

The Walking Dead — Season 2 Episode 5
Kelimeler ve anlamları
541 kelime
Seviye
arkasından
birinin haberi olmadan gizlice
She talked about me behind my back
Benim arkamdan konuştu
göz açıp kapayıncaya kadar
çok kısa bir süre içinde
Summer will be here before you know it
Bir bakmışsın yaz geldi
anırmak
Sahnedeeşek gibi yüksek sesle bağırmak
The donkey began to bray
Eşek anırmaya başladı
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
napalm
Sahnedesavaşlarda kullanılan yanıcı bir jöle
They used napalm in the war
Savaşta napalm kullandılar
uzak
Sahnedemesafesi çok olan
The station is far
İstasyon uzak
çok
büyük ölçüde
He is far better than me
O benden çok daha iyi
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
her kim
Sahnedekim olduğu fark etmeksizin herhangi bir kişi
Whoever arrives first wins
İlk gelen her kimse kazanır
her kim
kim olursa olsun o kişi
Whoever knows the answer should raise their hand
Cevabı bilen her kimse elini kaldırmalı
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
durdurmak
bir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam
hızlıca
Sahnedehızlı bir şekilde veya gecikmeden
He ran quickly to the bus
Otobüse hızlıca koştu
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
açmak
bir konudan bahsetmeye başlamak
Do not bring up the problem
Problemi açma
bir araya getirmek
ayrı parçaları birleştirip tek bir bütün oluşturmak
We need to bring these parts together
Bu parçaları bir araya getirmemiz gerekiyor
davetiye
Sahnedebirini bir etkinliğe çağırmak için gönderilen kart veya mesaj
I received an invitation to the wedding
Düğün için bir davetiye aldım
isim
Sahnedebirini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelime
My name is John
Benim adım John
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
yetenek
Sahnededoğuştan gelen beceri veya yetenek
She has a knack for languages
Onun dillere karşı bir yeteneği var
adet
Sahnedekadın vücudundan gerçekleşen aylık kanama
She is on her period
Adet döneminde
nokta
yazı sonunda kullanılan küçük yuvarlak işaret
Put a period at the end of the sentence
Cümlenin sonuna nokta koy
dönem
belirli bir zaman aralığı
This was a difficult period in my life
Bu hayatımdaki zor bir dönemdi
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
tetiklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesine neden olmak
This can trigger an allergy
Bu bir alerjiyi tetikleyebilir
tetik
silahı ateşlemek için çekilen parça
He pulled the trigger
Tetiği çekti
tetik
silahı ateşlemek için çekilen mekanizma
He pulled the trigger
Tetiği çekti
başarısız olmak
Sahnedebaşarısız olmak
He failed the test
Sınavda başarısız oldu
çabuk etkilenen
Sahnedebaşkalarından kolayca etkilenen
Children are very impressionable
Çocuklar çok çabuk etkilenirler
üstün yetenekli çocuk
Sahnededoğuştan büyük yeteneği olan genç kişi
He is a piano prodigy
O bir piyano dahisidir
dahi
olağanüstü yeteneği olan kimse
He is a chess prodigy
O bir satranç dahisi
harika çocuk
çok küçük yaşta üstün başarı gösteren kişi
The prodigy played the piano perfectly
Harika çocuk piyanoyu mükemmel çaldı
herkes
Sahnedebütün insanlar
Everyone is here
Herkes burada
herkes
her bir kişi
Everyone likes music
Herkes müziği sever
herkes
tüm kişiler
Everyone is happy
Herkes mutlu
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
You can count on me
Bana güvenebilirsin
hakim
Sahnedemahkemeyi yöneten kişi
The judge listened to the witness
Hakim tanığı dinledi
yargılamak
biri hakkında görüş oluşturmak
Do not judge people by their looks
İnsanları dış görünüşlerine göre yargılamayın
kuş bakışı
yüksek bir yerden görünen genel görünüm
The drone gives a bird's eye view of the city
Drone şehrin kuş bakışı görünümünü veriyor
kuş bakışı
çok yüksekten aşağıya doğru bakıldığında görünen manzara
We had a birds eye view of the city from the tower
Kuleden şehre kuş bakışı baktık
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Can anyone help me?
Bana yardım edebilecek biri var mı?
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
fark etmek
Sahnedebir şeyin farkına varmak
I didn't realise you were here
Burada olduğunu fark etmemiştim
fark etmek
bir şeyin farkına varmak
I realised I was late
Geç kaldığımı fark ettim
yedi
Sahnedeyiyecekleri ağza alıp yutmak
He ate an apple
O bir elma yedi
ateş
Sahnedeyanma sonucu oluşan sıcak alevler
The fire is hot
Ateş sıcaktır
ateş etmek
Sahnedesilahtan kurşun çıkarmak
He fired the gun
Silahı ateşledi
kovmak
birini işten çıkarmak
The boss fired him
Patron onu kovdu
tutuşturmak
bir şeyin yanmasını başlatmak
He fired the furnace
Fırını tutuşturdu
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
ne
öfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan vurgu
What the hell is happening
Ne halt oluyor burada
atmak
Sahnedebir şeyi fırlatmak
Throw the ball to me
Topu bana at
diz örtüsü
yatak veya koltuk için hafif örtü
Put a throw on the sofa
Koltuğa bir diz örtüsü ser
düzenlemek
bir etkinlik organize etmek
I will throw a party
Bir parti düzenleyeceğim
şaşırtmak
birini şaşkın veya kafası karışmış hissettirmek
The sudden question really threw me
O ani soru beni gerçekten şaşırttı
tahmin etmek
Sahnedekesin bilgi olmadan bir fikir yürütmek
Can you guess my age?
Yaşımı tahmin edebilir misin?
tahmin etmek
emin olmadan bir şeyin doğru olduğunu söylemek
Can you guess the answer
Cevabı tahmin edebilir misin
sanmak
bir durum hakkında kesin kanıt olmadan fikir oluşturmak
I guess it will rain
Sanırım yağmur yağacak
tahmin
emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikir
It was just a guess
Sadece bir tahmindi
yarın
Sahnedebugünden sonraki gün
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
yarın
bugünden sonraki gün
I will call you tomorrow
Seni yarın arayacağım
ertesi gün
bugünün ardındaki gün
We left on the next day
Ertesi gün yola çıktık
gelecek
zamanın ilerisi
Hope for a better tomorrow
Daha iyi bir gelecek için umut et
denklem
Sahnedeiki matematiksel ifadenin eşit olduğunu belirten ifade
Solve the equation
Denklemi çöz
bağlamak
Sahnedebir şeyi iple veya benzeriyle tutturmak
He bound the logs together
Kütükleri birbirine bağladı
çıkmaz
zor ve karmaşık bir durum
I am in a bit of a bind right now
Şu anda biraz çıkmazdayım
kısıtlamak
birinin özgürlüğünü veya eylemlerini sınırlamak
The rules bind their actions significantly
Kurallar onların eylemlerini önemli ölçüde kısıtlıyor
daha fazla
Sahnededaha büyük bir ölçüde veya derecede
We need further information
Daha fazla bilgiye ihtiyacımız var
daha uzak
daha büyük bir mesafede olan
The park is further than I thought
Park düşündüğümden daha uzak
ilerletmek
bir sürecin veya işin gelişimini sağlamak
She took the course to further her career
Kariyerini ilerletmek için kursa gitti
desteklemek
bir amacı veya girişimi katkıda bulunarak büyütmek
They want to further their shared goals
Ortak amaçlarını desteklemek istiyorlar
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
yetişmek
Sahnedebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
aklına gelmek
birinin zihninde belirlemek
It didn't occur to me
Aklıma gelmedi
tehlike
Sahnedezarar görme veya yaralanma olasılığı
The sign warns of danger
Tabela tehlikeye karşı uyarıyor
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Does anybody want cake?
Herhangi biri kek ister mi?
kimse
belirli olmayan bir kişi
I didn't see anybody
Kimseyi görmedim
herhangi biri
herhangi bir kişi
Is anybody here
Burada kimse var mı
derece
Sahnedesıcaklık ölçü birimi
It is twenty degrees today
Bugün hava yirmi derece
diploma
eğitim programı tamamlandığında alınan unvan
She has a university degree
Üniversite diploması var
derece
bir şeyin miktarı veya seviyesi
There is a high degree of risk
Yüksek bir risk derecesi var
patika
Sahnedetakip edilen yol veya iz
We followed the hiking trail
Yürüyüş patikasını takip ettik
geride kalmak
bir yarışmada veya oyunda arkada olmak
Our team is trailing by two points
Takımımız iki puan geride
takip etmek
birini gizlice izlemek
The detective trailed the suspect
Dedektif şüpheliyi takip etti
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
inanmak
Sahnedebir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
sohbet
Sahnedekişiler arasındaki karşılıklı konuşma
We had a long conversation
Uzun bir sohbet ettik
kapılmak
bir şeye tamamen odaklanmak veya sürüklenmek
I got caught up in the movie
Filme kendimi kaptırdım
kaptırmış
bir şeye kendini tamamen vermiş olma
He got caught up in the movie
Kendini filme kaptırdı
yetişmiş
iş veya görevlerini güncel hale getirmiş
I am finally caught up with my work
Sonunda işlerimi tamamlayıp yetiştim
eş
Sahnedeevli kadın
His wife is a doctor
Onun eşi bir doktordur
sürpriz
Sahnedebeklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
şaşırtmak
birini şaşkına çevirmek
You surprise me
Beni şaşırtıyorsun
sürpriz
beklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
kaba
Sahnedenazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
müthiş
çok iyi veya etkileyici olan
He plays a mean guitar
O müthiş gitar çalıyor
terk etmek
Sahnedearkada bırakmak veya vazgeçmek
He had to abandon his car
Arabasını terk etmek zorunda kaldı
terk etmek
birini veya bir yeri bırakıp gitmek
They had to abandon the ship
Gemiyi terk etmek zorunda kaldılar
ihtiyaç
Sahnedegerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
yerleştirmek
Sahnedeeşyaları bir kabın içine doldurmak
Pack the boxes
Kutuları doldur
sürü
bir arada bulunan canlılar grubu
A pack of dogs
Bir köpek sürüsü
yumruk atmak
bir şeye kuvvetle vurmak
He packs a hard punch
O çok sert yumruk atar
paket
bir şeyin içinde bulunduğu küçük kap
I bought a pack of gum
Bir paket sakız aldım
zahmet etmek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
Don't bother to call him
Onu aramak için zahmet etme
rahatsız etmek
birini huzursuz etmek veya sıkıntı vermek
Please don't bother me
Lütfen beni rahatsız etme
zahmet
bir işin gerektirdiği uğraş veya zorluk
It is a lot of bother to move these boxes
Tüm bu kutuları taşımak büyük bir zahmet
rahatsız etmek
birini rahatsız edecek şekilde dikkatini çekmeye çalışmak
Please do not bother me while I am working
Çalışırken lütfen beni rahatsız etme
karar
Sahnedebir yargıç veya yetkili makam tarafından verilen resmi karar
The judge's ruling was fair
Yargıcın kararı adildi
yöneten
bir ülke veya bölge üzerinde resmi yetkiye sahip olan
The ruling party won the election
Yöneten parti seçimi kazandı
ilaç veya uyuşturucu
Sahnedevücudu etkileyen kimyasal madde
This drug helps you sleep
Bu ilaç uyumanıza yardımcı olur
arkadaş
çok sevilen bir kişi
He is a good drug
O iyi bir arkadaş
ilaç vermek
birine vücudunu etkileyen bir madde vermek
They drug the patient
Hastaya ilaç veriyorlar
ilaç
hastalıkları tedavi etmek için kullanılan madde
You must take the drug
İlacı almalısın
yer
bir şeyin içindeki mevcut alan
Is there any room in the car?
Arabada hiç yer var mı?
dikkat et
tehlikeye karşı dikkatli olmak
Watch out for the car
Arabaya dikkat et
berbat
Sahnedeçok kötü veya düşük kaliteli
This movie is shit
Bu film berbat
kandırmak
birini kandırmak veya ona yalan söylemek
Are you shitting me
Benimle dalga mı geçiyorsun
düzenli olarak
sık sık gerçekleşen
He visits us on the regular
Bizi düzenli olarak ziyaret eder
gergin
Sahnedegelecekte ne olacağı konusunda endişeli veya korkmuş
I feel nervous about the exam
Sınav hakkında gergin hissediyorum
problem
Sahnedezorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun
başa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
kişi
Sahnedebir insan
There was a body on the floor
Yerde yatan bir kişi vardı
vücut
Sahnedebir canlının fiziksel yapısı
Exercise is good for your body
Egzersiz vücuduna iyi gelir
kurul
bir organizasyonun parçası olan grup
The governing body meets today
Yönetim kurulu bugün toplanıyor
nesne
fiziksel bir varlık
This metal body reflects light
Bu metal nesne ışığı yansıtır
kabul etmek
Sahnedebir şeyi doğru veya geçerli olarak tanımak
I accept the truth
Gerçeği kabul ediyorum
kabul etmek
bir şeye onay vermek
She accepted the invitation
Daveti kabul etti
kabul etmek
sunulan bir şeyi almak
He accepted the award
Ödülü kabul etti
kabul etmek
bir şeyi almaya veya onaylamaya razı olmak
I accept your offer
Teklifi kabul ediyorum
oğul
Sahnedeebeveynlerin erkek çocuğu
He is my son
O benim oğlum
için
Sahnedebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
Sahnedegeçmiş bir zamandan beri
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hiçbir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I don't have anything
Hiçbir şeyim yok
harika
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık uyandıran şey
The pyramids are a wonder of the world
Piramitler dünyanın bir harikasıdır
hayranlık
şaşkınlık ve hayranlık duygusu
She looked at the stars in wonder
Yıldızlara hayranlıkla baktı
mucize
hayranlık uyandıran olay veya nesne
It is a wonder that he survived
Hayatta kalması bir mucize
merak etmek
bir şeyi kendi kendine sormak veya merak duymak
I wonder why she is late
Neden geç kaldığını merak ediyorum
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
ödemek
Sahnedebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
göstermek
bir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
maaş
çalışma karşılığında alınan para
Her monthly pay is high
Aylık maaşı yüksek
kadın garson
Sahnederestoranda yemek servisi yapan kadın
The waitress brought the menu
Kadın garson menüyü getirdi
garsonluk
bir restoranda yemek servisi yapma işi
She does waitressing for extra money
Ekstra para için garsonluk yapıyor
servis etmek
müşterilere yiyecek ve içecek sunmak
She serves food to the guests
Konuklara yemek servis ediyor
yıkamak
Sahnedesu ve sabunla kirleri temizlemek
Wash your hands
Ellerini yıka
başarısızlık
tamamen başarısız olan bir durum
The whole plan was a wash
Tüm plan başarısız oldu
akmak
bir yüzeyin üzerinden geçip gitmek
Waves wash over the shore
Dalgalar kıyının üzerinden akıyor
istekli
Sahnedebir şeyi yapmaya hazır olan
I am willing to help
Yardım etmeye istekliyim
istekli
bir şeyi yapmaya hazır veya hevesli olma durumu
She is willing to help
O bize yardım etmeye istekli
önemsemek
birine veya bir şeye değer vermek ya da onun için endişelenmek
I care about my friends
Arkadaşlarımı önemsiyorum
beklemek
Sahnedebir şey olana kadar bir yerde durmak
I will wait here for you
Seni burada bekleyeceğim
aramak
birini telefonla aramak
I will wait you at eight
Seni sekizde arayacağım
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
tavsiye etmek
Sahnedebirine öneride bulunmak veya fikir vermek
I advise you to study hard
Çok çalışmanı tavsiye ederim
tavsiye etmek
birine ne yapması gerektiği hakkında öneride bulunmak
I advise you to study hard
Çok çalışmanı tavsiye ederim
yol göstermek
birine bir konuda rehberlik etmek
He advised me on how to solve the issue
Sorunu nasıl çözeceğim konusunda bana yol gösterdi
öğüt vermek
birine görüş veya öneri sunmak
She advised them to be careful
Onlara dikkatli olmaları için öğüt verdi
pısırık
cesur veya güçlü olmayan kişi
Don't be such a pansy ass
Bu kadar pısırık olma
hariç
Sahnededahil etmemek
Everyone except Tom came
Tom hariç herkes geldi
ancak
bir durumu belirtirken karşıtlık bildirmek için kullanılır
I would go except I am tired
Giderdim ancak yorgunum
hariç
bir şeyi dahil etmeden
Everyone came except him
O hariç herkes geldi
dolaşmak
Sahnedebelirli bir yönü olmadan yürümek veya hareket etmek
I like to wander around the city
Şehirde dolaşmayı severim
dolaşmak
belli bir hedef olmadan yavaşça gezmek
They wandered around the park
Parkta dolaştılar
rol yapmak
Sahnedebir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
oynamak
Sahnedeeğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
çalmak
Sahnedebir cihazdan veya enstrümandan müzik sesi çıkarmak
Can you play a song
Bir şarkı çalabilir misin
oynamak
bir durumu belirli bir şekilde yönetmek
You should play it safe
Garanti oynamalısın