

The Sopranos — 6. Sezon Bölüm 16
Kelimeler ve anlamları
642 kelime
Seviye
yaptırmak
Sahnedebirini bir işi yapmaya neden olmak
She is making me clean the room
O bana odayı temizletiyor
yapma
bir şeyi üretmek veya oluşturmak
She is making a cake
O bir pasta yapıyor
kazanmak
bir işten para elde etmek
She is making a lot of money
O çok para kazanıyor
nitelik
bir şeye katkıda bulunan özellik
He has the making of a champion
O şampiyon olma niteliğine sahip
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
gerçekten
Sahnedeçok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
gerçek
var olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
portre
Sahnedebir kişinin resmi veya fotoğrafı
She painted a beautiful portrait of her mother
Annesinin güzel bir portresini yaptı
portre
bir kişinin resmi veya fotoğrafı
This is a portrait of my grandfather
Bu, büyükbabamın bir portresidir
hazır
Sahnedekullanıma hazır veya kolayca ulaşılabilir
Expert help is on tap
Uzman yardımı hazır
tefeci
Sahnedeçok yüksek faizle borç para veren kimse
The shylock demanded his money back
Tefeci parasını geri istedi
devretmek
Sahnedesorumluluğu başka birine vermek
I will hand off the project to Sarah
Projeyi Sarah'ya devredeceğim
teslim etmek
bir şeyi birinden diğerine aktarma işlemi
I will hand off this task to you
Bu görevi sana teslim edeceğim
devretmek
bir işi veya sorumluluğu başkasına bırakmak
He will hand off the project to his assistant
Projeyi asistanına devredecek
pizzacı
Sahnedepizza yapıp satan yer
We ate at the local pizzeria
Yerel pizzacıda yemek yedik
yalnız
Sahnedearkadaşı veya yanında kimsesi olmadığı için üzgün olma durumu
I feel lonely when I am at home alone
Evde tek başımayken kendimi yalnız hissediyorum
ıssız
diğer insanlardan veya yerlerden çok uzak
The cabin was in a lonely place
Kulübe ıssız bir yerdeydi
terörist
Sahnedesiyasi hedefler için şiddet kullanan kişi
The police arrested the terrorist
Polis teröristi tutukladı
terörist
siyasi amaçlar doğrultusunda şiddete başvuran kimse
He was labeled as a terrorist
O, bir terörist olarak damgalandı
boşver
Sahnedebir şeyin sonucunu önemsemediğini ifade eden gayriresmi söz
I am tired of waiting so fuck it let us go
Beklemekten yoruldum o yüzden boşver hadi gidelim
boşver
bir sorunu artık umursamadığını veya vazgeçtiğini belirten kaba ifade
I cannot solve this problem so fuck it
Bu problemi çözemiyorum o yüzden boşver
boşver
bir şeyi önemsememeye karar vermek
I forgot my keys so fuck it
Anahtarlarımı unuttum ama boşver
beyin takımı
Sahnedetavsiyede bulunan uzmanlar grubu
The company gathered a brain trust to solve the problem
Şirket sorunu çözmek için bir beyin takımı oluşturdu
affedersiniz
Sahnedeözür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
pardon
duyulmayan veya anlaşılmayan bir şeyi tekrar ettirmek için kullanılan ifade
Excuse me could you say that again
Pardon bunu tekrar söyleyebilir misiniz
affedersiniz
birinin dikkatini çekmek veya özür dilemek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me can you help me
Affedersiniz bana yardım edebilir misiniz
pardon
birinin dikkatini çekmek veya özür dilemek için söylenen söz
Excuse me I did not see you
Pardon sizi görmedim
çatal bıçak takımı
Sahnedeyemek yerken kullanılan çatal kaşık ve bıçaklar
Please put the silverware on the table
Lütfen çatal bıçak takımını masaya koy
çatal bıçak takımı
yemek yemek için kullanılan metal araçlar
Put the silverware on the table
Çatal bıçak takımını masaya koy
suçlamak
Sahnedebirinin yanlış bir şey yaptığını söylemek
Do not accuse him without proof
Kanıt olmadan onu suçlama
suçlamak
birinin yanlış bir şey yaptığını söylemek
They accuse him of stealing
Onu hırsızlıkla suçluyorlar
oyun oynamak
Sahnededürüst olmayan veya muzip bir şey yapmak
He tried to pull a trick on me
Bana bir oyun oynamaya çalıştı
çekmek
bir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
He pulled the door open
Kapıyı çekerek açtı
geri çekmek
bir şeyi geri almak veya çıkarmak
He decided to pull his request
İsteğini geri çekmeye karar verdi
çekim
birine veya bir şeye gitme isteği uyandıran güçlü duygu
I felt a strong pull towards him
Ona karşı güçlü bir çekim hissettim
gelişimsel olarak
Sahnedebüyüme ve gelişim süreci ile ilgili bir şekilde
This toy is developmentally appropriate for children
Bu oyuncak çocuklar için gelişimsel olarak uygundur
çocuklar
Sahnedegenç insan topluluğu
The kids are playing
Çocuklar oynuyor
çocuk
genç bir kişi
I have two kids
İki çocuğum var
senin adına sevindim
Sahnedebirinin başarısını övmek için kullanılır
You got a promotion! Good for you!
Terfi aldın! Senin adına sevindim!
sana yararlı
birine faydalı veya yardımcı olan
Eating vegetables is good for you
Sebze yemek senin için yararlıdır
ne kadar
Sahnedemiktar veya fiyat sormak için kullanılan ifade
How much is this
Bu ne kadar
inşaat
Sahnedebir yapının kurulması işlemi
The bridge is under construction
Köprü inşaat aşamasında
inşaat
Sahnedeözellikle bir yapının inşa edilme süreci
The new building is under construction
Yeni bina inşaat halinde
bırakmak
Sahnedetutmayı bırakmak
Let go of the rope
İpi bırak
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
They let her go last week
Onu geçen hafta işten çıkardılar
serbest bırakmak
birinin bir sorumluluktan veya cezadan kurtulmasına izin vermek
They decided to let him go
Onu serbest bırakmaya karar verdiler
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
şu an
içinde bulunulan tam bu an
I am busy right now
Şu an meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
şu anda
tam olarak bu zamanda
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
hali hazırda
içinde bulunduğumuz an itibarıyla
He is working right now
O şu anda çalışıyor
hemen şimdi
tam bu anda
Please come here right now
Lütfen hemen şimdi buraya gel
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
kalış
bir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
girişmek
Sahnedebir şeyi yapmayı denemek
I am not sure if I can win but I will go for it
Kazanabilir miyim bilmiyorum ama girişmeye değer
denemek
istediğin bir şeyi yapmaya çalışmak
You really want that job so go for it
O işi gerçekten istiyorsun o yüzden dene
cesaretlendirmek
birine bir şeyi denemesini söylemek
You should go for it
Bunu denemelisin
cesaret etmek
bir şeyi yapmak için gayret göstermek
You should go for it
Bunu yapmaya cesaret etmelisin
toplumsal
Sahnedeinsanların gruplar halinde birlikte yaşamasıyla ilgili
This is a major social issue
Bu önemli bir toplumsal sorun
sosyal etkinlik
insanların eğlenmek veya sosyalleşmek için bir araya gelmesi
We went to a social last night
Dün akşam bir sosyal etkinliğe gittik
sosyal
insanlarla etkileşim kurmakla ilgili
He is a very social person
O çok sosyal bir insan
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
Sahnedebir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
bitirmek
bir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
film
Sahnedesinemada veya televizyonda gösterilen hikaye
I love watching movies
Film izlemeyi severim
ödemek
Sahnedezorunlu olduğunda para vermek
You need to pony up for your share of the bill
Hesabın kendi payını ödemen gerekiyor
üçüncü
Sahnedebir seride ikinciden sonra gelen
He is the third person in line
Sıradaki üçüncü kişi o
üçüncü
ikinciden sonra gelen
March is the third month
Mart üçüncü aydır
üçte bir
bir şeyin üç eşit parçasından biri
I ate a third of the pizza
Pizzanın üçte birini yedim
doğa yürüyüşü
Sahnedekeyif için kırsal alanda yapılan yürüyüş
We went for a hike in the mountains
Dağlarda doğa yürüyüşüne çıktık
oyunu başlatmak
Amerikan futbolunda oyunu başlatma komutu
Hike the ball
Topu başlat
fırlatmak
bir şeyi hızlıca atmak
Hike the bag to me
Çantayı bana fırlat
yukarı çekmek
bir giysiyi vücutta daha yukarıya çekmek
She hiked up her socks
Çoraplarını yukarı çekti
doğa yürüyüşü
doğada uzun süreli yapılan yorucu yürüyüş
I want to hike in the mountains
Dağlarda doğa yürüyüşü yapmak istiyorum
çok
Sahnedebüyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
Sahnedebirçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
beş para etmez
Sahnedehiçbir değeri olmayan kişi
He is a piece of shit
O beş para etmez biridir
pislik
kötü karakterli kişi
You are a piece of shit
Sen bir pisliksin
pislik
iğrenç veya değersiz bir kimse
He is a total piece of shit
O tam bir pislik
pislik
çok hoş olmayan veya aşağılık bir kişi
He is a total piece of shit
O tam bir pislik
çöp
çok düşük kaliteli veya değersiz şey
This car is a piece of shit
Bu araba tam bir çöp
susturmak
Sahnedebirinin konuşmasını engellemek
He tried to shut her
Onu susturmaya çalıştı
kapatmak
bir şeyin çalışmasını durdurmak
Please shut the computer
Bilgisayarı kapat
dışarıda bırakmak
birini bir grubun veya etkinliğin dışında tutmak
They shut him out of the conversation
Onu konuşmanın dışında bıraktılar
mobilya
Sahnedeevde kullanılan sandalye, masa, yatak gibi eşyalar
I need new furniture for my room
Odam için yeni mobilyaya ihtiyacım var
mobilya
evde oturmak uyumak veya eşya saklamak için kullanılan büyük nesneler
We bought new furniture for our living room
Oturma odamız için yeni mobilyalar aldık
takip edememek
Sahnedebir şeyin mevcut durumundan haberdar olmamak
I lost track of the time
Zamanın nasıl geçtiğini anlamadım
dün gece
Sahnedebugünden önceki gece
I went to the cinema last night
Dün gece sinemaya gittim
dün gece
bugünden önceki gece
I slept well last night
Dün gece iyi uyudum
dürüst
Sahnededoğrudan ve doğru sözlü
Give me a straight answer
Bana dürüst bir cevap ver
düz
eğrisi veya bükümü olmayan
Draw a straight line
Düz bir çizgi çiz
heteroseksüel
karşı cinse cinsel ilgi duyan
He is straight
O heteroseksüel
dümdüz
yön değiştirmeden veya durmadan ilerleyen
Go straight to your home
Evine dümdüz git
bırakmak
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere götürüp orada bırakmak
Please drop me off at the school
Lütfen beni okulun orada bırak
düşüş
miktar veya seviyede ani azalma
There was a sharp drop off in sales
Satışlarda keskin bir düşüş oldu
gözden kaybolmak
görünür veya duyulur olmayı bırakmak
They began to drop off one by one
Birer birer gözden kaybolmaya başladılar
uyuyakalmak
genellikle farkında olmadan uykuya dalmak
I might drop off during the movie
Film sırasında uyuyakalabilirim
bırakma noktası
insanların veya eşyaların bırakıldığı yer
Please wait at the drop-off point
Lütfen bırakma noktasında bekleyin
nedeniyle
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
dışarı
bir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
dışında tutmak
birini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
teşekkür
Sahnedeminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
salata
Sahnedeçiğ sebzelerin soğuk karışımı
I like fresh salad
Taze salatayı severim
haber vermek
Sahnedebirine bilgi göndermek veya bildirmek
Please get word to him as soon as possible
Lütfen ona mümkün olan en kısa sürede haber verin
haber almak
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
I did not get word about the meeting
Toplantı hakkında haber almadım
dezavantaj
Sahnedekötü veya istenmeyen bir özellik
A big minus of this car is the high cost
Bu arabanın büyük bir dezavantajı yüksek maliyetidir
eksi
çıkarma işlemini belirten
Five minus two is three
Beş eksi iki üçtür
eksi
çıkarma işlemini veya negatif sayıyı göstermek için kullanılan işaret
Put a minus sign before the number
Sayının önüne bir eksi işareti koy
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
vuruşçu
Sahnedefutbolda topa vuran oyuncu
The kicker scored a field goal
Vuruşçu sayı yaptı
şaşırtıcı nokta
Sahnedebeklenmedik ve şaşırtıcı bir gelişme
Here is the kicker
İşte asıl bomba burada
iç çamaşırı
bir tür iç çamaşırı veya şort
These kickers are very comfortable
Bu iç çamaşırı çok rahat
alt kat
Sahnedebinanın mevcut katının altındaki kat
He is downstairs
O alt katta
burada
Sahnedebir yerin dışında veya uzağında
It is very cold out here
Burada hava çok soğuk
buralarda
bulunduğumuz bu yer
It is very cold out here
Buralar çok soğuk
dışarıda
bir binanın veya kapalı alanın dışında
It is cold out here
Dışarısı çok soğuk
burada
dışarıdaki bu alanda
It is cold out here
Burası dışarıda soğuk
çakıl taşı
Sahnedeçok küçük yuvarlak taş
I picked up a pebble
Bir çakıl taşı aldım
çakıl
küçük yuvarlak taş
The road is made of pebbles
Yol çakıldan yapılmış
fark
Sahnedebir şeyin yol açtığı değişiklik veya etki
Your help made a big difference
Yardımınız büyük bir fark yarattı
fark
şeylerin aynı olmama durumu
What is the difference between these two?
Bu ikisi arasındaki fark nedir?
fark
iki şeyin birbirinin aynısı olmama durumu
There is a big difference between these colors
Bu renkler arasında büyük bir fark var
en tepesi
Sahnedebir şeyin en yüksek yeri veya konumu
The cat is on top of the roof
Kedi çatının en tepesinde
ek olarak
bir şeye ek olarak
On top of the rain, it started to snow
Yağmura ek olarak kar yağmaya başladı
katılmak
Sahnedebir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
eşlik etmek
birinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
birleştirmek
iki şeyi birbirine bağlamak
Please join these two pieces of rope
Lütfen bu iki ip parçasını birleştirin
lanet
Sahnedekelimeyi kaba bir şekilde vurgulamak için kullanılır
It is fucking cold outside
Dışarısı lanet soğuk
cinsel ilişki
cinsel birleşme eylemi
They were fucking in the room
Odada cinsel ilişkiye giriyorlardı
nefes alma
Sahnedevücuda hava alıp verme işlemi
He is breathing deeply
Derin nefes alıyor
nefes alma
havayı akciğerlere alıp dışarı verme süreci
Deep breathing helps you relax
Derin nefes almak rahatlamana yardımcı olur
nefes alma
havayı ciğerlerine çekme eylemi
Deep breathing helps you relax
Derin nefes alma rahatlamana yardımcı olur
para kazanan kişi
Sahnedeçalışarak para kazanan kişi
He is the main earner in the family
Ailenin ana para kazananı o
acil durumlar
Sahnedeacil müdahale gerektiren ciddi veya tehlikeli olaylar
Call 112 in case of emergencies
Acil durumlarda 112'yi arayın
üniversite
Sahnedeöğrencilerin ileri dereceler için eğitim aldığı ve araştırma yapılan kurum
I study at a big university
Büyük bir üniversitede okuyorum
üniversite
liseden sonra eğitim görülen kurum
They study at the university
Üniversitede okuyorlar
yani
Sahnedesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
sonunda
Sahnedeuzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
sonunda
uzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
kıl kadar
Sahnedeçok küçük bir mesafe
You missed it by a cunt hair
Kıl kadar farkla kaçırdın
zerre
çok küçük bir miktar
It moved a cunt hair
Çok az miktarda hareket etti
başparmak
Sahnedeelin yan tarafındaki kısa ve kalın parmak
He hurt his thumb
Başparmağını incitti
baş parmak işareti
baş parmak ile yapılan kaba bir jest
He made a rude thumb gesture
O kaba bir baş parmak işareti yaptı
hâkimiyet
birinin üzerinde kurulan güç veya otorite
He is under his boss's thumb
O patronunun hâkimiyeti altında
numara çevirmek
Sahnedebir telefon numarasını tuşlayarak aramak
Dial the number now
Şimdi numarayı çevir
ayarlamak
Sahnedebir şeyin miktarını veya seviyesini değiştirmek
You can dial the temperature to your liking
Sıcaklığı kendi tercihinize göre ayarlayabilirsiniz
ayarlamak
bir düğmeyi çevirerek ayar değiştirmek
Dial the temperature down
Sıcaklığı düşür
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
tıkırtı
Sahnedesarsıntıdan kaynaklanan kısa ve hızlı sesler çıkaran
I heard a rattling sound in the engine
Motordan gelen bir tıkırtı duydum
endişelendiren
birini huzursuz veya gergin hissettiren
The sudden noise was rattling
Ani gürültü endişe vericiydi
mizah anlayışı
Sahnedekomik olma veya insanları güldürme yeteneği
She has a great sense of humor
Harika bir mizah anlayışı var
kayınbirader veya enişte
Sahnedeeşin erkek kardeşi veya kız kardeşin kocası
He is my brother in law
O benim kayınbiraderim
kayınbirader
eşin erkek kardeşi
My brother in law is coming to dinner
Kayınbiraderim akşam yemeğine geliyor
enişte
kız kardeşin eşi
Her brother in law took the kids to school
Eniştesi çocukları okula götürdü
inlemek
Sahnedeacı veya mutsuzluk anında çıkarılan alçak ses
He let out a low groan
Alçak sesle inledi
inlemek
Sahnedeacı veya rahatsızlıktan dolayı derin ses çıkarmak
He groaned when he stood up
Ayağa kalktığında inledi
güler
Sahnedeeğlenceli bir şey karşısında ses çıkarmak
He laughs at the joke
O şakaya güler
kahkahalar
mutlu veya eğlenmiş olunduğunda çıkarılan sesler
Their laughs filled the room
Kahkahaları odayı doldurdu
kahkaha atar
komik bir durum karşısında yüksek sesle gülmek
She laughs at the movie
O filme kahkaha atar
komik biri
çok eğlenceli veya güldüren kimse
They are such laughs
Onlar çok eğlenceli tipler
davranma
Sahnedebelirli bir şekilde hareket etme
Stop acting like a child
Çocuk gibi davranmayı bırak
rol yapmak
bir gösteride veya filmde karakter canlandırmak
He is acting in a new movie
O yeni bir filmde rol yapıyor
vekaleten
bir görevi geçici bir süreliğine yürütmek
He is the acting manager
O vekaleten müdürlük yapıyor
oyunculuk
bir tiyatro oyununda veya filmde rol alma sanatı
She enjoys acting
O oyunculuktan hoşlanıyor
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı belirten bir ifade
Damn it, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
lanet olsun
hayal kırıklığı veya öfke belirtmek için kullanılan bir ünlem
Damn it I missed the bus
Lanet olsun otobüsü kaçırdım
prostat
Sahnedeerkek vücudunda bulunan küçük bir organ
The prostate is a small gland
Prostat küçük bir bezdir
harekete geçmek
Sahnedeharekete başlamak
Let's get going before the traffic starts
Trafik başlamadan harekete geçelim
yola çıkmak
hareket etmeye veya ayrılmaya başlamak
We should get going now
Şimdi yola çıkmalıyız
ayrılmak
bir yerden gitmeye başlamak
It is late, I must get going
Geç oldu, artık ayrılmalıyım
yola koyulmak
gitmek üzere hazırlık yapıp ayrılmak
We need to get going
Yola koyulmamız gerekiyor
başlamak
bir işe veya eyleme başlamak
We need to get going on the assignment
Ödeve başlamamız gerekiyor
her gün
Sahnedeher bir gün
I exercise every day
Her gün egzersiz yaparım
istemek
Sahnedebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
bir şeye sahip olmayı dilemek
I wanna drink
Bir şeyler içmek istiyorum
uğramak
Sahnedebir yere kısa süreliğine gitmek
I will swing by your office later
Daha sonra ofisine uğrayacağım
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
Please swing by my office later
Lütfen daha sonra ofisime uğra
kıkırdamak
Sahnedesessiz ve yumuşak bir şekilde gülmek
He gave a little chuckle
Hafifçe kıkırdadı
kıkırdamak
Sahnedesessizce gülmek
He chuckled at the joke
Şakaya kıkırdadı
kıkırdamak
alçak sesle gülmek
She chuckled at the joke
Şakaya kıkırdayarak güldü
kıkırdamak
kısa ve sessiz sesler çıkararak gülmek
He started to chuckle at the funny video
Komik videoya kıkırdamaya başladı
kereste
Sahnedekiriş ve kalaslar şeklinde kesilmiş odun
He buys lumber for the project
Proje için kereste satın alıyor
hantalca yürümek
Yavaş ve hantal bir şekilde hareket etmek
The old bear lumbered through the forest
Yaşlı ayı ormanda hantalca ilerledi
mağaza
Sahnedeürünlerin satıldığı yer
I am going to the store
Mağazaya gidiyorum
depolamak
bir şeyi sonra kullanmak için bir yere koymak
Store the grain in the barn
Tahılları ahıra depola
bekleyen
gelecekte olması beklenen
There is a surprise in store for you
Seni bir sürpriz bekliyor
mağaza
eşyaların satıldığı bir yer
I went to the store
Mağazaya gittim