

The Summer I Turned Pretty — Season 1 Episode 3
Kelimeler ve anlamları
526 kelime
Seviye
tedavi
Sahnedehastaya uygulanan tıbbi bakım
He needs urgent treatment
Acil tedaviye ihtiyacı var
tedavi
bir hastalığı iyileştirmek için uygulanan bakım
The patient needs special treatment
Hastanın özel tedaviye ihtiyacı var
kaplama
bir pencere için örtü veya süsleme
She chose a modern window treatment
Modern bir pencere kaplaması seçti
hata
Sahnedeyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi başka bir şeyle karıştırmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
hata yapmak
bir şey hakkında yanlış yapmak
I made a mistake on my test
Sınavımda bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
sıkmak
Sahnedebirini ilgisiz bırakmak
You bore me with your stories
Hikayelerinle beni sıkıyorsun
meydana getirmek
bir şey üretmek veya ortaya koymak
The tree bore delicious fruit
Ağaç lezzetli meyve verdi
delik
katı bir şeyin içindeki boşluk
The pipe has a wide bore
Borunun geniş bir deliği var
doğurmak
bir bebek dünyaya getirmek
She bore a baby boy
Bir erkek bebek doğurdu
senkronize etmek
Sahnedeşeylerin aynı anda gerçekleşmesini sağlamak
I need to sync my phone
Telefonumu senkronize etmem gerekiyor
eşitlemek
iki veya daha fazla şeyin aynı anda veya aynı hızda çalışmasını sağlamak
Please sync your phone with the computer
Lütfen telefonunu bilgisayarla eşitle
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşma
fikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşma
bir konu üzerine yapılan resmi sözlü sunum
She gave a short talk about history
Tarih hakkında kısa bir konuşma yaptı
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
inanılmaz
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
The view is incredible
Manzara inanılmaz
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
kullanmak
bir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
aniden
Sahnedebeklenmedik bir şekilde
Suddenly, it started to rain
Aniden yağmur yağmaya başladı
aniden
beklenmedik bir anda gerçekleşen
The rain started suddenly
Yağmur aniden başladı
harika
Sahnedeçok etkileyici veya çok iyi
This view is awesome
Bu manzara harika
müthiş
çok yüksek kalitede veya şaşırtıcı derecede iyi
Your performance was awesome
Performansın müthişti
şahane
çok güzel veya hayranlık uyandırıcı
That is an awesome idea
Bu şahane bir fikir
harika
son derece etkileyici veya keyifli
That movie was awesome
O film harikaydı
durum görüşmesi
Sahnedegüncellemeleri paylaşmak için yapılan kısa toplantı
We had a quick check in this morning
Bu sabah kısa bir durum görüşmesi yaptık
giriş yapmak
bir otelde veya havaalanında kayıt yaptırmak
I need to check in at the hotel
Otelde giriş yapmam gerekiyor
bildirimde bulunmak
bir yere vardığını bildirmek
Please check in with your manager
Lütfen müdürüne vardığını bildir
giriş işlemleri
otel veya havaalanındaki kayıt işlemi
The check in was very fast
Giriş işlemleri çok hızlıydı
uğramak
birinin halini hatırını sormak için ziyaret etmek
I checked in on my sick friend today
Bugün hasta arkadaşımın durumuna bakmak için uğradım
hatır sormak
birinin durumunu öğrenmek için kısa bir görüşme yapmak
She called to check in with her mother
Annesinin hatırını sormak için onu aradı
bakmak
Sahnedegözleri bir yöne çevirmek
Please look at me
Lütfen bana bak
incelemek
Sahnededetaylıca gözlemlemek
I looked at the painting
Resim tablosunu inceledim
ele almak
bir konuyu değerlendirmek
We must look at this plan
Bu planı ele almalıyız
seyretmek
bir şeyi dikkatle izlemek
They look at the stars
Yıldızları seyrediyorlar
bakmak
birini veya bir şeyi görmek için gözlerini ona çevirmek
Look at that bird
Şu kuşa bak
incelemek
bir şeyi dikkatlice araştırmak veya düşünmek
I need to look at the documents
Belgeleri incelemem gerekiyor
inmek
Sahnedeaşağıya doğru hareket etmek
The elevator is going down
Asansör aşağı iniyor
yenilmek
mağlup olmak veya başarısız olmak
The team went down in the final
Takım finalde yenildi
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going down here
Burada neler oluyor
hapse girmek
hapishaneye gönderilmek
He went down for five years
Beş yıl hapse girdi
yenilmek
bir yarışma veya çatışmada mağlup olmak
Our team went down in the final match
Takımımız final maçında yenildi
hatırlanmak
belirli bir şekilde kayıtlara geçmek ya da anımsanmak
This day will go down in history
Bugün tarihe geçecek
azalmak
miktar veya boyut olarak daha az hale gelmek
The prices went down
Fiyatlar düştü
çökmek
bir sistemin veya web sitesinin çalışmayı durdurması
The server went down at midnight
Sunucu gece yarısı çöktü
inmek
bir yerden daha alçak bir seviyeye doğru hareket etmek
We go down the stairs to the basement
Bodruma gitmek için merdivenlerden iniyoruz
batmak
suyun içine gömülmek veya dibe çökmek
The ship started to go down
Gemi batmaya başladı
oo
Sahnedeşaşkınlık veya haz belirten bir ünlem
Ooh, look at that cake!
Oo, şu pastaya bak!
çekici
Sahnedeçok güzel veya şık görünmek
She looks absolutely snatched today
Bugün kesinlikle çok çekici görünüyor
akşam yemeğinden sonra
Sahnedeakşam yemeğinin bitiminden sonraki zaman
I have tea after dinner
Akşam yemeğinden sonra çay içerim
bahsetmek
Sahnedebir şeyden kısaca söz etmek
He didn't mention the price
Fiyattan bahsetmedi
değinmek
bir konuya kısaca değinmek
Please mention your experience in the letter
Lütfen mektupta deneyiminizden değinin
bahsetmek
birinden veya bir şeyden söz etmek
He mentioned the book to me
Kitaptan bana bahsetti
binmek
Sahnedebir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
dahil olmak
Sahnedebir durumun veya faaliyetin parçası olmaya başlamak
I want to get in the game
Oyuna dahil olmak istiyorum
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
kabul edilmek
bir okula veya gruba girmeye hak kazanmak
I want to get in that university
O üniversiteye kabul edilmek istiyorum
girmek
bir araca veya binaya giriş yapmak
Get in the car now
Şimdi arabaya bin
varmak
bir yolculuktan sonra bir yere ulaşmak
What time does your train get in
Treniniz saat kaçta varacak
cinsel ilişkiye girmek
birisiyle cinsel birliktelik yaşamak
He tried to get in with her
Onunla cinsel ilişkiye girmeye çalıştı
etki etmek
birinin düşünce veya duygularını etkilemek
Do not let his negative comments get in
Olumsuz yorumlarının seni etkilemesine izin verme
üzerine yürümek
birine agresif bir şekilde yaklaşmak
Don't get in my face when you are angry
Sinirliyken üzerime gelme
debutante balosu
Sahnedegenç kadınlar için düzenlenen resmi dans
She went to the deb ball
O, debutante balosuna gitti
takdim balosu
Sahnedegenç kadınların topluma tanıtıldığı resmi sosyal etkinlik
The deb ball was a formal event
Takdim balosu resmi bir etkinlikti
milyon
Sahnedebin tane binlikten oluşan sayı
A million people live here
Burada bir milyon insan yaşıyor
devasa
Sahnedeboyut veya miktar olarak çok büyük
The building is massive
Bina devasa
klasik
Sahnedestandart bir örnek teşkil eden
This is a classic example
Bu klasik bir örnektir
klasik
yüksek kaliteli ve herkesçe beğenilen eser
This book is a classic
Bu kitap bir klasiktir
özel
Sahnedebelirli bir kişiye ait olan
This is a personal matter
Bu özel bir mesele
kişisel
birinin karakterine yönelik ve kırıcı olan
His comments were too personal
Yorumları çok kişiseldi
şahsi
belirli bir kişiyle ilgili olan
I have a personal opinion
Şahsi bir fikrim var
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
çekici
cinsel olarak çekici olan
She is real
O çekici
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
niyetlenmek
Sahnedebir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
sıçtı
Sahnedevücuttan dışkı çıkarmak
The dog shat on the grass
Köpek çimlere sıçtı
sıçtı
vücuttan dışkı çıkarmak
He shat on the floor
Yere sıçtı
deri
Sahnedehayvan derisinden yapılan dayanıklı malzeme
I have a leather jacket
Deri bir ceketim var
dünyada
Sahnedesoru veya ifadeleri vurgulamak için kullanılan kalıp
What in the world are you doing
Dünyada ne yapıyorsun
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
Sahnedebir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
fırsat bulmak
Sahnedebir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
fırsat bulmak
bir şeyi yapma şansına sahip olmak
I finally got to see the movie
Sonunda filmi görme fırsatı buldum
sinirini bozmak
birini sinirlendirmek veya üzmek
His comments really got to me
Yorumları gerçekten sinirimi bozdu
başlamak
bir işi yapmaya koyulmak
We need to get to work
İşe başlamamız gerekiyor
ilgili olmak
bir şeyle bağlantılı olmak
This point gets to the main issue
Bu nokta asıl sorunla ilgili
erkek arkadaş
Sahnederomantik bir ilişki içinde olan erkek
He has a boyfriend
Onun bir erkek arkadaşı var
erkek arkadaş
düzenli romantik ilişki kurulan erkek
My boyfriend is a doctor
Erkek arkadaşım bir doktor
erkek arkadaş
romantik bir ilişki içinde olunan erkek
She went to the cinema with her boyfriend
O erkek arkadaşıyla sinemaya gitti
işkence etmek
Sahnedebirine şiddetli fiziksel veya zihinsel acı çektirmek
They decided to torture him
Ona işkence etmeye karar verdiler
işkence
birine şiddetli fiziksel veya zihinsel acı verme eylemi
The torture was cruel and illegal
İşkence zalimce ve yasa dışıydı
şikayetçi
Sahnedesürekli bir şeylerden memnun olmadığını ifade eden kimse
He is a constant complainer at work
O işte sürekli şikayet eden biridir
psikoloji
Sahnedeinsan zihni ve davranışlarının incelenmesi
I have a psych class today
Bugün psikoloji dersim var
psikolojik baskı kurmak
birini gergin veya korkmuş hissettirmek
He tried to psych me out
Beni korkutmaya çalıştı
psikolojik
zihin ve akıl sağlığı ile ilgili
The patient needs psych care
Hasta psikolojik bakıma ihtiyaç duyuyor
zihnen hazırlamak
birini bir şeye karşı hazır hale getirmek
He needs to psych up for the match
Maç için kendini zihnen hazırlaması gerekiyor
huzurlu
Sahnedeendişeli veya üzgün olmayan
I feel at peace now
Şu an huzurlu hissediyorum
sona erdirmek
Sahnedebir ilişkiyi veya etkinliği sonlandırmak
They broke up the session
Oturumu sona erdirdiler
ayrılmak
romantik bir ilişkiyi bitirmek
They broke up last week
Geçen hafta ayrıldılar
parçalamak
bir şeyi çatlatmak veya bölmek
The ice began to break up
Buz parçalanmaya başladı
ayırmak
bir grubu veya kişileri birbirinden ayırmak
The police broke up the fight
Polis kavgayı ayırdı
kesilmek
telefon veya görüntülü görüşmede bağlantının bozulması
Your voice is breaking up
Sesin kesiliyor
sarsılmak
çok üzgün veya duygusal hissetmek
He broke up when he heard the news
Haberi duyduğunda sarsıldı
ayrılmak
biriyle romantik ilişkiyi sonlandırmak
They decided to break up
Ayrılmaya karar verdiler
hızla ilerlemek
buz hokeyinde buz üzerinde hızla kaymak
The player will break up the ice
Oyuncu buzun üzerinde hızla ilerleyecek
saymak
Sahnedeezberlediği bir şeyi söylemek
He recited the alphabet
Alfabeyi saydı
neden
Sahnedehangi sebeple
How come you are late
Neden geç kaldın
nasıl oldu da
hangi sebeple veya nasıl olduğu sorulurken kullanılır
How come you are late?
Nasıl oldu da geç kaldın?
dürüstçe
Sahnededoğru ve samimi bir şekilde
Please answer honestly
Lütfen dürüstçe cevap ver
denemek
Sahnedebir şeyin iyi çalışıp çalışmadığını görmek için kullanmak
I want to try out the new app
Yeni uygulamayı denemek istiyorum
seçmelere katılmak
bir takımda veya gösteride yer almak için yarışmak
He will try out for the basketball team
O basketbol takımı seçmelerine katılacak
denemek
işe yarayıp yaramadığını veya beğenip beğenmediğini görmek için kullanmak
I want to try out this new software
Bu yeni yazılımı denemek istiyorum
bolca sürmek
Sahnedebir şeyi kalın bir tabaka halinde yaymak
Slather the toast with butter
Ekmeğe bolca tereyağı sür
sıvamak
bir yüzeyi kalın bir tabaka ile kaplamak
Slather on the sunscreen
Güneş kremini bolca sür
gidiş
Sahnedebir yerden başka bir yere hareket etme eylemi
Our going was delayed by the rain
Gidişimiz yağmur yüzünden gecikti
demek
bir şeyin içeriğini veya sesini ifade etmek
That is how the story goes
Hikaye böyle diyor
devam etmek
bir şeyi yapmayı sürdürmek
Keep going with your work
İşine devam et
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunurken kullanılan kelime
Please come here
Lütfen buraya gel
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
saat
60 dakikalık zaman dilimi
I will be there in an hour
Bir saat içinde orada olacağım
büyümek
Sahnedeçocuktan yetişkine dönüşmek
I want to be a pilot when I grow up
Büyüdüğümde pilot olmak istiyorum
büyümek
yaşça büyümek
Children grow up quickly
Çocuklar çabuk büyür
yetişkin olmak
yetişkin bir birey haline gelmek
I want to be a doctor when I grow up
Büyüdüğümde doktor olmak istiyorum
olgunlaşmak
davranışsal olarak yetişkin gibi davranmak
You need to grow up
Olgunlaşman gerekiyor
kadar
bir sınıra veya miktara kadar
The price can grow up to fifty dollars
Fiyat elli dolara kadar çıkabilir
içecek
Sahnedeiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
Sahnedevücuda sıvı almak
I drink water
Su içerim
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
tahmin etmek
Sahnedekesin bilgi sahibi olmadan bir fikir yürütmek
I guess that he is at home
Onun evde olduğunu tahmin ediyorum
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikir
It was just a guess
Sadece bir tahmindi
tahmin
kesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
Pocky
SahnedeJapon yapımı çikolata kaplı bisküvi
I want to eat some Pocky
Biraz Pocky yemek istiyorum
mahalle sakini
Sahnedeyakın çevrede ikamet eden kimse
He is a friendly neighbor
O dost canlısı bir mahalle sakini
komşu
yakınınızda yaşayan kimse
He is my new neighbor
O benim yeni komşum
komşu
yakın bir evde veya dairede oturan kimse
My neighbor is very kind
Komşum çok nazik
gerçekten
Sahnedegerçek bir şekilde
I am literally exhausted today
Bugün gerçekten çok yorgunum
tam anlamıyla
kelimesi kelimesine veya tam olarak
I literally read every word of the book
Kitabın her kelimesini tam anlamıyla okudum
pasta
Sahnedeun yumurta ve şeker pişirilerek yapılan tatlı yiyecek
I ate a slice of cake
Bir dilim pasta yedim
tabaka oluşturmak
bir şeyi kalın bir tabaka ile kaplamak
Mud caked his boots
Botları çamurla kaplanmıştı
çok kolay
çok basit veya zahmetsiz olan
The exam was a piece of cake
Sınav çocuk oyuncağıydı
almaya gelmek
Sahnedebirini veya bir şeyi almak amacıyla bir yere varmak
I will come for you later today
Bugün daha sonra seni almaya geleceğim
almaya gelmek
birini veya bir şeyi almak için gelmek
I will come for you at eight
Seni saat sekizde almaya geleceğim
saldırmak
birini eleştirmek veya agresif bir şekilde yüzleşmek
Why did he come for you
Neden sana saldırdı
almaya gelmek
birini veya bir şeyi götürmek amacıyla bir yere varmak
I came for my coat
Ceketimi almaya geldim
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
değişim
Sahnedebir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
batırmak
Sahnedebir işi kötü bir şekilde yapmak
I messed up the test
Sınavı batırdım
mahvetmek
Sahnedebir şeyi bozmak veya kötü duruma getirmek
I messed up the project
Projeyi mahvettim
bozmak
plan veya düzeni aksatmak
Don't mess up my plans
Planlarımı bozma
dağıtmak
bir yeri düzensiz hale getirmek
You messed up my room
Odamı dağıttın
hırpalamak
birine fiziksel zarar vermek
The bullies messed him up
Zorbalar onu hırpaladı
mahvetmek
bir şeyi bozmak veya kötüleştirmek
Do not mess up this task
Bu görevi mahvetme
yarış pisti
Sahnedeat veya araba yarışlarının düzenlendiği alan
They went to the racetrack to watch the race
Yarışı izlemek için yarış pistine gittiler
lüks
Sahnedepahalı ve şık olan
They went to a fancy restaurant
Lüks bir restorana gittiler
canı istemek
bir şeyi istemek veya beğenmek
Do you fancy a cup of tea
Bir fincan çay ister misin
hayal gücü
zihinde fikirler veya görüntüler yaratma yeteneği
It was just a flight of fancy
Bu sadece bir hayal ürünüydü
tatlı atıştırmalık
küçük tatlı yiyecek maddesi
I bought a sweet fancy at the shop
Dükkandan tatlı bir atıştırmalık aldım
peşinden koşmak
Sahnedebir şeyi elde etmek veya başarmak için çabalamak
You should go after your dreams
Hayallerinin peşinden gitmelisin
saldırmak
birini sert bir şekilde eleştirmek veya suçlamak
The critics went after his new book
Eleştirmenler onun yeni kitabına saldırdı
göğüs
Sahnedeboyun ile mide arasındaki vücut bölümü
He has a pain in his chest
Göğsünde bir ağrı var
sandık
eşya saklamak için kullanılan büyük ve sağlam kutu
He kept his clothes in an old wooden chest
Giysilerini eski bir ahşap sandıkta saklıyordu
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
kafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
Sahnedekonuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
unuttu
Sahnedebir şeyi hatırlamamak
I forgot my keys
Anahtarlarımı unuttum
unuttu
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
He forgot his keys
Anahtarlarını unuttu
başvurmak
Sahnederesmi olarak bir şey istemek
I want to apply for a job
Bir işe başvurmak istiyorum
geçerli olmak
bir durum için etkili veya doğru olmak
This rule does not apply here
Bu kural burada geçerli değil
uygulamak
bir şeyi belirli bir amaç için kullanmak
You should apply these methods
Bu yöntemleri uygulamalısın
sürmek
bir şeyi bir yüzeyin üzerine yaymak
Please apply this cream to your skin
Lütfen bu kremi cildine sür
atış
Sahnedesilahla ateş etmek
He fired a shot
Bir el ateş etti
fotoğraf
fotoğraf makinesi ile çekilen görüntü
That is a great shot
Bu harika bir fotoğraf
mahvolmuş
tamamen bozulmuş veya yok olmuş
My car engine is shot
Arabamın motoru mahvolmuş
tek
küçük miktarda güçlü alkollü içecek
He ordered a shot of tequila
Bir tek tekila sipariş etti
pratik yapmak
Sahnedebir şeyi düzenli olarak yapma eylemi
I am practicing the piano
Piyano pratiği yapıyorum
ile kalakalmak
Sahnedeistenmeyen bir şeyden veya kimseden kurtulamamak
I am stuck with this broken computer
Bu bozuk bilgisayarla kalakaldım
elinde kalmak
istemediğiniz bir şeyden kurtulamamak
I am stuck with this boring task
Bu sıkıcı görev elimde kaldı
içki
Sahnedealkollü içecekler için kullanılan gayriresmi kelime
They bought some booze for the party
Parti için biraz içki aldılar
içki içmek
alkollü içecek tüketmek
They like to booze on the weekends
Hafta sonları içki içmeyi severler
içki
alkollü içecekler için kullanılan argo bir ifade
He brought some booze to the party
Partiye biraz içki getirdi
önünde
Sahnedebir şeyin veya birinin ön kısmında bulunan
The car is in front of the house
Araba evin önünde
kol
Sahnedeomuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
silahlandırmak
silah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
silah
savaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
kol
büyük bir organizasyonun belirli bir iş alanıyla ilgilenen bölümü
This is the research arm of the company
Bu şirketin araştırma koludur
deniz yosunu çorbası
SahnedeKore'ye özgü bir çeşit deniz yosunu çorbası
I had miyeok-guk for my birthday
Doğum günümde miyeok-guk içtim
yardım
Sahnededestek veya yardım sağlayan şey
The organization provided food aid
Kuruluş gıda yardımı sağladı
sıkı
Sahnedesıkıca tutulmuş veya sabitlenmiş
Hold the rope tight
İpi sıkı tut
yakın
güçlü bir ilişkiye sahip olan
They are a tight family
Onlar yakın bir ailedir
kısıtlı
çok az boş zamanı olan
I have a tight schedule
Yoğun bir programım var
dar
iki tarafı arasında çok az boşluk bulunan
The hallway is very tight
Koridor çok dar
gün
Sahnede24 saatlik süre
I work every day
Her gün çalışıyorum
özel gün
Sahnedebelirli bir şeyi kutlamak için ayrılmış gün
We celebrate a special day
Biz özel bir gün kutlarız
gündüz
güneşin gökyüzünde olduğu zaman
It is bright during the day
Gündüz hava aydınlıktır
dönem
özellikle geçmişteki belirli bir zaman dilimi
In my grandfather's day, there were no computers
Büyükbabamın döneminde bilgisayarlar yoktu
elbise
Sahnedekadınlar veya kızlar için üst ve alt kısmı örten giysi
She is wearing a blue dress
Mavi bir elbise giyiyor
giyinmek
kıyafet giymek
I need to dress for work
İş için giyinmem gerekiyor
pansuman yapmak
bir yarayı temizleyip kapatmak
The nurse will dress the wound
Hemşire yaraya pansuman yapacak
süslemek
bir şeyi daha çekici hale getirmek için güzelleştirmek
We should dress the cake with fresh fruit
Pastayı taze meyveyle süslemeliyiz
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
beklemek
Sahnedekısa bir süre beklemek veya durmak
Please hold on a moment
Lütfen bir an bekleyin
sıkıca tutmak
bir şeyi sıkıca kavramak
Hold on to the rail
Korkuluğa sıkıca tutun
hakimiyet
birisi üzerindeki güç veya etki
He has a firm hold on the team
Takım üzerinde sıkı bir hakimiyeti var
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
zar zor
Sahnedeçok küçük bir farkla veya güçlükle
I could barely see the road
Yolu zar zor görebiliyordum
ne kadar
Sahnedemiktar veya fiyat sormak için kullanılan ifade
How much is this
Bu ne kadar
çekinmeyin
Sahnedebir şeyi yapmakta özgür olduğunu belirtmek için kullanılır
Feel free to call me
Beni aramaktan çekinmeyin
söylemek
Sahnedebir şeyi sözlü olarak ifade etmek
Can you say your name
Adını söyleyebilir misin
fikrini belirtmek
Sahnedebir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
ünlem
birinin dikkatini çekmek için kullanılan söz
I say that is enough
Hey bu kadarı yeterli