

The Sopranos — 6. Sezon Bölüm 20
Kelimeler ve anlamları
573 kelime
Seviye
tarihsel olarak
Sahnedetarihle veya geçmişle ilgili olarak
This city was historically a trade center
Bu şehir tarihsel olarak bir ticaret merkeziydi
anladım
Sahnedebir şeyi anlamak
I got it
Anladım
maalesef
Sahnedeüzüntü veya hayal kırıklığı yaratan bir şekilde
Unfortunately, I cannot come
Maalesef gelemem
maalesef
üzücü veya hayal kırıklığı yaratan bir şekilde
Unfortunately it is raining today
Maalesef bugün hava yağmurlu
maalesef
bir şeyin üzücü veya şanssız olduğunu belirtmek için kullanılır
Unfortunately the store is closed today
Maalesef mağaza bugün kapalı
talihsiz bir şekilde
kötü şans veya üzüntü gösteren bir tarzda
She responded unfortunately to the bad news
Kötü habere talihsiz bir şekilde tepki verdi
varsaymak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
hayranlık
Sahnedebir şeye duyulan güçlü ilgi veya büyülenme hissi
He has a fascination with old cars
Eski arabalara karşı bir hayranlığı var
büyülenme
bir şeye karşı duyulan çok güçlü ilgi
She has a fascination with space
Uzaya karşı büyük bir ilgisi var
terapi
Sahnedezihinsel veya fiziksel bir durum için uygulanan tedavi
She goes to therapy once a week
Haftada bir kez terapiye gidiyor
tedavi
Sahnedebir hastalığın veya yaralanmanın iyileşmesine yardımcı olan uygulama
She is starting physical therapy today
O bugün fizik tedaviye başlıyor
manken
Sahnedefotoğraf çekimleri veya defileler için kıyafetleri sergileyen kişi
She is a famous fashion model
O ünlü bir moda mankeni
modellemek
bir şeyin versiyonunu veya tanımını oluşturmak
They model the data in the system
Verileri sistemde modelliyorlar
örnek
taklit edilmesi gereken iyi bir kişi veya şey
She is a good model for students
O öğrenciler için iyi bir örnek
model
bir ürünün belirli bir tasarımı veya versiyonu
This is the latest model of the car
Bu arabanın en son modeli
sap
Sahnedebitkinin ana ince uzun kısmı
The flower has a long stem
Çiçeğin uzun bir sapı var
kaynaklanmak
bir şeyin belirli bir yerden meydana gelmesi
His success stems from hard work
Başarısı çok çalışmaktan kaynaklanıyor
beyin sapı
beyni omuriliğe bağlayan beyin bölümü
The brain stem controls basic body functions
Beyin sapı temel vücut fonksiyonlarını kontrol eder
durdurmak
bir şeyin akışını veya yayılmasını önlemek
He pressed the wound to stem the bleeding
Kanamayı durdurmak için yaraya bastırdı
takılmak
Sahnedebirisi veya bir şey hakkında şaka yoluyla konuşmak
He likes to joke about my haircut
Yeni saç kesimimle ilgili şaka yapmayı sever
ölümcül
Sahnedeölüme yol açan
The poison is deadly
Zehir ölümcüldür
son derece
çok veya tamamen
He is deadly serious
O son derece ciddi
ölümcül
ölüme yol açan veya neden olabilen
The snake has a deadly bite
Yılanın ölümcül bir ısırığı var
son derece
çok yüksek bir seviyede
He was deadly serious about the matter
Konu hakkında son derece ciddiydi
hayal
Sahnedearzu edilen bir şeye dair kurulan hoş düşünce veya rüya
He has a fantasy of traveling the world
Dünyayı gezme hayali var
fantastik
sihir ve hayali dünyalarla ilgili hikayeler türü
I love reading fantasy novels
Fantastik romanlar okumayı severim
hayal
gerçek olmayan hoş bir durum
Living on the moon is a fantasy
Ayda yaşamak bir hayal
fantezi
gerçek olmayan hikaye veya fikir
I love reading fantasy books
Fantezi kitapları okumayı seviyorum
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
biriyle karşılıklı konuşmak
We should talk to our neighbors
Komşularımızla sohbet etmeliyiz
herhangi bir zaman
Sahnedene zaman olursa olsun
You can come over any time
İstediğin zaman gelebilirsin
sosis
Sahnedederi benzeri bir kılıf içindeki kıyılmış et
I like to eat sausage
Sosis yemeyi severim
sosyopatik
Sahnedebaşkalarının haklarını gözetmeyen bir kişilik bozukluğuna sahip olan
He showed sociopathic tendencies
Sosyopatik eğilimler gösterdi
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
USB bellek
Sahnededijital verileri depolamak için kullanılan küçük taşınabilir aygıt
I saved my photos on a memory stick
Fotoğraflarımı bir USB belleğe kaydettim
almak
Sahnedebir nesneyi yerden kaldırmak veya birini bir yerden almak
I will pick up my friend from the airport
Arkadaşımı havaalanından alacağım
iyileşmek
daha iyi hale gelmek veya artmak
The economy is starting to pick up
Ekonomi canlanmaya başlıyor
fark etmek
bir şeyi gözlemlemek veya anlamak
I picked up a strange smell in the room
Odaya girince tuhaf bir koku fark ettim
tavlamak
birini romantik olarak etkilemeye çalışmak
He always tries to pick up women
Her zaman kadınları tavlamaya çalışır
gidip getirmek
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden almak
I will pick you up at seven
Seni saat yedide alacağım
tavlama
birini etkileyerek romantik bir ilişki başlatma girişimi
He is very good at the pick-up
O tavlama konusunda çok başarılıdır
teslim alma
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden alma işlemi
The package pick-up is at the front desk
Paket teslim alma yeri resepsiyondadır
kaldığı yerden devam etmek
bir işe ara verdikten sonra tekrar başlamak
We will pick up the lesson tomorrow
Derse yarın kaldığımız yerden devam edeceğiz
almak
birini veya bir şeyi gidip getirmek
I will pick up my sister from school
Kız kardeşimi okuldan alacağım
kaldırmak
bir şeyi eline almak veya yerden yukarı kaldırmak
Please pick up the pen from the floor
Lütfen yerdeki kalemi kaldır
açmak
çalan telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
açmak
çaldığında telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
öğrenmek
bir bilgi veya beceri edinmek
She picked up Spanish quickly
İspanyolcayı hızlıca öğrendi
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
kanamak
Sahnedebir yaradan kan kaybetmek
Your finger is bleeding
Parmağın kanıyor
birbirine karışmak
renklerin veya sıvıların yavaşça birbirine geçmesi
The colors began to bleed together
Renkler birbirine karışmaya başladı
gönülden desteklemek
bir takımı veya grubu çok güçlü bir bağlılıkla savunmak
He bleeds for his team
O takımını gönülden destekliyor
para kaybetmek
çok miktarda para kaybetmek
The company is bleeding money
Şirket sürekli para kaybediyor
burnundan çekmek
Sahnedehavayı veya bir maddeyi burundan hızla içeri çekmek
He began to snort the powder
Tozu burnundan çekmeye başladı
burnundan solumak
burnundan gürültülü bir şekilde nefes vermek
The pig gave a loud snort
Domuz yüksek sesle burnundan soludu
ev işi
Sahnedeyapılması gereken küçük ve rutin iş
I have many chores to do
Yapacak çok ev işim var
sıkıştırmak
Sahnedebirini bir şey yapmaya zorlamak için baskı uygulamak
They tried to squeeze him into signing the contract
Onu sözleşmeyi imzalamaya zorlamak için sıkıştırdılar
sıkmak
bir şeyi kuvvetle bastırmak
Squeeze the lemon
Limonu sık
sevgili
romantik bir ilişki içinde olduğunuz kişi
She is my main squeeze
O benim sevgilim
otobüs
Sahnedebüyük bir toplu taşıma aracı
I take the bus to work
İşe otobüsle giderim
otobüsle götürmek
birini otobüs kullanarak bir yere taşımak
They bus students to school
Öğrencileri okula otobüsle götürüyorlar
toplamak
masadaki kirli tabakları kaldırmak
He bussed the table after the meal
Yemekten sonra masayı topladı
opera
Sahnedeşarkı ve müzik içeren dramatik bir eser
I love watching opera
Opera izlemeyi severim
opera
şarkıcıların müzik eşliğinde sahne aldığı bir oyun
We saw a classic opera yesterday
Dün klasik bir opera izledik
batırmak
Sahnedesivri bir uçla küçük bir delik açmak
I pricked my finger with a needle
Parmağıma iğne battı
pislik
kaba veya sinir bozucu erkekler için kullanılan kaba bir tabir
He is such a prick
O tam bir pislik
sivri uç
bir bitki veya nesne üzerindeki küçük keskin nokta
The tool has a small sharp prick at the end
Aletin ucunda küçük keskin bir nokta var
penis
erkek cinsel organı
He injured his penis
O penisini incitti
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
hale gelmek
bir şey durumuna geçmeye başlamak
The weather will become cold
Hava soğuk hale gelecek
girmek
Sahnedebir yerin içine girmek
She went into the room
Odaya girdi
detaylandırmak
Sahnedebir konuyu ayrıntılarıyla anlatmak
I do not want to go into the details
Detaylara girmek istemiyorum
surat asmak
kızgın olduğun için sessiz ve mutsuz olmak
He will go into a sulk if you say that
Eğer bunu söylersen surat asar
şarap
Sahnedeüzümden yapılan alkollü içecek
I drink red wine
Kırmızı şarap içerim
ağırlamak
birinin beğenisini kazanmak için ona yemek veya içki ısmarlamak
They wined and dined the potential client
Potansiyel müşteriyi güzelce ağırladılar
sonuç
Sahnedebir durumun nihai sonucu
The upshot of the meeting was an agreement
Toplantının sonucu bir anlaşmaydı
çağ
Sahnedeözel bir özelliği olan uzun zaman dilimi
This was a new era for the company
Bu, şirket için yeni bir çağdı
çağ
tarihte uzun ve belirgin bir dönem
The invention of electricity started a new era
Elektriğin icadı yeni bir çağ başlattı
-e doğru
Sahnedebirine veya bir şeye doğru
She walked towards the door
Kapıya doğru yürüdü
uygun
Sahnedebelirli bir durum için doğru olan
He is not fit for the job
Bu iş için uygun değil
formda
güçlü ve fiziksel olarak sağlıklı
She exercises to stay fit
Formda kalmak için egzersiz yapıyor
nöbet
aniden gelen güçlü bir duygu veya davranış
He had a fit of anger
Bir öfke nöbeti geçirdi
uymak
bir şeyin bir yere girecek doğru boyutta veya şekilde olması
The key fits the lock perfectly
Anahtar kilide tam uyuyor
negroni
Sahnedecin vermut ve kampari ile yapılan acı bir İtalyan kokteyli
He ordered a negroni at the bar
Barda bir negroni sipariş etti
kontrplak
Sahnedeahşap katmanların yapıştırılmasıyla üretilen levha
We used plywood to build the shelves
Rafları yapmak için kontrplak kullandık
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
hafta
yedi günlük zaman dilimi
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
işaret
Sahnedebir anlamı olan vücut hareketi
He made a sign to be quiet
Sessiz olması için bir işaret yaptı
işaret
Sahnedeözel bir anlamı olan sembol
It is a sign of respect
Bu bir saygı işaretidir
imza atmak
kabul ettiğini göstermek için bir belgeye ismini yazmak
Please sign the contract here
Lütfen sözleşmeyi buraya imzalayın
serbest bırakmak
Sahnedebir şeyi serbest bırakmak veya salmak
He decided to unleash the dog
Köpeği serbest bırakmaya karar verdi
siktir git
Sahnedebirine kızgınlık göstermek için kullanılan kaba bir ifade
Don't say fuck you to me
Bana siktir git deme
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
Sahnedebir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
insanı kaygılandıran düşünceler veya durumlar
I have many worries about my future
Geleceğim hakkında birçok endişem var
kriz
Sahnedebüyük tehlike veya zorluk dönemi
The country is in a financial crisis
Ülke mali bir kriz içinde
kriz
büyük tehlike veya zorluk zamanı
The country is in an economic crisis
Ülke ekonomik bir kriz içinde
kriz
acilen çözülmesi gereken tehlikeli veya zor durum
The country is facing a major crisis
Ülke büyük bir krizle karşı karşıya
kriz
ciddi ve zor durum
The country is facing an economic crisis
Ülke ekonomik bir krizle karşı karşıya
ayrılış
Sahnedebir yerden ayrılma eylemi
Our departure is tomorrow
Ayrılışımız yarın
sapma
normal veya beklenenden farklı olma durumu
This decision is a departure from our usual policy
Bu karar alışılmış politikamızdan bir sapmadır
çoğu zaman
Sahnedeneredeyse her zaman
I am at home most of the time
Çoğu zaman evdeyim
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
anlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
aileler
Sahnedekan bağı veya evlilikle birbirine bağlı insan grubu
Many families live here
Burada birçok aile yaşıyor
mafya ailesi
Sahnedeorganize suç üyelerinden oluşan grup
These crime families control the city
Bu suç aileleri şehri kontrol ediyor
yaşamak
Sahnedebir olay veya dönemi geçirmek
They lived through the war
Savaşı yaşadılar
sağ çıkmak
zor bir olay sırasında hayatta kalmak
He lived through the crash
Kazadan sağ çıktı
dalga
Sahnedesuyun veya havanın üzerindeki hareketli çıkıntı
The waves are very big today
Bugün dalgalar çok büyük
dalga
bir şeyin popülaritesinde veya etkinliğinde görülen ani artış
There is a new wave of interest in jazz
Caz müziğine karşı yeni bir ilgi dalgası var
el sallama
selam vermek için elin yandan yana hareketi
She gave a friendly wave
Dostça bir el sallama yaptı
sallanmak
bir yandan diğer yana tekrarlı hareket etmek
The trees wave in the wind
Ağaçlar rüzgarda sallanıyor
sallamak
havada bir şeyi ileri geri hareket ettirmek
Wave the flag to show support
Destek göstermek için bayrağı salla
el sallamak
selam vermek veya işaret etmek için eli bir yandan diğer yana hareket ettirmek
She waved at her friend
O arkadaşına el salladı
kapmak
Sahnedehızlı bir hareketle bir şeyi almak
She grabbed her keys and left
Anahtarlarını kaptı ve gitti
kapmak
bir şeyi elinle hızla almak
She reached out to grab the bag
Çantayı kapmak için uzandı
çevrelemek
bir şeyi her taraftan sarmak
The walls grab the garden
Duvarlar bahçeyi çevreliyor
sözleşme imzalamak
Sahnedebir kurumla çalışmak için resmi olarak anlaşmak
The player signed with a new team
Oyuncu yeni bir takımla sözleşme imzaladı
düşünmek
Sahnedebirini veya bir şeyi zihninde tutmak
I am thinking of my friends
Arkadaşlarımı düşünüyorum
aklına gelmek
bir fikir üretmek ya da bir şeyi hatırlamak
I can think of a better name
Daha iyi bir isim aklıma geliyor
düşünmek
bir konu hakkında görüş sahibi olmak veya bir eylemi değerlendirmek
What do you think of this movie
Bu film hakkında ne düşünüyorsun
akla getirmek
bir konudan bahsetmeye başlamak
Can you think of any good movies
Aklına iyi bir film geliyor mu
düşünmek
bir konu hakkında fikir veya görüş sahibi olmak
What do you think of this book
Bu kitap hakkında ne düşünüyorsun
yine de
Sahnedebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
yine de
bir cümlede karşıt bir fikir belirtmek için kullanılır
It is a bit expensive though
Yine de biraz pahalı
intihar
Sahnedekişinin kendi hayatına kasten son vermesi
He committed suicide
O intihar etti
intihar
kişinin kendi canına kıyması
He attempted suicide
İntihar girişiminde bulundu
mekik koşusu
sporcuların belirli çizgiler arasında hızlıca gidip gelerek yaptığı bir egzersiz
We ran suicides during practice
Antrenman sırasında mekik koşusu yaptık
yaygın
kolayca bulunan veya özel olmayan
This is a common mistake
Bu yaygın bir hata
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
sabır
Sahnedesakince bekleme yeteneği
Please have some patience
Lütfen biraz sabır gösterin
sabır
kızmadan sakin bir şekilde bekleme yeteneği
Learning requires a lot of patience
Öğrenmek çok sabır gerektirir
tıp
Sahnedehastalıkların ve yaralanmaların tedavisiyle ilgilenen bilim
He studies medicine at university
Üniversitede tıp okuyor
ilaç
hastalıkları iyileştirmek için kullanılan madde
Take your medicine every day
İlacını her gün al
ilaç
hastalığı tedavi etmek için kullanılan madde
I take medicine for my headache
Baş ağrım için ilaç alıyorum
ilaç
hastalıkları tedavi etmek için kullanılan madde
Take your medicine to feel better
Daha iyi hissetmek için ilacını al
saklanmak
Sahnedebir yerde kalıp dışarı çıkmamak
They holed up in a small cabin
Küçük bir kulübeye kapandılar
ifade
Sahnedebelli bir anlamı ileten söz veya söz öbeği
This is a common expression
Bu yaygın bir ifadedir
yüz ifadesi
duyguları belli eden yüz görünümü
He had a sad expression
Üzgün bir yüz ifadesi vardı
yıkıcı
Sahnedebüyük bir üzüntü veya şok yaratan
The news was devastating
Haberler yıkıcıydı
görünüşe göre
Sahnedegöründüğü kadarıyla
Apparently, he forgot the meeting
Görünüşe göre toplantıyı unuttu
kutsamak
SahnedeTanrı'dan birini korumasını veya ona yardım etmesini istemek
God bless you
Tanrı seni kutsasın
şanslı hissetmek
kendini çok şanslı veya minnettar hissetmek
I feel blessed to have such a great family
Harika bir aileye sahip olduğum için kendimi şanslı hissediyorum
kutsamak
birini zarardan korumak için kutsamak
May God bless you and keep you safe
Tanrı seni kutsasın ve güvende tutsun
kutsamak
birine mutluluk veya iyilik vermek
Her kindness blesses those around her
Onun nezaketi çevresindekileri mutlu eder
telefonla
Sahnedetelefon kullanılarak yapılan
We talked over the phone
Telefonla konuştuk
telefonda
iletişim kurmak için telefon kullanmak
We talked over the phone yesterday
Dün telefonda konuştuk
ağlamak
Sahnedegözden yaş akıtmak
The baby started to cry
Bebek ağlamaya başladı
yalvarmak
bir şeyi acil bir şekilde istemek
She cried for help
Yardım için yalvardı
bağırmak
yüksek ses çıkarmak
He cried out in pain
Acıyla bağırdı
hemfikir olmak
Sahnedebirisiyle aynı düşünceye sahip olmak
I agree with you
Seninle hemfikirim
hemfikir olmak
biriyle aynı görüşü paylaşmak
We agree on this point
Bu noktada hemfikiriz
katılmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak ya da bir şeyi kabul etmek
I agree with your plan
Planına katılıyorum
feci
Sahnedebir durumun şiddetini veya miktarını vurgulamak için kullanılan kaba bir ifade
You scared the shit out of me
Beni feci korkuttun
çarpmak
Sahnedebir şeye aniden veya elektrikle vurmak
The laser zapped the target
Lazer hedefe vurdu
tüketmek
birini çok yorgun hissettirmek
This long day really zapped me
Bu uzun gün beni gerçekten tüketti
mikrodalgada ısıtmak
yiyeceği mikrodalgada hızlıca ısıtmak
Please zap this food for me
Lütfen bu yemeği mikrodalgada ısıt
anayasal
Sahnedebir ülkenin temel kanunlarıyla ilgili olan
This is a constitutional right
Bu anayasal bir haktır
sağlık yürüyüşü
sağlık veya egzersiz amacıyla yapılan kısa yürüyüş
He takes a daily constitutional
Her gün sağlık yürüyüşü yapar
ima etmek
Sahnededoğrudan söylemeden bir şeyi belirtmek
He implied that he was tired
Yorgun olduğunu ima etti
anlamına gelmek
bir durumun sonucu olarak işaret etmek
Silence may imply consent
Sessizlik rıza anlamına gelebilir
bir yerde
Sahnedebelirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
bir yer
Sahnedebilinmeyen veya belirtilmemiş bir konum
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir mekan
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
başını kesmek
Sahnedebirinin başını vücudundan ayırmak
The soldier decapitated his enemy
Asker düşmanının başını kesti
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
Vay
şaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
önlem
Sahnedebir amaca ulaşmak için atılan adım
The government took strict measures to improve safety
Hükümet güvenliği artırmak için sıkı önlemler aldı
için
Sahnedebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
menopozal
Sahnedekadınların adet görmeyi bıraktığı dönemle ilgili
She is experiencing menopausal symptoms
Menopozal semptomlar yaşıyor
etkilemek
Sahnedebirinin fikrini veya kararını değiştirmek
He tried to sway my decision
Kararımı etkilemeye çalıştı
sallanmak
bir yandan diğer yana hafifçe hareket etmek
The trees sway in the wind
Ağaçlar rüzgarda sallanıyor
hamle
Sahnedeyapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
hareket etmek
bir yerini değiştirmek veya yeni bir yere gitmek
We will move to a new house
Yeni bir eve taşınacağız
taşınmak
yaşanılan yeri değiştirmek
We will move to a new house next month
Gelecek ay yeni bir eve taşınacağız
kadın doğum uzmanı
Sahnedekadınların üreme sağlığı sorunlarını tedavi eden tıp doktoru
She has an appointment with her gynecologist
Kadın doğum uzmanı ile randevusu var
jinekolog
kadın üreme sağlığı konusunda uzmanlaşmış doktor
I have an appointment with my gynecologist
Jinekologumla bir randevum var
aslında
Sahnedebir şeyin gerçek olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
I thought it was easy, but in fact it was hard
Kolay olduğunu sanmıştım ama aslında zordu
mal varlığı
Sahnedebir kişinin sahip olduğu tüm para mülk ve eşyalar
He left his entire estate to his sister
Tüm mal varlığını kız kardeşine bıraktı
malikane
üzerinde ev bulunan geniş arazi
He lives on a large estate
Geniş bir malikanede yaşıyor
statü
belirli bir sosyal veya yasal konum
He holds a high estate in society
Toplumda yüksek bir statüye sahip
yabancı
Sahnedetanımadığınız biri
Don't talk to strangers
Yabancılarla konuşma
tuhaf
alışılmamış ya da şaşırtıcı
The stranger the better
Ne kadar tuhaf o kadar iyi
ziyaretçi
bilmediği bir yerde bulunan kişi
The stranger looked at the map
Ziyaretçi haritaya baktı
yabancı
tanımadığınız kişi
I do not talk to a stranger
Yabancılarla konuşmam
yabancı
tanınmayan veya alışılmadık kişi
He is a total stranger to me
O benim için tamamen yabancı biri
temsil etti
Sahnedebir şeyi simgelemek veya ifade etmek
The dove represented peace in the story
Hikayede güvercin barışı temsil etti
temsil etti
bir şeyin simgesi olmak veya bir şeyin yerine geçmek
The dove represented peace
Güvercin barışı temsil etti
temsil etti
birinin adına konuşmak veya hareket etmek
The lawyer represented his client in court
Avukat mahkemede müvekkilini temsil etti