

The Sopranos — 6. Sezon Bölüm 4
Kelimeler ve anlamları
761 kelime
Seviye
huzurevi
Sahnedeyaşlı insanların bakım gördüğü kurum
He lives in a nursing home
O bir huzurevinde yaşıyor
bahşetmek
Sahnedebirine bir şey vermek
He bestowed a gift on her
Ona bir hediye bahşetti
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
kullanım
Sahnedebir şeyi kullanma eylemi
Efficient utilization of resources is important
Kaynakların verimli kullanımı önemlidir
acemi
Sahnededini bir topluluğa yeni katılmış ve eğitim görmekte olan kişi
The novitiate studied the holy texts daily
Acemi kutsal metinleri her gün çalıştı
kaldırmak
Sahnedebir şeyi bulunduğu yerden almak veya uzaklaştırmak
Please remove the box
Lütfen kutuyu kaldırın
popüler
Sahnedebirçok kişi tarafından sevilen
This song is very popular
Bu şarkı çok popüler
popüler
çok sayıda insan tarafından beğenilen
This song is very popular
Bu şarkı çok popüler
popüler
birçok insan tarafından beğenilen
That singer is very popular
O şarkıcı çok popüler
yönetim
Sahnedebir şeyi idare etme veya kontrol etme eylemi
Good management is important for success
Başarı için iyi yönetim önemlidir.
yönetim
bir işletmeyi veya organizasyonu yöneten kişiler
The management decided to hire more staff
Yönetim daha fazla personel almaya karar verdi
yöneticilik
bir görev için birini uygun kılan nitelikler
His management is perfect for this role
Onun yöneticiliği bu rol için mükemmel
yönetim
bir işletmeyi veya kuruluşu idare eden kişiler
The management decided to change the policy
Yönetim politikayı değiştirmeye karar verdi
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
daha kötü
Sahnededaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
daha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
rahatsızlık
Sahnedetıbbi bir sorun veya hastalık
He has a heart condition
Kalp rahatsızlığı var
durum
Sahnedebir şeyin içinde bulunduğu hâl
The car is in good condition
Araba iyi durumda
şart
bir şeyin gerçekleşmesi için gereken durum
I accept the condition
Şartı kabul ediyorum
koşullandırmak
birini belirli şekilde davranmaya alıştırmak
The dog was conditioned to sit
Köpek oturmaya koşullandırıldı
stabil
Sahnededeğişmesi veya hareket etmesi beklenmeyen
The patient is stable
Hasta stabil
ahır
atların tutulduğu bina
The horse is in the stable
At ahırda
grup
birlikte tutulan kişi veya nesneler topluluğu
The actor is part of the studio stable
Oyuncu stüdyo grubunun bir parçası
şok
Sahnedeani bir şaşkınlık veya üzüntü hissi
It was a big shock
Bu büyük bir şoktu
elektrik çarpması
Sahnedevücuttan geçen elektriğin yarattığı ani acı hissi
I felt a shock when I touched the wire
Tele dokunduğumda elektrik çarpması hissettim
şok
vücudun ani ve tehlikeli tepki göstermesi durumu
The patient went into shock after the medicine
Hasta ilacı aldıktan sonra şoka girdi
şok
cihazlarda veya makinelerde bulunan bir seçenek
Press the shock button to start
Başlatmak için şok düğmesine basın
dua
Sahnedetanrıya söylenen sözler
She said a short prayer
Kısa bir dua etti
dua
tanrıya yapılan sözlü veya sessiz yalvarış
My prayer was answered
Duam kabul edildi
berbat
Sahnedeçok kötü veya düşük kaliteli
This movie is shit
Bu film berbat
kandırmak
birini kandırmak veya ona yalan söylemek
Are you shitting me
Benimle dalga mı geçiyorsun
tutmak
Sahnedebelirli bir miktar para gerektirmek
It costs ten dollars
On dolar tutuyor
mal olmak
Sahnedebir şeye mal olmak
This mistake cost him his job
Bu hata ona işine mal oldu
mal olmak
bir şey için ödenmesi gereken para miktarı
This jacket costs fifty dollars
Bu ceket elli dolara mal oluyor
fıkra
Sahnedesonu komik biten kısa hikaye
He told a funny joke
Komik bir fıkra anlattı
şaka
Sahnedeinsanları güldürmek için yapılan komik veya zekice davranış
He played a joke on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
şaka
ciddiye alınmaması gereken şey
His excuse was a joke
Bahanesi bir şakaydı
şaka yapmak
gülmek için bir şeyler söylemek veya ciddi olmadığını belirtmek
I was only joking
Sadece şaka yapıyordum
şaka
insanların gülmesini sağlayan veya ciddiye alınmaması gereken söz veya davranış
I told a joke to my friend
Arkadaşıma bir şaka yaptım
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
Sahnedebir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
sağlamak
Sahnedebirinin ihtiyacı olan bir şeyi vermek
The company provides free food
Şirket ücretsiz yemek sağlıyor
sağlamak
ihtiyaç duyulan bir şeyi vermek
The company provides free water
Şirket ücretsiz su sağlıyor
şartıyla
bir durumun gerçekleşmesi için gereken koşulu belirtir
You can go out provided you finish your homework
Ödevini bitirmen şartıyla dışarı çıkabilirsin
sağlamak
ihtiyaç duyulan bir şeyi vermek veya sunmak
The hotel provides free breakfast
Otel ücretsiz kahvaltı sağlıyor
hortum
Sahnedeşiddetli dönen rüzgar fırtınası
Tornadoes can cause a lot of damage
Hortumlar çok fazla hasara yol açabilir
sadece
Sahnedesadece veya kolay bir şekilde
I simply wanted to help
Sadece yardım etmek istedim
sadece
basit bir şekilde veya sadece
It is simply a matter of time
Bu sadece bir zaman meselesi
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
She explained it simply
Bunu basitçe anlattı
kesinlikle
bir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
It is simply amazing
Bu kesinlikle harika
bilim insanı
Sahnedebilimle uğraşan kişi
He is a famous scientist
O ünlü bir bilim insanıdır
bilim insanı
Sahnedebilimsel çalışmalar yapan kişi
The scientist analyzed the data carefully
Bilim insanı verileri dikkatlice analiz etti
işletme sahibi
Sahnedebir işletmenin sahibi olan kimse
The proprietor of the restaurant welcomed us
Restoranın işletme sahibi bizi karşıladı
belki
Sahnedebelirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
belki
Sahnedemuhtemelen
Maybe he is late
Belki geç kalmıştır
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
algılamak
Sahnedebir şeyi fark etmek veya anlamak
I could perceive a change in his voice
Sesindeki bir değişikliği algılayabildim
mutlaka
Sahnedekaçınılmaz olmayan bir biçimde
That is not necessarily true
Bu mutlaka doğru değil
zorunlu olarak
kaçınılması mümkün olmayan bir şekilde
This change will necessarily lead to problems
Bu değişiklik zorunlu olarak sorunlara yol açacaktır
zorunlu olarak
kaçınılmaz şekilde veya her zaman doğru olacak biçimde
The result is not necessarily bad
Sonuç zorunlu olarak kötü değil
mutlaka
her durumda ve kaçınılmaz olarak
It is not necessarily true
Bu mutlaka doğru değildir
korkarım
Sahnedekötü bir durumdan dolayı üzgün veya kaygılı hissetmek
I am afraid that we are late
Korkarım geç kaldık
korkarım ki
kötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
korkmuş
korku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
korkutmak
Sahnedebirini korkutmak veya gergin hissettirmek
Don't let them intimidate you
Onların seni korkutmasına izin verme
ay
Sahnedeotuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
yılın on iki bölümünden her biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
kendi başına
Sahnedebaşkalarının yardımı olmadan
You can do it on your own
Bunu kendi başına yapabilirsin
tek başına
başka birinin yardımı olmadan veya yalnız şekilde
You have to do this task on your own
Bu görevi tek başına yapmalısın
doldurmak
Sahnedebir şeyi tamamen dolu hale getirmek
Please fill the glass with water
Lütfen bardağı suyla doldur
doyma miktarı
doyana kadar yenen yemek
Eat your fill
Doyana kadar ye
doldurmak
bir işteki boşluğu doldurmak
Fill the position
Pozisyonu doldur
korkuyla dolmak
aşırı derecede korkmak
He was filled with dread
İçi korkuyla doldu
bilgilendirmek
birine bir şey hakkında bilgi vermek
Please fill me in on the details
Lütfen bana detaylar hakkında bilgi ver
doldurmak
vaktini bir şey yaparak geçirmek
She fills her days with reading
Günlerini kitap okuyarak dolduruyor
doldurmak
bir şeyin içini ekleyerek dolu hale getirmek
Fill the bottle with water
Şişeyi suyla doldur
doldurmak
boş yerlere bilgi yazmak
Please fill out this form
Lütfen bu formu doldurun
sıçan
Sahnedeuzun kuyruklu, genellikle haşere olan küçük bir kemirgen
There is a rat in the basement
Bodrumda bir sıçan var
ispiyonlamak
birini ele vermek
He ratted on his friends
Arkadaşlarını ispiyonladı
hain
birine ihanet eden kimse
He is a rat who betrayed his friend
O arkadaşına ihanet eden bir hain
yalanlamak
Sahnedebir ifadenin doğru olmadığını söylemek
She denied the rumors about her
Hakkındaki söylentileri yalanladı
reddetmek
birinden gelen bir isteği kabul etmemek
The manager denied my request for time off
Müdür izin talebimi reddetti
inkar etmek
bir şeyin doğru olmadığını söylemek
He tried to deny the facts
Gerçekleri inkar etmeye çalıştı
reddetmek
bir şeyin gerçekleştiğini kabul etmemek
She denies any involvement in the accident
Kazaya karıştığını reddediyor
karar vermek
Sahnedebir konu hakkında seçim yapmak
I need to decide what to eat
Ne yiyeceğime karar vermem lazım
karşıt
Sahnedebir şeye karşı olan
They have opposing views
Karşıt görüşleri var
uğruna
Sahnedebir amaç veya fayda için
I did it for her sake
Bunu onun uğruna yaptım
sake
pirinçten yapılan Japon alkollü içeceği
I ordered a glass of sake
Bir bardak sake sipariş ettim
uğruna
bir şeyin yapılması için olan amaç veya neden
I did it for the sake of peace
Barış uğruna bunu yaptım
zorluk
Sahnedebir sorun veya güçlük içeren durum
Learning to read was a struggle for him
Okumayı öğrenmek onun için bir zorluktu
mücadele etmek
zorlukların üstesinden gelmeye çalışmak
He struggled against the illness
Hastalığa karşı mücadele etti
mücadele
insanlar veya gruplar arasında güç ve kontrol için yapılan savaş
The workers began a struggle for their rights
İşçiler hakları için bir mücadele başlattılar
ameliyat etmek
Sahnedetıbbi tedavi amacıyla vücuda cerrahi müdahale yapmak
The doctors will operate on him tomorrow
Doktorlar onu yarın ameliyat edecek
yelken açmak
Sahnedebir tekne veya gemiyle su üzerinde ilerlemek
We want to sail around the world
Dünyayı yelkenle gezmek istiyoruz
yelken
rüzgarı yakalayarak teknenin hareket etmesini sağlayan büyük kumaş
The boat has a large sail
Teknenin büyük bir yelkeni var
tekne kullanmak
su üzerinde giden bir taşıtı yönetmek
She knows how to sail well
O iyi tekne kullanmayı biliyor
kuantum
Sahnedeçok küçük parçacıklarla ilgilenen fizik dalı ile ilgili
Quantum physics is very complex
Kuantum fiziği çok karmaşıktır
işçi
Sahnedebir işte çalışan kişi
He is a hard worker
O çalışkan bir işçidir
başlangıç
Sahnedebir durumun başladığı ilk nokta
Let us go back to the first place
Hadi başlangıca geri dönelim
birincilik
yarışmada veya sıralamada ilk sırayı alma durumu
She won the first place in the race
O yarışta birinciliği kazandı
ilk durum
bir şeyin asıl veya orijinal hali
That was not the case in the first place
İlk durum böyle değildi
ilk olarak
bir sürecin veya durumun başlangıcında
I did not want to go there in the first place
Oraya zaten ilk olarak gitmek istememiştim
kısa
Sahnedeboyu veya uzunluğu az olan
She has short hair
Onun saçları kısa
eksik
bir şeyin yeterli miktarda olmaması
We are short of time
Vaktimiz az
kısa
az süren
We had a short meeting
Kısa bir toplantı yaptık
şort
belden dize kadar uzanan giysi
He bought a new short
Yeni bir şort aldı
aniden
bir uyarı olmadan birdenbire
He stopped short when he saw the car
Arabayı gördüğünde aniden durdu
kısa
uçtan uca küçük bir mesafeye sahip olan
This rope is too short
Bu halat çok kısa
emniyet kemeri
Sahnedearaçlarda güvenliği sağlamak için takılan kemer
Please fasten your seat belt
Lütfen emniyet kemerinizi bağlayın
emniyet kemeri
kişiyi koltukta tutan kemer
Fasten the seat belt
Emniyet kemerini bağla
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
kullanmak
bir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
gerekçe göstermek
bir durum için geçerli bir sebep sunmak
She used the rain as a reason for being late
Yağmuru geç kalmak için gerekçe gösterdi
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He misused his power
Yetkisini kötüye kullandı
sık sık
bir şeyin çok kez yapılması veya gerçekleşmesi
I use my computer often
Bilgisayarımı sık sık kullanırım
alışkın olmak
bir şeye deneyim yoluyla aşina olmak
I am used to waking up early
Erken kalkmaya alışkınım
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
yormak
Sahnedebirini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
giysi
vücudu örtmek için kullanılan eşyalar
This shop sells sports wear
Bu mağaza spor giysileri satıyor
giymek
üzerinde kıyafet bulunması
I wear a coat in winter
Kışın palto giyerim
giymek
vücudun kıyafetle kaplı olması
She wears a beautiful dress
O güzel bir elbise giyiyor
giymek
üzerinde bir giysi bulundurmak
He wears a blue shirt
O mavi bir gömlek giyiyor
takmak
vücudunda aksesuar veya benzeri bir şey taşımak
You should wear a mask
Bir maske takmalısın
giymek
bir kıyafeti üzerine geçirmek
Wear your jacket before leaving
Çıkmadan önce ceketini giy
giymek
vücuduna kıyafet geçirmek
She wears her new shoes
O yeni ayakkabılarını giyiyor
dışarıdan
Sahnedebir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıda
bina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
bahsetmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden söz etmek
He mentioned the book to me
Kitaptan bana bahsetti
bahsetmek
bir şeyden kısaca söz etmek
He didn't mention the price
Fiyattan bahsetmedi
değinmek
bir konuya kısaca değinmek
Please mention your experience in the letter
Lütfen mektupta deneyiminizden değinin
yaygın
Sahnedesıkça rastlanan veya birçok yerde bulunan
This is a common mistake
Bu yaygın bir hata
ortak
iki veya daha fazla kişiye ait olan veya paylaşılan
We have a common goal
Ortak bir hedefimiz var
ortak
çok sayıda insan tarafından kullanılan
English is a common language
İngilizce ortak bir dildir
nezaket
kibar davranış ve iyi görgü kuralları
It is common courtesy to say please
Lütfen demek bir nezakettir
sabitlemek
Sahnedebir şeyi sağlam veya sabit hale getirmek
He held the ladder to steady it
Merdiveni sabitlemek için tuttu
düzene girmek
düzenli veya sakin hale gelmek
His heart rate steadied
Kalp atış hızı düzene girdi
sabit
değişmeyen veya hareket etmeyen
He has a steady job
Sabit bir işi var
sevgili
ciddi ve özel bir ilişki içinde olunan kişi
He is my steady
O benim sevgilim
sağlamak
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
emin olmak
bir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
emin olmak
hiçbir şüphe duymamak
Make sure of the facts
Gerçeklerden emin ol
garantiye almak
bir şeyin doğru olduğundan emin olmak için kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
bitmiş
Sahnedetükenmiş veya artık mevcut olmayan
The milk is gone
Süt bitmiş
hale gelmiş
bir duruma veya koşula dönüşmüş
He has gone mad
Çıldırdı
gitmiş
bir yerden başka bir yere gitmiş
She has gone home
Eve gitti
yok
bir yerde artık bulunmayan
She is gone for the day
O bugünlük gitti
kaybolmuş
artık mevcut olmayan
The cookies are all gone
Kurabiyelerin hepsi bitti
tükenmiş
artık varlığını sürdürmeyen
The milk is gone
Süt bitti
gitmiş
bir yerden uzaklaşmış olan
They have gone to the cinema
Onlar sinemaya gitti
kayıp
artık bulunamayan veya mevcut olmayan
My phone is gone
Telefonum kayıp
eksik
yerinde olmayan
My keys are gone
Anahtarlarım yerinde yok
geçmiş
zamanı sona ermiş olan
The summer is gone
Yaz mevsimi bitti
uyarmak
Sahnedebirini olası bir tehlike hakkında bilgilendirmek
I warned him about the rain
Onu yağmur hakkında uyardım
sonunda
Sahnedeuzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
sonunda
uzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
saçmalık
Sahnedeaptalca veya gerçek dışı konuşma
That is total bullshit
Bu tamamen saçmalık
saçmalamak
Sahnededoğru olmayan şeyler söylemek
Stop bullshitting me and tell the truth
Bana saçmalamayı bırak ve doğruyu söyle
gevezelik etmek
rahat ve resmi olmayan bir şekilde sohbet etmek
We were just bullshitting in the kitchen
Mutfakta öylece gevezelik ediyorduk
beklemek
Sahnedebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
beklenmek
bir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
istekli
Sahnedebir şeyi yapmaya hazır olan
I am willing to help
Yardım etmeye istekliyim
istekli
bir şeyi yapmaya hazır veya hevesli olma durumu
She is willing to help
O bize yardım etmeye istekli
istekli
bir şeyi yapmaya hazır veya razı olan
She is willing to help us
O bize yardım etmeye istekli
istekli
bir şeyi yapmaya hazır veya hevesli olma
He is willing to help
O yardım etmeye istekli
istekli
bir şeyi yapmaya hazır olan
She is willing to help us
O bize yardım etmeye istekli
adil
Sahnedeherkese eşit veya makul şekilde davranan
This is a fair deal
Bu adil bir anlaşma
güzel
bakıldığında hoş görünen
She has a fair face
Onun güzel bir yüzü var
fuar
sergilerin ve eğlencelerin olduğu halka açık etkinlik
We went to the book fair
Kitap fuarına gittik
yanılsama
Sahnedegerçekte olmayan ama öyle görünen şey
It was just an optical illusion
Bu sadece optik bir yanılsamaydı
düşük
Sahnedemiktarı veya derecesi az olan
The price is very low
Fiyat çok düşük
dip
çok kötü veya başarısız bir nokta
That was the low of his career
Bu kariyerinin en kötü noktasıydı
kısık
ses seviyesi düşük olan
She speaks in a low voice
O kısık sesle konuşuyor
alçak
kötü veya adil olmayan
That was a low act
Bu alçak bir hareketti
sinüs
Sahnedeburnun arkasındaki kafatası boşluğu
I have a sinus infection
Sinüs enfeksiyonum var
sinüs
vücuttaki kavisli veya boşluklu yapı
He has a pain in his sinus
Sinüsünde ağrı var
inanılmaz
Sahnedeçok şaşırtıcı veya inanması güç olan
The result of the game was unbelievable
Maçın sonucu inanılmazdı
inanılmaz
doğru veya gerçek olması zor olan
That is an unbelievable price
Bu inanılmaz bir fiyat
inanılmaz
inanılması çok zor veya imkansız olan
It is an unbelievable story
Bu inanılmaz bir hikaye
emeklilik
Sahnedegenellikle yaş nedeniyle çalışmayı bıraktığınız dönem
He is planning his retirement
Emekliliğini planlıyor
sabırsızlanmak
Sahnedebir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
bir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
evren
Sahnedeuzay ve içindeki her şeyin tamamı
The universe is vast
Evren uçsuz bucaksızdır
evren
belirli bir durum veya koşullar bütünü
She considers a vast universe of options
O geniş bir seçenek evrenini değerlendiriyor
evren
yıldızlar gezegenler ve galaksiler dahil uzayda var olan her şey
The universe is very big
Evren çok büyüktür
kutsal
SahnedeTanrı veya din ile ilgili olan
This is a holy place
Burası kutsal bir yer
aman
öfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Holy cow, look at that
Vay canına, şuna bak
çok daha
Sahnedeönemli ölçüde veya büyük derecede
This car is far better
Bu araba çok daha iyi
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
ilerleme
yapılması veya tamamlanması gereken kısım
How far are you with your homework
Ödevinde ne kadar ilerledin
uzak
bir noktadan veya yerden büyük mesafede
The store is too far
Mağaza çok uzak
vardı
Sahnedebir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
Sahnededeğişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
anlamak
Sahnedebir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
bağımlı hale getirmek
Sahnedebir şeye, özellikle zararlı bir maddeye alışkanlık derecesinde ihtiyaç duymasını sağlamak
The drug can addict people quickly
Bu uyuşturucu insanları hızla bağımlı hale getirebilir
meraklı
bir şeye çok ilgi duyan veya alışmış kişi
I am a coffee addict
Ben bir kahve tutkunuyum
bağımlı
bir davranışı yapmayı bırakamayan kişi
He is a gambling addict
O bir kumar bağımlısı
madde bağımlısı
uyuşturucu gibi maddeleri kullanmayı bırakamayan kişi
He is a drug addict
O bir uyuşturucu bağımlısı
kobay
Sahnedekısa kulaklı, kuyruksuz ve genellikle evcil hayvan olarak beslenen küçük bir hayvan
I have a cute guinea pig
Sevimli bir kobayım var
gine domuzu
kısa kulaklı ve kuyruksuz, genellikle evcil hayvan olarak beslenen küçük bir hayvan
My daughter loves to feed her guinea pig
Kızım gine domuzunu beslemeyi çok seviyor
kobay
kısa kulaklı ve kuyruksuz, bilimsel deneylerde denek olarak kullanılan hayvan
Scientists used a guinea pig in the test
Bilim insanları testte bir kobay kullandı
kobay
yeni bir şeyi denemek için kullanılan kişi
I was a guinea pig for their new software
Onların yeni yazılımı için kobay oldum
karşılaşmak
Sahnedezor bir durumla karşı karşıya kalmak
We often bump up against technical problems
Sıklıkla teknik problemlerle karşılaşıyoruz
oraya çıkmak
Sahnededaha yüksek bir yere çıkmak
How did you get up there
Oraya nasıl çıktın
yaşlanmak
ileri yaşlara gelmek
He is getting up there
Epey yaşlandı
ıstakoz
Sahnedesert kabuklu ve kıskaçları olan, yenilebilir deniz canlısı
The lobster is very expensive
Istakoz çok pahalıdır
istakoz
sert kabuklu ve büyük kıskaçları olan bir deniz hayvanı
I ate a delicious lobster at the restaurant
Restoranda lezzetli bir istakoz yedim
utanç
Sahnedeyanlış bir şey yaptığınızda hissedilen acı verici duygu
He felt a deep sense of shame
Derin bir utanç hissetti
ayıplamak
birinin yaptığı bir davranış yüzünden onu kötü hissettirmek
They shamed him for lying
Yalan söylediği için onu ayıpladılar
üzüntü
yaşanan bir durumdan dolayı duyulan keder
It is a shame that the store is closed
Mağazanın kapalı olması büyük bir üzüntü
övmek
Sahnedebirini veya bir şeyi takdir ettiğini ifade etmek
The teacher praised the student for her hard work
Öğretmen öğrencisini çok çalışmasından dolayı övdü
çok
Sahnedebüyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
Sahnedebirçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
gemi
Sahnededenizde seyahat eden büyük deniz taşıtı
The large ship crossed the ocean
Büyük gemi okyanusu geçti
göndermek
malları göndermek veya taşımak
We will ship the order tomorrow
Siparişi yarın göndereceğiz
durum belirten ek
bir durum veya nitelik ifade eden son ek
Friendship is very important
Arkadaşlık çok önemlidir
yakıştırmak
iki kişiyi romantik bir çift olarak desteklemek
I ship those two characters
O iki karakteri birbirine yakıştırıyorum
iyileştirmek
Sahnedebirini veya bir şeyi tekrar sağlıklı hale getirmek
The doctor helped to heal his wound
Doktor yarasının iyileşmesine yardım etti
iyileşmek
tekrar sağlıklı hale gelmek
The wound will heal soon
Yara yakında iyileşecek
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım