

The Walking Dead — 4. Sezon Bölüm 5
Kelimeler ve anlamları
287 kelime
Seviye
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
saat
60 dakikalık zaman dilimi
I will be there in an hour
Bir saat içinde orada olacağım
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
daha önce
Sahnededaha önceki bir zamanda
She previously worked here
O daha önce burada çalışmıştı
birisi
Sahnedebelirsiz veya bilinmeyen bir kişi
Someone is at the door
Kapıda biri var
kısa bir süre
Sahnedekısa bir zaman dilimi
Wait for a little while
Kısa bir süre bekle
yanmak
Sahnedeateş almak veya tutuşturmak
The wood burns quickly
Odun hızlıca yanar
öfkelendirmek
birini çok öfkelendirmek
His comment burned him
Yorumu onu öfkelendirdi
yakmak
sızlama şeklinde acı vermek
This soap burns my eyes
Bu sabun gözlerimi yakıyor
çarçur etmek
parayı çok hızlı ve gereksiz yere harcamak
He burned all his cash in one week
Tüm parasını bir haftada çarçur etti
dayalı
Sahnedebir şeye temas eden veya yaslanmış durumda olan
He leaned against the wall
Duvara yaslandı
karşı
bir görüşe veya plana karşı olma durumu
He is against the plan
O bu plana karşı
aykırı
bir duruma veya fikre zıt olan
It is against the rules
Bu kurallara aykırı
karanlık
Sahnedeışığın olmadığı durum
The room is very dark
Oda çok karanlık
koyu
açık olmayan renk
He has dark hair
Onun koyu renk saçları var
karamsar
mutsuz veya umutsuz
He had a dark thought
Karamsar bir düşüncesi vardı
karanlık
çoğunluk tarafından bilinmeyen veya görülmeyen
They have a dark past
Onların karanlık bir geçmişi var
sessiz
Sahnedeaz veya hiç gürültü çıkarmayan
The room is quiet
Oda sessiz
sessizce
gürültüsüz bir şekilde
Keep quiet
Sessiz kal
durumda olmak
Sahnedebelirli bir konumda veya durumda bulunmak
How do things stand now
Şu an durumlar nasıl
tahammül etmek
hoş olmayan bir durumu kabul edebilmek
I can stand the noise
Gürültüye tahammül edebiliyorum
destek
bir şeyi tutmak için kullanılan yapı
The camera is on a stand
Kamera bir desteğin üzerinde
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
fırsat
Sahnedebir şeyi yapmak için uygun olan zaman veya durum
I had a chance to travel
Seyahat etme fırsatım oldu
ihtimal
bir şeyin gerçekleşme olasılığı
There is a chance of rain
Yağmur yağma ihtimali var
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
There is a chance of failure
Başarısızlık riski var
zihin
Sahnedekişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
rahatsız olmak
bir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
olduğun yerde kalmak
Sahnedeaynı yerde kalmak
Please stay put
Lütfen olduğun yerde kal
olduğu yerde kalmak
bulunduğun yerden ayrılmamak
Please stay put until I come back
Ben dönene kadar lütfen olduğu yerde kal
sırt
Sahnedeinsan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
üniversite
Sahnedeliseden sonra öğrencilerin eğitim gördüğü yer
She is studying at college
O üniversitede okuyor
daha uzak
Sahnededaha büyük bir mesafede olan
The park is further than I thought
Park düşündüğümden daha uzak
daha fazla
daha büyük bir ölçüde veya derecede
We need further information
Daha fazla bilgiye ihtiyacımız var
ilerletmek
bir sürecin veya işin gelişimini sağlamak
She took the course to further her career
Kariyerini ilerletmek için kursa gitti
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
aptalca
Sahnedemantıklı veya bilge olmayan
That was a foolish mistake
Bu aptalca bir hataydı
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
kalış
bir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
yol
Sahnedehareket edilen hat veya güzergah
I am on my way
Yoldayım
imkansız
bir şeyin gerçekleşemeyeceğini belirtmek için kullanılır
No way
İmkansız
yöntem
bir şeyi yapma biçimi veya yolu
This is the best way
Bu en iyi yöntem
çok
büyük bir miktarda veya derecede
It is way too expensive
Bu çok fazla pahalı
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
duymak
bir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
basamak
Sahnedeyukarı veya aşağı çıkan basamaklardan her biri
He sat on the bottom stair
En alt basamağa oturdu
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
çit
Sahnedeinsanların veya hayvanların bir yere girmesini engelleyen yapı
The garden has a white fence
Bahçenin beyaz bir çiti var
eskrim yapmak
spor olarak ince uzun kılıçlarla dövüşmek
He likes to fence
Eskrim yapmayı sever
çalıntı mal satmak
hırsızlık malı başkalarına satmak
He was arrested for trying to fence stolen goods
Çalıntı malları satmaya çalıştığı için tutuklandı
yenilmek
Sahnedebir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
yaymak
Sahnedebir şeyin daha fazla kişiye ulaşmasını sağlamak
They spread the news quickly
Haberi hızla yaydılar
yaymak
bir bilgiyi veya haberi pek çok kişiye ulaştırmak
They spread the news to everyone
Haberi herkese yaydılar
yemek sofrası
bir öğün için hazırlanmış çok çeşitli yemekler
They prepared a huge spread for the party
Parti için büyük bir yemek sofrası hazırladılar
açmak
bir şeyin parçalarını birbirinden ayırmak
He spread his fingers wide
Parmaklarını genişçe açtı
oralarda bir yerlerde
Sahnededünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
sıra dışı
tuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
orada
bulunulan yerin uzağında
I left my umbrella out there
Şemsiyemi orada bıraktım
kendini tutmak
Sahnedezor zamanlarda sakin kalmak ve kontrolü korumak
I tried to hold it together
Kendimi tutmaya çalıştım
evet
Sahnedeevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tamam
bir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
açık
Sahnedeönünde engel veya sorun bulunmayan
The road ahead is clear
İlerideki yol açık
net
anlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
şeffaf
ışığın geçmesine izin vererek arkasındakilerin görünmesini sağlayan
The water in the lake is clear
Göldeki su çok şeffaf
boğazını temizlemek
dikkat çekmek için boğazından ses çıkarmak
He cleared his throat before speaking
Konuşmadan önce boğazını temizledi
çizik
Sahnedeyüzeyde oluşan küçük iz veya yarık
There is a scratch on my car
Arabamda bir çizik var
para
nakit para
He needs some scratch to buy a new car
Yeni bir araba almak için biraz paraya ihtiyacı var
çok yetenekli
bir spor dalında çok yüksek beceri seviyesine sahip
He is a scratch golfer
O çok yetenekli bir golfçü
başlangıç
bir işin veya olayın başladığı ilk nokta
We started the project from scratch
Projeye sıfırdan başladık
alıntı yapmak
Sahnedebirinin sözlerini aktarmak
He likes to quote famous authors
Ünlü yazarlardan alıntı yapmayı sever
aynen aktarmak
birinin söylediği kelimeleri olduğu gibi tekrarlamak
Can you quote the text exactly
Metni aynen aktarabilir misin
fiyat teklifi
bir şeyin ne kadara mal olacağının belirtilmesi
He asked for a quote for the repairs
Tamirat için bir fiyat teklifi istedi
alıntı
bir metinden veya konuşmadan alınan kısa parça
She included a famous quote in her essay
Makalesine ünlü bir alıntı ekledi
her şey
Sahnedetüm şeyler
He lost everything
Her şeyi kaybetti
yani
Sahnedesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
ilan etmek
Sahnedebir şeyi resmî olarak söylemek
The government declared a holiday
Hükümet tatil ilan etti
tur
Sahnedefarklı yerlere veya kişilere yapılan bir dizi ziyaret
The doctor does his rounds every morning
Doktor her sabah turlarını yapar
tur
bir etkinliğin veya faaliyetin bir aşaması
The first rounds are over
İlk turlar bitti
mermi
ateşli silahlarda kullanılan mermi
The soldier loaded the gun with five rounds
Asker silahı beş mermiyle doldurdu
yuvarlak dilimler
yiyeceklerin dairesel biçimde kesilmiş parçaları
He cut the carrot into rounds
Havucu yuvarlak dilimler halinde kesti
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
en kötü
Sahnedeen nahoş veya en düşük kaliteli olan
This is the worst movie I have ever seen
Bu, şimdiye kadar izlediğim en kötü film
en kötü
kalite bakımından en düşük seviyede olan
This is the worst restaurant in town
Bu şehirdeki en kötü restoran
silah sesi
Sahnedebir silahın ateşlenmesiyle çıkan ses
I heard a gunshot
Bir silah sesi duydum
aptal
Sahnedeaptal kimse
He is a complete idiot
O tam bir aptal
aptal
çok aptal veya budala kimse
Do not be an idiot
Aptal olma
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
kafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
yuvarlanmak
Sahnededönerek hareket etmek
The ball rolls away
Top yuvarlanarak uzaklaşır
uyum sağlamak
bir duruma ayak uydurmak
Roll with the changes
Değişimlere uyum sağla
küçük ekmek
yenilebilir küçük ekmek parçası
I bought a bread roll
Küçük bir ekmek aldım
rock and roll
güçlü ritimli bir müzik tarzı
I like rock and roll
Rock and roll severim
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
daha fazla
bir şeyden daha fazla miktarda
Would you like any more?
Biraz daha ister misin?
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
cep telefonu
Sahnedearama yapmak ve internet kullanmak için kullanılan cihaz
I lost my cell phone
Cep telefonumu kaybettim
hücre
Sahnedehapishanedeki küçük oda
The prisoner is in his cell
Mahkum hücresinde
hücre
daha büyük bir sistemin parçası olan küçük birim
The human body is made of cells
İnsan vücudu hücrelerden oluşur
koşmak
Sahnedeyürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
yönetmek
bir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
sürmek
bir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor
akmak
sıvı gibi hareket etmek
Water runs down the hill
Su tepeden aşağı akar
yalan söyleme
Sahnededoğru olmayan bir şeyi bilerek söylemek
He is lying to his parents
Ailesine yalan söylüyor
boş boş yatmak
faydalı hiçbir şey yapmadan vakit geçirmek
Stop lying around all day
Bütün gün boş boş yatmayı bırak
uzanma
bir yüzey üzerinde yatay konumda bulunma
He is lying on the sofa
Koltukta uzanıyor
uzanmak
yatay bir konumda bulunmak
He is lying on the bed
O yatakta uzanıyor
spagetti
Sahnedeuzun ve ince bir makarna türü
I love spaghetti
Spagettiyi çok severim
toplantı
Sahnedeplanlı bir grup toplanması
I have a meeting at ten
Saat onda bir toplantım var
buluşma
bir kimseyle veya bir şeyle bir araya gelmek
I had a meeting with my friend
Arkadaşımla bir buluşmam vardı
blok
Sahnedeiki kavşak arasındaki sokak bölümü
Walk one block and turn left
Bir blok yürüyün ve sola dönün
kütle
bir şeyin büyük katı parçası
He used a block of ice
Bir buz kütlesi kullandı
engellemek
bir şeyin hareket etmesini önlemek
The fallen tree blocks the road
Devrilmiş ağaç yolu engelliyor
kütük
infaz için kullanılan ahşap platform
The prisoner knelt on the block
Mahkum kütüğün önünde diz çöktü
susuz kalmak
Sahnedevücudun su kaybetmesi
You can dehydrate in the heat
Sıcakta susuz kalabilirsiniz
zaman
Sahnedeolayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
an
bir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
sıkmak
Sahnedebir şeyi kuvvetle bastırmak
Squeeze the lemon
Limonu sık
sevgili
romantik bir ilişki içinde olduğunuz kişi
She is my main squeeze
O benim sevgilim
sıkıştırmak
birini bir şey yapmaya zorlamak için baskı uygulamak
They tried to squeeze him into signing the contract
Onu sözleşmeyi imzalamaya zorlamak için sıkıştırdılar
aşmak
Sahnedebir şeyi aşmak veya üstesinden gelmek
It took her a long time to get past the failure
Başarısızlığı aşması uzun zaman aldı
yanından geçmek
birinin veya bir şeyin ötesine ilerlemek
Can you let me get past
Yanınızdan geçmeme izin verir misiniz
olmadan
Sahnedebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
olmadan
bir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
içeri girmek
Sahnedebir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
mevcut olmak
belirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
dahil olmak
bir durumda rol veya görev üstlenmek
Where does the expert come in
Uzman nerede devreye giriyor
gelmek
bir yere ulaşmak veya bir sırada yer almak
She came in first in the race
Yarışta birinci geldi
işe yaramak
bir durumda kullanışlı hale gelmek
This tool will come in handy later
Bu alet sonra işe yarayacak
dahil olmak
bir duruma katılmak veya rol almak
They asked me to come in on the project
Benden projeye dahil olmamı istediler
telsizden cevap vermek
telsiz çağrısına yanıt vermek
I called him on the radio, but he did not come in
Ona telsizden seslendim ama cevap vermedi
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
otobüs
Sahnedebüyük bir toplu taşıma aracı
I take the bus to work
İşe otobüsle giderim
otobüsle götürmek
birini otobüs kullanarak bir yere taşımak
They bus students to school
Öğrencileri okula otobüsle götürüyorlar
toplamak
masadaki kirli tabakları kaldırmak
He bussed the table after the meal
Yemekten sonra masayı topladı
bükmek
Sahnedebir şeyi bükerek şeklini değiştirmek
He tried to bend the metal bar
Metal çubuğu bükmeye çalıştı
dert yanmak
birine uzun süre boyunca sorunlarını anlatmak
He started to bend my ear about his problems
Sorunları hakkında bana dert yanmaya başladı
vurgun
derin su altından çok hızlı çıkınca oluşan ağrılı hastalık
The diver suffered from the bends
Dalgıç vurgun geçirdi.
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
biriyle karşılıklı konuşmak
We should talk to our neighbors
Komşularımızla sohbet etmeliyiz
şüphe duymak
Sahnedebir şeyden emin olmamak
I doubt he will come
Geleceğinden şüphe duyuyorum
müzik grubu
müzik yapan topluluk
The band is very good
Müzik grubu çok iyi
şüphelenmek
bir şeyin doğruluğuna inanmamak
I doubt that
Bundan şüpheleniyorum
şüphe
bir şeyin doğru olup olmadığından emin olamama hissi
I have some doubt about his story
Onun hikayesi hakkında biraz şüphem var
sus
Sahnedekonuşmayı bırakmak veya birini susturmak
Please shut up
Lütfen sus
susturmak
birinin konuşmayı bırakmasını sağlamak
Just shut up and listen
Sadece sus ve dinle
susmak
konuşmayı kesmek veya birine sessiz kalmasını söylemek
Please shut up while I am working
Çalışırken lütfen sus
susmak
konuşmayı bırakmak
Please shut up and listen
Lütfen sus ve beni dinle
atış
Sahnedesilahla ateş etmek
He fired a shot
Bir el ateş etti
fotoğraf
fotoğraf makinesi ile çekilen görüntü
That is a great shot
Bu harika bir fotoğraf
mahvolmuş
tamamen bozulmuş veya yok olmuş
My car engine is shot
Arabamın motoru mahvolmuş
tek
küçük miktarda güçlü alkollü içecek
He ordered a shot of tequila
Bir tek tekila sipariş etti
geri gelmek
Sahnedebir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
geri dönmek
bir dönem sonra yeniden popüler veya başarılı hale gelmek
Vintage clothes are coming back
Vintage kıyafetler yeniden popüler oluyor
ölmek
Sahnedecanlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
geri dönmek
Sahnedebir yere veya bir aktiviteye tekrar gitmek
I will get back to work
İşe geri döneceğim
geri almak
kaybedilen bir şeyi yeniden elde etmek
I want to get back my book
Kitabımı geri almak istiyorum
öcünü almak
birine yaptığı kötülüğe karşılık zarar vermek
He wanted to get back at her
Ondan öcünü almak istedi
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
arkasında
Sahnedebir şeyin arka kısmında
The cat is behind the sofa
Kedi kanepenin arkasında
gerisinde
zaman olarak daha sonra
He is behind schedule
Programın gerisinde kaldı
arkasında
birini desteklemek
We are behind you
Senin arkandayız
popo
vücudun üzerine oturulan arka kısmı
He fell on his behind
Poposunun üzerine düştü
arkasında
bir şeyin arka tarafındaki yer
The ball is behind the chair
Top sandalyenin arkasında
arkasındaki
bir olayın gerçekleşmesine sebep olan kişi veya şey
She is the force behind this project
O bu projenin arkasındaki güç
gizlice
birinin haberi olmadan
He did it behind my back
Bunu benim arkamdan yaptı
geride
bir yerden ayrılırken bir yerde bırakılan
He left his keys behind
Anahtarlarını geride bıraktı
şans
Sahnedeiyi veya kötü şeylerin gerçekleşmesine neden olan güç
Luck can change quickly
Şans hızla değişebilir
şans
tesadüfen gerçekleşen iyi şeyler
I had some good luck
Biraz şansım vardı
şans eseri bulmak
iyi bir talih sonucu bir şeye sahip olmak
He lucked into this amazing job
O şans eseri bu harika işi buldu
sihirli güç
Sahnedeimkansız şeyleri yapabilme gücü
The ring has magic
Yüzüğün sihirli gücü var
sihirbazlık
illüzyon yapma sanatı
He knows some magic
O biraz sihirbazlık biliyor
büyülü
sihirle ilgili veya sihirli güçleri olan
It was a magic moment
Büyülü bir andı
büyü
gizemli güçlerle olayları kontrol etme yeteneği
Magic is not real
Büyü gerçek değildir
geri çekmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeyden uzaklaştırmak
Pull back the curtain
Perdeyi geri çek
geri çekilmek
bir şeyden uzaklaşmak
The army decided to pull back
Ordu geri çekilmeye karar verdi
dahil
Sahnedebir şeye dahil olmak
He is too up in this
Buna çok fazla dahil oldu
yukarısında
bir mekanın üst kısımlarında veya yüksek bir noktasında bulunma durumu
The cat is up in the tree
Kedi ağacın tepesinde
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bakmak
Sahnedegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
aramak
birini ya da bir şeyi bulmaya çalışmak
I looked for my keys
Anahtarlarımı aradım
oğul
Sahnedeebeveynlerin erkek çocuğu
He is my son
O benim oğlum
oğul
erkek çocuk
He is their only son
O onların tek oğlu.
hasta
Sahnedekendini iyi hissetmeyen
I feel sick today
Bugün hasta hissediyorum
müthiş
çok iyi veya etkileyici argo
That car is sick
Bu araba müthiş
iğrenç
tiksinme duygusu uyandıran
This is a sick joke
Bu iğrenç bir şaka
bıkkın
bir şeyden uzun süre maruz kaldığı için sıkılmış olma durumu
I am sick of this noise
Bu gürültüden bıktım
hesaplamak
Sahnedebir durumu anlamak için mantık yürütmek
If you do the math, you will see it is too expensive
Hesapladığında, bunun çok pahalı olduğunu göreceksin
devam etmek
Sahnedebir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
tutmak
bir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
önlemek
bir şeyin gelmesini veya olmasını engellemek
This fence keeps the dog out
Bu çit köpeğin içeri girmesini önler