

The Walking Dead — 3. Sezon Bölüm 8
Kelimeler ve anlamları
358 kelime
Seviye
atış
Sahnedesilahla ateş etmek
He fired a shot
Bir el ateş etti
fotoğraf
fotoğraf makinesi ile çekilen görüntü
That is a great shot
Bu harika bir fotoğraf
mahvolmuş
tamamen bozulmuş veya yok olmuş
My car engine is shot
Arabamın motoru mahvolmuş
tek
küçük miktarda güçlü alkollü içecek
He ordered a shot of tequila
Bir tek tekila sipariş etti
arkasını dönmek
Sahnedeyönünü değiştirip ters tarafa bakmak
Turn around and look at me
Arkana dön ve bana bak
düzeltmek
kötü bir durumu çok daha iyi hale getirmek
The new plan will turn around the company
Yeni plan şirketi düzeltecek
dönüş
yön veya fikirde yaşanan tam bir değişiklik
The sudden turnaround in his opinion was surprising
Onun fikrindeki ani dönüş şaşırtıcıydı
yönünü şaşırmak
nerede olduğunu bilememek veya kaybolmak
I turned around in the woods
Ormanda yönümü şaşırdım
siyah
Sahnedeen koyu renk
I have a black cat
Siyah bir kedim var
için
Sahnedebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Can anyone help me?
Bana yardım edebilecek biri var mı?
zeki
Sahnedehızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
akıllı
mantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
şık
iyi giyimli veya temiz görünüşlü
He looks very smart in his suit
O takım elbisesiyle çok şık görünüyor
ihtiyaç
Sahnedegerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
çıkarmak
Sahnedebir şeyi bulunduğu yerden dışarı çıkarmak
Take out the trash
Çöpleri dışarı çıkar
paket servis
restorandan alınıp başka yerde yenmek üzere hazırlanan yemekler
Let's get take out tonight
Bu akşam paket servis söyleyelim
etkisiz hale getirmek
bir düşmanı öldürmek veya bir hedefi devre dışı bırakmak
The army plans to take out the target
Ordu hedefi etkisiz hale getirmeyi planlıyor
randevuya çıkarmak
romantik bir buluşma için dışarı götürmek
He took her out for a drink
Onu bir şeyler içmeye randevuya çıkardı
paket yemek
restorandan alınıp başka bir yerde yenen yemek
We ordered some take-out last night
Dün gece paket yemek sipariş ettik
öldürtmek
birinin öldürülmesi için ayarlama yapmak
The gang decided to take out their rival
Çete rakibini öldürtmeye karar verdi
yıkmak
bir yapıyı veya binayı tamamen yok etmek
The army took out the bridge
Ordu köprüyü yıktı
almak
bir şeyi elde etmek veya edinmek
I need to take out a loan for my house
Evim için kredi almam gerekiyor
dışarı çıkarmak
birini bir yere götürmek
I will take out my friend tonight
Bu akşam arkadaşımı dışarı çıkaracağım
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
yayılmak
Sahnedebir merkezden dışarıya doğru yayılmak
They fanned out to search the area
Alanı aramak için yayıldılar
örtmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeyle örtmek
Cover the pot with a lid
Tencereyi bir kapakla ört
haber yapmak
bir olay hakkında haber raporlamak
The journalist will cover the event
Gazeteci olayı haber yapacak
bahane
gerçek amacı gizlemek için kullanılan sahte neden
He used work as a cover
İşini bahane olarak kullandı.
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
tuzağa düşürmek
Sahnedebirini kaçamayacağı şekilde yakalamak veya tutmak
The hunters trapped the wolf
Avcılar kurdu tuzağa düşürdü
tuzak
birini istenmeyen bir şeye yönlendiren tehlikeli durum
This contract is a trap
Bu sözleşme bir tuzak
kapan
hayvanları veya insanları yakalamak için kullanılan düzenek
He set a trap for the mouse
Fare için bir kapan kurdu
ağız
konuşmak veya yemek yemek için kullanılan yüzdeki açıklık
Keep your trap shut
Ağzını kapalı tut
ev
Sahnedeyaşanılan yer
I am going home
Eve gidiyorum
eve doğru
yaşadığın yere doğru
We are heading home
Eve doğru gidiyoruz
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
kilit
Sahnedekapıları kapatmaya yarayan metal araç
The lock is broken
Kilit bozuk
saç tutamı
saçın küçük bir parçası
She cut a lock of hair
Bir tutam saç kesti
kilit
bir kapıyı veya kutuyu kapalı tutmaya yarayan mekanizma
I lost the key to my lock
Kilidimin anahtarını kaybettim
geçmiş
Sahnedezaten yaşanmış olan zaman
We should learn from the past
Geçmişten ders almalıyız
geçe
Sahnedesaatin tam vaktinden sonraki zaman
It is ten past five
Saat beşi on geçiyor
hamur işi
fırında pişmiş bir tür hamur işi veya tuzlu yemek
He bought a fresh past
Taze bir hamur işi satın aldı
sunmak
birine incelemesi veya onaylaması için vermek
Please pass this document to the manager
Lütfen bu belgeyi yöneticiye sunun
yer
Sahnedebelirli bir alan veya konum
This is a beautiful place
Burası güzel bir yer
gerçekleşmek
meydana gelmek veya vuku bulmak
The meeting will take place tomorrow
Toplantı yarın gerçekleşecek
yerleştirmek
bir şeyi belirli bir konuma koymak
Please place the book on the table
Lütfen kitabı masanın üzerine koyun
tanımak
birini nereden tanıdığını hatırlamak
I know his face but I can't place him
Yüzünü hatırlıyorum ama onu çıkaramıyorum
civarında
Sahnedebir yerin yakınındaki alan
Many trees are around the school
Okulun civarında çok ağaç var
aşina
bir şeyi nasıl kullanacağını veya idare edeceğini bilmek
She knows her way around the office
Ofis konusunda bilgisi var
tersine
bir şeyin yönünü veya sonucunu değiştirmek
We must turn the situation around
Durumu tersine çevirmeliyiz
hoş
Sahnedemutluluk veya haz veren
That is a sweet gesture
Bu çok hoş bir davranış
süper
şaşkınlık veya heyecan belirtmek için kullanılır
Sweet! I got the tickets
Süper! Biletleri aldım
tatlı
şeker tadında olan
This apple is very sweet
Bu elma çok tatlı
tatlım
sevilen birine hitap ederken kullanılan isim
Goodnight, sweet
İyi geceler, tatlım
konut
Sahnedebirinin yaşadığı yer
This is his permanent residence
Bu onun kalıcı konutudur
oralarda bir yerlerde
Sahnededünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
sıra dışı
tuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
orada
bulunulan yerin uzağında
I left my umbrella out there
Şemsiyemi orada bıraktım
ilginç
Sahnedemerak uyandıran
The book is very interesting
Kitap çok ilginç
ilgi çekici
bir şeyi merak etme veya öğrenme isteği uyandıran
This book is very interesting
Bu kitap çok ilgi çekici
ilgi çekici
merak veya dikkat uyandıran
This is an interesting story
Bu ilgi çekici bir hikaye
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
pislik
Sahnedeçok kaba veya kötü niyetli kişi
He is such an asshole
O tam bir pislik
makat
vücuttan dışkının atıldığı açıklık
He felt pain in his asshole
Makatında ağrı hissetti
bilge
Sahnedetecrübe bilgi ve doğru karar verme yetisi olan
She is a very wise woman
O çok bilge bir kadındır
haberdar etmek
birine bilgi vermek
I will wise her up on the plan
Onu plan hakkında haberdar edeceğim
açısından
belirli bir konuyla ilgili olarak
Things are looking up career-wise
Kariyer açısından işler yolunda gidiyor
bilge
çok bilgili ve doğru kararlar veren kişi
The wise old man gave us advice
Bilge yaşlı adam bize tavsiye verdi
görüşmek
Sahnedeuzun süredir görmediğin biriyle buluşmak
We met for coffee to catch up
Neler yaptığımızı konuşmak için kahve içmeye buluştuk
yetişmek
Sahnedebaşkalarıyla aynı seviyeye gelmek
She ran fast to catch up with the group
Gruba yetişmek için hızlı koştu
telafi
birinin beklenen seviyeye ulaşmasına yardımcı olan çalışma
She took catch up classes to improve her grades
Notlarını düzeltmek için telafi dersleri aldı
görüşme
birbirini gelişmelerden haberdar etmek için yapılan konuşma
Let's have a quick catch-up
Kısa bir görüşme yapalım
ilgi duymak
bir konuya dahil olmaya başlamak
I need to catch up on the latest trends
En son trendlere ilgi duymaya başlamam lazım
yetişmek
başkalarıyla aynı seviyeye gelmek
I need to catch up with my studies
Derslerime yetişmem gerekiyor
yetişmek
arkadan gelerek birine veya bir şeye ulaşmak
I ran fast to catch up
Yetişmek için hızlı koştum
idam etmek
Sahnedebirini ceza olarak öldürmek
The prisoner was executed
Mahkum idam edildi
uygulamak
bir planı veya eylemi hayata geçirmek
They executed the plan well
Planı iyi bir şekilde uyguladılar
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
daha kötü
Sahnededaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
daha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
kule
Sahnedeyüksek ve dar bir yapı
The tower is very tall
Kule çok yüksek
dev gibi yükselmek
etrafındaki herkesten veya her şeyden çok daha uzun olmak
He towers over everyone in the room
O odadaki herkesin üzerinde yükseliyor
sıyrılmak
Sahnedebir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
kaçmak
Sahnedebir yerden uzaklaşmak
You should get out of the house
Evden kaçmalısın
bakmak
Sahnedebirini veya bir şeyi görmek için gözlerini ona çevirmek
Look at that bird
Şu kuşa bak
incelemek
bir şeyi dikkatlice araştırmak veya düşünmek
I need to look at the documents
Belgeleri incelemem gerekiyor
gözlerini çevirmek
gözlerini birine ya da bir şeye yöneltmek
She turned to look at the dog
Köpeğe bakmak için döndü
görmek
gözlerini kullanarak bir şeyi görüntülemek
I looked at the map
Haritaya baktım
incelemek
bir şeyi görmek için gözlerini ona yöneltmek
He looked at the report
Raporu inceledi
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
tamam
birinin kabul edip etmediğini ya da anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılan ifade
Okay?
Tamam mı?
delinmiş
Sahnedebir duvar veya engelde açılmış boşluk veya delik
The wall was breached
Duvar delindi
zorla girildi
bir yere veya binaya güç kullanarak girmek
The police breached the building
Polis binaya zorla girdi
nemli
Sahnedehafifçe ıslak
The grass is still damp
Çimenler hâlâ nemli
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
kusursuz
Sahnedehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
bahane
bir hatayı açıklamak için öne sürülen neden
That is just a perfect for being late
Bu geç kalmak için sadece bir bahane
tulum
Sahnedevücudu ve bacakları örten tek parça giysi
She is wearing a blue jumpsuit
Mavi bir tulum giyiyor
tulum
vücudu ve kolları tek parça halinde saran giysi
She is wearing a blue jumpsuit
O mavi bir tulum giyiyor
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
her iki durumda da
Sahnedehangi seçenek olursa olsun
Either way, we will be late
Her iki durumda da geç kalacağız
her iki durumda
iki seçenekten biri veya diğeri
Either way works for me
Her iki durum da bana uyar
çukurlar
Sahnedeyerdeki derin boşluklar
There are deep pits in the ground
Yerde derin çukurlar var
pit alanları
yarış arabalarının durduğu yer
The car is in the pits
Araba pit alanında
çukurlar
yerdeki derin boşluklar
They dug several deep pits
Birkaç derin çukur kazdılar
karşı karşıya getirmek
birini bir başkasıyla rekabete veya mücadeleye sokmak
The final match will pit the two rivals against each other
Final maçı iki rakibi karşı karşıya getirecek
daire
Sahnededaha büyük bir binanın parçası olan konut
I live in a small apartment
Küçük bir dairede yaşıyorum
daire
yaşamak için ayrılmış odalar bütünü
Your apartment is very beautiful
Daireniz çok güzel
silah ateşlemek
Sahnedebir silahı kullanıp patlatmak
Please do not shoot the weapon
Lütfen silahı ateşleme
hay aksi
hafif kızgınlık veya hayal kırıklığı belirten ünlem
Shoot, I forgot my keys
Hay aksi, anahtarlarımı unuttum
hay aksi
şaşkınlık veya kızgınlık ifade eden ünlem
Shoot I forgot my keys
Hay aksi anahtarlarımı unuttum
çekmek
kamera ile görüntü kaydetmek
We will shoot a movie
Bir film çekeceğiz
çekmek
kamera ile görüntü kaydetmek
We will shoot a movie tomorrow
Yarın bir film çekeceğiz
ateşlemek
bir silahın patlamasını sağlamak
He shot the gun into the air
Silahı havaya ateşledi
vurmak
birini veya bir şeyi vurmak için silah kullanmak
You should not shoot at birds
Kuşlara ateş etmemelisin
ateş etmek
birine veya bir şeye silah doğrultup ateşlemek
The soldier shot at the target
Asker hedefe ateş etti
yaralamak
silahla birini vurarak sakat bırakmak
The robber shot the security guard
Soyguncu güvenlik görevlisini vurdu
enjekte etmek
bir sıvıyı zorla bir yere vermek
The doctor will shoot the medicine
Doktor ilacı enjekte edecek
vurup öldürmek
silah kullanarak birini öldürmek
They shot the man in the street
Adamı sokakta vurup öldürdüler
fırlatmak
bir şeyi hızla ileriye doğru göndermek
Please shoot the ball to me
Lütfen topu bana fırlat
devralmak
Sahnedebir şeyin yönetimini üstlenmek
He will take over the company
Şirketi devralacak
devralma
bir şirket veya organizasyonun kontrolünü üstlenme eylemi
They decided to take over the company
Şirketi devralmaya karar verdiler
götürmek
bir şeyi bir kişiye veya yere ulaştırmak
Can you take this over to her
Bunu ona götürebilir misin
sollamak
sürüş esnasında başka bir aracı geçmek
It is dangerous to take over on a curve
Virajda sollamak tehlikelidir
inmek
Sahnedeaşağıya doğru hareket etmek
The elevator is going down
Asansör aşağı iniyor
azalmak
miktar veya boyut olarak daha az hale gelmek
The prices went down
Fiyatlar düştü
hapse girmek
hapse gönderilmek veya tutuklanmak
The thief will go down for five years
Hırsız beş yıl hapse girecek
meydana gelmek
bir olayın gerçekleşmesi veya vuku bulması
Tell me what went down last night
Dün gece ne meydana geldiğini anlat bana
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
kalış
bir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
bahis
Sahnedekumar veya riskli bir durumda ortaya konan şey
The stakes are high
Riskler yüksek
riske atmak
bir sonuç uğruna değerli bir şeyi tehlikeye atmak
He decided to stake his savings on the business
Birikimlerini bu işe riske atmaya karar verdi
uzak
Sahnedebir noktadan veya yerden büyük mesafede
The store is too far
Mağaza çok uzak
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
ilerleme
yapılması veya tamamlanması gereken kısım
How far are you with your homework
Ödevinde ne kadar ilerledin
çok daha
önemli ölçüde veya büyük derecede
This car is far better
Bu araba çok daha iyi
yavaş
Sahnededüşük hızda olan
The train is very slow
Tren çok yavaş
yavaş
düşük bir hızla veya az bir hareketle gerçekleşen
Business was slow today
Bugün işler yavaştı
yavaşlatmak
bir şeyin hızını azaltmak
You must slow down
Yavaşlamalısın
geride kalan
Sahnedegrubun gerisinde kalan veya geç gelen kişi veya şey
A few stragglers were still arriving
Birkaç geride kalan kişi hala geliyordu
imkansız
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını belirtmek için kullanılır
No way he can win
Onun kazanması imkansız
hadi canım
şaşkınlık ifade etmek veya bir şeye inanmakta güçlük çekmek
No way you won the lottery
Hadi canım piyangoyu kazandığına inanamıyorum
asla
kesin bir dille reddetmek veya bir şeyi kabul etmemek
No way am I doing that
Asla bunu yapmayacağım
asla
bir şeyi yapmayı reddetmek için kullanılan ifade
No way I am doing that
Bunu asla yapmam
sus
Sahnedekonuşmayı bırakmak veya birini susturmak
Please shut up
Lütfen sus
susturmak
birinin konuşmayı bırakmasını sağlamak
Just shut up and listen
Sadece sus ve dinle
susmak
konuşmayı kesmek veya birine sessiz kalmasını söylemek
Please shut up while I am working
Çalışırken lütfen sus
susmak
konuşmayı bırakmak
Please shut up and listen
Lütfen sus ve beni dinle
devriye gezmek
Sahnedebir bölgeyi güvenli tutmak için denetlemek
The police patrol the neighborhood
Polis mahallede devriye geziyor
devriye
bir alanı korumak için dolaşan güvenlik ekibi
The police patrol walked down the street
Polis devriyesi caddede yürüdü
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
bir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
el sallama
Sahnedeselam vermek için elin yandan yana hareketi
She gave a friendly wave
Dostça bir el sallama yaptı
dalga
suyun veya havanın üzerindeki hareketli çıkıntı
The waves are very big today
Bugün dalgalar çok büyük
dalga
bir şeyin popülaritesinde veya etkinliğinde görülen ani artış
There is a new wave of interest in jazz
Caz müziğine karşı yeni bir ilgi dalgası var
sallanmak
bir yandan diğer yana tekrarlı hareket etmek
The trees wave in the wind
Ağaçlar rüzgarda sallanıyor
serbest bırakmak
Sahnedebağlarından kurtararak özgür kılmak
He cut loose the rope
Halatı kesti
rahatlamak
dikkatli veya kontrollü olmayı bırakmak
You should cut loose at the party
Partide rahatlamalısın
doldurmak
Sahnedebir şeyi tamamen dolu hale getirmek
Please fill the glass with water
Lütfen bardağı suyla doldur
bilgilendirmek
birine bir şey hakkında bilgi vermek
Please fill me in on the details
Lütfen bana detaylar hakkında bilgi ver
doldurmak
vaktini bir şey yaparak geçirmek
She fills her days with reading
Günlerini kitap okuyarak dolduruyor
doldurmak
boş yerlere bilgi yazmak
Please fill out this form
Lütfen bu formu doldurun
kadro azaltmak
Sahnedeişten çıkarmalar yoluyla bir şirketi küçültmek
The company decided to downsize
Şirket kadro azaltmaya karar verdi
küçültmek
bir şeyi boyut veya miktar olarak daha az hale getirmek
The company decided to downsize its staff
Şirket personelini küçültmeye karar verdi
küçülme
bir şeyi daha küçük hale getirme eylemi
The company announced a major downsize
Şirket büyük bir küçülme duyurdu
saklanmak
Sahnedebir yerde kalıp dışarı çıkmamak
They holed up in a small cabin
Küçük bir kulübeye kapandılar
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
koşu
Sahnedeayaklarla hızlıca hareket etme eylemi
Running is great exercise
Koşu harika bir egzersizdir
yönetme
bir şeyi idare etme
He is running the store
Mağazayı o yönetiyor
yarış
bir şeyi kazanmaya çalışma süreci
He is still in the running for the prize
Ödül için hala yarışta
aşağı inmek
Sahnededaha alçak bir konuma geçmek
Get down from the table
Masadan aşağı in
üzmek
birini depresif veya cesaretsiz hissettirmek
This bad weather gets me down
Bu kötü hava beni üzüyor
kavramak
bir şeyi öğrenmeyi ve akılda tutmayı başarmak
It is hard to get down the rules of this game
Bu oyunun kurallarını kavramak zor
not etmek
bir şeyi kağıt üzerine yazmak
She tried to get down all the details of the meeting
Toplantıdaki tüm detayları not etmeye çalıştı
dans
bir tür dans veya eğlence
The party had a real get-down
Partide gerçekten harika bir dans vardı
duman
Sahnedeyanan bir maddeden yayılan gri veya siyah gaz
There is a lot of smoke in the room
Odada çok duman var
tütsülemek
et veya balığı dumanla korumak
They smoke the fish
Balıkları tütsülüyorlar
öldürmek
birinin canına kıymak argo
The gangster planned to smoke his rival
Gangster rakibini öldürmeyi planladı
tütün kullanmak
sigara veya benzeri ürünleri tüketmek
He stopped to smoke for a few minutes
Birkaç dakikalığına tütün kullanmak için durdu
sigara içmek
tütün dumanını içine çekme eylemi
He started to smoke last year
Geçen yıl sigara içmeye başladı
madde kullanmak
uyuşturucu dumanını içine çekmek
They smoke in the alley
Ara sokakta madde kullanıyorlar
dehşet
Sahnedeçok büyük korku hissi
She looked at the scene in horror
Sahneye dehşet içinde baktı
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
biriyle karşılıklı konuşmak
We should talk to our neighbors
Komşularımızla sohbet etmeliyiz
sorun
Sahnedebir problem veya zorluk
He is having some trouble
Bazı sorunlar yaşıyor
zahmet vermek
endişe veya kaygıya neden olmak
I do not want to trouble you
Seni zahmete sokmak istemiyorum
rahatsız etmek
birini küçük bir sorunla veya ek işle uğraştırmak
Sorry to trouble you
Sizi rahatsız ettiğim için özür dilerim
asker
Sahnedeorduda savaşan kişi
He is a brave soldier
O cesur bir askerdir
asker
orduda görev yapan kişi
The soldier is guarding the camp
Asker kampı koruyor
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
nazik
dost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
nazik
başkalarına karşı iyi ve yardımsever olan
She is a kind person
O nazik bir insan
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
firar etmek
Sahnedehapsedildiği bir yerden çıkmak
The prisoner escaped from jail
Mahkum hapishaneden firar etti
gözlem
bir şeyi dikkatle dinleme veya izleme eylemi
His escape of the surroundings was intense
Çevreyi gözlemlemesi yoğundu
aklından çıkmak
bir bilgiyi hatırlayamamak veya bir şeyi anlayamamak
His name escapes me right now
İsmi şu an aklımdan çıkıyor
dokunmak
Sahnedeelini bir şeye koymak
Do not touch the glass
Cama dokunma
duygulandırmak
birinin duygularını etkilemek
Your kind words touched me
Nazik sözlerin beni duygulandırdı
yetenek
bir şeyi iyi yapma konusundaki doğal beceri
He has a professional touch
Profesyonel bir dokunuşu var
küçük bir miktar
bir şeyden çok küçük bir miktar
Add a touch of salt
Biraz
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
yönelmek
Sahnedebirine veya bir şeye doğru hareket etmek
The dog is coming for the ball
Köpek topa doğru yöneliyor
hesap sormak
birine karşı koymak veya yüzleşmek amacıyla yaklaşmak
She came for him after his rude comment
Kaba yorumundan sonra ondan hesap sordu
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
berbat
Sahnedeçok kötü veya düşük kaliteli
This movie is shit
Bu film berbat
kandırmak
birini kandırmak veya ona yalan söylemek
Are you shitting me
Benimle dalga mı geçiyorsun
siktir
öfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan kaba bir söz
Shit, I forgot my keys!
Siktir, anahtarlarımı unuttum!