

The Walking Dead — Season 5 Episode 2
Kelimeler ve anlamları
418 kelime
Seviye
kokmak
Sahnedebir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
kokusunu almak
bir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
koku
burunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
konserve
Sahnedesızdırmaz metal bir kapta saklanmış
I bought some canned corn
Biraz konserve mısır aldım
kovulmuş
işten çıkarılmış
He got canned yesterday
Dün işten kovuldu
konserve
önceden hazırlanıp saklanmış
We ate canned food
Konserve gıda yedik
paniklemek
Sahnedeaniden güçlü bir korku hissetmek
Don't panic
Panikleme
panikletmek
birine aniden şiddetli korku hissettirmek
The loud noise began to panic the animals
Yüksek ses hayvanları panikletmeye başladı
bezelye
Sahnedebir kapsül içinde büyüyen küçük yeşil sebze
I like eating peas
Bezelye yemeyi severim
kulak
Sahnedeişitmemizi sağlayan organ
I have two ears
İki kulağım var
kulak
bir şeyi anlama veya ayırt etme yeteneği
She has a good ear for music
Müziğe iyi bir kulağı var
mühimmat
Sahnedesilahlardan atılan mermi veya patlayıcılar
The army ran out of ammunition
Ordunun mühimmatı tükendi
koz
bir iddiayı desteklemek veya bir hedefe ulaşmak için kullanılan araçlar
His mistake gave me the ammunition to win the argument
Onun hatası tartışmayı kazanmam için bana gereken kozu verdi
tamir etmek
Sahnedebozulan bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
Can you fix my bike?
Bisikletimi tamir edebilir misin?
hazırlamak
bir şeyi hazır hale getirmek
I will fix a sandwich for you
Senin için bir sandviç hazırlayacağım
sabitlemek
bir şeyi hareket etmeyecek duruma getirmek
He fixed the picture to the wall
Resmi duvara sabitledi
nefret etmek
birinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I fix people who lie
Yalan söyleyen insanlardan nefret ederim
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
artık
Sahnedekullanıldıktan veya tüketildikten sonra geri kalan
We ate leftover pizza for lunch
Öğle yemeğinde artan pizzayı yedik
hapishane
Sahnedesuç işleyenlerin cezalandırıldığı yer
He is in prison
O hapishanede
cezaevi
suçluların kapatıldığı yer
The prison is very old
Cezaevi çok eski
tam burada
tam olarak bu noktada veya yerde
I will wait for you right here
Seni tam burada bekleyeceğim
hatırlatmak
Sahnedebirine bir şeyi hatırlamasını sağlamak
Please remind me to call him
Lütfen ona telefon etmemi hatırlat
geri almak
kaybedilen bir şeyi yeniden elde etmek
I want to get back my book
Kitabımı geri almak istiyorum
geri dönmek
bir yere veya bir aktiviteye tekrar gitmek
I will get back to work
İşe geri döneceğim
barışmak
bir sorun yaşadıktan sonra biriyle arayı düzeltmek
They decided to get back together
Tekrar bir araya gelmeye karar verdiler
her şey
Sahnedeher bir şey
Everything is ready
Her şey hazır
her şey
tüm şeyler
He lost everything
Her şeyi kaybetti
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
dayanmak
zor bir durumda idare etmek
How are you holding up
Nasıl dayanıyorsun
geciktirmek
birinin geç kalmasına neden olmak
Traffic held me up
Trafik beni geciktirdi
soymak
silahla gasp etmek
They tried to hold up the store
Mağazayı soymaya çalıştılar
tutmak
bir şeyi yukarıda tutmak
These pillars hold up the roof
Bu sütunlar çatıyı tutuyor
belki
Sahnedebelirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
belki
muhtemelen
Maybe he is late
Belki geç kalmıştır
önem
Sahnedeönem veya değer
It does not matter
Önemli değil
konu
tartışılan konu veya durum
This is a private matter
Bu özel bir konudur
madde
evrendeki fiziksel şeyler
All matter has mass
Tüm maddelerin kütlesi vardır
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
yavaşlamak
daha düşük bir hızla hareket etmek veya gerçekleşmek
The car began to slow down
Araba yavaşlamaya başladı
hızı azaltmak
daha yavaş gitmek
Please slow down
Lütfen yavaşla
yavaşlamak
bir hareketin veya sürecin hızını azaltmak
You should slow down before the corner
Virajdan önce yavaşlamalısın
yavaşlatmak
bir şeyin hızını azaltmak
You should slow down your car
Arabanı yavaşlatmalısın
yavaşlamak
düşük bir hızda hareket etmek
Please slow down when driving in the rain
Yağmurda araba sürerken lütfen yavaşla
bozulmak
düzgün çalışmayı bırakmak
The system went wrong
Sistem bozuldu
hata yapmak
bir hata yapmak veya yanlış bir şey yapmak
I think you went wrong on this question
Bence bu soruda hata yaptın
kaşıntı
Sahnedekaşıma isteği uyandıran deri hissi
I have an itch on my leg
Bacağımda bir kaşıntı var
güçlü istek
bir şeyi yapma konusundaki yoğun arzu
He has an itch to explore
Keşfetme isteği var
kaşınmak
vücutta oluşan rahatsız edici bir his nedeniyle cildi ovalama ihtiyacı hissetmek
My arm itches because of the mosquito bite
Sivrisinek ısırığından dolayı kolum kaşınıyor
dayanmak
Sahnedezor bir şeye dayanabilecek güçte olmak
The building can withstand an earthquake
Bina bir depreme dayanabilir
dayanmak
bir şeye karşı güçlü olmak
The house can withstand strong winds
Ev güçlü rüzgarlara dayanabilir
içmek
Sahnedevücuda sıvı almak
I drink water
Su içerim
içecek
içilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içki içmek
alkollü içecek tüketmek
He does not drink
O içki içmez
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
kontrol etmek
Sahnedebir şeyin doğru olup olmadığını incelemek
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
hesap
ödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
teslim etmek
bir şeyi geçici olarak emanete bırakmak
You can check your bags here
Çantalarınızı buraya teslim edebilirsiniz
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
silah
Sahnedemermi atan alet
The man has a gun
Adamın bir silahı var
ateş etmek
silahla ateş etmek
He gunned the target
Hedefe ateş etti
tabanca
bir maddeyi püskürten cihaz
She used a glue gun
Silikon tabancası kullandı
silah
mermi atarak ateş eden bir silah
He hid the gun in his bag
Silahı çantasına sakladı
etrafına bakmak
çevresindeki şeyleri görmek için bakmak
Look around the room
Odanın etrafına bak
göz gezdirmek
bir şeyi bulmak için farklı yerlere bakmak
I will look around for a gift
Hediye için etrafa bakacağım
etrafı gezmek
bir yerdeki şeyleri incelemek
I want to look around the shop
Dükkanı bir gezmek istiyorum
etrafına bakmak
etrafta neler olduğunu görmek için farklı yönlere bakmak
She looked around the room
Odanın etrafına baktı
bastırmak
Sahnedebir şeyi hareket ettirmek için baskı uygulamak
Push the button
Düğmeye bas
zorlamak
Sahnedebirini bir şey yapmaya teşvik etmek
My parents push me to study
Ailem beni ders çalışmaya zorluyor
uyuşturucu satmak
yasadışı uyuşturucu maddeleri insanlara satmaya çalışmak
He was caught pushing drugs on the street
Sokakta uyuşturucu satarken yakalandı
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
nefret etmek
Sahnedebir şeyden çok güçlü bir şekilde nefret etmek
I abhor violence
Şiddetten nefret ederim
minnettar
Sahnedeşükran duyan veya teşekkür eden
I am grateful for your help
Yardımın için minnettarım
raf
Sahnedeeşyaları koymak için kullanılan düz tahta
Put the book on the shelf
Kitabı rafa koy
depo
Sahnedeeşyaları saklamak için kullanılan oda
The boxes are in the storeroom
Kutular depoda
gün doğumu
Sahnedegüneşin doğduğu an
We woke up at sunup
Gün doğumunda uyandık
burada
bir yerin dışında veya uzağında
It is very cold out here
Burada hava çok soğuk
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
Sahnededaha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
korkutmak
Sahnedebirini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
korku
ani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
baştan başlamak
en baştan tekrar başlamak
I want to start over
Baştan başlamak istiyorum
veya benzeri
veya buna benzer bir şey
Do you want some tea or something?
Çay veya benzeri bir şey ister misin?
falan
veya benzeri bir şey
Do you want coffee or something
Kahve falan ister misin
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
yakın
Sahnedekısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
bitirmek
bir süreci sonlandırmak
We will close the meeting soon
Toplantıyı yakında bitireceğiz
kapatmak
bir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
mahremiyet
Sahnedebaşkalarının müdahalesi veya dikkatinden uzak olma durumu
I value my privacy
Mahremiyetime önem veririm
içinde
Sahnedebir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeride
bir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
içinde
bir nesnenin veya yerin içi
The cat is inside the box
Kedi kutunun içinde
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
esir
Sahnedebir yerde tutulan ve ayrılamayan kişi
The soldiers held the captive
Askerler esiri tuttular
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
olmak
belirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
anlamak
bir şeyi kavramak
I don't get it
Bunu anlamıyorum
yeniden başlatmak
Sahnedebir şeyi tekrar başlatmak
I need to restart my computer
Bilgisayarımı yeniden başlatmam gerekiyor
binmek
bir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
dahil olmak
bir durumun veya faaliyetin parçası olmaya başlamak
I want to get in the game
Oyuna dahil olmak istiyorum
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
delik
Sahnedekatı bir nesnenin içindeki boşluk
There is a hole in the wall
Duvarda bir delik var
borç batağı
maddi olarak zor durumda olma hali
He is in a deep financial hole
Derin bir borç batağında
kapmak
Sahnedebir şeyi elinle hızla almak
She reached out to grab the bag
Çantayı kapmak için uzandı
çevrelemek
bir şeyi her taraftan sarmak
The walls grab the garden
Duvarlar bahçeyi çevreliyor
beklemek
Sahnedebir şey olana kadar bir yerde durmak
I will wait here for you
Seni burada bekleyeceğim
aramak
birini telefonla aramak
I will wait you at eight
Seni sekizde arayacağım
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
bahsetmek
Sahnedebir şeyden kısaca söz etmek
He didn't mention the price
Fiyattan bahsetmedi
değinmek
bir konuya kısaca değinmek
Please mention your experience in the letter
Lütfen mektupta deneyiminizden değinin
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
devam etmek
Sahnedebir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
tutmak
Sahnedebir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
şanslı
Sahnedeiyi şansa sahip olan
I am very lucky
Çok şanslıyım
sıkmak
Sahnedebir şeyi daha sıkı hale getirmek
Tighten the screw
Vidayı sık
mağaza
Sahnedeürünlerin satıldığı yer
I am going to the store
Mağazaya gidiyorum
depolamak
bir şeyi sonra kullanmak için bir yere koymak
Store the grain in the barn
Tahılları ahıra depola
saklamak
eşyaları sonra kullanmak için bir yere koymak
Store your clothes in the attic
Kıyafetlerini tavan arasına sakla
stok
gelecekte kullanım için biriktirilen şeyler
We have a store of food
Yiyecek stokumuz var
yol
Sahnedearaçlar için yapılmış uzun ve sert zemin
The road is long
Yol uzun
yol
araçların ve insanların seyahat ettiği döşeli geçit
The road is very long
Yol çok uzun
yol
ilerideki bir zaman veya durum
We have a long road ahead of us
Önümüzde uzun bir yol var
balçıkla kaplamak
Sahnedebir şeyi kalın ve ıslak bir maddeyle kaplamak
The monster slimes everything it touches
Canavar dokunduğu her şeyi balçıkla kaplıyor
balçık
Sahnedeyumuşak, ıslak ve kaygan madde
There is green slime on the rock
Kayanın üzerinde yeşil bir balçık var
son
Sahnedebir şeyin son kısmı
This is the end of the road
Bu yolun sonu
bitmek
Sahnedesona ermek veya durmak
The movie ends now
Film şimdi bitiyor
uç
bir şeyin en uzak noktası
He stood at the end of the road
Yolun ucunda duruyordu
taraf
bir durumun belirli bir kişiye ait olan kısmı
Everything is fine on my end
Benim tarafımda her şey yolunda
avlamak
Sahnedeyemek için hayvanları arayıp öldürmek
Lions hunt zebras
Aslanlar zebraları avlar
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am hunting for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
bukleler
Sahnedespiral şekiller oluşturan saçlar
She has beautiful curlies
Onun güzel bukleleri var
komünyon
Sahnedeekmek ve şarabın paylaşıldığı Hristiyan ayini
He received communion
Komünyon aldı
komünyon
Sahnedeinsanların ekmek yiyip şarap içtiği Hristiyan töreni
The communion is a sacred rite
Komünyon kutsal bir ayindir
manevi bağ
biriyle veya bir şeyle paylaşılan yakın ilişki veya ortak duygu
They felt a sense of communion with nature
Doğayla bir manevi bağ hissettiler
tehlike
Sahnedezarar görme veya yaralanma olasılığı
The sign warns of danger
Tabela tehlikeye karşı uyarıyor
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
konaklama
bir yerde geçirilen süre
Enjoy your stay
Konaklamanızın tadını çıkarın
durdurmak
bir şeyin bir süreliğine gerçekleşmesini engellemek
The court decided to stay the proceedings
Mahkeme davayı durdurmaya karar verdi
teslim olmak
Sahnedesavaşmayı veya direnmeyi bırakmak
The army had to surrender
Ordu teslim olmak zorunda kaldı
tehlikede
kaybedilme veya zarar görme riski altında olan
My job is at stake
İşim tehlikede
şeyler
Sahnedebir nesne, fikir veya durum
Some things are hard to explain
Bazı şeyler açıklanması zordur
konular
bir konu veya ilgi alanı
We discussed many things
Birçok konu hakkında konuştuk
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
söz
Sahnedebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
gelecek vaadi
kişinin gelecekte başarılı olacağına dair işaret
The young athlete shows great promise
Genç sporcu büyük gelecek vaadi gösteriyor
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
dışarıda
bir yerin veya iç kısmın uzağında
It is cold out there
Dışarısı soğuk
oralarda
dünyanın herhangi bir yerinde mevcut olan
There are many options out there
Oralarda birçok seçenek var
sıra dışı
tuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
oralarda bir yerlerde
dünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
devreye girmek
etkisini göstermeye başlamak
The medicine will kick in soon
İlaç yakında etkisini gösterecek
tekmeleyerek açmak
bir şeyi tekmeleyerek zorla açmak
The police kicked in the door
Polis kapıyı tekmeleyerek açtı
katkıda bulunmak
para veya yardım vermek
We all kicked in ten dollars
Hepimiz onar dolar verdik
içeri gel
bir yere girmek için yapılan davet
Please come on in
Lütfen içeri gel
tetikte olma
Sahnedetehlikeden kaçınmak için dikkatli olma durumu
You must keep your guard up
Tetikte olmalısın
korumak
güvenliği sağlamak için gözetlemek
The dog guards the house
Köpek evi korur
koruma
bir yeri veya kişileri koruyan kişi
The guard is at the door
Koruma kapıda duruyor
yani
söylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
bahse girmek
Sahnedebir şeyden çok emin olmak
I bet he is late
Bahse girerim geç kalmıştır
kesinlikle
evet demek veya güçlü bir şekilde onaylamak için kullanılır
Want to go? Bet
Gitmek ister misin? Tabii ki
bahis oynamak
bir oyun veya yarış için para riske atmak
He bet on the red car
Kırmızı arabaya bahis oynadı
bahse girmek
bir sonuç üzerine para yatırmak
I bet ten dollars on the game
Maça on dolar yatırdım
hiçbiri
Sahnedebir grup içinden hiçbiri
None of the students failed
Öğrencilerin hiçbiri kalmadı