high return
Finansör yüksek getiri bekliyor
yatırımcı
bir işe para yatıran kişi
The investor gave money to the company
Yatırımcı şirkete para yatırdı
hapşırmak
Sahnedeburnundan ve ağzından aniden hava püskürtmek
I always sneeze when I smell pepper
Karabiber kokladığımda her zaman hapşırırım
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
Sahnedebir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
sinirlendirmek
Sahnedebirini kızdırmak veya öfkelendirmek
His behavior ticked her off
Onun davranışı onu sinirlendirdi
kızgın
bir şeye karşı sinirli veya rahatsız olma durumu
I am ticked off by the traffic
Trafiğe çok sinirlendim
kızgın
güçlü bir hoşnutsuzluk veya sinirlilik hissetme durumu
She was ticked off by his rude behavior
Onun kaba davranışına kızgındı
bakmak
Sahnedebirini veya bir şeyi görmek için gözlerini ona çevirmek
Look at that bird
Şu kuşa bak
incelemek
bir şeyi dikkatlice araştırmak veya düşünmek
I need to look at the documents
Belgeleri incelemem gerekiyor
sürüklemek
Sahnedebir şeyi yüzey üzerinde çekmek
Drag the chair across the room
Sandalyeyi oda boyunca sürükle
sıkıcı şey
sıkıcı veya can sıkıcı durum
This meeting is such a drag
Bu toplantı çok sıkıcı
nefes
sigaradan çekilen duman
He took a long drag
Uzun bir nefes çekti
drag performansı
erkeklerin eğlence amacıyla kadın kıyafetleri giyerek yaptığı gösteri
He is famous for his drag performance
O drag performansıyla ünlüdür
bağımlı
Sahnedebir davranışı yapmayı bırakamayan kişi
He is a gambling addict
O bir kumar bağımlısı
meraklı
bir şeye çok ilgi duyan veya alışmış kişi
I am a coffee addict
Ben bir kahve tutkunuyum
madde bağımlısı
uyuşturucu gibi maddeleri kullanmayı bırakamayan kişi
He is a drug addict
O bir uyuşturucu bağımlısı
bağımlı hale getirmek
bir şeye, özellikle zararlı bir maddeye alışkanlık derecesinde ihtiyaç duymasını sağlamak
The drug can addict people quickly
Bu uyuşturucu insanları hızla bağımlı hale getirebilir
koma
Sahnedeuzun süre devam eden derin bilinçsizlik hali
He is in a coma
O komada
koma
Sahnedekişinin uyanamadığı derin bilinçsizlik hali
He has been in a coma for two weeks
İki haftadır komada
yükseltmek
Sahnedebir şeyin seviyesini veya durumunu yukarı çıkarmak
He decided to elevate his style
Tarzını yükseltmeye karar verdi
birkaç
Sahnedeaz sayıda olan
I will be back in a couple of minutes
Birkaç dakika içinde geri geleceğim
varlık
Sahnedebir kişinin veya şirketin sahip olduğu değerli şey
This company has many valuable assets
Bu şirketin birçok değerli varlığı var
varlık
bir kişinin veya şirketin sahip olduğu değerli şey
The company has many assets
Şirketin birçok varlığı var
varlık
yararlı veya değerli olan şey
His experience is a great asset to the company
Tecrübesi şirket için büyük bir varlıktır
anladım
Sahnedebir şeyi anlamak
I got it
Anladım
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
uzun ömürlülük
Sahnedeyaşamın veya varoluşun uzun sürmesi
Diet plays a role in longevity
Beslenme, uzun ömürlülükte rol oynar
herkes
Sahnedebütün insanlar
Everyone is here
Herkes burada
herkes
her bir kişi
Everyone likes music
Herkes müziği sever
herkes
tüm kişiler
Everyone is happy
Herkes mutlu
amiodaron
Sahnededüzensiz kalp ritmini tedavi etmek için kullanılan bir ilaç
The doctor prescribed amiodarone to treat the irregular heartbeat
Doktor düzensiz kalp atışını tedavi etmek için amiodaron reçete etti
film
Sahnedesinemada veya televizyonda gösterilen hikaye
I love watching movies
Film izlemeyi severim
afiş
Sahnedekamusal bir yere asılan büyük resim veya ilan
I saw a movie poster
Bir film afişi gördüm
afiş
duvarlara asılan büyük basılı duyuru veya resim
He put a poster on the wall
Duvara bir afiş astı
vakit geçirmek
Sahnedebir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
Sahnedebir şey için para vermek
I spend money on food
Yiyeceğe para harcıyorum
harcamak
bir amaç için para zaman veya emek kullanmak
I spent all my money
Tüm paramı harcadım
harcamak
bir şey karşılığında para vermek
I spend money on food
Yemek için para harcıyorum
geçirmek
bir şeyi yaparak zaman kullanmak
We spend time together
Birlikte zaman geçiriyoruz
kesinlikle
Sahnedeşüphe olmadan veya kesin olarak
I will certainly help you
Sana kesinlikle yardım edeceğim
kalıntı
Sahnedeana kısım gittikten sonra geriye kalan
There is some residual moisture in the soil
Toprakta bir miktar kalıntı nem var
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
şu an
şimdiki zaman dilimi
I am busy at the moment
Şu anda meşgulüm
an
çok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment please
Lütfen bir an bekleyin
süre
oldukça kısa bir zaman parçası
It only took a moment
Sadece kısa bir süre aldı
korkmuş
Sahnedekorku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
korkarım ki
kötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
korkarım
kötü bir durumdan dolayı üzgün veya kaygılı hissetmek
I am afraid that we are late
Korkarım geç kaldık
belirli
Sahnedeaçık ve kesin olan
I need specific instructions
Kesin talimatlara ihtiyacım var
belirli
net bir şekilde tanımlanmış veya belirlenmiş olan
I have a specific goal
Belirli bir hedefim var
göz gezdirmek
Sahnedebir şeye hızlıca bakmak
I will look over the notes
Notlara göz gezdireceğim
gözden geçirmek
bir şeyi dikkatlice incelemek
Please look over the report
Lütfen raporu gözden geçir
incelemek
bir şeyi dikkatle kontrol etmek
The lawyer will look over the contract
Avukat sözleşmeyi inceleyecek
gözden geçirmek
bir şeyi dikkatlice incelemek
I will look over your report
Raporunu gözden geçireceğim
koşturmak
Sahnedehızlıca veya meşgul bir şekilde bir yerlerde dolaşmak
The children are running around in the garden
Çocuklar bahçede koşturuyorlar
koşturmak
bir sürü işle uğraşmak
I have been running around all day
Bütün gün koşturdum
ipliksi
Sahnedeiplik gibi ince olan
His pulse was weak and thready
Nabzı zayıf ve ipliksiydi
astım
Sahnedenefes almayı zorlaştıran bir hastalık
He has asthma
Onun astımı var
girmek
Sahnedebir yerin içine girmek veya ulaşmak
I cannot get into the locked room
Kilitli odaya giremiyorum
kabul edilmek
bir okula veya gruba kabul edilmek
She got into a great college
Harika bir koleje kabul edildi
etkilemek
birinin davranışını veya ruh halini değiştirmek
What has gotten into him today
Bugün ona ne oldu böyle
başını belaya sokmak
birini zor veya sorunlu bir duruma düşürmek
His bad choices got him into trouble
Kötü seçimleri başını belaya soktu
sarmak
bir şeye karşı aşırı ilgi duymaya başlamak
I really got into jazz music
Caz müziği beni gerçekten sardı
dahil olmak
bir duruma girmeye başlamak
I want to get into politics
Siyasete dahil olmak istiyorum
girmek
bir şeyin içine girmek
I will get into the car
Arabaya gireceğim
etkilemek
birinin davranışını veya ruh halini değiştirmek
The bad mood got into him
Kötü ruh hali onu etkiledi
ilgi duymak
bir şeye karşı merak veya ilgi beslemeye başlamak
I started to get into jazz music
Caz müziğine ilgi duymaya başladım
girmek
bir durumun veya ortamın içinde yer almaya başlamak
She got into a difficult situation
Zor bir duruma girdi
bir
Sahnede1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
bölüm
bir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
karşılamak
Sahnedebir masrafın tamamını veya bir kısmını ödemek
The company will defray the costs
Şirket masrafları karşılayacak
koşullar gereği
Sahnedevar olan koşullar nedeniyle
I could not attend under the circumstances
Koşullar gereği katılamadım
mevcut durumda
mevcut koşullar altında
He did his best under the circumstances
Mevcut durumda elinden gelenin en iyisini yaptı
koşullar
bir durumu etkileyen şartlar
I do not know the circumstances
Koşulları bilmiyorum
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
nişanlı
Sahnedeevlenmek üzere söz vermiş
They are engaged
Onlar nişanlı
dahil etmek
birini bir şeye katmak veya ilgilendirmek
We need to engage the local community
Yerel topluluğu dahil etmemiz gerekiyor
çalıştırmak
bir makineyi veya sistemi çalışır duruma getirmek
You need to engage the machine
Makineyi çalıştırman gerekiyor
çatışmaya girmek
birine veya bir şeye karşı savaşmaya başlamak
The soldiers engaged the enemy
Askerler düşmanla çatışmaya girdi
dil
Sahnedeağzın içinde tat almaya ve konuşmaya yarayan etli organ
He burned his tongue on the hot coffee
Sıcak kahveyle dilini yaktı
dil
konuşmak için kullanılan kelimeler sistemi
English is my mother tongue
İngilizce benim ana dilim
dil
besin olarak tüketilen hayvan dili
He tried eating beef tongue
O dana dili yemeyi denedi
diliyle dokunmak
bir şeye dilini değdirmek veya dil ile hareket ettirmek
The dog tongued the bone
Köpek kemiğe diliyle dokundu
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
manken
Sahnedefotoğraf çekimleri veya defileler için kıyafetleri sergileyen kişi
She is a famous fashion model
O ünlü bir moda mankeni
modellemek
bir şeyin versiyonunu veya tanımını oluşturmak
They model the data in the system
Verileri sistemde modelliyorlar
örnek
taklit edilmesi gereken iyi bir kişi veya şey
She is a good model for students
O öğrenciler için iyi bir örnek
model
bir ürünün belirli bir tasarımı veya versiyonu
This is the latest model of the car
Bu arabanın en son modeli
insafsız
Sahnedeçok kaba veya nazik olmayan bir kişi
Stop being such a bastard
Bu kadar insafsız olmayı bırak
çalışkan kişi
çok sıkı ve yorulmadan çalışan kimse
He is a hard working bastard
O çok çalışkan biridir
evlilik dışı çocuk
evli olmayan ebeveynlerden dünyaya gelen çocuk
The child was born a bastard
Çocuk evlilik dışı doğmuştu
pislik
sevmediğin bir kişi için kullanılan kaba veya kırıcı bir ifade
He acted like a complete bastard
Tam bir pislik gibi davrandı
zararsız
Sahnedezarar vermeyen veya tehlikeli olmayan
The spider is harmless
Örümcek zararsızdır
kardiyoversiyon uygulamak
Sahnedenormal kalp ritmini sağlamak için elektrik şoku kullanmak
The doctor decided to cardiovert the patient
Doktor hastaya kardiyoversiyon uygulamaya karar verdi
cannelloni
Sahnedebüyük tüp şeklinde bir makarna türü
We had cannelloni for dinner
Akşam yemeğinde cannelloni yedik
bırakmak
Sahnedebir davranışı sonlandırmak
Knock off the noise right now
Gürültü yapmayı hemen bırak
haklamak
birini kasten öldürmek
The gang planned to knock off the witness
Çete tanığı haklamayı planlıyordu
taklit
markalı bir ürünün ucuz kopyası
She bought a cheap knock-off bag
Ucuz bir taklit çanta satın aldı
indirim yapmak
bir şeyin fiyatını azaltmak
Can you knock off five dollars
Beş dolar indirim yapabilir misin
düşürmek
bir şeyi bulunduğu yüzeyden çarparak indirmek
He knocked off the vase by mistake
Vazoyu yanlışlıkla düşürdü
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
büyümek
Sahnedeyetişkin hale gelmek
He is growing up fast
O çok hızlı büyüyor
büyümek
yaşça ilerlemek veya gelişmek
I enjoy watching my kids growing up
Çocuklarımın büyüdüğünü izlemekten keyif alıyorum
büyürken
geçmişte düzenli olarak yapılan bir durumu belirtir
When I was growing up I played outside often
Büyürken sık sık dışarıda oynardım
yatak
Sahnedeuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
kasa
kamyonun arkasındaki yük taşıma alanı
The truck bed is full of wood
Kamyonun kasası odunla dolu
taban
nehir veya vadi zemini
Fish live at the river bed
Balıklar nehir tabanında yaşar
yapacak olmak
Sahnedebir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him
Onu arayacağım
planlamak
bir işi yapma kararında olmak
We are going to visit the museum
Müzeyi ziyaret etmeyi planlıyoruz
olacak
gelecekte bir olayın gerçekleşmesi
It is going to rain
Yağmur yağacak
sevgili
Sahnederomantik bir ilişki içinde olunan kişi
Everyone likes my girlfriend
Herkes benim sevgilimi seviyor
kadın arkadaş
arkadaş olan kadın
She is my female friend
O benim kadın arkadaşım
kız arkadaş
bir rol için uygun olma nitelikleri
She is my girlfriend and has the qualities for this role
O benim kız arkadaşım ve bu rol için gereken niteliklere sahip
kız arkadaş
romantik bir ilişki içinde olunan kişi
She is my girlfriend
O benim kız arkadaşım
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
pisi
Sahnedekediler için kullanılan sevimli bir ifade
Look at that cute puss
Şu sevimli kediye bak
surat
bir kişinin yüzü için kullanılan gayriresmi sözcük
Get that camera out of my puss
Kamerayı suratımdan çek
onur duymuş
Sahnedebir şeyi yapmaktan dolayı gururlu ve memnun hissetmek
I am honored to meet you
Sizinle tanıştığıma onur duydum
onurlandırılmış
büyük saygı görmüş
He was honored for his work
Çalışmaları nedeniyle onurlandırıldı
onurlandırılmış
saygı duyulduğu için kendini mutlu hissetmek
I am honored to meet you
Sizinle tanıştığım için onur duydum
onurlandırılmış
büyük saygı duyulduğunu hissetmek
I feel honored to be here
Burada olmaktan onur duydum
gülmek
Sahnedebir şeyin komik olduğunu belirtmek için ses çıkarmak
He laughs at the joke
Şakaya gülüyor
gülüş
mutlu veya eğlenmişken çıkarılan ses
I heard her laugh
Onun gülüşünü duydum
kahkaha
insanları gülümseten veya eğlendiren şey
That joke was a good laugh
O şaka çok iyi bir kahkahaydı