

The Walking Dead — 3. Sezon Bölüm 16
Kelimeler ve anlamları
237 kelime
Seviye
oralarda bir yerlerde
Sahnededünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
sıra dışı
tuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
orada
konuşmacıdan uzak bir yerde
Look at the birds out there
Şuradaki kuşlara bak
dışarıda
bulunulan yerin uzağında bir yerde
He is out there waiting for you
O dışarıda seni bekliyor
orada
mevcut durumda veya belli bir alanda
There are many people out there
Orada pek çok insan var
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
duygu
Sahnedeiçte yaşanan duygusal durum
Love is a strong feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hava
bir yerin genel havası veya karakteri
The room has a cozy feeling
Odada rahat bir hava var
his
bir şeyin doğru olduğuna dair düşünce veya görüş
I have a feeling it will rain
Yağmur yağacak gibi bir hissim var
duygu
yoğun bir his veya heyecan durumu
Love is a powerful feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hissetmek
fiziksel veya duygusal bir tecrübe yaşamak
I am feeling happy today
Bugün mutlu hissediyorum
duymak
fiziksel bir algıya sahip olmak
I can feel the wind
Rüzgarı duyabiliyorum
sezmek
bir şeyin olduğuna dair düşünceye sahip olmak
I feel that we are lost
Kaybolduğumuzu seziyorum
izlenim
bir şeyin doğru olduğuna dair inanç
I have a feeling he knows
Onun bildiğine dair bir izlenimim var
sezgi
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğuna inanmak
She trusts her intuition
Sezgilerine güveniyor
his
fiziksel veya duygusal bir duyu
I have a strange feeling
Garip bir hissim var
duygu
yoğun bir heyecan durumu
Anger is a strong feeling
Öfke güçlü bir duygudur
duygu
güçlü bir his
Joy is a happy feeling
Neşe mutlu bir duygudur
duygu
güçlü bir duygu hali
She is full of feeling
O duygu dolu biri
umut
iyi şeylerin gerçekleşmesini bekleme hissi
I have a hopeful feeling about this
Bunun hakkında umutlu bir hissim var
düşünce
bir konu hakkında fikir veya tutum sahibi olma
I have a feeling that we should go
Gitmemiz gerektiğine dair bir düşüncem var
kazanmak
Sahnedebir ödül veya zafer elde etmek
She hopes to win the game
O oyunu kazanmayı umuyor
bahis oynamak
bir oyun veya yarış üzerine para riske etmek
I will win on that horse
O ata bahis oynayacağım
standart
her zamanki veya normal seçenek
This is the win choice
Bu standart seçim
yakışmak
birinin üzerinde iyi durmak
That jacket wins on you
O ceket sana çok yakışıyor
kazanmak
bir yarışmada veya müsabakada birinci olmak
She wants to win the race
O yarışı kazanmak istiyor
elde etmek
çaba göstererek bir şeyi hak etmek
She worked hard to win his respect
Saygısını elde etmek için çok çalıştı
gönlünü kazanmak
birinin sevgi veya ilgisini elde etmek
He tried to win her heart
Onun kalbini kazanmaya çalıştı
ödül kazanmak
yarışma sonucunda ödül almak
Did you win the big prize
Büyük ödülü kazandın mı
galip gelmek
bir mücadeleden üstün ayrılmak
They will win the tournament
Turnuvada galip gelecekler
başarmak
bir işi iyi bir sonuçla bitirmek
You must win in life
Hayatta başarmak zorundasın
başarıya ulaşmak
bir hedefe ulaşıp galip gelmek
They fight to win
Başarıya ulaşmak için savaşıyorlar
yenmek
rakibini mağlup ederek galip gelmek
Our team will win today
Takımımız bugün rakiplerini yenecek
sevgisini kazanmak
birinin aşkını veya ilgisini elde etmek
He hoped to win her heart
Onun kalbini kazanmayı umuyordu
büyük zafer
çok büyük bir galibiyet veya başarı
The election was a big win for the party
Seçim parti için büyük bir zaferdi
galibiyet
bir yarışmada elde edilen başarı veya ödül
That was an easy win for them
Onlar için kolay bir galibiyetti
kazanmak
ödül almak veya birinci olmak
I want to win the game
Oyunu kazanmak istiyorum
geciktirmek
Sahnedebirinin geç kalmasına neden olmak
Traffic held me up
Trafik beni geciktirdi
dayanmak
zor bir durumda idare etmek
How are you holding up
Nasıl dayanıyorsun
soymak
silahla gasp etmek
They tried to hold up the store
Mağazayı soymaya çalıştılar
tutmak
bir şeyi yukarıda tutmak
These pillars hold up the roof
Bu sütunlar çatıyı tutuyor
desteklemek
bir şeyi yerinde tutmak veya baskı altında sağlam kalmak
The pillars hold up the roof
Sütunlar çatıyı destekliyor
bekletmek
birinin durup bir süre beklemesini istemek
Please hold up while I lock the door
Kapıyı kilitlerken lütfen biraz bekle
dayanmak
zor bir durumda direnç göstermek
He held up well during the stress
Stresli zamanlarda iyi dayandı
havaya kaldırmak
bir şeyi yukarıya doğru yükseltmek
Please hold up your hand
Lütfen elini havaya kaldır
geçerli kalmak
zaman geçmesine rağmen doğruluğunu korumak
The theory still holds up
Teori hâlâ geçerli kalıyor
dayanmak
incelendiğinde doğru olduğu kanıtlanabilen durum
Your theory does not hold up
Senin teorin dayanmıyor
dayanmak
zor bir durumda sağlam kalmak
He is holding up well after the accident
O kazadan sonra gayet iyi dayanıyor
şşş
Sahnedebirine sessiz olmasını söylemek için kullanılır
Shh, be quiet
Şşş, sessiz ol
şşş sesi
birine sessiz olmasını söylemek için çıkarılan ses
He made a shh sound
Şşş sesi çıkardı
şşş
birinden sessiz olmasını istemek için çıkarılan ses
Shh the movie has started
Şşş film başladı
almak
Sahnedebir nesneyi elinize almak veya kaldırmak
Pick up your book
Kitabını al
seçmek
bir şeyi tercih etmek veya seçmek
Pick a color
Bir renk seç
pena
telli çalgıları çalmak için kullanılan küçük alet
He lost his guitar pick
Gitar penasını kaybetti
temizlemek
küçük bir boşluktan bir şeyi çıkarmak
Use a toothpick to pick your teeth
Dişlerini temizlemek için kürdan kullan
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yetişmek
bir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
birine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
karşılık vermek
Sahnedebir saldırıyı durdurmaya çalışmak veya karşı çıkmak
He decided to fight back
Karşılık vermeye karar verdi
ısıran hayvan
Sahnedeısıran bir hayvan
That dog is a biter
O köpek ısırır
ısıran
Sahnedeısıran kişi veya şey
The baby is a biter
Bebek ısıran biridir
devam etmek
Sahnedebir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
tutmak
Sahnedebir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
yeniden gruplaşmak
Sahnedeyeniden bir grup oluşturmak
The soldiers needed to regroup
Askerlerin yeniden gruplaşması gerekiyordu
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
bitmek
Sahnedesona ermek veya durmak
The movie ends now
Film şimdi bitiyor
son
bir şeyin son kısmı
This is the end of the road
Bu yolun sonu
uç
bir şeyin en uzak noktası
He stood at the end of the road
Yolun ucunda duruyordu
taraf
bir durumun belirli bir kişiye ait olan kısmı
Everything is fine on my end
Benim tarafımda her şey yolunda
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
tamamlamak
Sahnedebir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
başka bir
Sahnedebir tane daha veya farklı bir tane
I want another cup of coffee
Bir fincan daha kahve istiyorum
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
köpük
Sahnedebaloncuklardan oluşan hafif, süngerimsi madde
The soap makes a lot of foam
Sabun çok köpük yapar
köpük
küçük baloncuklardan oluşan kütle
There is foam on the waves
Dalgaların üzerinde köpük var
köpürmek
küçük baloncuklar oluşturmak
This soap will foam easily
Bu sabun kolayca köpürür
teşekkür ederim
Sahnedeminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlığı göstermenin nazik bir yolu
A simple thank you goes a long way
Basit bir teşekkür çok şey ifade eder
teşekkürler
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Please say thank you for the gift
Lütfen hediye için teşekkürler de
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
öğrenmek
bir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
öğrenmek
yeni bir bilgi veya beceri edinmek
I am learning how to play chess
Satranç oynamayı öğreniyorum
buradan gitmek
Sahnedebir yerden ayrılmak
I need to get out of here
Buradan gitmem gerekiyor
buradan gitmek
şu an bulunduğum yerden ayrılmak
I am out of here
Buradan gidiyorum
saldırdı
Sahnedezarar vermeye veya incitmeye çalışmak
The dog attacked the cat
Köpek kediye saldırdı
saldırıya uğramış
birisi tarafından fiziksel olarak zarar verilmiş olmak
The man was attacked in the street
Adam sokakta saldırıya uğradı
kenara çekmek
Sahnedebir aracı yolun kenarına doğru sürmek
The police officer told him to pull over
Polis memuru ona kenara çekmesini söyledi
üzerine çekmek
bir şeyi bir yüzeyin veya vücudun bir kısmının üzerine örtmek
Please pull the blanket over you
Lütfen battaniyeyi üzerine çek
kenara çekmek
bir aracı yolun kenarına sürüp durdurmak
You should pull over if you are tired
Yorgunsan kenara çekmelisin
kaybetmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
takip edememek
birinin ne dediğini anlayamamak
You are losing me
Beni takip edemiyorsun
kaybetmek
bir şeyin yerini bilememek
I always lose my keys
Anahtarlarımı her zaman kaybederim
yenilmek
bir oyunda mağlup duruma düşmek
We did not want to lose the game
Oyunu kaybetmek istemedik
ölmek
bir yakınını kaybetmek
She lost her father last year
Babasını geçen yıl kaybetti
kaybetmek
bir yarışmada kazanamamak
They will lose the match
Maçı kaybedecekler
kaybetmek
elinde tuttuğun bir şeyi yitirmek
I do not want to lose this chance
Bu şansı kaybetmek istemiyorum
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
kaybetmek
bir eşyayı yanlış yere koyup bulamamak
Did you lose your wallet
Cüzdanını mı kaybettin
yitirmek
daha önce sahip olunan bir şeyi artık bulundurmamak
He lost his job yesterday
Dün işini kaybetti
kaybetmek
artık sahip olmamak
I lost my focus
Odak noktamı kaybettim
kaybetmek
bir şeye artık sahip olmamak
I often lose my keys
Anahtarlarımı sık sık kaybederim
zor
Sahnedekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sıkı
çok çaba veya enerji ile
He works hard every day
O her gün sıkı çalışıyor
sekiz
Sahnedesekiz sayısı
I have eight apples
Sekiz tane elmam var
silah
Sahnedemermi atan alet
The man has a gun
Adamın bir silahı var
ateş etmek
silahla ateş etmek
He gunned the target
Hedefe ateş etti
tabanca
bir maddeyi püskürten cihaz
She used a glue gun
Silikon tabancası kullandı
silah
mermi atarak ateş eden bir silah
He hid the gun in his bag
Silahı çantasına sakladı
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
yırtmak
Sahnedebir şeyi parçalara ayırmak
I tore my shirt
Gömleğimi yırttım
gözyaşı
gözden akan tuzlu sıvı damlası
A single tear fell
Tek bir gözyaşı damlası düştü
yıkmak
birini duygusal olarak çok üzmek
This news will tear him apart
Bu haber onu yıkacak
hızla gitmek
bir yerden çok süratli geçmek
He tore down the street
Sokakta hızla ilerledi
hiç kimse
Sahnedehiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
hiç kimse
tek bir kişi bile değil
No one is at home
Evde hiç kimse yok
diğerleri
Sahnedegruptan geriye kalan insanlar veya nesneler
Some stayed and the others left
Bazıları kaldı ve diğerleri gitti
başkaları
başka insanlar
We should help others
Başkalarına yardım etmeliyiz
başkaları
sözü edilenden farklı olan insanlar
You should respect others
Başkalarına saygı göstermelisin
bıçaklamak
Sahnedekeskin bir nesneyle birine zarar vermek
He stabbed the thief
Hırsızı bıçakladı
deneme
bir şeyi yapma girişimi
I will take a stab at it
Bunu deneyeceğim
saplamak
keskin bir nesneyi bir şeye itmek
She stabbed the pin into the map
İğneyi haritaya sapladı
ihanet etmek
birinin güvenini kötüye kullanarak zarar vermek
He stabbed his friend by telling a lie
Arkadaşına yalan söyleyerek ihanet etti
atış
Sahnedesilahla ateş etmek
He fired a shot
Bir el ateş etti
fotoğraf
fotoğraf makinesi ile çekilen görüntü
That is a great shot
Bu harika bir fotoğraf
mahvolmuş
tamamen bozulmuş veya yok olmuş
My car engine is shot
Arabamın motoru mahvolmuş
tek
küçük miktarda güçlü alkollü içecek
He ordered a shot of tequila
Bir tek tekila sipariş etti
dikkatli
Sahnedetehlike veya hatalardan kaçınmak için özen gösteren
Be careful
Dikkatli ol
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
katılmak
bir etkinlikte veya faaliyette yer almak
Do you want to come on the trip with us
Bizimle geziye katılmak ister misin
haydi
birine acele etmesini veya daha fazla çaba göstermesini söylemek için kullanılır
Come on we are going to be late
Haydi geç kalacağız
hadi
birini acele etmeye veya denemeye teşvik etmek
Come on we will be late
Hadi geç kalacağız
et
Sahnedeinsan veya hayvan vücudunun yumuşak kısımları
The knife cut through the flesh
Bıçak eti kesti
et
insanın veya hayvanın vücudunda derinin altındaki yumuşak kısım
Humans have bones and flesh
İnsanların kemikleri ve etleri vardır
bizzat
birinin fiziksel olarak karşımızda olması
I finally saw the actor in the flesh
Aktörü sonunda bizzat gördüm
et
deri altındaki yumuşak vücut dokusu
The flesh of the fruit is sweet
Meyvenin eti tatlıdır
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
kızgın
Sahnedeöfkeli hissetmek veya öfke göstermek
He is mad at me
Bana kızgın
harika
çok iyi veya etkileyici
Those shoes are mad
Bu ayakkabılar harika
tutkun
birine karşı çok güçlü sevgi duyan
He is mad about her
Ona tutkun
kesin olarak
Sahnedebir daha değişmeyecek şekilde son kez
Let's settle this once and for all
Hadi bunu kesin olarak çözelim
kesin olarak
bir durumu kalıcı olarak sona erdirecek şekilde
We need to settle this once and for all
Bunu kesin olarak çözmemiz gerekiyor
kız evlat
Sahnedebir ebeveynin kız çocuğu
She has a daughter
Onun bir kızı var
kız çocuk
bir ebeveynin kız çocuğu
My daughter is smart
Kızım zeki
karşı
Sahnedebir görüşe veya plana karşı olma durumu
He is against the plan
O bu plana karşı
dayalı
bir şeye temas eden veya yaslanmış durumda olan
He leaned against the wall
Duvara yaslandı
karşı
bir şeye veya birine muhalif olma durumu
He is against the new plan
O yeni plana karşı
aykırı
bir duruma veya fikre zıt olan
It is against the rules
Bu kurallara aykırı
değer
Sahnedeyeterli değere veya hakka sahip olmak
The book is worth reading
Kitap okunmaya değer
değer
bir şeyi denemeye değer olmak
It is worth a try
Denemeye değer
değer
maddi veya manevi kıymet
This ring has great worth
Bu yüzüğün büyük bir değeri var
değer
bir şeyin sahip olduğu önem veya fayda
This project has great worth
Bu projenin büyük bir değeri var
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
yakın
Sahnedekısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
kapatmak
bir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
kuşatmak
etrafını sarıp yakalamak
The police close on the suspect
Polis şüphelinin etrafını sarar
hayatta olmak
Sahnedehayat sahibi olmak ve deneyimler yaşamak
It feels great to be alive
Hayatta olmak harika bir duygu
hayatta olmak
canlı olup deneyimlere sahip olmak
She is happy to be alive
Hayatta olduğu için mutlu
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
onay veya kabullenme belirtmek için kullanılan ifade
All right I will go to the store
Tamam markete gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
duvar
Sahnedetaş veya tuğladan yapılmış güçlü yapı
The wall is made of brick
Duvar tuğladan yapılmıştır
bölme
bir alanı bölen veya kapatan dikey yapı
They put a wall in the room
Odaya bir bölme yaptılar
duvar
bir alanı bölen veya çevreleyen dikey yapı
The wall is very high
Duvar çok yüksek
duvarla çevirmek
bir alanı duvarla çevrelemek
They walled off the area
Alanı duvarla çevirdiler
ertelemek
Sahnedebir şeyi yapmadan önce beklemek
Let's hold off on the decision
Kararı erteleyelim
savuşturmak
bir saldırıyı veya tehlikeyi uzaklaştırmak
The army held off the enemy
Ordu düşmanı savuşturdu
durdurmak
birinin ilerleyişine engel olmak
He held off the crowd
Kalabalığı durdurdu
sırt
Sahnedeinsan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bakmak
Sahnedegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
kadar
Sahnedebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
kadar
bir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
peşinden gitmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
uymak
birinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
ardından gelmek
bir şeyden sonra meydana gelmek
Night follows day
Günden sonra gece gelir
izlemek
birinin faaliyetlerini dikkatle gözlemlemek
Follow the latest news
En son haberleri izle
anlamak
birinin ne dediğini veya ne yaptığını kavramak
Do you follow my instructions
Talimatlarımı anlıyor musun
görev
Sahnedeyapılması gereken bir iş parçası
Your job is to clean the room
Senin görevin odayı temizlemek
iş
para kazanmak için yapılan çalışma
I have a new job
Yeni bir işim var
operasyon
vücudu değiştirmek için yapılan tıbbi müdahale
She had a nose job
Burun ameliyatı oldu
saldırmak
Sahnedebirine veya bir şeye zarar vermeye çalışmak
The dog attacked the cat
Köpek kediye saldırdı
kriz
aniden ortaya çıkan sağlık sorunu
He had a heart attack
Kalp krizi geçirdi
bölmek
Sahnedeparçalara ayırmak
We split up the cake
Pastayı böldük
ayrılmak
biriyle romantik ilişkiyi bitirmek
They decided to split up after five years
Beş yıl sonra ayrılmaya karar verdiler
ayrılmak
farklı yönlere gitmek
They decided to split up after the meeting
Toplantıdan sonra ayrılmaya karar verdiler
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
yol açmak
bir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
yararlanmak
Sahnedebir şeyi kaynak olarak kullanmak
She drew on her experience to solve the problem
Sorunu çözmek için deneyiminden yararlandı
sürmek
bir maddeyi vücudun bir kısmına uygulamak
She drew eyeliner on her eyes
Gözlerine göz kalemi sürdü
değinmek
bir konu hakkında görüş bildirmek
He drew on the topic to share his opinion
Fikrini paylaşmak için konuya değindi
çizmek
bir yüzey üzerine resim veya çizgi yapmak
Do not draw on the wall
Duvara çizim yapma
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
değil mi
karşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
üç
Sahnedeüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
pısırık
Sahnedecesur olmayanlar için kullanılan gayriresmî bir sözcük
He is a bit of a pussy
O biraz pısırık biridir
pisi
kedi için kullanılan samimi bir sözcük
Look at the cute pussy
Şu sevimli pisiye bak
korkak
zayıf veya korkak kişiler için kullanılan kaba bir ifade
Don't be such a pussy
Bu kadar korkak olma
çünkü
Sahnedebir durumun nedenini açıklamak için kullanılır
I am happy because I passed the test
Mutluyum çünkü sınavı geçtim
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
hayatta
Sahnedeyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
canlı
hayatı ve deneyimleri olan
She is happy to be alive
O hayatta olduğu için mutlu
berbat
Sahnedeçok kötü veya düşük kaliteli
This movie is shit
Bu film berbat
kandırmak
birini kandırmak veya ona yalan söylemek
Are you shitting me
Benimle dalga mı geçiyorsun
kaçmak
Sahnedebirinden veya bir şeyden hızla uzaklaşmak
The cat ran away from the dog
Kedi köpekten kaçtı
kaçmak
tehlikeden kurtulmak amacıyla bir yerden hızla uzaklaşmak
The boy ran away from the danger
Çocuk tehlikeden kaçtı
aceleye getirmek
Sahnedebir şeyi çok hızlı yapmak
Don't hurry the work
İşi aceleye getirme
acele
bir şeyi hızlıca yapma durumu
I am in a hurry
Acelem var
acele etmek
hızlı hareket etmek
Please hurry up
Lütfen acele et
nedeniyle
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
dışarı
bir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
dışında tutmak
birini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
çok sinirlendirmek
Sahnedebirini çok kızdırmak
It burns me up when he lies
Yalan söylemesi beni çok sinirlendiriyor
aşırı ısınmak
Sahnedeçok sıcak hale gelmek
The engine might burn up
Motor yanabilir
yakıp yok etmek
bir şeyi ateşle tamamen yok etmek
They burned up the old papers
Eski kâğıtları yakıp yok ettiler
güney
Sahnedekuzeyin karşıtı olan yön
The birds fly south in winter
Kuşlar kışın güneye uçar
bozulmak
bir durumun ters gitmesi veya kötüye gitmesi
The business deal went south
İş anlaşması bozuldu
adamlar
Sahnedeyetişkin erkek insanlar
Two men are here
İki adam burada
erkekler
yetişkin insan erkekler
Many men work here
Burada birçok erkek çalışıyor
erkekler
yetişkin erkek bireyler
These men are strong
Bu erkekler güçlüdür
erkekler
yetişkin erkek insanlar
The men are standing outside
Erkekler dışarıda duruyor
kabul etmek
Sahnedesunulan bir şeyi almak
I will take it
Onu kabul edeceğim
öyle varsaymak
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I take it you agree
Katıldığını varsayıyorum
başa çıkmak
bir sorunla veya durumla mücadele etmek
Can you take it
Bununla başa çıkabilir misin
taşımak
bir şeyi bir yerden başka bir yere yer değiştirmek
Please take it to the kitchen
Lütfen bunu mutfağa taşı
kabul etmek
kendisine sunulanı almak
You should take it as a gift
Onu bir hediye olarak kabul etmelisin
dayanmak
zor bir duruma katlanmak
I cannot take it anymore
Artık buna dayanamıyorum
kabullenmek
bir durumu olduğu gibi kabul etmek
You have to take it as it is
Onu olduğu gibi kabullenmelisin
almak
bir şeyi tutup yanına götürmek
Take it with you
Onu yanına al
beslenmek
Sahnedegıda alarak yaşamak
Cows feed on grass
İnekler otla beslenir
besleme
bir makineye veya sisteme sağlanan veri ya da malzeme
The machine needs a steady feed
Makinenin sürekli beslemeye ihtiyacı var
içerik akışı
sürekli güncellenen bilgi dizisi
The website has a constant content feed
Web sitesinin sürekli bir içerik akışı var
yayın
canlı video veya veri akışı
The news feed is updated constantly
Haber akışı sürekli güncelleniyor
yem
hayvanlar için yiyecek
The farmer bought some feed for the cows
Çiftçi inekler için biraz yem aldı
beslemek
bir kişiye veya hayvana yiyecek vermek
It is time to feed the baby
Bebeği besleme zamanı geldi
kokusunu almak
Sahnedebir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
kokmak
bir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
koku
burunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
geri dönmek
eski bir konuma veya popülariteye yeniden kavuşmak
The trend began to smell again
Moda tekrar geri dönmeye başladı