

The Sopranos — 6. Sezon Bölüm 12
Kelimeler ve anlamları
751 kelime
Seviye
inşa etmek
Sahnedeparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
bir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
artmak
bir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
oluşturmak
zamanla bir şeyi meydana getirmek veya kurmak
We want to build a strong team
Güçlü bir ekip oluşturmak istiyoruz
sent
Sahnededolar veya avronun yüzde birine eşit para birimi
I have fifty cents in my pocket
Cebimde elli sent var
yüzde bir
bir bütünün yüz parçaya bölünmüş kısmı
The word percent literally means per cent
Yüzde kelimesi tam olarak her yüz için anlamına gelir
yüz
yüz sayısı
A century is one hundred years
Bir yüzyıl yüz yıldır
inşaat
Sahnedeözellikle bir yapının inşa edilme süreci
The new building is under construction
Yeni bina inşaat halinde
inşaat
bir yapının kurulması işlemi
The bridge is under construction
Köprü inşaat aşamasında
acil müdahale arabası
Sahnedeacil durumlarda kullanılan tekerlekli tıbbi cihaz seti
The nurse pushed the crash cart into the room
Hemşire acil müdahale arabasını odaya itti
acil müdahale arabası
acil durumlarda tıbbi ekipmanların bulunduğu tekerlekli araba
The nurse pushed the crash cart to the patient
Hemşire acil müdahale arabasını hastaya doğru itti
acil durum arabası
hastanelerde acil müdahale ekipmanlarını taşımaya yarayan tekerlekli araba
The doctor pushed the crash cart to the patient
Doktor acil durum arabasını hastaya doğru itti
kum midyesi
Sahnedeyenilebilen, sert kabuklu bir deniz hayvanı
He found a clam on the beach
Kumsalda bir kum midyesi buldu
şehir efsanesi
Sahnedegeçmişten gelen çok eski hikaye
Is that story true or is it just an urban legend
O hikaye gerçek mi yoksa sadece bir şehir efsanesi
şehir efsanesi
gerçek olmayan ancak insanların doğru olduğuna inandığı modern hikaye
It is just an urban legend that alligators live in the sewers
Timsahların kanalizasyonda yaşadığı sadece bir şehir efsanesidir
tamamen
Sahnedebütünüyle veya tamamen
I entirely agree with you
Sana tamamen katılıyorum
sarmak
Sahnedebir şeye karşı aşırı ilgi duymaya başlamak
I really got into jazz music
Caz müziği beni gerçekten sardı
kabul edilmek
bir okula veya gruba kabul edilmek
She got into a great college
Harika bir koleje kabul edildi
etkilemek
birinin davranışını veya ruh halini değiştirmek
What has gotten into him today
Bugün ona ne oldu böyle
başını belaya sokmak
birini zor veya sorunlu bir duruma düşürmek
His bad choices got him into trouble
Kötü seçimleri başını belaya soktu
girmek
bir yerin içine girmek veya ulaşmak
I cannot get into the locked room
Kilitli odaya giremiyorum
dahil olmak
bir duruma girmeye başlamak
I want to get into politics
Siyasete dahil olmak istiyorum
girmek
bir şeyin içine girmek
I will get into the car
Arabaya gireceğim
etkilemek
birinin davranışını veya ruh halini değiştirmek
The bad mood got into him
Kötü ruh hali onu etkiledi
ilgi duymak
bir şeye karşı merak veya ilgi beslemeye başlamak
I started to get into jazz music
Caz müziğine ilgi duymaya başladım
girmek
bir durumun veya ortamın içinde yer almaya başlamak
She got into a difficult situation
Zor bir duruma girdi
Kurtuluş Ordusu
Sahnedeihtiyaç sahiplerine yardım eden bir Hristiyan yardım kuruluşu
The Salvation Army provided food for the homeless
Kurtuluş Ordusu evsizler için yemek sağladı
Red Bull
Sahnedepopüler bir kafeinli enerji içeceği markası
I drank a Red Bull to stay awake
Uyanık kalmak için Red Bull içtim
pense
Sahnedetutmak veya kesmek için kullanılan bir alet
He used pliers to cut the wire
Teli kesmek için pense kullandı
vesveseli biri
Sahnedekolayca endişelenen veya korkan kimse
Don't be such a nervous nellie about the exam
Sınav konusunda bu kadar vesveseli biri olma
yapacak olmak
Sahnedebir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him
Onu arayacağım
planlamak
bir işi yapma kararında olmak
We are going to visit the museum
Müzeyi ziyaret etmeyi planlıyoruz
olacak
gelecekte bir olayın gerçekleşmesi
It is going to rain
Yağmur yağacak
başarı
Sahnedebir hedefe ulaşmanın sonucu
Hard work leads to success
Sıkı çalışma başarıya götürür
ateşkes
Sahnedesavaşmayı durdurma anlaşması
The two armies declared a truce
İki ordu ateşkes ilan etti
yapım aşamasında
Sahnedehenüz bitmemiş ve geliştirilmesi süren şey
This project is a work in progress
Bu proje yapım aşamasında
devam eden çalışma
hâlâ yapım aşamasında olan veya geliştirilmeye devam edilen şey
The painting is a work in progress
Tablo hâlâ yapım aşamasında
devam eden çalışma
henüz tamamlanmamış bir proje
This project is still a work in progress
Bu proje hala devam eden bir çalışma
ilerleme
bir şeyin daha iyiye gitmesi veya ileriye taşınması
We are making progress on this project
Bu proje üzerinde ilerleme kaydediyoruz
gelişim süreci
henüz geliştirilmekte olan bir durum
The project is a work in progress
Proje şu an bir gelişim sürecinde
tamamlanmamış çalışma
bitmemiş olan herhangi bir şey
This painting is a work in progress
Bu tablo tamamlanmamış bir çalışma
ameliyat
Sahnedevücudun içindeki bir şeyi düzeltmek veya çıkarmak için yapılan tıbbi işlem
He needs heart surgery
Kalp ameliyatına ihtiyacı var
cerrahi müdahale
bir doktor tarafından gerçekleştirilen operasyon
The surgery was successful
Ameliyat başarılıydı
muayenehane
doktor veya diş hekiminin hastaları kabul ettiği yer
The doctor is at his surgery
Doktor muayenehanesinde
dayanmak
Sahnedeyardım veya destek için birine güvenmek
I had no one to lean on
Dayanacak kimsem yoktu
destek almak
zor bir durumda birinden yardım istemek
You can lean on your family during hard times
Zor zamanlarda ailenden destek alabilirsin
baskı yapmak
birine tehdit veya etki kullanarak bir şey yaptırmaya çalışmak
They are leaning on him to sign the contract
Sözleşmeyi imzalaması için ona baskı yapıyorlar
hemen
Sahnedebekletmeden, şu anda
Come here immediately
Hemen buraya gel
saymak
sayıları sırayla söylemek
I can count to ten
Ona kadar sayabilirim
saymak
sayıları sırayla söylemek
I am countin' from one to ten
Birden ona kadar sayıyorum
kışkırtma
Sahnedebir tepkiye neden olan durum veya davranış
He reacted without any provocation
Hiçbir kışkırtma olmadan tepki verdi
geçmiş
Sahnedezaten yaşanmış olan zaman
We should learn from the past
Geçmişten ders almalıyız
geçe
saatin tam vaktinden sonraki zaman
It is ten past five
Saat beşi on geçiyor
hamur işi
fırında pişmiş bir tür hamur işi veya tuzlu yemek
He bought a fresh past
Taze bir hamur işi satın aldı
sunmak
birine incelemesi veya onaylaması için vermek
Please pass this document to the manager
Lütfen bu belgeyi yöneticiye sunun
sosyopat
Sahnedebaşkalarının duygularına karşı duyarsız olan kimse
The movie character was a dangerous sociopath
Film karakteri tehlikeli bir sosyopattı
sosyopat
doğru veya yanlış konusunda hiçbir endişesi olmayan kişi
He is a dangerous sociopath
O, tehlikeli bir sosyopat
çok
Sahnedebüyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
neden
Sahnedehangi sebeple
How come you are late
Neden geç kaldın
nasıl oldu da
hangi sebeple veya nasıl olduğu sorulurken kullanılır
How come you are late?
Nasıl oldu da geç kaldın?
de değil
Sahnedeolumsuz bir ifadenin başkası için de geçerli olduğunu belirtir
I don't like it. Neither do I
Sevmiyorum. Ben de sevmiyorum
hiçbiri
iki seçenekten hiçbirini değil
Neither book is good
İki kitap da iyi değil
hiçbiri
iki kişiden veya şeyden hiçbiri
Neither of the students is here
Öğrencilerin hiçbiri burada
ikisi de değil
iki durumdan hiçbiri
The box is neither big nor small
Kutu ne büyük ne de küçük
patlamak
Sahnedeaniden dışarı fırlamak veya patlamak
The volcano erupted yesterday
Yanardağ dün patladı
bu arada
Sahnedeyeni bir konuya geçmek veya ek bilgi vermek için kullanılır
By the way, what is your name?
Bu arada, adın ne?
bu arada
konu dışı veya ek bir yorum yaparken kullanılan ifade
By the way I like your shoes
Bu arada ayakkabılarını beğendim
yeri gelmişken
yeni veya ek bir konuyu açarken kullanılan ifade
By the way have you finished the report
Yeri gelmişken raporu bitirdin mi
aklıma gelmişken
yeni veya ilgili bir konuyu belirtirken kullanılan ifade
By the way did you call Mom
Aklıma gelmişken anneni aradın mı
bu arada
konuyu değiştirmek veya ek bilgi vermek için kullanılır
By the way I saw your brother yesterday
Bu arada kardeşini dün gördüm
emlakçı
Sahnedeev veya arsa alım satımına aracılık eden kişi
We hired a real estate agent to find a new house
Yeni bir ev bulmak için bir emlakçı tuttuk
emlakçı
insanların mülk almasına satmasına veya kiralamasına yardımcı olan kişi
I called the real estate agent to see the house
Evi görmek için emlakçıyı aradım
çatı
Sahnedebir binanın en üst kısmı
The roof is leaking
Çatı akıyor
ev
yaşanılan ev veya yer
He has a roof over his head
Başını sokacak bir evi var
çatı
bir binanın tepesini örten yapı
The cat is sitting on the roof
Kedi çatının üzerinde oturuyor
üçüncü
Sahnedebir seride ikinciden sonra gelen
He is the third person in line
Sıradaki üçüncü kişi o
üçüncü
ikinciden sonra gelen
March is the third month
Mart üçüncü aydır
üçte bir
bir şeyin üç eşit parçasından biri
I ate a third of the pizza
Pizzanın üçte birini yedim
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
galvanizli
Sahnedeçinko ile kaplanmış
The fence is made of galvanized iron
Çit galvanizli demirden yapılmıştır
problem
Sahnedezorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun
başa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
sarılmak
Sahnedekollarını birinin etrafına dolamak
Give me a hug
Bana sarıl
sarılmak
birini sevgiyle kolların arasına alıp sıkıca tutmak
He hugged his friend goodbye
Arkadaşına veda ederken sarıldı
kıyısından gitmek
bir şeyin çok yakınından geçmek veya takip etmek
The road hugs the coastline
Yol sahil şeridini takip ediyor
zeki
Sahnedehızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
akıllı
mantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
şık
iyi giyimli veya temiz görünüşlü
He looks very smart in his suit
O takım elbisesiyle çok şık görünüyor
yeterli
Sahnedeihtiyaç duyulduğu kadar olan
We have plenty of food for everyone
Herkes için yeterli yemeğimiz var
bolca
yeterince veya çok miktarda olan
We have plenty of time
Bolca vaktimiz var
oldukça
büyük ölçüde veya çok
That room is plenty big for our needs
O oda ihtiyaçlarımız için oldukça büyük
zorlamak
Sahnedebirini bir eyleme mecbur bırakmak
They forced him to leave
Onu gitmeye zorladılar
kuvvet
polis veya asker gibi insanlardan oluşan grup
He joined the police force
Polis kuvvetine katıldı
zorlamak
bir şeyi hareket ettirmek için fiziksel güç kullanmak
He forced the door open
Kapıyı açmak için zorladı
kuvvet
fiziksel dayanıklılık veya bedensel güç
He pushed the door with force
Kapıyı kuvvetle itti
utangaç
Sahnedebaşkalarıyla konuşmaktan çekinen ve rahatsız olan
The shy student did not answer
Utangaç öğrenci cevap vermedi
biraz altında
bir sayı veya miktarın hemen altında
It is just shy of ten dollars
On doların biraz altında
utangaç
başkalarının yanında kendini rahatsız hisseden
She is a shy girl
O utangaç bir kız
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
öksürük
Sahnedeakciğerlerden havayı sesli bir şekilde dışarı çıkarma eylemi
I have a bad cough
Kötü bir öksürüğüm var
ödemek
genellikle isteksizce veya zorla para vermek
You have to cough up the money
Parayı ödemen gerekiyor
şiddet
Sahnedebirine zarar vermek için fiziksel güç kullanma
Violence is never the answer
Şiddet asla çözüm değildir
tebrik
Sahnedebirinin başarısını kutlamak için söylenen sözler
Congratulations on your graduation
Mezuniyetin için tebrikler
götveren
Sahnedeçok kaba bir hakaret
He is a total cocksucker
O tam bir götveren
hınç dolu
Sahnedehaksız bir durum nedeniyle kızgın ve mutsuz hissetme
He felt bitter about the result
Sonuç hakkında hınç doluydu
acı
keskin ve hoş olmayan bir tada sahip
This coffee is too bitter
Bu kahve çok acı
dondurucu
aşırı derecede soğuk ve rahatsız edici
The wind was bitter yesterday
Dün rüzgar dondurucuydu
bitter bira
arpa maltından üretilen bir bira çeşidi
He drank a pint of bitter
Bir bardak bitter bira içti
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
saçmalık
Sahnedeaptalca veya gerçek dışı konuşma
That is total bullshit
Bu tamamen saçmalık
saçmalamak
doğru olmayan şeyler söylemek
Stop bullshitting me and tell the truth
Bana saçmalamayı bırak ve doğruyu söyle
gevezelik etmek
rahat ve resmi olmayan bir şekilde sohbet etmek
We were just bullshitting in the kitchen
Mutfakta öylece gevezelik ediyorduk
bilinç
Sahnedeuyanık olma ve farkındalık durumu
He regained consciousness after the accident
Kazadan sonra bilinci yerine geldi
ovmak
Sahnedesertçe sürterek temizlemek
Please scrub the dirty pan
Lütfen kirli tavayı ovun
çalılık
bodur ağaçların ve çalıların bulunduğu alan
We walked through the dense scrub
Yoğun çalılığın içinden yürüdük
ezik
önemsiz veya düşük statülü görülen kimse
He acts like a total scrub
Tam bir ezik gibi davranıyor
iptal etmek
planlanmış bir etkinliği gerçekleştirmekten vazgeçmek
We had to scrub the mission
Görevi iptal etmek zorunda kaldık
demirbaş
Sahnedebir yere sabitlenmiş nesne
The sink is a bathroom fixture
Lavabo bir banyo demirbaşıdır
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
bir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
çöp
Sahnedeartık istenmeyen veya işe yaramayan şeyler
We need to clean out the junk from the garage
Garajdaki çöpleri temizlememiz gerekiyor
atmak
bir şeyi elden çıkarmak
She decided to junk her old clothes
Eski kıyafetlerini atmaya karar verdi
uyuşturucu
özellikle eroin gibi yasa dışı maddeler
He bought some junk on the street
Sokakta biraz uyuşturucu satın aldı
cinsel organ
erkek üreme organı
He covered his junk with a towel
Cinsel organını havluyla örttü
tatlım
Sahnedesevgiyle hitap etmek için kullanılan sözcük
Thanks, doll
Teşekkürler tatlım
oyuncak bebek
insan şeklinde küçük bir oyuncak
The girl is playing with her doll
Kız oyuncak bebeğiyle oynuyor
evli
Sahnedebir eşi olan
They are a married couple
Onlar evli bir çift
bağlı
bir şeye veya fikre güçlü bir şekilde bağlı olma
He is married to his work
İşine çok bağlı
evli
bir eşi olan
Are you married?
Evli misiniz?
evli
bir eşi olan
They have been married for ten years
Onlar on yıldır evliler
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
fırsatı olmak
bir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
fırsat bulmak
bir şey yapma şansı yakalamak
I get to travel for work
İş için seyahat etme fırsatı buluyorum
şans elde etmek
bir şey yapmak için imkanın olması
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma şansı elde ediyorsun
izinli olmak
bir şeyi yapma yetkisine sahip olmak
I get to leave early today
Bugün erken çıkma iznim var
başarmak
bir şeyi yapma imkanı bulmak
We finally get to see the show
Sonunda gösteriyi izlemeyi başardık
zorunda olmak
bir şeyi yapmak durumunda kalmak
I have to get to the airport
Havaalanına gitmek zorundayım
ulaşmak
bir şeyle bağlantı kurabilmek
You can get to the main road from here
Buradan ana yola ulaşabilirsin
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
zorunda olmak
bir şeyi yapmaya mecbur kalmak
I get to clean my room today
Bugün odamı temizlemek zorundayım
fırsat bulmak
bir şeyi yapmaya izinli olmak
You get to stay up late tonight
Bu gece geç saate kadar ayakta kalmaya iznin var
fırsat yakalamak
bir şeyi yapma şansına sahip olmak
I get to meet the director tomorrow
Yarın yönetmenle tanışma fırsatım olacak
ilişkili olmak
bir şeyle bağlantı kurmak
Does this rule get to our project
Bu kural projemizle ilişkili mi
dikkat etmek
Sahnededikkatli olmak
Take care on the road
Yolda dikkatli ol
ilgilenmek
birine veya bir şeye bakmak
She takes care of her sister
Kız kardeşine bakıyor
ilgilenmek
birinin veya bir şeyin sorumluluğunu üstlenmek
He takes care of his little sister
O kız kardeşiyle ilgileniyor
bakmak
birine veya bir şeye göz kulak olmak
I will take care of the baby
Bebeğe ben bakacağım
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
kutsal
SahnedeTanrı ile ilgili veya dini açıdan saygıdeğer olan
The cow is a sacred animal in India
İnek, Hindistan'da kutsal bir hayvandır
biraz
Sahnedeküçük bir miktar veya derece
I am a little bit tired
Biraz yorgunum
biraz
küçük bir derecede
I am a little bit tired
Biraz yorgunum
katlanmak
Sahnederahatsız edici bir şeye tahammül etmek
I cannot put up with this noise
Bu gürültüye katlanamıyorum
özlemek
Sahnedebirinin yokluğunu hissedip üzülmek
I miss my family
Ailemi özlüyorum
kaçırmak
bir şeye yetişememek veya orada olmamak
I missed the bus
Otobüsü kaçırdım
ıskalamak
hedefi vuramamak veya tutturamamak
He missed the target
Hedefi ıskaladı
hanımefendi
genç kadın veya kız çocuk
Miss Taylor is my teacher
Bayan Taylor benim öğretmenim
para kazanan kişi
Sahnedeçalışarak para kazanan kişi
He is the main earner in the family
Ailenin ana para kazananı o
süslemek
Sahnedebir şeyi daha iyi görünmesi için güzel şeylerle donatmak
We decorate the house for Christmas
Noel için evi süslüyoruz
süslemek
bir şeyi güzel göstermek için şeyler eklemek
We decorate the cake
Pastayı süslüyoruz
madalya ile ödüllendirmek
birine başarılarından dolayı nişan veya madalya vermek
The general was decorated for his service
General hizmetlerinden dolayı madalya ile ödüllendirildi
dekore etmek
bir yeri veya odayı daha güzel hale getirmek
We want to decorate our living room
Oturma odamızı dekore etmek istiyoruz
oto yıkama
Sahnedearabanın temizlenmesi için para ödenen yer
I took my car to the car wash
Arabamı oto yıkamaya götürdüm
oto yıkama
arabanızı ücret karşılığında temizlettiğiniz yer
I took my car to the car wash
Arabamı oto yıkamaya götürdüm
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
Sahnedebir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
hemfikir olmak
Sahnedebirisiyle aynı düşünceye sahip olmak
I agree with you
Seninle hemfikirim
hemfikir olmak
biriyle aynı görüşü paylaşmak
We agree on this point
Bu noktada hemfikiriz
katılmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak ya da bir şeyi kabul etmek
I agree with your plan
Planına katılıyorum
özgür
Sahnedekısıtlanmamış veya kontrol edilmeyen
The bird is free
Kuş özgür
ücretsiz
bedava olan veya ücret ödenmeyen
This water is free
Bu su ücretsiz
serbest bırakmak
birini veya bir şeyi tutulduğu ya da sıkıştığı yerden kurtarmak
They decided to free the bird from the cage
Kuşu kafesten serbest bırakmaya karar verdiler
müsait
yapacak işi veya zorunluluğu olmayan
I am free this afternoon
Bu öğleden sonra müsaitim
eksik
Sahnedeyerinde olmayan
A page is missing
Bir sayfa eksik
kayıp
bulunamayan
The dog is missing
Köpek kayıp
özlemek
birinin yokluğunda üzüntü duymak
I miss you
Seni özlüyorum
eksik
bulunması gereken bir şeyin yerinde olmaması
One page is missing from this book
Bu kitaptan bir sayfa eksik
ıskalamak
bir şeyi hedefleyememek veya yakalayamamak
I missed the ball
Topu ıskaladım
utanç kaynağı
Sahnedebaşkalarının utanç duymasına neden olan kişi veya şey
He is a disgrace to his family
O ailesi için bir utanç kaynağı
rezil etmek
birini utandıracak duruma düşürmek
He disgraced his family with his actions
Yaptıklarıyla ailesini rezil etti
öf
Sahnederahatsızlık veya sıkkınlık belirten ünlem
Ugh, I hate waking up early
Öf, erken uyanmaktan nefret ederim
idrak etmek
Sahnedebir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
fark etmek
bir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
Sahnedegerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
kokulu
Sahnedehoş bir kokuya sahip olan
She bought a scented candle
Kokulu bir mum satın aldı
kokulu
hoş bir kokusu olan
I love scented candles
Kokulu mumları severim
parfümlü
parfüm eklenmiş
She uses scented soap
Parfümlü sabun kullanıyor
kokulu
belirli bir kokusu olan
She bought a scented candle
Kokulu bir mum satın aldı
bitirmek
Sahnedebir şeyin tamamını kullanıp sona erdirmek
We used up all the ink in the pen
Kalemdeki tüm mürekkebi bitirdik
bitirmek
bir şeyin tamamını bitirene kadar kullanmak
We used up all the fuel
Tüm yakıtı bitirdik
boş laf
Sahnedesamimi olmayan veya anlamı bulunmayan konuşma
He says he will win but it is just hot air
Kazanacağını söylüyor ama söyledikleri tamamen boş laf
sıcak hava
sıcak günlerde etrafımızı saran ısınmış gaz
I can feel the hot air
Sıcak havayı hissedebiliyorum
boş laf
doğru ya da anlamlı olmayan sözler
Do not believe him it is all hot air
Ona inanma hepsi boş laf
kullanmak
Sahnedebir nesne ile bir şey yapmak
I am using my pen
Kalemimi kullanıyorum
etki
Sahnedegüçlü bir nüfuz veya sonuç
This decision had a big impact
Bu kararın büyük bir etkisi oldu
etkilemek
Sahnedebir şey üzerinde güçlü bir etki yaratmak
The new rules will impact our work
Yeni kurallar işimizi etkileyecek
çarpışma
güçlü bir vuruş veya çarpma
The impact damaged the car
Çarpışma arabaya zarar verdi
istemek
Sahnedebir şeyi arzulamak veya talep etmek
You wanna eat now
Şimdi yemek istiyorsun
yetişkin olmak
Sahnedeyetişkin bir birey haline gelmek
I want to be a doctor when I grow up
Büyüdüğümde doktor olmak istiyorum
büyümek
yaşça büyümek
Children grow up quickly
Çocuklar çabuk büyür
kadar
bir sınıra veya miktara kadar
The price can grow up to fifty dollars
Fiyat elli dolara kadar çıkabilir
büyümek
çocukluktan yetişkinliğe geçmek
I want to be a pilot when I grow up
Büyüdüğümde pilot olmak istiyorum
bitirmek
Sahnedebir süreci veya durumu sona erdirmek
She winds up the meeting early
Toplantıyı erkenden bitiriyor
rüzgarlar
hareket eden hava
The winds are strong today
Bugün rüzgarlar güçlü
rüzgar
dışarıdaki havanın doğal hareketi
The strong winds blew the leaves away
Güçlü rüzgarlar yaprakları uçurdu