

The Walking Dead — 3. Sezon Bölüm 2
Kelimeler ve anlamları
482 kelime
Seviye
ikişer ikişer
Sahnedeikişerli gruplar halinde
They walked into the room two by two
Odaya ikişer ikişer girdiler
mesele
Sahnedeçok önemli olan durum
It is a big deal
Bu büyük bir mesele
başa çıkmak
bir sorunu çözmek için harekete geçmek
I can deal with this
Bununla başa çıkabilirim
çok miktar
bir şeyin büyük miktarı
This task takes a great deal of time
Bu görev çok fazla zaman alıyor
yasa dışı ticaret yapmak
yasa dışı ürünlerin alım satımını yapmak
He was arrested for dealing drugs
Uyuşturucu ticaretinden tutuklandı
pıhtılaşmak
Sahnedekan gibi sıvıların kalınlaşıp katılaşması
The blood began to clot
Kan pıhtılaşmaya başladı
pıhtı
damar içinde oluşan kan kütlesi
The doctor found a blood clot in his leg
Doktor bacağında bir kan pıhtısı buldu
ahmak
aptal veya budala bir kimse
Don't be such a clot
Bu kadar ahmak olma
iyileşmek
Sahnedetekrar sağlıklı hale gelmek
The wound will heal soon
Yara yakında iyileşecek
iyileştirmek
birini veya bir şeyi tekrar sağlıklı hale getirmek
The doctor helped to heal his wound
Doktor yarasının iyileşmesine yardım etti
parça
Sahnedebir bütünün küçük bir kısmı
I have a piece of cake
Bir parça kekim var
birleştirmek
ayrı parçaları bütün oluşturacak şekilde bir araya getirmek
I will piece these parts together
Bu parçaları birleştireceğim
sapasağlam
zarar görmemiş
The box arrived in one piece
Kutu sapasağlam ulaştı
adet
belirli bir türden tek bir nesne
I have two pieces of furniture
İki adet mobilyam var
karın
Sahnedegöğsün altındaki vücut bölümü
He has a pain in his abdomen
Karnında ağrı var
karın
vücudun göğüs ile kalça arasındaki kısmı
He felt a sharp pain in his abdomen
Karnında keskin bir ağrı hissetti
hamle
Sahnedeyapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
hareket etmek
bir yerini değiştirmek veya yeni bir yere gitmek
We will move to a new house
Yeni bir eve taşınacağız
taşınmak
yaşanılan yeri değiştirmek
We will move to a new house next month
Gelecek ay yeni bir eve taşınacağız
tıbbi
Sahnedehastalık veya yaralanmanın tedavisi ile ilgili olan
She needs medical help
Tıbbi yardıma ihtiyacı var
tıbbi
hastalık veya yaralanma tedavisi ile ilgili
He needs medical attention
Tıbbi yardıma ihtiyacı var
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
biriyle karşılıklı konuşmak
We should talk to our neighbors
Komşularımızla sohbet etmeliyiz
bacak
Sahnedeyürümek için kullanılan vücut bölümü
My leg hurts
Bacağım ağrıyor
etap
uzun bir yolculuğun veya etkinliğin bir bölümü
This is the final leg of the trip
Bu yolculuğun son etabı
yetişmek
Sahnedebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
birine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
bir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
gürültü
Sahnededuyulan ses
There is a lot of noise
Çok fazla gürültü var
seçenek
Sahnedeseçilebilecek şey
You have two options
İki seçeneğiniz var
seçenek
birkaç olasılık arasından tercih yapma imkanı
You have the option to leave early
Erken ayrılma seçeneğin var
sabırla beklemek
Sahnedeolduğu yerde kalıp beklemek
Just sit tight until I get back
Ben dönene kadar sadece sabırla bekle
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
vicdan
Sahnedebir şeyin doğru mu yoksa yanlış mı olduğunu söyleyen zihin kısmı
My conscience told me to tell the truth
Vicdanım bana doğruyu söylememi söyledi
vicdan
bir şeyin doğru mu yanlış mı olduğunu söyleyen içsel his
Listen to your conscience
Vicdanını dinle
ordu
Sahnedeaskerlerden oluşan büyük ve düzenli grup
The army protects the country
Ordu ülkeyi korur
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
şans
Sahnedetesadüfen gerçekleşen iyi şeyler
I had some good luck
Biraz şansım vardı
şans
iyi veya kötü şeylerin gerçekleşmesine neden olan güç
Luck can change quickly
Şans hızla değişebilir
şans eseri bulmak
iyi bir talih sonucu bir şeye sahip olmak
He lucked into this amazing job
O şans eseri bu harika işi buldu
kanamak
Sahnedebir yaradan kan kaybetmek
Your finger is bleeding
Parmağın kanıyor
birbirine karışmak
renklerin veya sıvıların yavaşça birbirine geçmesi
The colors began to bleed together
Renkler birbirine karışmaya başladı
gönülden desteklemek
bir takımı veya grubu çok güçlü bir bağlılıkla savunmak
He bleeds for his team
O takımını gönülden destekliyor
para kaybetmek
çok miktarda para kaybetmek
The company is bleeding money
Şirket sürekli para kaybediyor
ön
Sahnedeileriye bakan taraf
Sit in the front of the car
Arabanın önünde otur
avans vermek
bir bedeli ödenmeden önce birine bir şey sağlamak
Can you front me the money until Friday
Cuma gününe kadar bana avans verebilir misin
cephe
belirli bir faaliyetin veya konunun yürütüldüğü alan
They are working on the diplomatic front
Diplomatik cephede çalışıyorlar
kılıf
gizli ve yasa dışı işleri örtbas etmek için kullanılan görünürdeki faaliyet
The event was a front for his illegal activities
Etkinlik yasa dışı faaliyetleri için bir kılıftı
paravan
bir şeyin arkasındaki gerçeği gizlemek için kullanılan görünüş
They used the store as a front
Dükkanı paravan olarak kullandılar
ön
bir kişinin durduğu yer veya bir şeyin ön kısmı
Please stand at the front of the line
Lütfen sıranın önünde durun
cephe
ilerleyen bir hava kütlesinin ön kenarı
A cold front is moving in
Soğuk bir hava cephesi yaklaşıyor
ön
bir şeyin ileride bulunan kısmı
Stand at the front of the line
Sıranın en önüne geç
arkasını dönmek
Sahnedeyönünü değiştirip ters tarafa bakmak
Turn around and look at me
Arkana dön ve bana bak
tersine çevirmek
kötü giden bir durumu iyileştirmek
The new manager turned the business around
Yeni müdür işletmeyi düzeltti
düzeltmek
kötü bir durumu çok daha iyi hale getirmek
The new plan will turn around the company
Yeni plan şirketi düzeltecek
dönüş
yön veya fikirde yaşanan tam bir değişiklik
The sudden turnaround in his opinion was surprising
Onun fikrindeki ani dönüş şaşırtıcıydı
yönünü şaşırmak
nerede olduğunu bilememek veya kaybolmak
I turned around in the woods
Ormanda yönümü şaşırdım
arkasına dönmek
ters yöne bakacak şekilde hareket etmek
Please turn around so I can see you
Lütfen arkana dön ki seni görebileyim
yıl
Sahnede12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
12 aylık zaman birimi
Happy New Year
Mutlu yıllar
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
müthiş
Sahnedeçok iyi veya etkileyici argo
That car is sick
Bu araba müthiş
hasta
Sahnedekendini iyi hissetmeyen
I feel sick today
Bugün hasta hissediyorum
iğrenç
tiksinme duygusu uyandıran
This is a sick joke
Bu iğrenç bir şaka
bıkkın
bir şeyden uzun süre maruz kaldığı için sıkılmış olma durumu
I am sick of this noise
Bu gürültüden bıktım
yanında
Sahnedebir şeyin yanında
Sit beside me
Yanımda otur
nefes
Sahnedeakciğerlere alınan hava
Take a deep breath
Derin bir nefes al
şanslı
Sahnedeiyi şansa sahip olan
I am very lucky
Çok şanslıyım
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
Vay
şaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
başka bir
Sahnedebir tane daha veya farklı bir tane
I want another cup of coffee
Bir fincan daha kahve istiyorum
haline gelmek
Sahnededeğişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
yakın
Sahnedeuzak olmayan
The park is near my house
Park evimin yakınında
neredeyse
gerçekleşmesine çok az kalması
It is near lunchtime
Neredeyse öğle yemeği vakti
yaklaşmak
bir şeye doğru gelmek
The runner nears the finish line
Koşucu bitiş çizgisine yaklaşıyor
yakın
kısa bir mesafede bulunan
My house is near the park
Evim parka yakın
geçmek
Sahnedebir taraftan diğer tarafa başarıyla geçmek
The car could not get through the narrow street
Araba dar sokaktan geçemedi
tamamlamak
Sahnedezor bir işi bitirmek veya zor bir dönemi atlatmak
I need to get through my homework
Ödevimi tamamlamam gerekiyor
ulaşmak
birine telefonla veya iletişim yoluyla erişmeyi başarmak
I could not get through to him
Ona ulaşamadım
bitirmek
zor bir işi tamamlamak veya halletmek
I have to get through my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
başarmak
zor bir şeyi yapmayı veya tamamlamayı becermek
She got through the difficult exam
Zor sınavı başardı
atlatmak
güç bir durumun üstesinden gelmek
We will get through this hard time
Bu zor zamanı atlatacağız
enfeksiyon
Sahnedemikropların neden olduğu hastalık
She has a chest infection
Onun göğüs enfeksiyonu var
enfeksiyon
bakteri veya virüslerin neden olduğu hastalık
The doctor treated the infection
Doktor enfeksiyonu tedavi etti
bulaşma
mikropların bir yere veya şeye girmesine izin veren süreç
Wash your hands to prevent infection
Enfeksiyonu önlemek için ellerinizi yıkayın
süpürge
Sahnedesüpürmek için kullanılan saplı ve fırçalı araç
I use a broom to clean the floor
Yeri temizlemek için süpürge kullanıyorum
süpürge
Harry Potter serisinde uçmak için kullanılan uzun sopa
Harry flies on his magic broom
Harry sihirli süpürgesiyle uçuyor
durumda olmak
Sahnedebelirli bir konumda veya durumda bulunmak
How do things stand now
Şu an durumlar nasıl
tahammül etmek
hoş olmayan bir durumu kabul edebilmek
I can stand the noise
Gürültüye tahammül edebiliyorum
dik durmak
vücudun dik olacak şekilde ayaklarının üzerinde bulunmak
She stood straight to show respect
Saygı göstermek için dik durdu
destek
bir şeyi tutmak için kullanılan yapı
The camera is on a stand
Kamera bir desteğin üzerinde
güçlükle yapılan
Sahnedeçok çaba gerektiren
His breathing was labored
Nefes almakta zorlanıyordu
zorlamalı
çok çaba gerektiren veya doğal olmayan
Her breathing was labored
Nefes alışverişi zorlamalıydı
endişe
Sahnedesizi huzursuz hissettiren şey
My main concern is the weather
Temel endişem hava durumu
firma
büyük bir iş yeri veya şirket
It is a large manufacturing concern
Bu büyük bir üretim firmasıdır
mesele
ele almanız gereken iş veya görev
That is none of your concern
Bu senin meselen değil
ilgilendirmek
bir konuyla ilgili veya bağlantılı olmak
This problem concerns all of us
Bu sorun hepimizi ilgilendiriyor
batırmak
Sahnedebir işi kötü bir şekilde yapmak
I messed up the test
Sınavı batırdım
dağıtmak
bir yeri düzensiz hale getirmek
You messed up my room
Odamı dağıttın
mahvetmek
bir şeyi bozmak veya kötüleştirmek
Do not mess up this task
Bu görevi mahvetme
karıştırmak
bir durumu içinden çıkılmaz hale getirmek veya düzensizliğe yol açmak
Do not mess up my plans
Planlarımı karıştırma
batırmak
bir şeyi kötü yapmak veya mahvetmek
Do not mess up this project
Bu projeyi batırma
devam etmek
Sahnedebir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
tutmak
bir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
bahsetmek
bir konu hakkında bir şeyler söylemek
They talked about the project
Projeden bahsettiler
mahsul
Sahnedetarladan toplanan tarım ürünleri
The farmers harvested the wheat crop
Çiftçiler buğday mahsulünü hasat etti
kırpmak
bir resmin kenarlarını kesmek
I need to crop this photo
Bu fotoğrafı kırpmam gerekiyor
grup
aynı anda ortaya çıkan bir grup insan veya şey
A new crop of students arrived
Yeni bir öğrenci grubu geldi
birader
Sahnedebir erkeğe hitap ederken kullanılan samimi sözcük
What's up bro
Naber birader
kardeş
yakın erkek arkadaş veya kardeş
He is my bro
O benim kardeşim
kardeş
erkek kardeş için kullanılan gayriresmi hitap
He is my bro
O benim kardeşim
gerçeklik
Sahnedenesnelerin olduğu gibi olma durumu
He returned to reality
Gerçekliğe geri döndü
gerçek
var olan veya doğru olan şey
This is a harsh reality
Bu acı bir gerçek
her şey
Sahnedeher bir şey
Everything is ready
Her şey hazır
her şey
Sahnedetüm şeyler
He lost everything
Her şeyi kaybetti
koku
Sahnedehoş koku
The flowers have a sweet scent
Çiçeklerin tatlı bir kokusu var
ipucu
bir gizemi çözmeye veya bir şeyi bulmaya yarayan bilgi
They followed the scent to find the truth
Gerçeği bulmak için ipucunu takip ettiler
yanmak
Sahnedeateş almak veya tutuşturmak
The wood burns quickly
Odun hızlıca yanar
öfkelendirmek
birini çok öfkelendirmek
His comment burned him
Yorumu onu öfkelendirdi
yakmak
sızlama şeklinde acı vermek
This soap burns my eyes
Bu sabun gözlerimi yakıyor
çarçur etmek
parayı çok hızlı ve gereksiz yere harcamak
He burned all his cash in one week
Tüm parasını bir haftada çarçur etti
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
kontrol altında
Sahnedebir şeyi yönetebilmek veya kontrol edebilmek
The situation is under control
Durum kontrol altında
kontrol altında
yönetilen veya düzenli bir durumda olma
The situation is under control
Durum kontrol altında
çekmek
Sahnedebirini ilgilendirmek veya bir şeye yönlendirmek
The flowers attract bees
Çiçekler arıları çeker
nabız
Sahnedekan damarlarındaki düzenli atış
I can feel my pulse
Nabzımı hissedebiliyorum
atım
düzenli aralıklarla tekrarlanan kısa ve güçlü hareket
The sensor sends a steady pulse
Sensör düzenli bir atım gönderiyor
nabız
kalp atışının damarlarda hissedilmesi
I can feel his pulse
Onun nabzını hissedebiliyorum
hız
Sahnedehızlı olma durumu veya hareket hızı
The car traveled at high speed
Araba yüksek hızla gitti
hızlanmak
hızlı gitmek veya bir şeyi hızlandırmak
Don't speed on the highway
Otobanda hız yapma
tarz
bir kişinin hoşlandığı veya iyi olduğu şey
That activity is not my speed
O etkinlik benim tarzım değil
amfetamin
yasa dışı uyarıcı bir madde
He was arrested for selling speed
Amfetamin sattığı için tutuklandı
söyledi
Sahnedebirine bilgi vermek
He told me the secret
Bana sırrı söyledi
anlattı
bir şeyi detaylarıyla bildirmek
She told a story
Bir hikaye anlattı
söyledi
birine bir şeyi anlatmak veya bildirmek
She told me a secret
Bana bir sır söyledi
minicik
Sahnedeaşırı derecede küçük olan
The insect is tiny
Böcek minicik
çok küçük
boyutu oldukça küçük olan
He has a tiny dog
Onun çok küçük bir köpeği var
kan
Sahnedevücutta dolaşan kırmızı sıvı
Blood carries oxygen
Kan oksijen taşır
kan
vücut içinde hareket eden kırmızı sıvı
There was blood on the floor
Yerde kan vardı
takım
Sahnedeberaber çalışan bir grup insan
They are a strong team
Onlar güçlü bir takım
civarında
Sahnedebir yerin yakınındaki alan
Many trees are around the school
Okulun civarında çok ağaç var
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
aşina
bir şeyi nasıl kullanacağını veya idare edeceğini bilmek
She knows her way around the office
Ofis konusunda bilgisi var
tersine
bir şeyin yönünü veya sonucunu değiştirmek
We must turn the situation around
Durumu tersine çevirmeliyiz
güneş
Sahnedegökyüzünde bize ışık ve ısı veren büyük parlak nesne
The sun is hot
Güneş sıcaktır
gelmek
Sahnedebir yere varmak veya görünmek
He didn't show up for the meeting
Toplantıya gelmedi
ortaya çıkmak
birinin bir yerde görünmesi veya gelmesi
He finally showed up at the party
Sonunda partide göründü
rezil etmek
birini başkalarının önünde utandırmak
She showed him up in front of the team
Onu takımın önünde rezil etti
belirmek
bir arka plan üzerinde kolayca fark edilmek
The stain does not show up on this dark shirt
Bu koyu renkli gömlekte leke belli olmuyor
gölgede bırakmak
birinden daha iyi performans göstererek onu kötü duruma düşürmek
He tried to show up his rival during the match
Maç sırasında rakibini gölgede bırakmaya çalıştı
gölgede bırakmak
birinden daha iyi performans göstererek onu geride bırakmak
He showed up his rival with a better performance
Rakibini daha iyi bir performansla gölgede bıraktı
gelmek
bir etkinliğe katılmak veya bir yere varmak
He did not show up for the party
O partiye gelmedi
yarar
Sahnedebir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
kullanmak
bir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
gerekçe göstermek
bir durum için geçerli bir sebep sunmak
She used the rain as a reason for being late
Yağmuru geç kalmak için gerekçe gösterdi
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He misused his power
Yetkisini kötüye kullandı
sık sık
bir şeyin çok kez yapılması veya gerçekleşmesi
I use my computer often
Bilgisayarımı sık sık kullanırım
alışkın olmak
bir şeye deneyim yoluyla aşina olmak
I am used to waking up early
Erken kalkmaya alışkınım
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
bir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
şimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
farmasötik
Sahnedeilaç üretimiyle ilgili olan
It is a pharmaceutical product
Bu farmasötik bir üründür
ilaç şirketi
ilaç üreten şirket
This pharmaceutical is very large
Bu ilaç şirketi çok büyüktür
başa çıkmak
Sahnedebir işi veya sorunu yönetmek için harekete geçmek
I will deal with the problem tomorrow
Sorunla yarın başa çıkacağım
ilgili olmak
belirli bir konu hakkında konuşmak veya konuyla ilgilenmek
This book deals with ancient history
Bu kitap antik tarih ile ilgili
muhatap olmak
bir kişiyle iş yapmak veya iletişim kurmak
I do not like dealing with rude people
Kaba insanlarla muhatap olmayı sevmiyorum
ilgilenmek
bir sorunu çözmek için harekete geçmek
I have to deal with this problem
Bu sorunla ilgilenmem gerekiyor
göre
Sahnedebirinin veya bir kaynağın belirttiğine dayanarak
According to the report it will be sunny
Raporlara göre hava güneşli olacak
uyarınca
bir şeye uygun veya uyumlu bir şekilde
The work was done according to the plan
İş plana uygun olarak yapıldı
keyfine göre
dış bir zorlama olmadan kendi tercihine dayanarak
You may act according to your own choice
Kendi keyfine göre hareket edebilirsin
ilişkin
bir şeyle alakalı veya bağlantılı
This is according to the recent changes
Bu son değişikliklere ilişkin
göre
birinin ifadesine veya bir bilgi kaynağına dayanarak
According to the news it will rain tomorrow
Haberlere göre yarın yağmur yağacak
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
koruma
Sahnedebir yeri veya kişileri koruyan kişi
The guard is at the door
Koruma kapıda duruyor
korumak
güvenliği sağlamak için gözetlemek
The dog guards the house
Köpek evi korur
tetikte olma
tehlikeden kaçınmak için dikkatli olma durumu
You must keep your guard up
Tetikte olmalısın
sabitlemek
Sahnedebir şeyi sabit veya dengeli hale getirmek
We need to stabilize the table
Masayı sabitlememiz gerekiyor
sabitlemek
bir şeyi sabit veya dengeli hale getirmek
The doctor tried to stabilize the patient
Doktor hastayı sabitlemeye çalıştı
istikrara kavuşturmak
bir şeyi daha kararlı veya daha az değişebilir hale getirmek
The new policy will help stabilize prices
Yeni politika fiyatları istikrara kavuşturmaya yardımcı olacak
çıkarmak
Sahnedekıyafet gibi bir şeyi üzerinden çıkarmak
Please take off your shoes
Lütfen ayakkabılarınızı çıkarın
havalanmak
hızla ayrılmak veya uçağın yükselmesi
The plane will take off soon
Uçak yakında havalanacak
izin almak
belirli bir süre işten uzak kalmak
I want to take off next Friday
Gelecek Cuma izin almak istiyorum
popülerleşmek
hızla başarılı veya tanınır hale gelmek
The new software really took off this year
Yeni yazılım bu yıl gerçekten çok tuttu
dikkatini dağıtmak
birinin bir şeyi düşünmeyi bırakmasını sağlamak
This hobby helps take off the stress from your mind
Bu hobi zihnindeki stresi uzaklaştırmaya yardımcı olur
yükselişe geçmek
başarılı veya popüler olmaya başlamak
Her career really started to take off
Kariyeri gerçekten yükselişe geçmeye başladı
izin almak
işten bir süre uzak kalmak
I will take off next week
Gelecek hafta izin alacağım
fırlayıp gitmek
aniden ve hızlıca bir yerden ayrılmak
He took off as soon as the bell rang
Zil çalar çalmaz fırlayıp gitti
izin almak
işe ara vererek çalışmamak
I will take off next week
Gelecek hafta izin alacağım
hızla uzaklaşmak
bir yerden aniden gitmek
He took off suddenly
O aniden hızla uzaklaştı
havalanmak
yerden göğe doğru yükselmek
The plane will take off now
Uçak şimdi havalanacak
havalanmak
bir uçağın veya aracın yerden yükselmeye başlaması
The plane will take off soon
Uçak yakında havalanacak
kalkış
bir hava aracının yerden havalanması
The plane is ready for take off
Uçak kalkış için hazır
herhangi bir yer
Sahnedeherhangi bir yer veya herhangi bir yere
You can sit anywhere
Herhangi bir yere oturabilirsin
herhangi bir yer
her türlü konum veya yön
You can sit anywhere you want
İstediğin herhangi bir yere oturabilirsin
herhangi bir yer
herhangi bir konum veya mekan
You can sit anywhere you want
İstediğin yere oturabilirsin
hiçbir yer
olumsuz cümlelerde belirtilen herhangi bir konum
I cannot find my keys anywhere
Anahtarlarımı hiçbir yerde bulamıyorum
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
net
Sahnedeanlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
açık
Sahnedeönünde engel veya sorun bulunmayan
The road ahead is clear
İlerideki yol açık
aklamak
birinin bir suçtan suçsuz olduğuna karar vermek
The evidence helped to clear him of the crime
Kanıtlar onu suçtan aklamaya yardımcı oldu
şeffaf
ışığın geçmesine izin vererek arkasındakilerin görünmesini sağlayan
The water in the lake is clear
Göldeki su çok şeffaf
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
onay veya kabullenme belirtmek için kullanılan ifade
All right I will go to the store
Tamam markete gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
yaşlı kadın
Sahnedeyaşça büyük kadın
She is a kind old lady
O nazik yaşlı bir kadındır
yaşlı kadın
yaşı ilerlemiş kadın
The old lady smiled at me
Yaşlı kadın bana gülümsedi
anne
birinin annesi için kullanılan gayriresmi ifade
I am going to visit my old lady
Annemi ziyarete gidiyorum
eş
erkeğin uzun süreli hayat arkadaşı olan kadın
I am going home to see my old lady
Eve eşimin yanına gidiyorum
bahsetmek
Sahnedebir konudan bahsetmeye başlamak
Don't bring up the wedding
Düğünden bahsetme
yetiştirmek
bir çocuğu büyüyene kadar bakıp eğitmek
She brought up three children alone
Üç çocuğunu tek başına yetiştirdi
yukarı getirmek
bir şeyi bulunduğu yerden alıp üst kata taşımak
Please bring up my bag from the car
Lütfen çantamı arabadan yukarı getir
yetiştirmek
bir çocuğu yetişkin olana kadar büyütmek
She brought up three children alone
Üç çocuğu tek başına yetiştirdi
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen söylemek
The police will bring him up on charges
Polis onu suçlayacak
hızla ayrılmak
Sahnedeaceleyle bir yerden uzaklaşmak
The kids ran off when they saw the police
Çocuklar polisi görünce hızla ayrıldı
yüzey akışı
yağmur veya kar erimesi sonucu bir yüzeyden akan su
Heavy rain increased the run off
Şiddetli yağmur yüzey akışını artırdı
boşaltmak
bir sıvıyı bir yerden dışarı akıtmak
We need to run off the water
Suyu boşaltmamız gerekiyor
çoğaltmak
bir şeyin kopyasını üretmek
I will run off ten copies for the meeting
Toplantı için on kopya çoğaltacağım
kaçmak
bir yerden hızla uzaklaşmak veya firar etmek
The thief tried to run off with the money
Hırsız parayla birlikte kaçmaya çalıştı
yalvarmak
Sahnedeciddi ve duygusal bir rica veya istekte bulunmak
She pleaded for help
Yardım için yalvardı
sessiz kalmak
bir soruya cevap vermeyi reddetmek
The witness decided to plead
Tanık sessiz kalmaya karar verdi
savunma yapmak
mahkemede resmi bir ifade vermek
She had to plead her case before the judge
Davasını hakimin önünde savunmalıydı
bilgisayar
Sahnedeveri işlemek için kullanılan elektronik cihaz
I use a computer for work
İş için bilgisayar kullanıyorum
bilgisayar
veri işleyen elektronik makine
I use my computer every day
Bilgisayarımı her gün kullanıyorum
bilişim cihazı
programları çalıştıran veri işleme makinesi
This computer runs many programs
Bu bilişim cihazı birçok programı çalıştırıyor