

The Walking Dead — Season 2 Episode 2
Kelimeler ve anlamları
522 kelime
Seviye
sıyrılmak
bir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
çıkmak
bir yerden veya araçtan ayrılmak
Get out of the car
Arabadan çık
elde etmek
birinden veya bir şeyden fayda veya bilgi almak
What did you get out of the course
Kurstan ne elde ettin
çıkarmak
bir şeyi bir şeyin içinden almak
Please get the book out of the bag
Lütfen kitabı çantadan çıkar
çıkmak
bir yerden veya araçtan dışarı gitmek
Please get out of the car
Lütfen arabadan çık
elde etmek
bir şeyi başka bir kaynaktan oluşturmak
We get electricity out of coal
Kömürden elektrik elde ederiz
deneyimli kişi
Sahnedebir konuda çok tecrübesi olan kişi
She is a veteran journalist
O deneyimli bir gazeteci
fark etmek
Sahnedebir şeyin farkına varmak
I didn't realise you were here
Burada olduğunu fark etmemiştim
fark etmek
bir şeyin farkına varmak
I realised I was late
Geç kaldığımı fark ettim
eksik
Sahnedeorada olmayan veya mevcut olmayan
A page is missing
Bir sayfa eksik
kayıp
bulunamayan
The dog is missing
Köpek kayıp
kayıp
ortadan kaybolan ve bulunamayan kişi
The police are searching for the missing person
Polis kayıp kişiyi arıyor
hiçbir yer
Sahnedehiçbir yerde olmayan
There is nowhere to sit
Oturacak hiçbir yer yok
ara sıra
sıklıkla olmasa da zaman zaman
I go to the cinema on occasion
Ara sıra sinemaya giderim
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
yavaşça kaybolmak
yavaş yavaş uzaklaşmak veya yok olmak
Time seems to slip away
Zaman uçup gidiyor gibi görünüyor
ayarlamak
birisi için görüşme veya bağlantı ayarlamak
I can hook you up with a job
Sana bir iş ayarlayabilirim
bağlantı kurmak
kişiler arasında bir bağlantı oluşturmak
We need to hook up with the local guides
Yerel rehberlerle bağlantı kurmamız gerekiyor
buluşmak
biriyle bir araya gelmek
Let's hook up this weekend
Bu hafta sonu buluşalım
takılmak
gündelik romantik veya cinsel amaçla buluşmak
They hooked up a few times
Birkaç kez takıldılar
cinsel birliktelik
iki kişi arasındaki gündelik cinsel yakınlaşma
They decided to hook up at the party
Partide birlikte olmaya karar verdiler
cinsel yakınlaşma
insanlar arasında yaşanan gündelik cinsel buluşma
They decided to hook up after the party
Partiden sonra yakınlaşmaya karar verdiler
barınak
Sahnedekoruma sağlayan veya ev olarak kullanılan yer
We need to find a shelter
Bir barınak bulmamız gerekiyor
barındırmak
birini tehlikelerden korumak
They sheltered the refugees during the storm
Fırtına sırasında mültecileri barındırdılar
parça
Sahnedebir şeyin kırılmış küçük parçası
He found a fragment of glass on the floor
Yerde bir cam parçası buldu
parçalanmak
küçük parçalara ayrılmak
The ice began to fragment under the pressure
Buz basınç altında parçalanmaya başladı
sürtük
Sahnedebir kadın veya kişi için kullanılan kaba bir kelime
He called her a bitch
Ona sürtük dedi
sızlanmak
memnuniyetsizliğini veya rahatsızlığını dile getirmek
Stop bitching about the weather
Hava hakkında sızlanmayı bırak
dişi köpek
dişi köpek
The bitch is guarding her puppies
Dişi köpek yavrularını koruyor
zorlu iş
zor ve can sıkıcı durum veya görev
Solving this problem is a real bitch
Bu problemi çözmek çok zorlu bir iş
son
Sahnedebir şeyin son kısmı
This is the end of the road
Bu yolun sonu
bitmek
Sahnedesona ermek veya durmak
The movie ends now
Film şimdi bitiyor
uç
bir şeyin en uzak noktası
He stood at the end of the road
Yolun ucunda duruyordu
taraf
bir durumun belirli bir kişiye ait olan kısmı
Everything is fine on my end
Benim tarafımda her şey yolunda
yastık kılıfı
Sahnedeyastık için kumaş kılıf
I need a new pillowcase
Yeni bir yastık kılıfına ihtiyacım var
sıkışmış
Sahnedezor bir durumdan kurtulamayan
I am stuck in traffic
Trafikte sıkıştım
kalmış
bir durumda veya yerde kalmak
I am stuck in traffic
Trafikte kaldım
bıçakladı
birini bıçakla yaralamak
The criminal stuck the guard
Suçlu gardiyanı bıçakladı
yapışık
bir şeye tutunmuş durumda olan
The note is stuck to the door
Not kapıya yapışık
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
müthiş
çok iyi veya etkileyici olan
He plays a mean guitar
O müthiş gitar çalıyor
derin
Sahnedeyüzeyden çok aşağıya inen
The ocean is very deep
Okyanus çok derindir
kalın
düşük tona sahip olan
He has a deep voice
Onun kalın bir sesi var
yoğun
çok güçlü veya şiddetli
She felt a deep sadness
Yoğun bir üzüntü hissetti
zengin
çok parası olan
He has deep pockets
Onun çok parası var
uzak durmak
yaklaşmamak
Please stay back
Lütfen uzak durun
ek olarak
asıl işine veya faaliyetine ek olarak
He teaches English on the side
Ek olarak İngilizce dersleri veriyor
kenarda
bir şeyin sol veya sağ kısmı
Put the books on the side
Kitapları kenara koy
ayrı olarak
ana yemeğin yanında ayrı olarak servis edilen
I want the sauce on the side
Sosun ayrı gelmesini istiyorum
tarafında
bir fikirle veya kişiyle hemfikir olma durumu
I am on your side
Senin tarafındayım
cehenneme git
büyük acı veya sefalet durumu
Go to hell!
Cehenneme git!
kötüye gitmek
bir durumun veya kalitenin bozulması
The project went to hell last month
Proje geçen ay kötüye gitti
cehennemi yaşamak
çok büyük acı veya sıkıntı çekmek
He went to hell when he lost his job
İşini kaybettiğinde cehennemi yaşadı
lise
öğrencilerin üniversiteden önce eğitim gördüğü yer
I go to high school
Liseye gidiyorum
lise
14 ile 18 yaş arasındaki öğrenciler için okul
She is a high school student
O bir lise öğrencisi
çocukça
çocuksu veya olgunlaşmamış davranışlar sergileyen
Stop acting so high school about this
Bu konuda çocukça davranmayı bırak
bazen
Sahnedebazı zamanlar, her zaman değil
Sometimes I wake up early
Bazen erken uyanırım
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
atar damar
Sahnedekanın kalpten vücuda taşınmasını sağlayan damar
The artery carries blood from the heart
Atar damar kanı kalpten taşır
kovboy
Sahnedebir çiftlikte sığırlarla ilgilenen kişi
The cowboy rides a horse
Kovboy ata biner
barış
Sahnedeçatışmanın olmadığı, sessiz ve sakin durum
We all want peace
Hepimiz barış istiyoruz
yara
Sahnedevücudun hasar görmüş kısmı
The wound is healing
Yara iyileşiyor
yaralamak
birine veya bir şeye fiziksel zarar vermek
The soldier was wounded
Asker yaralandı
gergin
çok endişeli veya stresli hissetme
He was wound tight after the meeting
Toplantıdan sonra çok gergindi
hayatta
Sahnedeyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
koşturmak
hızlıca veya meşgul bir şekilde bir yerlerde dolaşmak
The children are running around in the garden
Çocuklar bahçede koşturuyorlar
üvey oğul
Sahnedeeşin önceki ilişkisinden olan oğlu
He has a great relationship with his stepson
Üvey oğluyla harika bir ilişkisi var
römork
Sahnedebir araç tarafından çekilen tekerlekli taşıyıcı
The car has a small trailer
Arabanın küçük bir römorku var
fragman
bir filmin bölümlerini gösteren kısa tanıtım videosu
I watched the movie trailer
Filmin fragmanını izledim
karavan
insanların içinde yaşadığı hareketli konut
They live in a small trailer
Küçük bir karavanda yaşıyorlar
mobil ev
tekerlekli şasi üzerine inşa edilmiş yaşam alanı
This is a modern mobile home
Bu modern bir mobil ev
adam
Sahnedebir erkek için kullanılan gayriresmi kelime
That fella is my boss
Şu adam benim patronum
eleman
bir erkek veya erkek çocuk için kullanılan gayriresmi kelime
He is a funny fella
O komik bir eleman
lezzet
Sahnedeyiyecek veya içeceklerin kendine özgü tadı
I like the flavor of this apple
Bu elmanın lezzetini seviyorum
çeşit
belirli bir tür veya tarz
This is a different flavor of problem
Bu farklı bir tür sorun
yerine getirmek
Sahnedebir görevi veya işlemi tamamlamak
They performed the task
Görevi yerine getirdiler
sergilemek
bir durumda belirli bir başarı veya davranış göstermek
The car performs well on the road
Araba yolda iyi performans sergiliyor
gerçekleştirmek
bir görevi veya işi yerine getirmek
They performed the experiment in the lab
Deneyi laboratuvarda gerçekleştirdiler
sahne almak
bir seyirci topluluğu önünde oynamak veya şarkı söylemek
The dancers perform every Friday
Dansçılar her cuma sahne alıyor
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
erkek geyik
Sahnedeyetişkin erkek geyik
The buck has large antlers
Erkek geyiğin büyük boynuzları var
dolar
dolar için kullanılan gayriresmi kelime
It only costs five bucks
Sadece beş dolar tutuyor
sorumluluk
bir kararı verme veya görüş bildirme yetkisi
He tried to pass the buck to his colleague
Sorumluluğu meslektaşına atmaya çalıştı
çabalamak
bir şeyi elde etmek için çok uğraşmak
He is bucking for a promotion this year
Bu yıl terfi almak için çabalıyor
kırmak
Sahnedebir şeyi parçalamak veya bozmak
Don't break the glass
Bardağı kırma
ara
aktiviteye verilen kısa mola
Let's take a break
Bir ara verelim
çiğnemek
bir kurala veya yasaya uymamak
Do not break the rules
Kuralları çiğneme
haber vermek
birine önemli bir bilgiyi açıklamak
She had to break the news to him
Haberi ona vermek zorundaydı
çizmek
Sahnedekalemle resim yapmak
I like to draw flowers
Çiçekler çizmeyi severim
çekmek
bir kaptan veya gruptan bir şey çıkarmak
He drew a card from the deck
Desteden bir kart çekti
berabere kalmak
bir oyunu aynı skorla bitirmek
The game ended in a draw
Maç berabere bitti
yaklaşmak
bir şeye doğru hareket etmek
The holidays are drawing near
Tatiller yaklaşıyor
yavaş
Sahnededüşük hızda olan
The train is very slow
Tren çok yavaş
yavaşlatmak
Sahnedehızını düşürmek
Please slow the car down
Lütfen arabayı yavaşlat
yavaş
düşük bir hızla veya az bir hareketle gerçekleşen
Business was slow today
Bugün işler yavaştı
tamamen
Sahnedebütünüyle veya tamamen
I clean forgot the date
Tarihi tamamen unuttum
temiz
Sahnedekirli veya lekeli olmayan
The glass is clean
Bardak temiz
temiz
yasadışı veya dürüst olmayan işlere karışmamış
He has a clean record
Onun sicili temiz
temiz
yasa dışı uyuşturucu veya alkol kullanmayan
He has been clean for three years
O üç yıldır temiz
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
cevap
Sahnedebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
inanmak
Sahnedebir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
yedek
Sahnedefazladan tutulan
I have a spare key
Yedek bir anahtarım var
esirgemek
Sahnedebirini nahoş bir durumdan korumak
Please spare me the details
Lütfen bana detayları anlatma
ayırmak
birine veya bir şeye zaman tanımak
Can you spare a minute
Bir dakikanı ayırabilir misin
tür
Sahnedekategori veya sınıf
What type of music do you like
Ne tür müzik seversin
tip
benzer özelliklere sahip grup
He is a weird type of person
O tuhaf bir tip
yazmak
klavye ile yazı yazmak
I am typing an email
Bir e-posta yazıyorum
gruplandırmak
kan gibi biyolojik örnekleri ayırmak
The doctor typed his blood
Doktor kan grubunu belirledi
kesin bir şekilde belirtmek
bir şeyi kararlı bir şekilde ifade etmek
He put down his rules clearly
Kurallarını açıkça belirtti
aşağılamak
biri hakkında kırıcı şeyler söylemek
Stop putting me down
Beni aşağılamayı bırak
uyutmak
hasta veya yaralı bir hayvanı acısız şekilde öldürmek
The dog had to be put down
Köpeğin uyutulması gerekti
yere koymak
bir şeyi bir yüzeye yerleştirmek
Put the book down on the table
Kitabı masanın üzerine koy
uyutmak
bir çocuğu uyuması için yatağına koymak
I will put the baby down for a nap
Bebeği uyuması için yatağına yatıracağım
peşinat vermek
bir ödemenin bir kısmını başlangıçta yapmak
We put down some money for the new car
Yeni araba için bir miktar peşinat verdik
aşağılama
birini küçük düşürmek için kullanılan kaba söz
That remark was a nasty put down
O söz çok kaba bir aşağılamaydı
yazmak
bir bilgiyi kağıda veya sisteme kaydetmek
Please put down your name on the list
Lütfen adınızı listeye yazın
şişe
Sahnedesıvılar için kullanılan cam veya plastik kap
The water is in the bottle
Su şişenin içinde
şişelemek
bir şeyi şişenin içine koymak
They bottle the wine
Şarabı şişeliyorlar
şeyler
Sahnedegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
affetmek
Sahnedebirinin hatası nedeniyle ona kızmayı bırakmak
Please forgive me
Lütfen beni affet
geri almak
kaybedilen bir şeyi yeniden elde etmek
I want to get back my book
Kitabımı geri almak istiyorum
geri dönmek
bir yere veya bir aktiviteye tekrar gitmek
I will get back to work
İşe geri döneceğim
barışmak
bir sorun yaşadıktan sonra biriyle arayı düzeltmek
They decided to get back together
Tekrar bir araya gelmeye karar verdiler
arkasında
Sahnedebir şeyin arka kısmında
The cat is behind the sofa
Kedi kanepenin arkasında
gerisinde
zaman olarak daha sonra
He is behind schedule
Programın gerisinde kaldı
arkasında
birini desteklemek
We are behind you
Senin arkandayız
popo
vücudun üzerine oturulan arka kısmı
He fell on his behind
Poposunun üzerine düştü
yıl
Sahnede12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
12 aylık zaman birimi
Happy New Year
Mutlu yıllar
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
dünya
Sahnedebelirli bir alan veya varoluş
He lives in his own world
Kendi dünyasında yaşıyor
dünya
Sahnedeinsanlarla birlikte yeryüzü
Peace in the world is important
Dünyada barış önemlidir
dünya
üzerinde yaşadığımız gezegen
The world is round
Dünya yuvarlaktır
dünya
canlı olma ve deneyimlere sahip olma durumu
She brought a new baby into the world
O dünyaya yeni bir bebek getirdi
atış
Sahnedesilahla ateş etmek
He fired a shot
Bir el ateş etti
fotoğraf
fotoğraf makinesi ile çekilen görüntü
That is a great shot
Bu harika bir fotoğraf
mahvolmuş
tamamen bozulmuş veya yok olmuş
My car engine is shot
Arabamın motoru mahvolmuş
tek
küçük miktarda güçlü alkollü içecek
He ordered a shot of tequila
Bir tek tekila sipariş etti
yemek
SahnedeYiyecekleri ağza alıp yutmak
I eat an apple
Bir elma yerim
yemek yemek
Besinleri ağza alıp yutmak
We eat dinner at six
Saat altıda akşam yemeği yeriz
tüketmek
Yiyerek bitirmek
He eats all the cookies
Bütün kurabiyeleri yer
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
sade
Sahnedesüslemesi olmayan
She wore a plain white dress
Sade beyaz bir elbise giydi
ova
geniş ve ağaçsız düzlük
The cattle graze on the plain
Sığırlar ovada otluyor
açık
herkesin kolayca anlayabileceği şekilde
It is plain to see that she is happy
Mutlu olduğu çok açık
imkansız
bir şeyin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını belirtmek için kullanılır
No way he can win
Onun kazanması imkansız
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
lüks
Sahnedeihtiyaç duyulmayan pahalı şey
A sports car is a luxury
Spor bir araba lükstür
yol
Sahnedebir şeyin hareket ettiği hat
The train is on the track
Tren rayın üzerinde
takip
bir şey hakkında bilgi sahibi olma durumu
I need to keep track of my expenses
Harcamalarımı takip etmem gerekiyor
avantaj
başarıya ulaşmaya yardımcı olan özel bir imkan
He has the inside track for the job
O bu iş için öncelikli konuma sahip
parça
bir albümde yer alan kayıtlı müzik eseri
This is my favorite track on the album
Bu albümdeki en sevdiğim parça
en yakın
Sahnedemesafesi en az olan
Where is the nearest bank?
En yakın banka nerede?
en yakın
bir şeye mesafe olarak en az uzaklıkta olan
Where is the nearest train station
En yakın tren istasyonu nerede
en yakın
mesafesi en az olan
Where is the nearest train station
En yakın tren istasyonu nerede
kız
Sahnedegenç kadınlar için kullanılan gayriresmi kelime
Look at that chick over there
Şuradaki kıza bak
kız
genç kadınlar için kullanılan gayriresmi kelime
She is a cool chick
O havalı bir kız
civciv
özellikle tavuk yavrusu olan küçük kuş
The chick is yellow
Civciv sarıdır
civarında
Sahnedebir şeye yakın bir alanda
Is there a bank around here
Buralarda bir banka var mı
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
etrafında
bir şeyin her yanını çevreleyen
We sat around the table
Masanın etrafında oturduk
tersine
bir şeyi başka bir yöne çevirmek
Please turn around
Lütfen arkana dön
silah
Sahnedebirine zarar vermek veya saldırmak için kullanılan nesne
He has a dangerous weapon
Onun tehlikeli bir silahı var
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
kol
Sahnedeomuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
silahlandırmak
silah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
silah
savaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
gizli stok
Sahnedegizlice saklanan eşyaların toplamı
He has a stash of candy
Onun gizli bir şekerleme stoku var
saklamak
bir şeyi gizli bir yere koymak
She stashed the money under the bed
Parayı yatağın altına sakladı
başka bir
Sahnedebir tane daha veya farklı bir tane
I want another cup of coffee
Bir fincan daha kahve istiyorum
cerrahi dikiş
Sahnedebir yarayı kapatmak için kullanılan küçük ip
The wound needs a stitch
Yaranın dikişe ihtiyacı var
dikiş
ciltteki bir kesiği kapatmak için kullanılan ip
The doctor put in five stitches
Doktor beş dikiş attı
yan ağrısı
vücudun yan tarafında hissedilen keskin ağrı
I have a stitch in my side
Yanım ağrıyor
dikmek
iğne ve iplik kullanarak kumaşı birleştirmek
She needs to stitch the torn pocket
Yırtık cebi dikmesi gerekiyor
arayı kapatmak
bir süredir görmediği biriyle görüşüp konuşmak
I want to catch up with my friends
Arkadaşlarımla arayı kapatmak istiyorum
yetişmek
bir durumu veya seviyeyi yakalamak
He needs to catch up with the class
Sınıfa yetişmesi gerekiyor
yetişmek
öndeki birine ulaşmak
I will catch up with you later
Sana daha sonra yetişeceğim
kesinlikle
Sahnedeşüphe olmadan veya kesin olarak
I will certainly help you
Sana kesinlikle yardım edeceğim
konuşma
Sahnedefikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
ikna etmek
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşabilmek
konuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşma
sözlü olarak ifade edilen düşünceler
The talk was very interesting
Konuşma çok ilginçti
tekmelemek
Sahnedeayağıyla bir şeye vurmak
He kicked the ball
Topa tekme attı
ölmek
yaşamayı bırakmak
He kicked the bucket
Öldü
haz
güçlü bir zevk hissi
I get a kick out of this
Bundan keyif alıyorum
kovmak
birini bir yerden zorla çıkarmak
They kicked him out
Onu kovdular
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
an
çok kısa süre
It happened in a moment
Bir anda oldu
an
çok kısa bir zaman dilimi
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
kısa süre
az bir zaman aralığı
It took a short moment
Kısa bir süre aldı
yerini bulmak
Sahnedebir şeyin nerede olduğunu keşfetmek
I cannot locate my keys
Anahtarlarımın yerini bulamıyorum
yerleşmek
belirli bir yerde bulunmak
The company is located in London
Şirket Londra'da yer alıyor
kanamak
Sahnedebir yaradan kan kaybetmek
Your finger is bleeding
Parmağın kanıyor
birbirine karışmak
renklerin veya sıvıların yavaşça birbirine geçmesi
The colors began to bleed together
Renkler birbirine karışmaya başladı
sömürmek
birinden yavaşça ve sürekli para almak
The high rent is bleeding them dry
Yüksek kira onları sömürüyor
gönülden desteklemek
bir takımı veya grubu çok güçlü bir bağlılıkla savunmak
He bleeds for his team
O takımını gönülden destekliyor