

The Summer I Turned Pretty — Season 1 Episode 1
Kelimeler ve anlamları
556 kelime
Seviye
beceri
Sahnedepratik bilgi veya yetenek
He has the know-how to fix the car
Arabayı tamir edecek becerisi var
sakinleşmek
Sahnedekızgınlığın veya üzüntünün azalması
Please calm down
Lütfen sakinleş
sakinleştirmek
birini veya bir durumu huzurlu hale getirmek
He tried to calm down his angry friend
Arkadaşını sakinleştirmeye çalıştı
akşam yemeği
Sahnedegünün genellikle akşam saatlerinde yenen ana öğünü
We are having chicken for dinner
Akşam yemeğinde tavuk yiyoruz
akşam yemeği
günün ana öğünü, genellikle akşam yenir
What's for dinner?
Akşam yemeğinde ne var?
akşam yemeği
günün genellikle akşam yenen ana öğünü
We are having dinner at seven
Akşam yemeğini saat yedide yiyoruz
kucak
Sahnedeotururken bacakların üst kısmında oluşan düz alan
The baby slept in her lap
Bebek onun kucağında uyudu
tur
bir pist veya parkur etrafındaki tam bir tur
He ran one lap of the track
Pistte bir tur koştu
tur bindirmek
bir yarışta rakibine tam bir tur fark atarak onu geçmek
The leader lapped the other runners
Lider diğer koşuculara tur bindirdi
şıpırdamak
bir yüzeye çarparken hafif bir şırıltı sesi çıkarmak
The water laps against the rocks
Su kayalara çarpıp şıpırdıyor
emin olmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
sağlamak
bir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
haline gelmek
Sahnededeğişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
zorunda olmak
bir şeyi yapmak mecburiyetinde olmak
I have got to go now
Şimdi gitmek zorundayım
zaman
Sahnedeolayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
vakit
belirli bir deneyim veya yaşam tarzı
We had a great time
Harika vakit geçirdik
an
bir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
cehennem
Sahnedeöfke veya vurgu belirtmek için kullanılır
Go to hell
Cehenneme git
cehennem
ölümden sonraki azap yeri
I don't believe in hell
Cehenneme inanmam
cehennem
büyük acı veya sefalet hali
Life was hell for him
Hayatı onun için cehennem gibiydi
bat mitzvah
SahnedeYahudi kızların erginlik çağına geldiğini kutlayan dini tören
She celebrated her bat mitzvah last weekend
O geçen hafta sonu bat mitzvah törenini kutladı
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
göndermek
bir şeyi veya birini bir yere ulaştırmak amacıyla yola çıkarmak
Please send the letter to my house
Lütfen mektubu evime gönder
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
SahnedeBirisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
karşılamak
bir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
amaçlamak
Sahnedebir şeyi yapmaya çalışmak veya hedeflemek
They look to expand their business
İşlerini büyütmeyi amaçlıyorlar
niyetlenmek
yakın gelecekte bir şey yapmayı planlamak veya ummak
We look to finish the project by Friday
Projeyi cumaya kadar bitirmeye niyetleniyoruz
güvenmek
birinden yardım veya tavsiye beklemek
They look to their parents for guidance
Rehberlik için anne babalarına güveniyorlar
söylemek
Sahnedebir şeyi sözlü olarak ifade etmek
Can you say your name
Adını söyleyebilir misin
fikrini belirtmek
Sahnedebir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
ünlem
birinin dikkatini çekmek için kullanılan söz
I say that is enough
Hey bu kadarı yeterli
şımarık çocuk
Sahnedekötü davranan çocuk
He is acting like a brat
O şımarık bir çocuk gibi davranıyor
bratwurst
genellikle ızgarada pişirilen bir sosis türü
I like grilled brats
Izgara bratwurstları severim
asker çocuğu
askeri bir ailede büyüyen çocuk
She grew up as a military brat
O bir asker çocuğu olarak büyüdü
haber almak
Sahnedebirinden mesaj veya cevap almak
I hope to hear from you soon
Yakında senden haber almayı umuyorum
haber almak
birinden mesaj mektup telefon veya e-posta gelmesi
I hope to hear from you soon
Yakında sizden haber almayı umuyorum
damla
Sahnededüşen küçük sıvı miktarı
A drip of water fell on my hand
Elime bir damla su düştü
kaplı olmak
bir şeyle yoğun bir şekilde örtülü olmak
The athlete was dripping with sweat
Sporcu ter içinde kalmıştı
sıkıcı tip
ilgi çekmeyen veya sıkıcı bir kişi
He acts like such a drip
Çok sıkıcı bir tip gibi davranıyor
damlama kahve
sıcak suyun öğütülmüş kahve çekirdeklerinden geçirilmesiyle hazırlanan kahve türü
Please make me some drip coffee
Lütfen bana biraz damlama kahve yap
takdir
Sahnedebir başarı için verilen övgü veya onay
She deserves credit for her hard work
Sıkı çalışması nedeniyle takdiri hak ediyor
hesaba yatırmak
bir hesaba para yatırmak
The bank will credit your account tomorrow
Banka yarın hesabınıza parayı yatıracak
kredi
borçlanma ve geri ödeme yeteneği
I bought the laptop on credit
Dizüstü bilgisayarı krediyle aldım
kredi
mezuniyet için gerekli olan ders puanı
This course is worth three credits
Bu ders üç kredi değerinde
stajyer
Sahnededeneyim kazanmak için çalışan öğrenci veya yeni mezun
She is an intern at a law firm
O, bir hukuk firmasında stajyer
tavsiye
Sahnedefaydalı bir bilgi veya öneri
She gave me a helpful tip
O bana faydalı bir tavsiye verdi
uç
bir şeyin sivri uç kısmı
The tip of the pencil is broken
Kalemin ucu kırık
bahşiş
hizmet karşılığında verilen ekstra para
He left a big tip
Büyük bir bahşiş bıraktı
eğmek
bir şeyi bir yana eğmek
Don't tip the glass
Bardağı eğme
tüyo
gizli olan bir bilgiyi başkasına söylemek
He gave me a useful tip about the exam
Sınav hakkında bana faydalı bir tüyo verdi
dünyada
Sahnedesoru veya ifadeleri vurgulamak için kullanılan kalıp
What in the world are you doing
Dünyada ne yapıyorsun
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
anlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
şirin
Sahnedehoş ve sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok şirin
sevimli
şirin veya sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok sevimli
ukala
ukalalık yaparak saygısız veya sinir bozucu davranan
Don't get cute with me
Bana ukalalık yapma
görüşmek
Sahnedebiriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
See here
Buraya bak
görmek
bir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
ilgilenmek
Sahnedebir durumu halletmek için gerekeni yapmak
I will see about the problem
Problemle ilgileneceğim
utandırıcı
Sahnedebirinin kendini çekingen veya rahatsız hissetmesine neden olan
It was an embarrassing moment for me
Benim için utandırıcı bir andı
utanılacak
utanç veya tuhaflık duygusu yaratan
That was an embarrassing mistake
O utanılacak bir hataydı
resmî
Sahnedeönemli veya ciddi etkinlikler için uygun
He wore a formal suit to the wedding
Düğüne resmî bir takım elbise giydi
stok
Sahnedesatılmak veya kullanılmak için bekletilen ürünler
The store has a large stock of books
Mağazada büyük bir kitap stoğu var
hisse
Sahnedebir şirketteki sahiplik birimi
He bought stock in a tech company
Bir teknoloji şirketinden hisse aldı
güven duymak
bir şeye inanmak veya önem vermek
I do not put much stock in his words
Onun sözlerine pek güven duymuyorum
boyunduruk
insanları cezalandırmak için başlarını ve ellerini kilitlemeye yarayan tahta düzenek
The prisoner was locked in the stocks
Mahkum boyunduruğa kilitlendi
ana akım
Sahnedeçoğu insan tarafından benimsenen
This music is too mainstream for me
Bu müzik benim için fazla ana akım
imza atmak
Sahnedekabul ettiğini göstermek için bir belgeye ismini yazmak
Please sign the contract here
Lütfen sözleşmeyi buraya imzalayın
işaret
bilgi veren sembol veya uyarı
A red flag is a sign of danger
Kırmızı bayrak tehlike işaretidir
işaret
bir anlamı olan vücut hareketi
He made a sign to be quiet
Sessiz olması için bir işaret yaptı
oturum açmak
bir bilgisayar sistemine veya hesaba bilgileri vererek girmek
I need to sign into my account
Hesabıma oturum açmam gerekiyor
yüzmek
Sahnedevücudunu kullanarak suyun içinde ilerlemek
I swim in the pool
Havuzda yüzüyorum
yüzmek
Sahnedevücudunu kullanarak suda hareket etme eylemi
I like to swim in the sea
Denizde yüzmeyi severim
yüzmek
vücudunu kullanarak suyun içinde hareket etmek
I like to swim
Yüzmeyi severim
yüzme
yüzme eylemi
I go for a swim
Yüzmeye giderim
başarmak
bir işte ayakta kalmak veya başarılı olmak
The new business will swim
Yeni iş başarılı olacak
kapatmak
Sahnedebir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
yakın
kısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
kuşatmak
etrafını sarıp yakalamak
The police close on the suspect
Polis şüphelinin etrafını sarar
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
country club
Sahnedeşehir dışında bulunan özel bir sosyal kulüp
He is a member of the country club
O, country club üyesidir
özel sosyal kulüp
spor tesisleri bulunan özel sosyal kuruluş
They spent the afternoon at the country club
Öğleden sonrayı özel sosyal kulüpte geçirdiler
kitap
Sahnedeyazılı sayfaların ciltlenmiş hali
I read a book
Bir kitap okudum
rezervasyon yapmak
bir şeyi önceden ayırmak
I want to book a room
Bir oda ayırtmak istiyorum
kural kitabı
kuralların veya prosedürlerin bulunduğu resmi döküman
They followed the book exactly
Tam olarak kural kitabına uydular
görüş
bir kişinin kendine has bakış açısı veya değerlendirmesi
In my book this is a mistake
Benim görüşüme göre bu bir hata
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak
I don't get it
Bunu anlamıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
olmak
belirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
bir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
her zaman
Sahnedeher zaman, her seferinde
I always wake up early
Her zaman erken uyanırım
ağır kanlı
Sahnedeyavaş hareket eden veya davranan kişi
Hurry up, you slowpoke!
Acele et, seni ağır kanlı!
soğuk
Sahnededüşük sıcaklık
The winter cold is harsh
Kış soğuğu serttir
soğuk
nezaket veya sevgi göstermeyen
He is a cold person
O soğuk bir insandır
soğuk algınlığı
burun akıntısı ve öksürükle seyreden hastalık
I have a cold
Soğuk algınlığına yakalandım
hazırlıksız
bir konu hakkında yeterli bilgiye veya deneyime sahip olmama durumu
She went into the interview cold
Görüşmeye hazırlıksız gitti
dün gece
Sahnedebugünden önceki gece
I slept well last night
Dün gece iyi uyudum
dün gece
Sahnedebugünden önceki gece
I went to the cinema last night
Dün gece sinemaya gittim
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
yetiştirmek
bir çocuğu büyüyene kadar bakıp eğitmek
They brought up their children well
Çocuklarını iyi yetiştirdiler
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
uğramak
Sahnedekısa süreliğine birini ziyaret etmek
I will stop by later
Daha sonra uğrayacağım
uğramak
bir kişi veya yeri kısa süreliğine ziyaret etmek
I will stop by your office later
Daha sonra ofisine uğrayacağım
zorunda kalmak
Sahnedebir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
fırsat bulmak
Sahnedebir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
fırsat bulmak
bir şeyi yapma şansına sahip olmak
I finally got to see the movie
Sonunda filmi görme fırsatı buldum
sinirini bozmak
birini sinirlendirmek veya üzmek
His comments really got to me
Yorumları gerçekten sinirimi bozdu
başlamak
bir işi yapmaya koyulmak
We need to get to work
İşe başlamamız gerekiyor
ilgili olmak
bir şeyle bağlantılı olmak
This point gets to the main issue
Bu nokta asıl sorunla ilgili
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
tatlı
Sahnedeyemeğin sonunda yenen şekerli yemek
I want chocolate cake for dessert
Tatlı olarak çikolatalı pasta istiyorum
ortaya çıkmak
Sahnedebeklenmedik bir durumun oluşması
A problem came up
Bir sorun çıktı
gündeme gelmek
Sahnedebir konunun konuşulmaya başlanması
The issue came up in our meeting
Konu toplantımızda gündeme geldi
yaklaşmak
yakında gerçekleşecek olmak
A holiday is coming up
Bir tatil yaklaşıyor
gündeme gelmek
bir konudan bahsedilmeye başlanması
The topic came up again
Konu tekrar gündeme geldi
yukarı çıkmak
yukarıya doğru hareket etmek
He came up the stairs
Merdivenlerden yukarı çıktı
yetersiz kalmak
bir şeyin eksik veya yeterli olmaması
We came up short on money for the trip
Gezi için paramız yetersiz kaldı
ortaya çıkmak
beklenmedik bir şekilde bahsedilmek veya meydana gelmek
A new problem came up today
Bugün yeni bir sorun ortaya çıktı
yükselmek
güneş veya gelgit gibi yukarı doğru hareket etmek
The sun comes up early in summer
Yazın güneş erken yükselir
yukarı gelmek
özellikle güneyden bir yere seyahat etmek
They are coming up to visit us
Bizi ziyarete yukarı geliyorlar
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
harika
Sahnedeçok etkileyici veya çok iyi
This view is awesome
Bu manzara harika
müthiş
çok yüksek kalitede veya şaşırtıcı derecede iyi
Your performance was awesome
Performansın müthişti
şahane
çok güzel veya hayranlık uyandırıcı
That is an awesome idea
Bu şahane bir fikir
harika
son derece etkileyici veya keyifli
That movie was awesome
O film harikaydı
bakmak
Sahnedegözleri bir yöne çevirmek
Please look at me
Lütfen bana bak
incelemek
Sahnededetaylıca gözlemlemek
I looked at the painting
Resim tablosunu inceledim
ele almak
bir konuyu değerlendirmek
We must look at this plan
Bu planı ele almalıyız
seyretmek
bir şeyi dikkatle izlemek
They look at the stars
Yıldızları seyrediyorlar
bakmak
birini veya bir şeyi görmek için gözlerini ona çevirmek
Look at that bird
Şu kuşa bak
incelemek
bir şeyi dikkatlice araştırmak veya düşünmek
I need to look at the documents
Belgeleri incelemem gerekiyor
hileci
Sahnededürüst olmayan şekilde davranan kişi
He is a cheater
O bir hileci
düşünceli
Sahnedebaşkalarının ihtiyaçlarını önemseyen
He is a very considerate person
O çok düşünceli bir insandır
bahse girmek
Sahnedebir şeyden çok emin olmak
I bet he is late
Bahse girerim geç kalmıştır
bahis oynamak
bir oyun veya yarış için para riske atmak
He bet on the red car
Kırmızı arabaya bahis oynadı
seçenek
en uygun veya yararlı olan tercih
Taking the train is your best bet
Trene binmek en iyi seçeneğin
bahis
yanılırsan para ödeyeceğin bir anlaşma
I made a bet with him
Onunla bir bahis yaptım
de değil
Sahnedeolumsuz bir ifadenin başkası için de geçerli olduğunu belirtir
I don't like it. Neither do I
Sevmiyorum. Ben de sevmiyorum
hiçbiri
Sahnedeiki seçenekten hiçbirini değil
Neither book is good
İki kitap da iyi değil
hiçbiri
iki kişiden veya şeyden hiçbiri
Neither of the students is here
Öğrencilerin hiçbiri burada
ikisi de değil
iki durumdan hiçbiri
The box is neither big nor small
Kutu ne büyük ne de küçük
çöp
Sahnedeistenmeyen atık malzeme
Please take out the garbage
Lütfen çöpü dışarı çıkar
çöp
atılan istenmeyen yiyecekler veya diğer şeyler
Take out the garbage
Çöpleri dışarı çıkar
kalitesiz
çok düşük nitelikli
This movie is total garbage
Bu film tamamen kalitesiz
polisler
Sahnedepolis teşkilatının üyeleri
The cops arrived quickly
Polisler hızlıca geldi
polisler
polis teşkilatı mensupları için kullanılan gayriresmi terim
The cops arrived quickly
Polisler hızlıca geldi
ileri geri
Sahnedebir yöne gidip sonra ters yöne doğru hareket etme
The pendulum swings back and forth
Sarkaç ileri geri sallanıyor
ileri geri
bir yöne ve sonra zıt yöne doğru hareket etmek
He walked back and forth
İleri geri yürüdü
karşılıklı konuşma
iki kişi arasındaki fikir alışverişi veya tartışma
They had a quick back and forth about the plan
Plan hakkında kısa bir karşılıklı konuşma yaptılar
olgunluk
Sahnedetam gelişmiş olma durumu
He showed great maturity for his age
Yaşına göre büyük bir olgunluk gösterdi
takipçi
Sahnedebirini veya bir şeyi izleyen kimse
She has many followers on social media
Sosyal medyada çok sayıda takipçisi var
yetişkin
Sahnedetam olarak büyümüş insan
She is an adult now
O artık bir yetişkin
yetişkin
tamamen büyümüş kişi
He is an adult now
O artık bir yetişkin
yetişkin
tam olarak büyümüş kişi
He is an adult
O bir yetişkin
siktir
Sahnedeöfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan kaba söz
fuck I missed the bus
siktir otobüsü kaçırdım
sikişmek
cinsel ilişkiye girmek
they decided to fuck
sikişmeye karar verdiler
tanımak
Sahnedebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
şarap
Sahnedeüzümden yapılan alkollü içecek
I drink red wine
Kırmızı şarap içerim
ağırlamak
birinin beğenisini kazanmak için ona yemek veya içki ısmarlamak
They wined and dined the potential client
Potansiyel müşteriyi güzelce ağırladılar
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
an
çok kısa süre
It happened in a moment
Bir anda oldu
an
çok kısa bir zaman dilimi
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
kısa süre
az bir zaman aralığı
It took a short moment
Kısa bir süre aldı
çiçek
Sahnedebitkinin tohum oluşturan renkli kısmı
I gave her a beautiful flower
Ona güzel bir çiçek verdim
çiçek
bir bitkinin renkli kısmı
This flower is red
Bu çiçek kırmızı
çiçek
bitkinin genellikle renkli olan bir parçası
I gave her a beautiful flower
Ona güzel bir çiçek verdim
ihanet etmek
güvenen birine karşı sadakatsizlik etmek
Do not flower those who trust you
Sana güvenenlere ihanet etme
şiir
Sahnederitim ve imgelem içeren yazılı eser
She wrote a beautiful poem
Güzel bir şiir yazdı
bak kim
Sahnedebirine veya bir şeye dikkat etmek
Look who is here
Bak kim gelmiş
kayıkçı
Sahnedebir tekneyle yolcuları suyun karşı kıyısına taşıyan kişi
The ferryman took them across the river
Kayıkçı onları nehrin karşı kıyısına taşıdı
şaka yapmak
Sahnedeciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
çocuk
genç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
oo
Sahnedeşaşkınlık veya haz belirten bir ünlem
Ooh, look at that cake!
Oo, şu pastaya bak!
golf saati
Sahnedegolf oynamaya başlamak için ayrılan zaman
I booked a tee time for Saturday morning
Cumartesi sabahı için bir golf saati ayırttım
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değişim
bir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
kokusunu almak
Sahnedebir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
kokmak
bir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
koku
burunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
sezmek
bir sorunun veya tehlikenin varlığını fark etmek
I smell something wrong with this deal
Bu anlaşmada bir terslik olduğunu seziyorum
geri dönmek
eski bir konuma veya popülariteye yeniden kavuşmak
The trend began to smell again
Moda tekrar geri dönmeye başladı
lavabo
Sahnedeyıkama için kullanılan kap
Wash your hands in the sink
Ellerini lavaboda yıka
batmak
bir girişimin başarısızlığa uğraması
His new company started to sink
Yeni şirketi batmaya başladı
ısı emici
ısıyı emip dağıtan cihaz
The computer needs a heat sink
Bilgisayarın bir ısı emiciye ihtiyacı var
batmak
özellikle suyun içine doğru aşağı inmek
The ship started to sink
Gemi batmaya başladı
spor çantası
Sahnedeeşya taşımak için kullanılan esnek çanta
I packed my clothes in a duffel bag
Kıyafetlerimi bir spor çantasına yerleştirdim
go go müziği
Sahnedecanlı bir dans müziği tarzı
I love listening to go go music
Go go müziği dinlemeyi seviyorum
go go dansı
1960'ların hızlı bir dans tarzı
They danced the go go all night
Bütün gece go go dansı yaptılar
go-go dansçısı
bir kulüpte veya barda eğlence amaçlı dans eden kişi
She works as a go-go dancer at the club
O kulüpte go-go dansçısı olarak çalışıyor
gogo kulübü
insanların müzik eşliğinde dans ettiği eğlence yeri
They visited a gogo club
Bir gogo kulübünü ziyaret ettiler
uğraşmak
Sahnedebirini rahatsız etmek veya başını belaya sokmak
Don't mess with him
Onunla uğraşma
takılmak
birine şaka yapmak veya oyun oynamak
I was just messing with you
Sadece sana takılıyordum
uğraşmak
birine şaka yapmak veya onu rahatsız etmek
Do not mess with my little brother
Küçük kardeşimle uğraşma
karıştırmak
izinsiz bir şeye dokunmak veya yapısını değiştirmek
You should not mess with the settings
Ayarları karıştırmamalısın
sunmak
Sahnedebirine bir şey vermek veya teklif etmek
She presented him with a gift
Ona bir hediye sundu
şimdiki zaman
şu an gerçekleşmekte olan zaman
Focus on the present
Şimdiki zamana odaklan
mevcut
şu anki yerde bulunma durumu
All students are present
Tüm öğrenciler burada
tanıtmak
birine kim olduğunu söylemek
Please present yourself to the committee
Lütfen komiteye kendinizi tanıtın
istekli olmak
Sahnedebir şeyi yapmaya istekli olmak
Are you up for a movie
Bir film izlemeye var mısın
aday
bir ödül veya pozisyon için değerlendirilen
He is up for the manager position
O müdürlük pozisyonu için aday
istekli
bir şey yapmaya hazır veya gönüllü olan
Are you up for a coffee
Bir kahve içmeye istekli misin
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim